oruç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oruç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2018 Salı

Oruç da tutamadı özümüzü/ Bayram bari sen güldür yüzümüzü



Bir Ramazan daha gitmeye hazırlanıyor. Son günlerindeyiz şunun şurasında.
Bir umutla başlamıştık, “Ey Ramazan Hoş geldin ve ey Oruç biz seni tutamasak da hakkı ile bari sen tut bizi!” dediğimiz olduydu. Belli ya kendimize fazla güvenimiz yoktu, Ramazanda Oruçtan istimdadımız vardı. Belki biz onu tutmaya çabalarken  o tutardı bizi.  Allah Teâlâ gerekçe olarak “Leüalleküm tettekûn” buyurmuştu ya, biz de ona sevdalanıp ey oruç tut bizi derken koru bizi demeye getirmiştik.
Bağışıklık sisteminin bedenimizi koruduğu gibi ey oruç sen de bizi koru diye ona sığınmıştık.
Frenle hırslarımızı, gözümüz doysun. Gönlümüz yüklerinden azade asude olsun!
Ellerimizi tut, haram tutmasın.
Gözlerimizi tut. harama bakmasın!
Dilimizi tut, kem söz söylemesin!
Öfkemizi tut, kimse bizden  incinmesin, kinimizlen paylanmasın.
Fakat ne oldu?
Gene bildiğimizi okuduk.
İhtiraslarımızı gene dizginleyemedik, ihtiyaç kisvesi altında niceleri bizi gulyabani gibi gene çöllere saldı, beklentiler seraba daldı.
Ham fakılar gıybet orucu bozmaz dediler. Oruçluyduk ama gıybetimizi gene ettik, hakikaten de bozulmadı! Öyle bildik.
Bir habbe yediğimizde bozulan orucumuz  bir kubbe hak yedik, gene bozulmadı.
İnsani vazifelerimizdeki ihmallerimiz gene aynı şekilde sürdü. Hem şimdi bahanemiz de vardı. Oruçluyduk.
Sıla gene çoook uzaktı. Devrede toplu mesajlar vardı.
Vermek gene zordu. Maldan alınan candan alınsa ancak bu kadar zor olurdu.
İftarlarımız gene eşe dosta ve ağniyayı kirama oldu.
Fakir fukara sabirindendi, onlar zaten bu işi öğrenmişlerdi. Her kes en iyi bildiği işi yapmak gerekti.
Emekle yemek gene dengelenemedi. İş bölümü yemeği emeğe haram ediyordu; hem emek hem yemek iki iş bir kimseye fazla demekti.
Vesselam belli bizde dişliler yalama olmuş, orucun tutması bizi bağlamadı, işi salama alamadı.
Şimdi yüzümüz bayramda. Ona sesleniyoruz bir umutla:
Oruç da tutamadı özümüzü
Bayram bari sen güldür yüzümüzü!

Dua ile!
05.06.2018
GARİBCE


28 Haziran 2014 Cumartesi

Uzun Yaz Günlerinde Oruç Ve Şefkat!



Oruç ayı başladı.
Yılın en uzun ve sıcak  günlerindeyiz.
Biz işi gücü bitirdik, okulları tatil ettik ama sair insanlarımızın tam iş mevsimi. Fabrikalar  ve işyerleri üretimi sürdürmek zorunda. Kırsalda şimdilerde ot biçiyorlardır, ardından ekin biçim mevsimi girecek, meyveler hasat edilecek. Çok iş var yapılacak. Ve hepsi de gününde yapılacak işler. Ertelemeyi kabul etmez.
Normal günlerde yatsıyı beklemekte zorlanan bu insanlar şimdi bir de oruçlu geçirdikleri  uzun günün gecesinde teravih de kılacaklar. Hakikaten zor olmalı.
Feys’de paylaşıyorlar.  “Orucu uykuya tutturursan sevabını da rüyanda görürsün!” diye.  Gerçekten bizim işimiz kolay  ve lakin buna rağmen zorlanmaktayız. Allah iş güç sahibi tüm kardeşlerimize yardımcı olsun.
Hocalarımız kolaylaştırma yolunu tutmalılar bence. İş güç sebebiyle gerçekten zorlanan ve buna sebep tutamayan insanlarımıza kötü gözle ve öfkeyle bakmasınlar, onlara şefkatle yaklaşsınlar.
Hz. Peygamberimiz dokuz yıl oruç tuttu. Mekke’nin Fethi Ramazan’a müsadifdi.  Fetih 11 Ocak 630'da (Hicri- 20 Ramazan, 8) olmuştu. Bedir savaşı da öyle; 13 Mart 624 M. (Hicri 17 Ramazan, 2)’da vuku bulmuştu.
Oruç Hicrî ikinci yılda Bedir öncesi farz kılınmıştı.   Güneş takvimi ile Bedir Mart, Mekke’nin fethi de Ocak ayının başlarına müsadif  olduğuna göre bu da demek oluyor ki peygamberimiz uzun yaz günlerinde Ramazan orucunu hiç  tutmadı. Kamerî takvimde aylar her sene on gün önce geldiği için Peygamberimizin tüm oruçları Ocak-Şubat ve Mart ayları içinde gerçekleşmişti.
Bir de şu var: Hicaz ikliminde yaz ve kış arasındaki saat farkı bizdeki kadar fazla değil. Bugünlerde Mekke’de orucun süresi on beş saattir. Biz ise bu günlerde on sekiz saate yakın oruç tutuyoruz. 1982’de Hollanda’da Ramazan ayında görevliydim ve yirmi bir saat oruç tutmuştuk. Dün de bir arkadaşımız “ülkenizin kıymetini bilin!” nüktesiyle bir imsakiye yayınlamıştı ve ona göre Norveç gibi Kuzey ülkelerinde iftar ile imsak vakti arasında bir saat kadar ancak  bir aralık olduğu görülüyordu.
Tabi daha kuzeye gidildikçe güneşin günlerce ve hatta aylarca hiç batmayışına tanık olmaktayız.  Dolayısıyla  bu durumda “gece oluncaya kadar orucunuzu tutun!”[1] emri ilahisi oralara artık hiç hitap etmez bir hal almaktadır.
Bu hususlar dikkate alınmalı mı?
İslam’ın evrenselliğini  ve bunun için Hicaz iklimindeki uygulamanın olduğu gibi  sair iklimlere taşınması gerektiğini savunanlar, bir dönüştürme olmaksızın söylemlerinin içi boş bir iddia olmaktan öteye geçmeyeceğini bilmeliler.  Çünkü bu tür sloganik söylemlerin yaşanan hayatta bir karşılığı bulunmamaktadır.
Bilfarz Hz. Peygamberimiz daha uzun yıllar yaşasaydı ve Ramazanımız yılın uzun yaz günlerine ve hasat mevsimine rast gelseydi her alanda kolaylaştırıcılığını bildiğimiz sevgili peygamberimizin nasıl bir tavır takınacağını tahmin edebiliyoruz. Nitekim Haccın edası sırasında da kendisine takdim tehir ve benzeri  konularda her ne demişlerse  “Tamam, öylede olur, bir sıkıntı yok!” buyurmuş ve inananların işlerini kolaylaştırmıştı.[2]
Kur’an-ı Kerîm’de “Hasta ya da yolcu iseniz Ramazan orucunu tutmayabilir daha sonra tutamadığınız günler adedince tutarsınız.”[3] şeklindeki beyanda geçen hasta ve yolcu ifadelerini  oruç tutmamayı mubah kılan geçerli mazeretler için örnekler şeklinde görmek ve benzeri durumları da bunlara katmak mümkün olmalı. Nitekim fukaha oruç tutmamayı mazur kılan sebepler arasına ihtiyarlık, gebelik, süt emzirme, şiddetli açlık ve susuzluk gibi halleri de ekleyerek çoğaltmışlar ve sadece yolculuk ve hastalık haline indirgeyici bir yaklaşımı benimsememişlerdir. Yüksek ısılı fırınlar karşısında çalışmak durumunda olan bir işçinin bu hususta her halde geçerli bir mazereti olmalıdır.
İşte bu gerçeklikten hareketle ben derim ki bu gibi sorulara cevap verme durumunda olan müftülerimiz hemencecik cevap yetiştirmek yerine evvela kendilerini o soruyu soran kişinin yerine koysunlar ve cevaplarını ona göre versinler.
Namaz kadar olmasa da oruç da zor vesselam.
Allah kolaylıklar versin.
Biz onu tutamazsak o bizi tutsun.
Orucumuz kalkan olsun, bizi korusun.
Olur ya orucumuzla belki takvaya erişiriz. Ve akıbet takva sahiplerinindir. Felaha erenler; korktuklarından emin ve umduklarına nail olanlar işte onlardır.
Dua ile!
28.06.2014
GARİBCE




[1] {ثُمَّ أَتِمُّوا الصِّيَامَ إِلَى اللَّيْلِ} [البقرة: 187]
[2] مسند أحمد ت شاكر (6/ 40) عن عيسى بن طَلْحَة عن عبد الله بن عَمرو بن العاصي قال: رأيت رسول الله - صلي الله عليه وسلم - واقفاً على راحلته بمنًى، فأتاه رجل فقال: يا رسول الله، إني كِنِتِ أرى أن الحلق قبل الذبح، فحلقت قبل أَن أذبح؟، قال: "اذبحْ ولا حرج"، ثم جاءه آخر فقال: يا رسول الله، إني كِنتِ أرى أَن الذبح قبل الرمي، فذبحت قبل أن أرمي؟، فقال: "ارْمِ ولا حِرجِ"، قال: فما سئِل عن شيء قدَّمه رَجلٌ قبلَ شيء إلا قال: "افعلْ ولا حَرج".
[3] {فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ} [البقرة: 184]

9 Temmuz 2013 Salı

Orucun tanımı var mı?


Kur’an’da oruç ile ilgili bir tanım yok. Niye yok? Çünkü insanlar orucun ne olduğunu bilmektedirler. O yüzden de ilk geçtiği yerde “es-sıyâm” şeklinde marife (belirgin)  olarak geçmekte ve ayetle bilinen bir duruma atıfta bulunulmuş olmaktadır. Zaten örnek olarak da başlarında Hz. Peygamber vardır. O yüzden tanıma ihtiyaç da yoktur. Bunun sonucu  hadislerde de bir tanım olduğunu bilmiyoruz.
Tanımlar bizim fıkıh kitaplarının işidir. Tabii olan da budur. Kavramlar, tanımlar elbette ki bir anda oluşmamış, birkaç asır süren bir teşekkül dönemi içinde her şey yerli yerine oturmuş ve belirginlik kazanmıştır.
İmdi bizim fıkıh kitaplarına baktığımızda şöyle bir tanım görmekteyiz:
“Sıyâm” ya da “savm” kelimesi sözlükte mutlak anlamda “tutmak” demektir. Şerî savm ise “özellikli bir tutma şekli”dir.
Özellikli tutma şeklinin açılımı da şöyledir:
“Tutma”, orucu bozucu üç şeyden olacaktır. Bunlar, yeme, içme ve cinsel ilişkidir.
Orucu tutan, bunu ibadet kastıyla yapmış olacaktır. Niyetsiz uzun süre aç ve susuz kalma oruç olmaz. Keza niyetin sahih olabilmesi için Müslüman olması da gerekmektedir.
Tutma işi özel bir zamanda yapılmış olacaktır. Bu da tan yerinin ağarmaya başlaması anından güneşin batışı anına kadar süren bir zamandır.
Tutan kişi özel bir vasıfta olacaktır. Bundan maksat kadınların hayız ve nifas (loğusalık) halinde olmaması demektir.
En yaygın furu kitaplarımızdan el-İhtiyar’ın (I, 131 vd.) tarifi ve açılımı böyledir.
İş burada kalsa mesele yok. Fakat tanım üzerine tefrî yani değişik sorulara cevap verme aşamasına gelindiğinde başka bir ifade ile neyin orucu bozup neyin bozmayacağı sorusunun cevabı farklı durumlar itibariyle irdelenmeye başlanınca tarifteki bu sadelik ve açıklık aynısıyla sürdürülmemekte ve “sadece, yeme, içme ve cinsel ilişki” orucu bozar, bunun dışındaki fiiller bozmaz denilmemekte mesela şöyle çıkarsamalar yapılmaktadır.
Hukne (şırınga ile) makattan vücuda bir şey verme, buruna ilaç çekme, kulağa ilaç/yağ damlatma, vücuttaki ya da baştaki bir yaraya ilaç koyma durumlarında da oruç bozulur. Çünkü “dâhil = iç” sayılan yere orucu bozucu özellik taşıyan şey girmiş olmaktadır. Bu giren şeyde ister gıda olsun ister ilaç vücudun yararına olma durumu vardır. (I, 141) Delilimiz de şudur: Hz. Peygamber buyuruyor ki: “Orucu, giren şey bozar”.
Ama kulağa su damlatılsa bozulmaz. Çünkü hem suret hem de mana olarak kulağa damlatılan suyun oruç bozucu özelliği yoktur. Yağ ya da ilaç ise mana itibariyle bozucu özelliktedir. Çünkü bunda dimağı (beyni) sağaltıcı özellik vardır.
Ebu Yusuf vücuttaki ve kafadaki yaraya konulan ilacın orucu bozucu olmayacağını çünkü girmenin doğal menfezlerden olmadığını söylemiş.
Örnekleme devam ediyor. Demir (misket gibi bir şey) yutsa oruç bozulur, çünkü sureta bir şey yutmuş oluyor ama kefaret gerekmez çünkü yenilir bir şey değil deniyor. Olur ya adamın boğazına sinek kaçsa, Allah’tan bu durumda oruç bozulmaz diyorlar. Çünkü kaçınmak mümkün değilmiş.
Böyle devam edip gidiyor.
İmdi burada Hz. Peygamber’e nispet edilen ve “Orucu giren şey bozar” şeklindeki söz, gerçekten sabit mi ve sabitse mutlak mı? Yani sözün bir bağlamı mı var.
Hadis kitaplarına baktığımızda bir kere bu sözün hadis değil İbn Abbas’a mevkûf olduğu görülüyor. Bağlamı ise şöyle:
İbn Abbas’a birinde yemekten dolayı abdest almanın gerekip gerekmeyeceği ve bir defasında da hacamat olmadan dolayı orucun bozulup bozulmayacağı soruluyor. O da “Abdest, girenden değil çıkandan, oruç da çıkandan değil girenden bozulur!” diyor.[1]
Buharî’deki gene mevkuf rivayeti de dikkate aldığımızda İbn Abbâs, kusma ve hacamat olma gibi durumlarda vücuttan çıkan şeyler sebebiyle oruca bir şey olmayacağını, orucun bozulması için yemek içmek gibi vücuda bir şey girmesi gerektiğini, abdestin de bunun aksine vücuttan çıkan şey sebebiyle bozulacağını ifade etmiş oluyor.
Bu “giren bozar” anlayışı o kadar ileri götürülüyor ki ok temreni, mermi çekirdeği gibi vücuda giren şeylerin bile orucu bozacağı iddialarına rastlanıyor. (Bilmen, Büyük İslam İlmihali, s. 293)
Hal böyle olunca iğne ile vücuda ilaç zerkedilmesi hayda hayda orucu bozucu olacaktır.
İmameyn, hiç olmazsa bu anlayışı doğal yollardan içeriye gitmedikçe bozulmaz şeklinde yumuşatmış bulunuyorlar. Buna göre merhum Ömer Nasuhi Bilmen Hoca “iğne ile orucun bozulmaması lazım gelir diyor” ve vaktiyle Fetvahane-i Âlî tarafından da bu yolda fetva verildiğini söylüyor ama yine de ihtiyata riayet edilmesinin evla olduğunu söylemeden de geri duramıyor.
Biz, orucun, bir tür irade eğitimi olduğunu ve bizi yeme, içme ve cinsel ilişki gibi günlük itiyatlarımızdan (alışkanlıklarımızdan) iradî olarak alıkoyduğunu söylüyoruz. Bu itibarla gerçek anlamda yeme, içme ve cinsel ilişki sayılmayan fiillerin orucu bozucu özelik taşıdığını alelacele söylemenin yersiz olduğunu kabul ediyoruz. Ama gerçek anlamda yeme içme olmasa bile, orucun tam da amaçladığı sonucu yok etme sonucunu gerektirici sigara, nargile, uyuşturucu kullanımı gibi şeylerin orucu kesinlikle bozacağını da ifade ediyoruz.
Türkiye’de belki ilk kez Din İşleri Yüksek Kurulu 2005 yılında önemli bir adım atmış ve  önce  “fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durarak ifa edilen bir ibadettir”  şeklinde orucun tanımını yaparak, arkasından da bu tanımı dikkate alarak daha önce oruç bozucu olarak bilinen ya da söylenen  astım hastalarının ilaçlarının kullanımı, göz, kulak ve buruna ilaç damlatılması, dil altı ilaçları, iğne vurulması gibi bir çok konuda insanlarımıza önemli bir rahatlatma getirmiştir.
Dinî kurumlarımızın vazifesi de bu olmalı, dini kolaylaştırıcı ve sevdirici  bir üslupla yorumlayarak insanlara sunmalıdır.
Dinin hayatta kalabilmesinin asgari koşulu budur. Katı bir dindarlık anlayışı insanları dinden sadece uzaklaştırır.
Dua ile!
09.07.2013
GARİBCE

Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri

Tarih: 9/22/2005
Din İşleri Yüksek Kurulu, 22/09/2005 tarihinde Kurul Başkanı Vekili Prof. Dr. M. Saim YEPREM'in başkanlığında toplandı.

Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonunca hazırlanan "Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri" konusu görüşüldü. Yapılan müzakereler sonucunda;

Birçok kişi, çeşitli sağlık problemleri nedeniyle tedavi görmektedir. Günümüzde Hz. Peygamber döneminde bulunmayan pek çok muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Tedavi gören hastalardan bir kısmı, tedavi görürken oruç tutmayı da arzulamaktadırlar. Ancak, bu tedavi ve muyane yöntemlerinin oruçlarına zarar verip vermeyeceği konusunda tereddüde düşmekte ve bu konuda Başkanlığımızdan bilgi istemektedirler.
İslâm'ın beş temel esasından biri olan oruç, ayet ve hadislerdeki tanımına göre, fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durarak ifa edilen bir ibadettir. Kur'an-ı Kerim'de, "Oruç gecesinde kadınlarınızla birleşmek size helâl kılındı (...) Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın." buyurulmaktadır (Bakara 2/187). Hz. Peygamber de; "İnsanın oruç dışındaki bütün ameli on mislinden yediyüz misline kadar mükafatlandırılır. Ancak oruç konusunda Yüce Allah, `Oruç benim içindir, mükafâtını da ben vereceğim. Kulum benim için yemesini, içmesini ve cinsel arzularını terk etmiştir.' buyurur" demiştir (Müslim, Sıyam, 30, H.No: 1151).
 

Buna göre oruç, ibadet niyetiyle yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durmaktan ibarettir ve bunlardan birinin yapılmasıyla oruç bozulur. Bu konuda bütün İslâm bilginleri görüş birliği içindedir. Yemek, içmek ve cinsî münasebet dışındaki konular ise, bunlara kıyaslanarak veya "sıyam" kelimesindeki imsak anlamından hareketle müçtehitler tarafından hükme bağlandığı için, bu konularda görüş ayrılığına düşmüşlerdir; birçok İslâm bilgini, orucu bozan şeyleri genişletirken, bir kısmı da, sadece ayet ve hadisteki orucun anlamından hareketle, bunları dar tutmuştur.

Yemek, içmek ve cinsî münasebete ek olarak, kendi fiiliyle ağız dolusu kusmak ve hacamat yapmak/yaptırmak dışında orucu bozan herhangi bir şey hadislerde bulunmamaktadır (bk. İbn Mâce, Sıyam, 18; Ebû Dâvûd, Sıyam, 28; Tirmizî, Savm, 25). Buna karşılık, yıkanmak, ağza su almak (mazmaza), diş fırçalamak (misvak kullanmak), sürme çekmek, eşini öpmek, yağlanmak, koku sürünmek gibi pek çok şeyin orucu bozmayacağı hadislerde yer almaktadır (bk. Buhârî, Savm, 24, 27; Müslim, Sıyam, 12; Tirmîzî, Savm, 29, 31, 76; İbn Mâce, Sıyam, 17; ?).

Oruç, nasıl ifa edileceği, bu ibadeti nelerin bozup bozmayacağı bütün Müslümanlarca bilinmesi gereken bir ibadettir. Bu nedenle Hz. Peygamber'in, diğer ibadetlerde olduğu gibi, orucu bozan başka şeyler olsaydı, bunları da detaylı olarak açıkça belirtmesi, sahabenin de bunu kendilerinden sonraki nesle aktarmaları gerekirdi. Halbuki, yukarıda zikredilenlerin dışında orucu bozan şeyler hakkında, ne sahih, ne zayıf, ne müsnet, ne de mürsel bir hadis rivayet edilmiştir.

Fıkıh kaynaklarımızda orucu bozan şeyler arasında yer alan âmmeye (baştaki derin yaraya) ve câifeye (karındaki derin yaraya) ilaç konulması, hukne yaptırılması gibi bazı hususlar, Hz. Peygamber döneminde de meydana gelmesine ve bütün Müslümanların bununla karşı karşıya kalma ihtimali bulunmasına rağmen, Peygamberimiz'den bunların orucu bozduğuna dair bir rivayet gelmemiştir. Oysa, bütün Müslümanların maruz kalabileceği konularda Peygamber'in açıklamada bulunması, tebliğin gereğidir. Bu itibarla orucu, yalınız Kur'an'ın ve sahih sünnetin açık beyan ettiği yemek, içmek ve cinsî münasebet bozar. Bu da dinimizin oruçtan kastettiği, nefsanî arzulardan ve bedenî alışkanlıklardan uzak durmakla örtüşmektedir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, orucu bozup bozmayacağı bakımından muayene ve tedavi yöntemleri aşağıdaki şekilde değerlendirilebilir:

a) Astım hastalarının kullandığı sprey

Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Ayrıca, misvaktan bazı kırıntıların ve kimyevi maddelerin mideye ulaşması kaçınılmaz olduğu halde, Hz. Peygamber'in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29). Diğer taraftan, "kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz" kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan bu şeyle oruç bozulmaz.

Bu itibarla astımlı hastaların, sağlığı oruç tutmalarına uygun olup başka bir hastalıkları da yoksa, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.

b) Göz damlası

Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.
 

c) Burun damlası

Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte, çok az bir kısmı mideye ulaşmaktadır. Bu da, mazmazada olduğu gibi ma'fuv kapsamında değerlendirilebilir.
 

d) Dil altı

Bazı kalp rahatsızlıklarında dil altına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dil altı kullanmak orucu bozmaz.

e) Endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek

Midedeki hastalığı tespit amacıyla mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.

Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.

f) İdrar kanalının görüntülenmesi, kanala ilaç akıtılması

İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.
 

g) Anestezi

Acı ileten sinir yolları üzerinde iletimin değişik seviyelerde engellenmesi anestezi oluşturmaktadır. Lokal, bölgesel ve genel anestezi olmak üzere, üç türlü anestezi vardır. Küçük ameliyatlarda ameliyat bölgesinin yakın çevresine iletimi engelleyen ilaçların verilmesi ile oluşan anesteziye lokal anestezi denir. Vücudun daha geniş bölgeleri, örneğin belden aşağısı veya bir yarısı iletimin omurilik düzeyinde engellenmesi için omuriliğe veya omuriliğe varmadan geniş bir sinir grubunun oluşturduğu bağlantı yerleri üzerine ilaç verilerek oluşturulan anesteziye bölgesel anestezi denir. Hastanın uyutulup ağrının duyulması beyin düzeyinde engellenirse bu tür anesteziye genel anestezi denir.

Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.

h) Kulak damlası ve kulağın yıkattırılması

Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz.
 
Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.

i) Fitil kullanmak, lavman yaptırmak

Ağrı kesici, ateş düşürücü olarak veya diğer bazı amaçlarla makattan; mantar ve bazı kadın hastalıklarının tedavisinde ferçten fitil kullanılmaktadır. Lavman, tıbbî operasyon öncesi veya kabızlıkta kalın bağırsak da bulunan dışkının, anüsten içeriye, sıvı verilerek dışarı çıkarılmasıdır.

Sindirim sistemi, ağızla başlayıp anüsle sona eren, sindirim borusu ile sindirim bezlerinden oluşur. Sindirim borusu ise, ağızla başlar. Ağzın gerisinde yutak bulunur. Sonra yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak, rektum ve anüs gelir. Sindirim ince bağırsaklarda tamamlanmaktadır. Kalın bağırsaklarda ise, sadece su, glikoz ve bazı tuzlar emilmektedir. Kadının ferci ile sindirim sistemleri arasında ise bir bağlantı bulunmamaktadır.

Bu itibarla kadınların fercinden kullanılan fitiller, orucu bozmaz. Makattan kullanılan fitiller ise, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de, sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı ve makattan fitil almak yemek ve içmek anlamına gelmediği için, orucu bozmaz.

Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.

j) İğne yaptırmak, hastaya serum ve kan vermek

İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.

k) Diyaliz

Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir.
Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile, hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir.
Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.
 

l) Anjiyo yaptırmak

Halk arasında anjiyo olarak bilinen operasyon, teşhise yönelik (anjiyografi) ve tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır.
 
Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.
 

m) Biyopsi yaptırmak

Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.

n) Kan vermek

Kan vermenin orucu bozup bozmayacağı konusunda, Hz. Peygamber'den rivayet edilen "Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulur." (Ebû Davûd, Sıyam, 28) hadisinden hareketle bazı İslâm bilginleri kan vermekle orucun bozulacağını söylemişlerdir. Din bilginlerinin çoğunluğu ise, Hz. Peygamber'in oruçlu iken hacamat olduğuna dair rivayeti (Buhârî, Savm, 32; Ebû Dâvûd, Sıyam, 29) esas alarak kan vermenin orucu bozmayacağını söylemişlerdir.
 
Bu iki hadis ve diğer rivayetler birlikte değerlendirildiğinde, "Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulur." hadisinin "hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulma tehlikesiyle karşı karşıyadır." şeklinde anlaşılmalıdır. Zira hacamat yapan kişi emerek kanı aldığı için boğazına kan kaçma ihtimali, hacamat yaptıranın ise zayıf düşeceğinden yeme içme zorunda kalma ihtimali bulunmaktadır. Nitekim Enes b. Malik de, hacamat yaptırmanın oruçluyu zayıf düşüreceğinden dolayı hoş karşılanmadığını söylemiştir (Buhârî, Savm, 32).
Bu itibarla, oruçlu iken kan vermek orucu bozmaz.

o) Merhem ve ilaçlı bant

Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.
Sonuç olarak;

a)Dinimiz, hasta olan ve tedavi sürecinde bulunan kişilerin oruç tutmamalarına ruhsat vermektedir. Bu nedenle, tedavisi devam eden kişiler, sağlıklarına kavuşup, tedavileri tamamlanıncaya kadar oruçlarını erteleyebilirler. Bununla birlikte, Ramazan ayında herkesle birlikte oruca devam etmeyi arzu ediyorlar ve oruç tutmalarına başka bir engelleri de bulunmuyorsa, muayene ve tedavilerini iftardan sonra yaptırmalarının önerilmesinin uygun olduğuna,
 

b) Astım hastalarının kullandığı spreyin; göz, kulak ve burun damlasının; kulak zarında delik bulunmayanların kulak yıkatmasının; dil altı kullanmanın; idrar kanalını görüntülemenin, idrar kanalına ilaç akıtmanın; su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmemesi kaydıyla endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; makat veya ferçten ultrason çektirmenin; lokal anestezi uygulamanın; makattan ve ferçten fitil kullanmanın; suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi kaydıyla lavman yaptırmanın; hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden hemodiyaliz yaptırmanın; gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyon yaptırmanın; anjiyo, biyopsi yaptırmanın, kan vermenin, merhem sürmenin, vücuda ilaçlı bant yapıştırmanın orucu bozmayacağına,

c) Gıda ve keyif verici enjeksiyon yaptırmanın; gıda içerikli sıvıların bağırsaklara verilmesinin veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde lavman yaptırmanın; su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; bölgesel ve genel anestezinin; kulak zarı delik olup, orucu bozacak kadar su mideye ulaşacak şekilde kulak yıkatmanın, periton diyaliz ve damara serum verilerek yapılan hemodiyalizin orucu bozacağına,

Karar verildi.



[1] السنن الكبرى للبيهقي وفي ذيله الجوهر النقي - (4 / 261)
8512- أَخْبَرَنَا أَبُو طَاهِرٍ الْفَقِيهُ أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرٍ : مُحَمَّدُ بْنُ عُمَرَ بْنِ حَفْصٍ الزَّاهِدُ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ أَبِى ظَبْيَانَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ : أَنَّهُ ذُكِرَ عِنْدَهُ الْوُضُوءُ مِنَ الطَّعَامِ قَالَ الأَعْمَشُ مَرَّةً وَالْحِجَامَةُ لِلصَّائِمِ فَقَالَ : إِنَّمَا الْوُضُوءُ مِمَّا يَخْرُجُ وَلَيْسَ مِمَّا يَدْخُلُ ، وَإِنَّمَا الْفِطْرُ مِمَّا دَخَلَ وَلَيْسَ مِمَّا خَرَجَ. {ت} وَرُوِّينَا عَنِ النَّبِىِّ -صلى الله عليه وسلم- أَنَّهُ قَالَ لِلَقِيطِ بْنِ صَبِرَةَ :« وَبَالِغْ فِى الاِسْتِنَشْاقِ إِلاَّ أَنْ تَكُونَ صَائِمًا ».

Orucu ne bozar ne bozmaz



Bağlama dair bir örnek!
Özellikle dini metinleri doğru anlamak çok çok önemlidir. Çünkü sonuçta yorum anlam üzerine oturtulmaktadır. Anlam, yanlış algılanmışsa, onun üzerine sağlıklı bir yorumun yapılmasının imkanı yoktur.
Biz, gerek Kur’an ayetlerini ve gerekse  Hz. Peygamber’in söz ve fiillerini mutlaklaştırarak bunların  bir zaman ve zemin içinde nazil ve varid oldukları gerçeğini göz ardı ediyoruz. Bu yüzden de çoğu kez metinleri Şâri’in amacı doğrultusunda anlayamayabiliyoruz.
Bunun için bir örnek:
Bu arada örnekleri önemsiyoruz. Çünkü soyut anlatımlar çoğu zaman meramı ifadeye yetmiyor.
سنن أبي داود ـ (2 / 280) عَنْ ثَوْبَانَ عَنِ النَّبِىِّ -صلى الله عليه وسلم- قَالَ « أَفْطَرَ الْحَاجِمُ وَالْمَحْجُومُ »
İmdi bu hadis “Hacamat yapan da yaptıran da orucu bozmuş olur” diyor. Şöyle genel bir kural var: Hüküm, müştak bir kelimeye bağlanması, o hükmün illeti iştikakın yapıldığı kök anlam olur. Mesela “Zina eden kadın ve zina eden erkeğe yüz celde vurun!” denildiği zaman, bu hükmün gerekçesinin “zina fiili” olduğu ifade edilmiş olur.
Buna göre bu hadiste de orucun bozulmasının hükmü hacamat yapmak ve yaptırmak olmaktadır.
Acaba  bu hadisin vürud maksadı da gerçekten öyle mi?
Eğer bizim bu konuda elimizde bir veri bulunmasa, o takdirde biz bu hadisi yukarıda ifade ettiğimiz biçimde anlamak durumunda olacağız. Oysa bu konuda, meramın tamda bu olmadığını, böylesi bir çıkarsama ile tezat teşkil edecek beyanlar vardır. Kaldı ki Hz. Peygamber’in “Kusanın, ihtilam olanın ve hacamat yaptıranın orucunun bozulmayacağını”[1] ifade eden açıklaması bulunmaktadır.
Oysa kaynaklar bize bağlam ve vürud sebebiyle ilgili şöyle bir bilgi veriyor.
شعب الإيمان - (9 / 100) مَرَّ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى رَجُلٍ بَيْنَ يَدَيْ حَجَّامٍ وَذَلِكَ فِي رَمَضَانَ وَهُمَا يَغْتَابَانِ رَجُلًا، فَقَالَ: " أَفْطَرَ الْحَجَّامُ وَالْمَحْجُومُ " .
Hz. Peygamber, Ramazan ayında hacamat yapmakta olan birinin yanından geçiyor. Hacamat yapan  ile yaptıran, bir adamın gıybetini yapmaktadırlar. Bunu gören Hz. Peygamber: “Hacamat yapan da yaptıran da oruçlarını bozmuş oldular” buyuruyor.
(Bu konuda bk. Süyûtî, Esbâbu vürûdi’l-hadîs, Thk. Yahya İsmail Ahmed, Beyrut 1984)
Eğer bağlam bu ise, o zaman sözün anlamı tamamen değişmiş olmaktadır.
Daha önce bu fiilin kendisi orucu bozan bir durum iken, bağlamın dikkate alınması halinde orucu bozan şeyin  hacamat olma değil, tamamen  başka bir şey: gıybet etme olduğu anlaşılıyor.  Bu durumda hadis, orucun yeme içmeyi terk yanında gıybet gibi onun özünü zedeleyici fiillerden de uzak durulması gerektiğini işlemiş olmakta, orucun ahlâkîliğini vurgulamaktadır.
Arada ne kadar fark vardır!
Bir şeyin görülmesi için yeterince büyük olması ve gözün bulunması yeterli olmuyor. İlle ki ışık da olması gerekiyor. Bağlam, anlamı belirleyen böylesi bir ışık oluyor.
Dua ile!
09.07.2013
GARİBCE



[1] سنن أبي داود - (2 / 282)  قَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- « لاَ يُفْطِرُ مَنْ قَاءَ وَلاَ مَنِ احْتَلَمَ وَلاَ مَنِ احْتَجَمَ ».

Denize girmek orucu bozar mı?


İZMİR İl Müftüsü Prof. Dr. Ramazan Muslu, sıcak yaz günlerinde denize girmenin orucu bozup bozmayacağı sorusuna esprili bir yanıt vererek, “Normal zamanlardaki gibi yüzmek risktir. Bizim suya girmemiz önemli değil, önemli olan suyun bize girmesi. Su bize giriyorsa oruç bozulur” dedi. (Haber7)
Bu espriyi daha önce de medyatik bir ilahiyatçı hocamızdan televizyon ekranlarında duymuştuk. O, bu zor sorunun cevabını çok daha kaba biçimde: “Sen denize girersen oruca bir şey olmaz, ama deniz sana girerse oruç bozulur!” şeklinde ifade etmişti.
“Latife latif olsa gerektir!” demişler.
Garibce, yeri geldiğinde bazı kaba sayılabilecek sözcükleri kullanmakta bir beis görmez. Buna rağmen bu espri ona bile kaba geldi.
Öte yandan hata yoluyla boğaza su kaçmasının orucu neden bozduğunu da bendeniz henüz anlayabilmiş değilim. Yüce Allah “Unutursak ve hata edersek bizi muahaze etme Ya Rabbi!” diye bize dua öğretiyor. Unutularak yeme içme hatta cinsel ilişki gibi durumlarda oruç bozulmuyor, ama söz gelimi abdest alırken boğaza gayri ihtiyari su kaçması halinde oruç bozuluyor.
Neden?
Çünkü…
Çünküsünü ben henüz anlayabilmiş değilim. Bir gün anladığımda sizinle paylaşırım.
Dua ile!
09.07.2013

GARİBCE
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...