21 Şubat 2015 Cumartesi

Siyaset: Rahmetliyi çok sevdim



Siyasetin yedisi aldı bir kez tadını
Bilmezdi aslında ne sanını ne adını

Dedi ayıldım çok sevdim ben bu rahmetliyi
Hiç kesmek olur mu merhumla gayrı ilgiyi

Bundan kerli kırkını da dört gözle beklerim
Yapar satar elli ikisine de giderim

Garibce bilemez olunca siyaset konu
Sade merak nereye varır bu işin sonu

Dua ile!
21.02.2015

GARİBCE 

Günahım! Sana muhtacım!



Sevdim seni günahımdın
Aklımı başımdan aldın
Bir serabın arkasından
Beni ah çöllere saldın

Kah uçuşan sinek oldun
Gelip de burnuma kondun
Kah bir kaya yar başında
Özüme ne korku saldın

Mevlam düşürmesin dara
Kalbimde açarsın yara
Bak kanattın acır yine
Rahmın yoktur kim sara

Sevdim hep seni günahım
Sana sebep ağar ahım
Yokluğun erdirmez beni
La taknetû* der Allah’ım

Ben seninle insan oldum
Seninle ben aczimi bildim
İçip de tövbe şerbetin
Pas tutan gönlümü sildim

Garibce paklandım özde
Göğünüp de ak kor közde
Kale almayın hiç birin
Mesela dedik de sözde

Dua ile!
21.02.2015

GARİBCE 

*La taknetû: “De ki: Ey özlerine karşı haddi aşmış kullarım! Allah'ın rahmetinden sakın ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları affeder! Şüphesiz O, çok affedici ve çok merhametlidir.” (Zümer 39/53)
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ   

Molla Kasım türbedarım



Ben bir kayayım ağır
Cümle vaveylaya sağır
Üstüme bir kuş konmuş
Bağır ha Allah bağır

Sahrada ben bir kaya
Bil ki yok bende ziya
Güneşimi kaybettim
Ara ha Allah ara

Ben zalim bir avcı
Göreni tutar sancı
Haccac görse ya beni
Göğe ağar utancı

Molla Kasım türbedarım
Aşk meşk sözünden bizarım
Bana açılan tüm kolları
Yummadan gözüm budarım

Kim demiş Garibceyim
Kah gündüz kah geceyim
Sırrına akıl ermez
Gâhi bi bilmeceyim

Dua ile!
21.02.2015

GARİBCE 

20 Şubat 2015 Cuma

Her canda bir soluk aynı kutsal nefhadan



Her canda bir soluk aynı kutsal nefhadan
Hayat iksiri gelir hep aynı menbadan

Bütün canlar aynıdır bil masumiyette
Zira kim hepsi müşterek ademiyette

Eşyada asıl olan ibahadır elbet
Lakin Ademiyette asıl olan hürmet

Öyleyse kimse kimsenin canını alamaz
Sanki müvekkel melekmiş gibi olamaz

Her kim ki aldı nahak velev olsun bir can
Canavar oldu o, çıktı olmaktan insan

İstisnası vardır sadece o da cana can
Ve bir de fesad çıkarmaya koşuşturan

İmdi her kim bir cana kıydı haksız yere
Tüm insanlığı topyekun öldürmüş bile

Kim bir insana hayat verse onun yeri
Tüm insanlığa sanki hayat vermiş gibi

Garibce hak söyler hep hak peşinde koşar
Kutlu fermana bakar “ Kısasta hayat var!”

Dua ile!
20.02.2015
GARİBCE

Not: Bu manzume esas itibariyle şu ayetin yorumudur:

{ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا } [المائدة: 32]

19 Şubat 2015 Perşembe

Kaderim derim bağrıma taş basarım ya da üstüne yatarım!



Garibce epey bir zamandır düz yazı yazmıyor. Manzuma kafayı bozmuş gibi. Bugün de gene birkaç manzume birden yayınladı. Bunlardan biri özeldi ve ağaç üzerine yazılmış bir ağıttı. Sevgili okuyuculardan epey bir ilgi ve alaka da gördü, yorumlar yapıldı.
Garibce, takip edenler iyi bilir vermek istediği mesajı satır aralarında verir. Bu da bir yoldur. Bu günkü doğaçlama mesaj da araya sokuşturulan bir beyitte (yazının en altına alındı) saklıydı sanırım.
Bizim çoğu kez sakîm kader anlayışımızla ilgili.
Bugün karı taşımaması ve şiddetli rüzgar sebebiyle devrilen ağacımızın bir ikizi vardı ve Garibce olarak onun öyküsünü çok daha önce yazmış idik[1]. Güzel ve ibretlik bir yazı idi.
Özeti şu: Fidan henüz küçük iken koruma amaçlı yapmış olduğum desteği ağaç büyümesine rağmen çekmemem. Şöyle ki rüzgara karşı dik dursun diye etrafına koyduğum dikeçleri tutsun diye bağlamış olduğum ince çelik halat orada unutulmuş, zamanla dikeçler atılınca halat bilezik gibi ağacın gövdesine oturmuş ve orasını boğmuş, bunun sonucu üzerine binen kar yüzünden tam da oradan küt diye kırılmış.
Tabii her şey kaderdi. O ağacın kırılması da kaderdi. Ama ne yazık ki onun kaderini benim ihmalim hazırlamıştı. Şimdi o ağaç kırıldığı yerden verdiği sürgünlerle büyümeye devam ediyor.
Bugünkü devrilen büyüğünün öyküsüne gelince onun yıkılması da elbette kaderdir. Düşünün şiddetli lodos var ve ağacın üzerinde taşıma gücünü aşan bir yük var, ağaç neylesin. Tabi ki kadere boyun eğecek ve  bir seher vakti küt diye kırılacak ve bir cenaze gibi boydan boya yola uzanacak. İtfaiye gelip kolunu kanadını kesecek ve yolu açacaklar. Son derece ustaca ve rutin bir şekilde, gayet normalmiş gibi, bir geçmiş olsun bile demeden.
Her yerin betonlaştığı sokağımızda biri küçük biri büyük bu ikizler  evimize ne güzel bir revnaklık katıyordu. Bayılıyordum salınışlarına. Nice kez yazı yazmıştım hakkında. Bir kargaya yuva oldun mu gibilerinden.
Peki, bu kadar sevdiğim bu ağaç niye kırıldı?
Cevap her zaman ki gibi gene aynı: KADER!
Evet, bence de kaderdi. Çünkü bir ağacın da taşıyabileceği bir yük vardı. Kendi doğal bir dengesi  olurdu, çevre şartlarıyla da uyumlu oldu mu gene kader çerçevesi içinde yaşayabildiği kadar yaşardı. Ama öyle olmadı.
Bizim ağacın kaderi şöyle oldu:
Bu güzelim ağaç hakkında bazı apartman sakinlerince sızlanmalar, şikayetler başladı. Neymiş toz topluyormuş. O yüzden kesilmeliymiş. Baktım çeyrek asır önce diktiğim ve yıllar boyu emek verdiğim bu güzelim ağacı hemen kesiverecekler. Korktum. Kendi kendime bari rahatsız olanları rahatlatmak için ağacın alt tarafından epey bir kısmını budayayım, böylece onların bahanesi kalmasın, ağaç da o haliyle varlığını sürdürsün. Ve dünürümle birlikte dediğimiz gibi yaptık ve sonunda bizim ağaç çırılçıplak ve lakin başında şapka olan bir adam görüntüsüne büründü. Olsun, dedik, ikizi de büyüyüp geliyor bu haliyle bile güzel bir ahenk oluşturuyorlar ya. O dahi bize yeter.
İyi de biz bunu yapınca haliyle ağacın ağırlık dengesi bozulmuş oldu. Alt dallar hem daha kalın ve hem de daha uzun olur ve giderek yukarıya doğru ağacın dalları daralır ve zirvesinde kılavuz sürgünleri ile bir koni şeklini alır. Tuhaftır ki alt dallar kesilince ağaç biraz daha hızlı uzadı ve beşinci kata kadar yükseldi. Dördüncü kata kadar olan kısımda alt dallar yok, ondan sonraki kısımda özellikle bizim balkonu hizalayan kısımdan itibaren ağaç ağaca benzer bir hal aldı.
Neyse Pazar da buraya taşındı mı: Adamlar çadırlarını kurmak için ağaca ip atmaya başladılar, ağacın alt tarafında ağırlık olmadığı için hafif bir yüklenmede ağaç yola doğru eğilir oldu. Onları uyardım, alt tarafına bağlamalarını tembihledim. Onu kurtardık. Ama lodosu ne yapacaktık. Ağacın tepe kısmını bir o tarafa savuruyor, bir bu tarafa. Ama ağaç sağlam olduğu için dayanıyor, bir şekilde atlatıyor.
Nihayet bu yıla ve kışa girdik. Geçen kar yağdığında ağacın üstüne kar iyice yığıldı, dengesini kaybeden ağaç yola doğru bel vermeye başladı. Çırpmak için uğraştım ettimse de olmadı. Sesler de geliyordu. Altında park etmiş arabalar vardı, sahiplerini uyardık ve onlar kaldırdılar. Dedim bu gece galiba ağaç yolcu. Sabah şafakla pencereye koştum, yerinde idi ne kadar sevindim. Lodos üzerindeki karları çırpmış ve ağaç yeniden kendine gelmişti.
Ağaca muhalefet giderek de artmıştı. Ve düne geldiğimizde malum kar yine çok şiddetliydi ve üstelik gene rüzgâr vardı. Damat epey bir uğraştı, sonra ben de ona katıldım. Dalları üzerindeki karları çırpmaya ve yükünü hafifletmeye çalıştık. Ama gece boyunca devam eden tipi ile karışık kar yine üzerine karabasan gibi abandı ve şafak vakti 05.10 da duyulan çaaaat sesi ile cama koştuk, olan olmuştu ve bizim o güzelim ağacın macerası da böylece bitmişti. Rükuda çok eğleştik artık secde vakti der gibi yola upuzun serilmişti. Birazdan haber almış olmalılar ki İtfaiye erleri geldi ve ellerindeki hızarla parçalayıp yolu açtılar.
Üzüldüm ki ne üzüldüm. Ağıt bile yaktım.
Her kemalin bir zevali vardı. O da zeval bulmuştu.
Onu dikmek benim kaderimdi. Ve ben diktim. Onu büyütmek benim kaderimdi ve büyüttüm.
Onun tutması ve büyümesi kaderiydi; suyu aldığı ölçüde tuttu ve büyüdü.
Salınması kaderiydi salındı.
Kuşlara yuva olması, böceklere reçine sunması kaderiydi yaptı, nice kuşa yuva oldu.
Kırılması ve devrilmesi de kaderiydi ve küt diye kırılıp devrildi.
Ve lakin bu kaderi ona biz hazırlamıştık.
Kader işte böyle bir şey.
Garibce o ağıtta şöyle demiş:
Haydi  teselli için diyelim ki kader
Ne ederse insana asıl kendi eder
Dua ile!
19.02.2015
GARİBCE


[1] 2 Mayıs 2013 Perşembe tarihli ve Değişime ayak uyduramadım, emeklerim boşa gitti. başlıklı

İnsan bekâ içindi vesselam!



Söyle bana lütuf eyle ey ehli irfan
Yıkmak için yapar mı hiç evi yapan

İnşa ettin ya muhteşem bir saray
Ve mesela asırlık proje Marmaray

Hangi sahibi hikmet yapar özenir de
Sırf bunlar nasıl yıkılıyor görsün diye

Bak yere bir daha bir daha ve de göğe
Hiç benziyor mu yaratılmışa boş yere

Hakîm olan Yüce Allah eyledi tedvir
Yaptıklarını sırf yıkmak için mi bir bir

Böylesi bir şey baştan sona abestir
Allah hâşâ abesten münezzehtir

Sonra bak gör yeri göğü nasıl donattı
Hepsinin altına kudret imzasın attı

Ve kuruldu arşa emri tedvir için
İşliyordu nizam hem de ne biçim

Ve insanı yarattı ol Hakîm sonunda
Her şey hazırlanmıştı sanki yolunda

Cümle hayvanata şöyle ibretle bakın
Kimi et verdi kimi süt verdi bihakkın

Kimi yumurtladı bildirdi gıdak gıdak
Bu da senin için dedi gel hele bir bak

İnek bir kez olsun kendi sütün içmedi
Semirdi et oldu bir kez olsun yemedi

Nebatat öyle değil mi zemin toprak
Başkası içindi her meyve ve yaprak

Cümlesi itlaf etmek için hiç olur mu
İlahî hikmete böyle bir abes uyar mı

Allah meyveyi yarattı ve lakin muradı
Yok olsun için haşa kudretin sınamaktı

Yer ve gökler öyle tüm evren dahi böyle
Bunun kendinden gayrı hikmetini söyle

İnek insan içindi ya etin sütün verdi
Amaçla birlikte varlığı da sona erdi

Yok o yüzden onun daha kıyameti
Ve de hesap için asla bir ahireti

İnsan öyle mi baksana bunca nimet
Tümüyle hep kendisine eder hizmet

İnsanın varlık amacı olamaz kendi
İlla ki bir başka amaç olmalı dendi

Mimar yıkmak için yapmazdı hani
İnsanın da elbet öyle olmalı hali

Dedi ben yarattım bütün bunları
İnsan için kıldım cemi varlıkları

Akıl anda başa düştü peki ya insan
Ona bul başka bir sebep o zaman

Allah insanı öldürmek için yaratmaz
Kurduğu düzeni yıkmak için yapmaz

O zaman illa ki var bir hikmet-i vücud
Halk etmesinde sahibü’l- keremi ve’l-cûd

Madem tüm evren insan içindi tastamam
İnsan da bekâ için olmalı vesselam

O yüzdendir ki neşe-yi ûlâda evrildi
Nutfeden başlayıp halden hale girdi

Asla amaç değildi bil ölüm bir akıbetti
Beklenen şey artık insan için kıyametti

Öldürmek ve yok etmek olmazdı gayesi
O yüzden gerekliydi ba’del-mevti  ba’si

Ve sonunda toplandı cümle mahşerde
Cümle nimetin sahibi hesap vermede

Hesaptan çıkan alın akıyla duruldu
Firdevs-i âlâ  cennetlerine kuruldu

Beka bulur anda yüzler gelir nazara
Ay  parçası, gözler ilâ rabbihâ nâzıra[1]

Garibce kulu der bize de ihsan ede
“Lillezîne ahsenû’l-hüsnâ ve ziyâde”[2] 

Dua ile!
19.02.2015
GARİBCE

Not: Bu manzumenin yazılmasında ilham kaynağı olan İmam el-Mâturîdî’ye (ö. 333/ 944) rahmet olsun. (Tevîlât, X, 14)



[1] {وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ (22) إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ} [القيامة: 22، 23]
[2] {لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ} [يونس: 26]

Bir ağacım vardı neydi adı?!



Bir ağacım vardı bilemedin adını
Selvi desem değildi acep andız mı

Kozalakları vardı yuvarlak ceviz gibi
Ondan reçel olurmuş duydum sanki

Ardıç yaprağına benzerdi belli ki
Kökleri aynı yere çıkıyordu belki

Orman içreydik sanki bizde yoktu bundan
Bizdekiler meşe, şimşir, çam, mezdâ, katran

Bizim katran  buralarda olmuş sedir
Uzun boylu mezdâlere köknar denir

Çam belli ki her yerde çam, ismi aynı
Çam sakızından olur çoban armağanı

Kaşık şimşirden bir de kel başa tarak
Ve de ellik, biçerken ekin, elde orak

İlle de meşe ile mezdanin közü
Meşeden yapılır kağnı için mazı

Ardıç hezen sağlam olur çürüme bilmez
Ardıç değilse ağaçlar göze uyku girmez

Derler mezdânin evi çökmüş ah vah çokmuş
Ardıç demiş bizim uşaktan hiç mi yokmuş

Garibce bugün dertli ya yıkıldı ağacı
Ağaç türküsü söyletti özündeki bu acı

Dua ile!
19.02.2015

GARİBCE 

Ağaca ağıt!



Gece sabah beşte çat etti uyandık
Koştuk hemen pencereye dayandık

İnnâ lillah bizim ağaç yerde yatıyordu
Bir ömürlük güzellik böylece gidiyordu

Çeyrek asır önceydi onu diktiğimde
Minicikti tutsun diye su verdiğimde

Büyüdü serpildi bir güzel ve nihayet
Ta beşinci kata ulaştı oldu bir ayet

Kapatmıştı karşı apartmanın birini
Bir güzellikti ki ne severdim rengini

Bir güzel gibi salınırdı gözüm önünde
Ah nice türküleri vardı sessiz dilinde

Ben çalışırken daim pencere önünde
O olurdu fonda salınan hep geride

Tutturdular toz topluyor keselim diye
Budadım dibini açılsın da kurtulsun diye

Hal böyle iken ağacın dengesi bozuldu
Uzun boyu ile tepesini tartamaz oldu

Lodoslu günlerde ağaç oldu derdimiz
Şimdi bir de bu olmuştu kederimiz

Aha bugün aha yarın kırıldı kırılacak
Kırılsa da kurtulsak diye sevinilecek

Geçenlerde gene bir kar vardı hani
Kar ağacın üzerine ha bire yüklendi

Ağaç bozmuştu dengesini gene bellice
Eğilmişti yola doğru iyice  bel verince

Gıcırtılar geliyordu uyuduk işte öyle
Dedim vade doldu hava giderse böyle

Şafakta koştum baktım önümde perde
Oh dedim ne güzel şükür ağaç yerinde

Esen lodos belli ki çırpmış ağacı özel
Üstündeki karları savurmuş bir güzel

Ağaç hafifleyince  doğrulmuş yeniden
Rahatlamıştım oh be az da olsa hafiften

Ne ki bu kez gelen kar bir başkaydı
Yüklenmişti yüklendikçe aklım kaldı

Dün damat başta yalnız sonra birlikte
Silkelemeye ne kadar uğraşsak ta nafile

Bir elde halat bir elde uzunca bir sırık
Yükünü hafifletmek için uğraştık durduk

Kış kışlığını yapıyordu tipi de vardı
Yüreğimi gene o dipsiz korku sardı

Nihayet vakit şafak ve olan oldu
Böylece bir güzellik de son buldu

Haydi  teselli için diyelim ki kader
Ne ederse insana asıl insan eder

Artık o salınan güzellik yok ufkumda
Oysa yuvası olmuştu nice kuşun da

Dün çektim resmini bir kuşun daha
Her yer kar rızık arıyordu dallarında

Garibce üzüldü çat sesini duyanda
Bir sızı duydu tam şurada ahanda

Gördü her şey fani el-baki hüvallah
La havle vela kuvvete illa billah

Dua ile!
19.02.2015

GARİBCE 










Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...