31 Aralık 2015 Perşembe

Aynaya baktım yüzüme



Aynaya baktım da yüzüme
Çizgiler göründü gözüme
Yılların iziymiş dediler
Bir telaştır düştü özüme

Anaların duası tutarmış
Bak saçım sakalım ağarmış
Binende yük belim bükermiş
Yaşım sızı oldu dizime

Her yıl bir yaş yaşadım gerçek
Her yaşa uygun tavır gerek
Kah ağlayarak kah gülerek
Ben de çıktım bak sen düzüme

Gayrı inişe biz de geçtik
Dünyada sefa yedik içtik
Gidişi desem de biz seçtik
Bakmayın siz benim sözüme

Dua ile!
31.12.2015

GARİBCE 

Ben Müslümanım, sade kendimi yazdım!


Ben Müslümanım domuz mu asla yemem
Lakin domuzluk nedir bilmem diyemem

Ben Müslümanım örterim güya başımı
Lakin haram helal demem yerim aşımı

Ben Müslümanım kılarım daim beşimi
Huy olmuştur bende savsaklarım işimi

Ben Müslümanım oruçsuz asla edemem
Ahde vefa mı dedin ona söz veremem

Ben Müslümanın beşime beş de eklerim
Göğe ağar yatırlardan gör dileklerim

Ben Müslümanım camide olsa da fikrim
Kasa masa nisadır benim yeni zikrim

Ben Müslümanın sektirmem oruç tutarım
Bozulmaz, deveyi havuduyla yutarım

Ben Müslümanın veririm fitre arpadan
Yanaşamaz fukara yanıma tafradan

Ben Müslümanın nicedir şeytan taşlarım
Öğrendim gayrı nice masum haşlarım

Ben Müslümanın dilim daim okur ayet
Düşme, bir de ben vururum düşersen şayet

Ben Müslümanın zikri daim benim halim
Zehirden ağu akıtır keskindir dilim

Ben Müslümanın ahlak benim neyime
Beş yıldızlı umrede bakarım keyfime

Kimse alınmasın Garibcedir avazım
Ben Müslümanım ya sade kendimi yazdım

Dua ile!
31.12.2015
GARİBCE 

Zaman kötü


Zaman kötü diye ezber eden uygar
İşlediğin kötülük senden değil mi

Hazza sebep ruhun çektiği acılar
Ağında av olduğun tenden değil mi

İnanırsam her ne söylerse  falcılar
Zamana ne hamakat benden değil mi

Arşı tutar zulüm kirlenir bacılar
Sebep harama uçkur çözen değil mi

Garibce boşa mı çeker nice sancılar
Her kim ki buldu ceza,  eden değil mi

Zaman bir handır içindeki yolcular
HAY’dan gelip de HU’ya giden değil mi

Dua ile!
31.12.2015

GARİBCE 

29 Aralık 2015 Salı

“Her yaşın bir akıl seviyesi vardır!” (S. Tuğ)


Dün dönemin son dersi idi. Kapanışı hitamuhu misk olsun diye sevgili serhadememiz Salih Tuğ hocamızla yaptık. Kurucu dekanımızı, o güzel insanı yeni talebelerimizin de tanımasını ve onun gülen bilge yüzünü onların da görüp feyz almalarını istedim. Değerli bir hocayı tanımış olmanın kıymetini erbabı çok iyi bilir. Söz gelimi ben, Hamidullah Hocayı tanımış olmamı, hocanın ağırlığınca bilgi ile değişmem. Bu bir lütuf ve nasip meselesi. Bir de kıymet bilme meselesi. Yağmur her yere eşit yağar da ondan ancak kabını açanlar suyunu doldurur.
Hoca bir iki saate yakın bizimle konuştu en başından başlayıp günümüze kadar getirdi. Önünde de imzasını attığı daha yeni kisveyi taba bürünmüş kocaman bir kitap duruyordu.
Sözün başında ilkokula kaydı sırasında öğretmenin ördek nasıl yüzer gibisinden birkaç soru sorduğunu ve bunu ikinci sınıfa yazın dediğini anlattıktan sonra “iyi mi etti bilmem” dedi ve ekledi: “Her yaşın bir akıl seviyesi vardır!”. Ondan sonra da açıklayarak kendi yaşıtları arasında olmamanın zorluklarından bahsetti. Öyle ya ötekiler bir yaş ileride, haliyle akılları daha gelişmiş halde iken onlarla yarışmak zorlanmaya sebep olabilir. Yetmiş yaşındaki bir insan için bir yaş yetmişte bir iken  altı yaşında bir yaş altıda bir eder. Arada muazzam fark vardır. O yaşlardaki bir çocuk için bir yıl çok büyük mesafe demektir. Hoca  o küçücük yaşında kendinden büyük sınıf arkadaşlarıyla yarışmak durumunda kalınca belli ki zorlanmış ama yine de hiç arkada kalmamış. Ailenin küçük iken kendisi üzerine eğilmesi ve bir takım şeyleri öğretmiş olması onu kendinden bir yaş büyük çocukların seviyesine bilgi düzeyi olarak çıkarsa da akıl olarak elbette ki aynı düzey için bir yıl beklemesi gerekti. Onlar da aynı şekilde o yaşı yaşayacaklarından ara haliyle -özellikle ilk yıllarda- kapanmayacaktı.
Aynı durum GARİBCE  için de geçerliydi. Bizim köyümüzde okul çok geç açılmıştı. İlk kez babam Garib Ali’nin dükkân olmak üzere yaptırdığı yerde okul açılmıştı. O sene şimdi Adliye Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığından emekli Toroslu Ehmet ve gene şimdi emekli olan Müftüler Hüseyin ve Mehmet agalarım gibi ergenliğe adım atmak üzere olan/ kimi de atmış olan koca koca çocukları ilk mektep bire yazdırmışlardı. Ertesi yıl Kala’da bir samanlıkta okumuşlardı. Üçüncü sene de bu kez gene bizim evde okumaya devam etmişlerdi. Ev diye biz yüklüğün kayılı olduğu, ambarın bulunduğu en büyük bölüme derdik. Okul bizim evimiz olduğu için ben de heveslenir ve devam ederdim. Ali Ertürk öğretmen benim bu işi kotarabileceğime inanmış olmalı ki beni de okula kaydetmişti ve böylece ben de okula bir yıl öncesinden başlamış oldum. Aynı evden Hüseyin abim üçte oluyordu. Onun küçüğü Fadime ablam büyük kız olduğu için okula verilmemişti. Onun küçüğü Naciye ablam da Abimle aynı şekilde başlamış ve üçüncü sınıfta idi. Ben de birinci sınıfta. Yani abimle aramızda iki çocuk vardı, bu nereden baksan altı-yedi yaş eder, ama sınıf olarak aramızda iki yıl vardı. Ben nasıl okudum, neler yaşadım çok iyi hatırlamıyorum. Ama şiir okumak için çatal merdivenin başına çıktığımda ağladığımı ve beni görünce babam Garib Ali’nin da ağladığını, öğretmenin hemen beni gelip kucağına alarak oradan indirdiğini ve teselli ettiğini hatırlıyorum. Mezun olur olmaz da yeni açılan İmam Hatip okuluna gene Rahmetli babamın öncülüğünde sekiz çocukla birlikte yazılmıştık. Köyümüz okulundaki iri talebeler genellikle ilk açıldığı yılda girdikleri için ilk mezuniyetle onlar uçup gitmişlerdi,  üçüncü mezunlar olan bizler birbirimize yakın yaş aralığında idik. Ben içlerinde en küçüklerinden idim. Evde boğuşmalarda en altta hep ben kalırdım. Beni kollayan rahmetli babamın dayısı Veli dayının torunu bir iki yıl Kuran kurslarında okumuş Hacı Osman (merhum) olmasaydı belki çok dayak da yerdim.
Derslerde ise en iyileri bendim. Buna rağmen bir yazılı imtihanda yanlış yazmışım diye müdürün epey bir okşamadan sonra ensemin köküne indirdi balyoz gibi yumrukla altıma kaçırmadan da edememiştim.
Asıl diyeceğim o ki, abim bir yıl gecikmeli olarak Diyarbakır İmam Hatip okuluna yatılı gitmişti, ben de bir yıl sonra Develi İmam hatibine yazılmıştım. O daha ilk yıl şubat tatiline döndüğünde köyde vaaz etmeye kalkmıştı. O her şeyden anlıyordu. Benim aklım ise hiçbir şeye yetmiyordu. Üst üste dört yıl okul birincisi ben olmuşum, resmim iftihar listesine asılmıştı. Bilgi yarışmalarında sınıfımı ben temsil etmiş ve birincilik kazandırmıştım. Ama münazaralara gelince ben orada hiç yoktum. Çünkü ben on bir yaşında iken mahkeme kararıyla yaşlarını küçültmüş olan abilerimiz de aynı şekilde bizim sınıftaydı. Benim zekam bilgileri öğrenmeye yetiyordu ama akıl ve muhakeme başka şeydi. O da bana gelmek için belli ki sırasını bekliyor, belli ölçüde yaş yaşamamı gerekli görüyordu. Akıl yaşta değil baştaydı ama aklı başa da şey getirirdi. Ben bunu böylece yaşayarak öğrenmiştim.
Çocuklarınızı vaktinden evvel okula yazdırma konusunda acele ederken bir daha düşünün derim.
Dua ile!
29.12.2015

GARİBCE



26 Aralık 2015 Cumartesi

Salih amel acı sabır

  
Yüzü aktır deri kömür
İnsanlıktan duyar onur
İhsan eden koca ömür
Gül derer gönül bağında

Salih amel acı sabır
Elden tutar olur Hızır
Huri gılman bekler  hazır
Yedi cennet uçmağında

Bülbül olur öter bağda
Yankı bulur sesi dağda
Yitmez özü ergen çağda
Av olmaz şeytan ağında

GARİBCE muhtaç af gerek
Cümle halka insaf gerek
Ayine-i dil saf gerek
Yüce Hakkın divanında

Dua ile!
26.12.2015

GARİBCE 

Cennet arar yatağında




Tembellik ruhuna işler
Üşencinden altına işer
Armudu ağzında düşler
Cennet arar yatağında

Tembeldir, hep kalır işler
Lakin ücret peşin düşler
Bilmez genzine şeytan işer
Yatar günün şafağında

Kara cahil bilmez sınır
Yüzü abus gören tanır
Şeytan ipin kırmış sanır
Baykuş bülbül otağında

İşi fitne ateş yakar
Ahu enin arşı tutar
Döner sonra huzur arar
Beyhude Hasan dağında

GARİBCE sanma şom avaz
Hakka daim tutar niyaz
Lal bir dille kırık bir saz
Ünler internet ağında

Dua ile!
26.12.2015

GARİBCE 

Tarımda ufuk


Allah adıyla ekersen bider
Her tanede yedi başak biter
Her başakta olur da yüz tane
Hasıla bire yedi yüz eder
(el-Bakara 2/261’den[i] mülhem)

Dua ile!
26.12.2015
GARİBCE 



[i] مَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ وَاللَّهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ (261)

Düşlesem düşüm olsa!



Nazlıca bir kedi olsam
Sahip şefkat kucağında
İçim huzur sevgi dolsam
Kerem dolu ocağında

Bir kuzu olsam kırlarda
Otlasam düzde bayırda
Oynasam hep orda burda
Çayır dolu bucağında

Güvercin olsam göklerde
Sevgim olsa yüreklerde
Yerim olsa dileklerde
Şu çelik kanat çağında

Kutlu bir kırlangıç olsam
Sonsuzluğa kanat çırpsam
Çamurdan bir yuva yapsam
Şefkat damı saçağında

Koç olup gökten armağan
İnsanlığa olsam kurban
Kolaysa gel sen de sınan
İbrahim’in bıçağında

Asa olsam Musa elinde
Hayat bulsam İsa dilinde
Aşk ateşi olan gönlünde
Bekler vuslat Tur dağında

Deve olsam çıksam kayadan
Lütuf deyu Yüce Mevladan
Selamet bulunmaz beladan
Olursa çıkar odağında

Derelerde olsam balık
Halim anca bilir Halık
Olsam güllük gülistanlık
Nar-ı Nemrut sıcağında

GARİBCE kulluk bana kafi
Derdimdir derdime Şâfi
Cümle fani hüve’l-bâki
Yazar İslam sancağında

Dua ile!
26.12.2015
GARİBCE 


Veremez hesabı kimse tartarsa adliyle!


Koca bir gün geçti gelemedim kendime
De hele bu kaçıncı yıldır geçen böyle
Ağlasam yeridir düşüp onmaz derdime
Umut ne, aptal başım bari onu söyle

Dayamışsın altmışına varıp merdiven
Olgun başak sanır Haccac misali gören
Neye karşılık bunca ömürden giden
Haydi, gel de bir hesap ver görelim şöyle

Zerre miskal hayır eden bil hayra erer
Şerse şayet ektiği tohum devşirir şer
Kimsenin yaptığı yanına kalmaz kar
Kişi bulurmuş ne gönderdiyse eliyle

Adam dediğin düşmanca emin biline
Anın içün olmak gerek sahip eline
Hem diline hakim hem iffetle beline
Ve illa nar-ı cahime günah seliyle

Dünya dediğin değil mi oyun eğlence
On para vermezsin  hakikatin bilince
Lakin bilmez GARİBCE yüzüne gülünce
Alır aklın baştan yazık fettan diliyle

Rahmetinle Ya Rabb sen mukayyed ol bize
Aczimiz ayyuka çıkar ne hacet söze
Veremez hesabı kimse kor düşer  öze
Kurulup anda mizan tartarsa  adliyle
Dua ile!
25.12.2015
GARİBCE


25 Aralık 2015 Cuma

Gökte yıldızların çokluğu Yerde aydınlığın yokluğu



Çıktım çocukluktan bir yaşa erdim
Hayırdır deyü tahsil yoluna girdim

Kitap okumak olmalıymış tutkum
Açtım okudum lakin tutuldu nutkum

İçinde hiç insan yoktu kimi ermiş
Kimi evliya sahibi keramet imiş

Kimi gökte yıldız edermiş inayet
Kamaştı gözlerim ettim hayret

Baktım önümden giden yok mu diye
Aradı onlardan gözlerim nafile

Nerde sahibi erdem biri varsa
Hepsi yıldız olmuş şimdi göklerde

İmdi ben kimin izin takip ederim
Gitceğim yere böyle nasıl giderim

Neden gidenler önümden gitmez
Menakıba boğuldum sonu gelmez

Hocalar anlatır gene aynı tarzda
Ne kadar eslaf varsa hep yukarda

Benim dünyamda kimse yok baksana
Elim tutup yürek verecek bana

Umudum bitti tükendi ahir kelam
Dedim ben onlar gibi hiç olamam

Ben aciz bir kul idim ne yapsam da
Anca bende olurdum kapılarında

Uğraşsam da var güç eninde sonunda
Onlar gibi olmak çabaydı boşuna

Acep lazım mıydı onları bir kere
Yüceltmek için çıkarmak ta göklere

Ne güzel olur düşselerdi önüme
Bir güven gelseydi naçiz özüme

Aynı yoldayız bak derdim kendime
Dört bir elle sarılırdım işime

Madem derdim onlar vardı sen de elbet
Varırsın yollarını izlersen şayet

Ve benim ardımdan gelenler keza
Yerine göre geçerdi beni belki de

Ebed müddet olurdu bu bir fırsat
İşte o an hasıl olurdu maksat

Yıldızlar ne kadar çoksa göklerde
Bu demek dünyan karanlıktır yerde

Garibce derler aldırma kıt aklı var
Taş düşer başına arada bir sayıklar

Dua ile!
24.12.2015

GARİBCE 

23 Aralık 2015 Çarşamba

Bütün yollar Allah'a çıkar (mı?)


Bütün yollar Allah'a çıkar diyorlar.
Garibce de der ki: Eğer bu söz doğru ise şu anda hangi yolda olduğunun hiç önemi yoktur. Yolun hakkını ver yeter. Dönüp dönüp ihdina's-sırata'l-müstakim diye yalvarmanın, Hak yola, kendilerine in’am ve ihsanda bulunulanların yoluna ermek için kendimizi paralamanın manası da yoktur.
Kur'an’da sırat =yol kelimesi 48 yerde geçiyor ve Allah’a giden yol hep müstakîm olmak üzere niteleniyor. Belli ki her yol değil, dosdoğru yol. Hakka götüren yol. Ayrıca Doğru yolu bırakıp da başka yollara girersek o takdirde O’nun yolundan çıkmış ve sapmış olacağımızdan[i] bahsediliyor.
Bir de Şeytan’ın Allah’a giden doğru yol üzerine oturup insanları o yoldan çıkarmak için türlü türlü desiselere baş vuracağından[ii] bahsediliyor. Eğer yoldan çıkmanın gene Allah’a götüren başka bir yola girmek gibi bir anlamı olsaydı o takdirde pek zarar ziyanımız olmazdı. Ha bu yol ha şeytanın iğvası sonucu tuttuğumuz yol pek fark etmezdi.
Bir de cehennemin yolundan[iii] bahsediliyor. Belli ki o yolu tutan cehenneme gider deniyor.
Ama denirse ki Cehennem de Allah’ın, o itibarla cehenneme giden de Allah’a gitmiş olur. O zaman başka. Sözü doğruya çıkarma pahasına cehenneme gitmeye Garibce’nin hiç niyeti yok. Giden gitsin, İlâ cehenneme zümerâ… Yolu açık olsun.
Dua ile!
23.12.2015
GARİBCE



[i] { وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ (153)} [الأنعام: 153]
[ii] قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ (16) ثُمَّ لَآتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَائِلِهِمْ وَلَا تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ (17)
[iii] {احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ (22) مِنْ دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَى صِرَاطِ الْجَحِيمِ (23)} [الصافات: 22، 23]

Liyakat


Ederi ne liyakatin gayrı bilesin
Bizden değilsen şayet, sen adam değilsin 


(Mesela dedik yani) 


Tācuddīn es-Subkī’nin beyanına göre (Ṭabaḳātu'ş-Şāfiʿiyye, X, 200-201) yaşadığı dönemin en önde gelen muhaddisi olmasına rağmen ez-Zehebî (ö.748/1348), Eş’arî akidesini benimsediğinden şüphe edildiği için Dımaşk Eşrefiyye Dâru’l-hadisi’ne atanmamıştır. İyi mi?
Sevindirici olanı şu ki artık öyle değil. 
Varsa yoksa liyakat. 
O yüzden böyle gönlüm rahat.

Dua ile!
23.12.2015
GARİBCE

Not: Sübki'den nakledilen bilgi için H. Hansu'ya teşekkürler.

Münacat: Ya Rasulallah!


 Rahmet esintisi bizleri de bürür
Ananda güler yüzler ya Rasulallah

Ayrılan eşiğinden özlemle erir
Gülden yüzünü özler ya Rasulallah

Her kim saadet-i dareyn ister
Senin yolunu izler ya Rasulallah

Yol bulan havz-ı kevserine gelir
Seni arar tüm gözler ya Rasulallah

Örtücü olsak sen gibi alemde
Kalmaz kusur gizler ya Rasulallah

Garibce etse de cüret aczin bilir
Vasfında biter sözler ya Rasulallah

Dua ile!
23.12.2015
GARİBCE 

22 Aralık 2015 Salı

İklim-i dile sultanımsın ey Rasul!



Karardı dünyamız hafakanlar bastı
Ufkumuza yaşayan Kur'an ol da gel

Yokluğunda tuttuğumuz nice yastır
Onulmaz dertlerimiz, derman ol da gel

Doğ  da gel ufkumuza dolunay gibi
Zulmet-i zalama kim Furkan ol da gel

Ağdı da günahlar karardı yüzümüz
Cahimden azatlığa ferman ol da gel

Ya Rasul ıssız kaldı bak gönül tahtım
Kurul tahta can feda sultan ol da gel

Kul olmak devlettir bil sen ey Garibce
Felah için yoluna kurban ol da gel

Dua ile!
22.12.2015

GARİBCE 

İşaret edene mi, işaret edilene mi, işaret parmağına mı bakmalı?



Mesel (metafor) ile anlatım ne harika bir şey!
İlk kez Ahmet Turan Arslan Hoca’dan duymuş olduğum mesel şöyle: Adamın gözü şaşı imiş. Birine eliyle bir işarette bulunmuş. İşarette bulunduğu kimse bir eline bir de adamın gözüne bakıyor ve hangisine itibar edeceğine bir türlü karar veremiyormuş. Şaşı adam demiş ki: Sen bakma gözüme, elime bak elime!
Öyle ya hakikaten zor durum: Göz teması çok önemli ve o ruha açılan pencere gibi sanki. Oradan bir girebildin mi ruhun meramına ermek çok kolay sanki. Ama ya şaşı ise… İşte al sana musibet. Bu durumda imdada yetişen  bir çıkış yolu var; o da işaret eden ele bakmak. O zaman hedef isabetli olarak tespit edilebilir olmaktadır.
Bir başka mesel bu kez parmakla işaret edilen şey arasında tercihte bulunmaktır. Kime ait olduğunu bilmediğim bir söz de "parmak gökyüzünü gösterdiğinde sadece aptallar parmağa bakar" şeklindedir.
İmdi birileri bir şeyi işaret etmek üzere parmağını gösterse bize düşen şayet sözü edilen aptallardan değilsek parmağa mı bakmak yoksa parmağın işaret ettiği şeye mi?
İmdi her alanda temel referansımız olan kitabımız Kur’an, Yüce Allah’ımızın bize işaret ettiği şey midir? Yoksa onunla bir şeylere işaret mi etmektedir?
Usülde kullanılan tabir “delil”dir. Delil medlule  yani gösterilen şeye işaret eden şeydir. Yani aslolan bu ayetlerin kendileri değil,  delalet ettikleri gerçekliklerdir.
Medeniyetimiz fıkıh medeniyetidir ve fıkhımızın ilk kitabı da taharettir; yani temizlik konularıdır. İmdi bu temizlik kitabında gösterilenler bizatihi maksut mudur yoksa asıl olan onların işaret ettikleri temizlik midir?
Sevgili peygamberimizin elinde erak ağacından bir dal parçası ile işaret ettiğini düşündüğümüzde onun maksadı bizatihi bu dal parçasının önemi ve hatta kutsiyeti midir yoksa bununla yapılması istenilen ağız ve diş temizliği midir? Eğer elindeki ise o takdirde onu kullanmanın sünnet olması gerekir ve ona bir sürü methiyeler dizilmesi, özünde bir keramet aranması ve neredeyse ölüm hariç her derde deva olduğunun ispatına çalışılması gibi gayretler yerinde olur. Yok, maksat işaret ettiği ağız ve diş temizliği ise o takdirde iş değişir ve önemli olan temizliğin kendisi olur, aracı değil. Diş temizliği için erak ağacının dallarının kullanılması sünnet olmaz, günümüz imkan ve teknolojileri ile geliştirilen daha yaygın, daha kolay, daha ekonomik her türlü araç gereç işaret edilen maksadı gerçekleştirmek için araç işlevi görür ve bu araçların kullanılması değil, ama ağız ve diş temizliğinin yapılmış olması sünnet/ dini gereklilik olur.
Nisa 15. ayette kendi aralarında fuhuş irtikap eden kadınlar için müeyyide olarak belirtilen “evlerde tutulmaları”, eğer kendisi ile işaret edilen şey ise ve asıl kendine işaret edilen de onları ısla-ı nefs etmelerinin sağlanması ise, bu durumda onların ıslah-ı nefs etmelerini gerçekleştirmek için ıslahevlerinin kurulması halinde bu aracın evlerde tutulması aracının yerine geçmesi mümkün olur.
Kavvam olan erkeklerin aile reisi sıfatıyla dövmelerinin üçüncü bir yol olarak gösterilmesi bizatihi maksud olabileceği gibi, bununla bir şeye işaret edilmek istenmiş de olabilir. O da evlilik birliğinin olabildiğince kurtarılması ve sürdürülmesi için sorumlu olanların çaba göstermesidir. İmdi bu amacın gerçekleştirilmesi için yeni ve farklı yolların/ yöntemlerin bulunması mümkün olursa, o takdirde bunların dövme yerine ikame edilmesi mümkün ve hatta gerekli olabilir.
Elbette örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Allah bize akıl vermiş. Bu kullarımın akılları vardır, anlarlar diye de birçok şeye işaret buyurmuş. Ne ki kullarının akılları galiba fazla geliyor. O yüzden de akılları bazen mecrasından taşıp işaretin parmağı gibi nesnelere de takılı takılı veriyor ve orada öyle kalabiliyor.
Haydi hayırlısı!
Dua ile!
21.12.2015

GARİBCE 

21 Aralık 2015 Pazartesi

Tanrı Doyursundu Yarattığı Karnı




Allah’ım! İmanım var Rezzaksın sen
Öldürmezsin kulun açlığa neden

Lakin ölüyor milyonlarca yavru
Sanki içiyorlarmış gibi ağu

Yedi milyara yeterli ihtiyaç
Artardı nimet kalmazdı kimse aç

Yokluk değil bil ölüme götüren
Sebep ihtiras gözümüz bürüyen

Koyunu olan dokuz artı doksan
Yan bakar korkar elinde bir olan

Kiminde bin pul vardır kiminde bir
Kimi bire hasret nasıl taksimdir

Sen mi buyurdun adli ilahi bunu
Emri adlinden fehmimiz buydu

Ha bir de kader vardı bizce mahkum
Derler ki sen yazmışsın neyse hüküm

İsyan günahmış buna sebep kadere
Acından ölene çırpınmak boş yere

Yoksa doyurur Allah açları elbet
Böyle gitmezmiş dünya ilelebet

Oh rahatladım indi yük sırtımdan
Boşa utanmışım insanlığımdan

Doyursundu yarattığı karnı Tanrı
Dünyada cennet düşlemek bir sanrı

Bize ne Allah yeter rızka kefil
Öyle demiş dedesi de Ebu Cehil

Ya Rab! Bilmedik nice günah ettik
Kurt netsin biz kendi kendimiz yedik

Oysa esman tecelli eder bizde
Kulların rızkı bizim elimizde

Gene yırttık sözde yıkıp üstüne
Bakalım artık dünyanın keyfine

Bal kaymak  oldu gayrı hayat bize
Bir de var ya şöyle gelmesek göze

Canı çıkmış ne gam altta kalanın
Lafı mı olur yağmanın talanın

Ağız tadımız kalmamış ne keder
Herkes her dem illa ki bedel öder

Aldırma bilgemiz bile bak ne der:
Bu dünya böyle gelmiş böyle gider

Garibce bilir boşa ağar avaz
Yine de Hakka döner eder niyaz

Dua ile!
21.12.2015

GARİBCE

18 Aralık 2015 Cuma

Böyle garibce bencileyin


  
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin
Yunus

------oOo------
Daha gencecik iken yaşım
Gurbet ağarttı saçım başım
Hep horlandım acıdı aşım
Böyle garibce bencileyin

Ardından koştum nice düşün
Uyandım içine cümbüşün
Hayrı yok bildim bu gidişin
Böyle garibce bencileyin

Helal ararsan zordur geçim
Zulüm görürüm yanar içim
Yalan bilmezem Haktır işim
Böyle garibce bencileyin

Yaş yaşadım erdi kemale
Bugünkü yarına havale
Kapıldım nice ham hayale
Böyle garibce bencileyin

Nice kez bin günah ettim
Pişman oldum tevbe ettim
Şeytanı nidem kendim yettim
Böyle garibce bencileyin

Dua ile!
18.12.2015

GARİBCE 

Affet günahımız kefaret eyle




Daralıp kendini sıkma Seyrani
Rıza-ı Bariden çıkma Seyrani
Gönül Beytullahtır yıkma Seyrani
Elinden gelirse imaret eyle

-----oOo----
Yolum Hakka tek yol bilip bağlandım
Doğrularım şaşmaz sandım aldandım
Çalı dolanmadım ite dalandım
Akıl ver Allah’ım merhamet eyle

Hak hukuk bilmedim sövdüm selefe
Ne değer var hepsin saydım hurafe
Uyar mı bu demeden  hayrulhalefe
Affet Rabbim tümüne rahmet eyle

Değrmen sele gitse şakıldak derdim
Hakkı bilemedim bu yaşa erdim
Rabbim sana geldim özüm yerdim
En büyük hemmimiz ahiret eyle

Zahir oldu bak hali pür melalim
Gördüm zirvesinde acz imiş halim
Yehdillahu men yeşa diyen Hâdim
Gitsin körlük kalpte basiret eyle

Ömür biter geçer günler bî namaz
Yüzüm yoktur Rabbe nasıl edem naz
Garibce yakarır hep eder niyaz
Affet günahımız kefaret eyle

Dua ile!
18.12.2015

GARİBCE 

16 Aralık 2015 Çarşamba

Ne olacak bizim şu kızların hali!



Hz. Ömer –Selam olsun!-  ileri gelen sahabilerden Medain valisi olarak görev yapmakta olan Huzeyfe b. el-Yeman’ın Yahudi bir kadınla evlenmiş olduğunu duyunca derhal ona bir mektup gönderip  “Bu mektubum elinde geçtiğinde derhal onu boşa!” diye yazmıştı. İbn Cerir onun bu emrinin gerekçesini “insanların ehli kitap kadınlara sebep Müslüman kadınlara rağbet etmemesi endişesi” olduğunu söyler. (bk. İbn Kesir, Tefsir, I, 437)
Öyle ya  koca Ömer, ümmetin tümünün babası, nasıl kaygı etmezdi ki Müslüman kadınlarını!
Hicaz iklimi gereği genelde kara kuru kadınlar… Öbür tarafta beyaz, kimi sarışın, kimi mavi gözlü insanların başını aklından alan fettan kadınlar… Tamam din ehli kitap kadınlarla evlenmeyi helal kılıyor, bu doğru ve kimsenin helal olan bir şeyi haram kılma hakkı ve salahiyeti yok. İyi de şimdi  fetihlerle Cezire’nin dışına taşan bizim Müslüman erkekler, gittikleri yerlerdeki genç, güzel, bakımlı, gösterişli kadınlarla evlenmeye başlarlar ve bu giderek bir moda halini alırsa ne olacak şu bizim Müslüman kadınların hali. Haydi, sen Ömer ol da kaygılanma!
Garibce de kendi çapında benzer kaygılar taşıyor.
Dün bir fıkıh meraklısı Kur’an kursu öğreticisi hanım kardeşimizle tanıştık. Vaktiyle uzunca bir süre Almanya’da da görev yapmış. Laf lafı açtı, İslam’ın yumuşak karnı diye nitelediğimiz kadın konusu sohbete mevzu oldu.
Bendeniz Araplardaki unûse (evde kalmışlık) sorununun giderek en büyük sosyal problem olduğunu ve bunun giderek bizde de artık belirginleşmeye başladığını söyledim. O da Almanya’daki kızlarla ilgili gözlem ve tecrübesini aktardı.
Almanya’da bizim erkek gençler genelde Anadolu’dan kız götürüyorlar ya da oturum almak için Alman kızlarıyla evleniyorlar. Tamam, bunda bir sorun yok. Müslüman ehli kitap kadınlarla evlenebilir. Kitapta yeri var nasıl olsa.
İyi de bu kez oradaki bizim Müslüman kızlar ne olacak?
Pek çok alman genci bizim kızlarla evlenmek istiyorlar ve hatta kimileri bunu tercih sebebi bile görüyormuş. Hani içkisi yok, evine bağlı, ahlaken dürüst falan.
Ama bizim kızlar onlarla evlenemiyor.
Bizim oğlanlar da onları almıyor. Haydi, bakalım şimdi ne olacak bizim bu kızların hali.
Garibce şimdi bunları kendine nasıl dert edinmesin.
Ömer nerde? Ömer yok!
Dert çok, derman yok.
Eskilerin hükme mesnet teşkil etmek üzere ileri sürdükleri gerekçeler çekirdek aile yapısında tam tersine dönmüş halde. Ona da bakan yok.
İşimiz zor vesselam. Müslüman olmak tümden zor. Dindarlık ise hepten başa bela. Hele bir de işimiz dini kendilerinin mameleki gören kimselerden öğrenme, işlerimizin fetvasını onlardan alma şeklinde ise.
Kadın Amerika’da Avrapa’da Müslüman olmak istiyor. Soruyor ne lazım gelir? el-Cevab: Eşine teklif edilir, Müslüman olmazsa ayrılmanız gerekir.  Eşiyle hiçbir sorunu olmayan, dinine diyanetine karışmayan, neye inandığını kendine dert edinmeyen eşi ile evlilik hayatı sona erecekse başka bir ifade ile müslaman olması kadının yuvasını yıkacak ise o kadın niye Müslüman olsun ki? Hani İslam’ın amacı dünyada salah ahirette felahtı. Hani İslam artırır eksiltmezdi. Daha adım atmadan dünyası yıkıldı gitti. Bu nasıl salah? Böyle bir salahın felahı nasıl olur? Hz. Peygamber Müslüman olan hangi müşriğin nikahını yenilemiş, hangisini eşinden ayırmıştı? Kendi öz kızı Zeyneb’in kocası bile Bedir harbine müşriklerin safında katılmıştı. Zeyneb fidye-yi necat olarak bizzat annesi Hatice validemizin kendi elleriyle takmış olduğu gerdanlığı göndermişti.
Herkes kendi bulunduğu yeri kurtarmaya ve muhkem kılmaya çalışıyor. Kimse normal  Müslümanların halini gözetmiyor ve onların içinde bulunduğu gerçekliği dikkate alan cevaplar oluşturmaya çalışmıyor. Dindarlık zorlaştırmakla eş değerde görülüyor. Ve sonunda olan İslam’a oluyor. İslam bir din olarak hayatın dışına itiliyor, horlanan, alay edilen, çağdışı görülen matrak bir şey oluyor.
Ahir zamanda İslam avuçta kor tutmak gibi olacak deniyor ve Müslümanlık adına kor ateşi avuçlamanın zaten iman gereği olduğu ifade edilmek isteniyor. Oysa İslam’ın Rahman ve Rahîm olan Yüce Allah’ımızın bütün insanlığa, bütün zaman ve mekanlara sunduğu mücessem rahmet olması gerekiyor.
Velhasıl biz hocalara bakarak Müslüman olmak ve Müslümanlığı yaşamak isteyenlerin işi vallahi de zor billahi de zor. Birazcık aklı olan kendi derdinin çaresine kendisi baksın derim.
Dua ile!
16.12.2015

GARİBCE 

Dedim niye ağarmış böyle saçın başın




Dedim niye ağarmış böyle saçın başın
Dedi sureyi Huda sor anlamak için

Dedim ne var ki onda böyle bükmüş belin
Sararmış gül yüzün lal olmuş tatlı dilin

Dedim cümle süver çağırmaz mı hidayete
Hiç öyle baskın gelir mi ayet ayete

Dedi doğrudur Kuran mahz-ı rahmet elbet
Lakin belim büktü Festakim kema ümirt

Anla manasını bu ağır yükün oğul
Haktan emrolunduğun gibi dosdoğru ol

Doğru olmak özünde hem cümle sözünde
Doğru olmak hak katında hem nas gözünde

Doğruya destek gerek bu yolda ölsen de
Batıla karşı dimdik her daim Hakka bende

Haydi söyle dertli başım nasıl ederim
Ben bu yük altında yola nasıl giderim

Bükülmesin de bu naçiz belim ne yapsın
Ve saçım başım söyle nasıl ağarmasın

Lakin zayıfsam da Rabbime güvencim var
O her an benimledir ve elimden tutar

Bilirim şaşarım düz yolda olmasa inayet
Lakin insanım Rabbim eylemiş hidayet

Dağ nice olsa da yüce yol aşar üstünden
Tevfikiyla ben de  gelirim üstesinden

Garibce yakarışım Allah’adır daim
Elimi bırakma bir an bile ey Rahim

Dua ile!
06.12.2015

GARİBCE 

15 Aralık 2015 Salı

Sükut geçti kız oldu!


Dar geldi cennet ademe sen yoktun diye
Ve sen oldun ademe  en büyük hediye

Aslı topraktı çekti ademi kendine
Sen ise daim düştün ademin derdine

Eş oldun ilkinde  hemen ardından anne
Bu yolda ödül cennet serildi önüne

Canından can verdin yavruna kanından kan
Kucağına aldın nice sancı ardından

Tecelli etti Rahman  rızkına oldun kefil
Varlığına Yezdanın varlığın oldu delil

Bir ömür taşıdın yüreğinde  sevgisin
Halinle hallenmeyen  halin nerden bilsin

Ve sen kız oldun ey kadın  doğdun yuvaya
Serilip serpildin  daldın nice hülyaya

Ve eş oldun bir ademe ardından anne
Neslin bekası emanetti bedenine

Ve sen ey cefakar kadın her yerde vardın
Ademe eştin lakin  neden yoktu adın

Hem kurar hem de sahiplenirsin  yuvanı
Öyleyken olur mu senden kaşık düşmanı

Nice kendin bilmez  alınca doğum muştusun
Mosmor kesilir kucağında cennet kokusun

Nasıl bir adet ki insanlığa yol buldu
Sükut geçince hala diyorlar kız oldu

Garibce anadan öksüzdür yanar bağrı
Ana deyince geçer yüreğindeki ağrı

Dua ile!
15.12.2015

GARİBCE 

13 Aralık 2015 Pazar

Yıkmak için yapılır mı bina



Hakîm olan yıkmak için yapar mı binayı
Yaratan bu canı murat eder mi fenayı
Yerle yeksan olsa bile şu beden sarayı
Basübadelmevt kemale açılan eşik mi

Bir dünya ki kimine yeter celal korkusu
Saik olur kimine mahza  cemal tutkusu
Kimi emindir ukbadan kimin yer kuşkusu
Bu zıt kutuplar ademiyette yerleşik mi

Doyma umudu olur çalıştıran yoksulu
Zenginde saik korkusudur kaybetmek pulu
Kimi koşuşturur kimi bilmez sapar yolu
Abad için tutulan bu yollar değişik mi

Ne gamdır oturduğu olmuş ahır sekisi
Mani midir söylemeye İstanbul türküsü
Kam alır da satar dünyayı yoktur ülküsü
Garibce daim gamdadır maya değişik mi

Dua ile!
03.12.2015

GARİBCE 

Kadına sövgü




Dert yanır can kız biz kadınların suçu ne
Bütün sövgüler neden hep kadın üstüne
Kovuktan mı çıktın yok leylek mi getirdi
Reva mı bu eli öpülesi annene

Ya kızın en taze çiçekten daha zarif
Meramını göze bakar anlarken arif
Avurt dolusu küfreder herifi nâ şerif
Yolun var ta cehenneme kadar gidene

İki büyük nimetten biri yârin
Olmasaydı ne olurdu gör bir halin
Sevginle huzur bürüyen odur helalin
Lütfu ilahidir kadir kıymet bilene

Cemal aynası yakışır allık yüzüne
Bu morluğu nasıl reva gördün gözüne
Bunca nimet dursun gözüne hem dizine
Kabalıkta yok emsalin fitne bahane

Bilir misin kadın sende meziyet arar
Sırf sen istersin diye bunca ziynet takar
Can yakar açanda kalbin sinene akar
Bir Garibce hal olur hayat sende şahane

Dua ile!
13.12.2015
GARİBCE


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...