5 Nisan 2021 Pazartesi

Ağızdan çıkanda bir söz

 

Yunus'a selam olsun!

 

Söz vardır kağnıyı durdurur

Söz vardır zelveyi kırdırır

Söz vardır insanı fıttırır

Ağızdan çıkanda bir söz

 

Söz vardır cümle selam durur

Söz vardır ne saç baş yoldurur

Hem dirhem yese it kudurur

Ağızdan çıkanda bir söz

 

Söz vardır kalplere yol olur

Söz vardır ağızda bal olur

Söz vardır itlere yal olur

Ağızdan çıkanda bir söz

 

Söz vardır kalpleri titretir

Söz vardır koyunu kükretir

Söz vardır aslanı tüketir

Ağızdan çıkanda bir söz

 

Söz vardır kulakta direnir

Söz vardır özlerde deprenir

Söz vardır Garibce imrenir

Ağızdan çıkanda bir söz

 05.04.2021

GARİBCE 03042021

3 Nisan 2021 Cumartesi

Sığıncımdır kapısı!

 

Ne bahta küser ne ağlarım

Rabbime hep umut bağlarım

Hafakanlar bassa uykumda

Düşlerimi hayra yorarım.

 

Karanlık olsa da zifiri

Sabreyleyen alır eciri

Yitirme sakın besle umut

Yakındır bekle sen feciri

 

Ağar Garibce dualarım

Yeis değil umut salarım

Ne zaman düşsem dara hemen

Döner kapısını çalarım

03.04.2021

GARİBCE

Pandemide umut ekmeği!

 


Penceremde açtı çiçek

Demek pandemi bitecek

Karabasanlar dağılıp

Her şey yolunda gidecek

 

 Mesafe bizi itse de

Ocaklar gene tütecek

Dikenden azap görse de

Bülbüller gene ötecek

03.04.2021

 


1 Nisan 2021 Perşembe

Daussıla özde depreşir

 

Koyun kuzu yaylada meleşir

Çocuklar taplaklarda eğleşir

Bu ne onulmaz yara ya Rab

Daussıla özde depreşir

 

Çıkaklar gürler sular akar

Kırlarda kekik ne hoş kokar

Geçim derdi atmış gurbete

Sıla sevdası bağır yakar

 

Şırıl şırıl akar oluklar

Yorgun, ağaç dibinde soluklar

Neşe içinde sesler verir

Derelerde çimen çocuklar

 01.04.2021



Elimiz emin yüzümüz ak

 

Elimiz emin yüzümüz ak

Özümüz temiz kalbimiz pak

Dedi kodu ıraktır bize

Dillerde zikirdir daim Hak

 

Hak yakındır sen olma ırak

Yolun kesen putları bırak

Rızık kaygısı da neyine

O'dur cümle canlara Rezzak

31.03.2021

19 Mart 2021 Cuma

Bir noktanın yer değiştirmesinden ne çıkar?

 


Muhammed Ali es-Sabunî hoca bugün vefat etmiş (19.03.2021). Allah rahmet eylesin.

Yalova’da yaşıyordu ve İslam ümmetine katkısı büyüktü.

Nerede olduğunu hatırlamıyorum, ama etrafındaki dostlarıyla muhabbet ediyordu.

Belli ki nüktedan biriydi.

Şöyle anlatıyordu:

Hacda Müzdelife’de konaklama var malum. Hacılar Arafat’ta vakfe görevini tamamladıktan sonra güneşin batımı ile Müzdelife’ye doğru sökün ederler. Akşam ve yatsı namazlarını cem ederek burada kılarlar. Mina’da şeytan taşlamak üzere küçük küçük taşlar toplarlar. Geceyi orada geçirirler ve ertesi sabah Mina’ya geçerler.

Hoca diyor ki, işte müthiş bir izdihamın olduğu Müzdelife’de hacının biri omuzunda havlusu eşeğinin taşaklarını köpürte köpürte yıkıyor, kuruluyormuş. “Hacı ne yapıyorsun?” demişler. “Yapılması müstehap olan bir vazifeyi yerine getiriyorum!” demiş. “Allah Allah! Ne vazifesiymiş bu?” demişler. “Kitapta öyle yazıyor!” demiş. “Ne yazıyor”:

يستحب غسل خصى الحمار

yazıyor” demiş.

Adamcağız aslı يستحب غسل حصى الجمار   = “Cemreler için toplanan çakıl taşlarını yıkamak müstehaptır” şeklinde olan cümledeki el-Cimâr =şeytan taşlama mahalleri kelimesindeki cim harfinin noktasını düşürmüş, cimâr olmuş hımâr yani eşek, çakıl taşları anlamındaki hasâ’nın hası üzerine de düşürdüğü noktayı koymuş, çakıl taşı da olmuş taşak. Öyle olunca da mana  tam da yaptığı şey olmuş.

Bir noktadan ne olurmuş dememek lazım.

Safvetü’t-tefasir, Revâiu'l-beyân fi tefsîr-i âyâtil-ahkâm… gibi bir çok eseri var ama ben daha çok Feraiz derslerimde onun el-Mevârîs̱ fi’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye (Dımaşk 1989) adlı kitabından yararlandım.

Allah gani gani rahmet eylesin.

19.03.2021

GARİBCE

Etiketler: Sâbunî, Müzdelife’de konaklama, cemreler

14 Şubat 2021 Pazar

Kar yağıyor

 

Lapa lapa kar yağıyor

Çocuklara gün doğuyor

Donmasın kimse diye

Dualar göğe ağıyor

 

Her şey şimdi bembeyaz

Her yeri kaplar ayaz

Erken açan çiçekler

Hele bekleyin biraz


Kar yağar rahmet olur

Su olur yolun bulur

Kimi göktendir sanır

Garibce Hak’tan bilir.

14.02.2021


Dua ile!

GFRİBCE



11 Şubat 2021 Perşembe

Kimi işaret kimi işareti imaret eder.

 

Kimi kitap yazar işaret eder.

Kimi işareti imaret eder.

Kimi özünde saklar tohumu.

Kimi tohumu çınar eder.

Kimi ciltlerle ancak kifayet eder.

Kimi az ile izana sirayet eder.

Kimi yazar hem imar eder.

Kimi bozar tarumar eder.

Ne ifrat ne tefrit olalım.

Her şeyin ortasını bulalım.

11.02.2021

GARİBCE

9 Şubat 2021 Salı

Bağlam ve anlama dair: Lehve’l-hadîs: Müzik ve eğlence

 


 Lehve’l-hadîs :

Lokmân Sûresi  6. Ayet şöyle:

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُواًۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ﴿٦﴾ 

“İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.” (31/6)

İmdi bu ayette geçen lehve’l-hadîs kimilerince söz gelimi müzik diye anlamlandırılıyor ve ondan sonra sanki müzik mutlak anlamda günahmış gibi mahkum ediliyor.

Bağlama bakılmıyor. Oysa anlamı bağlam belirliyor.

Ayetin bağlamı şu:

Mekke döneminde, Nadr b. Hâris, ticaret için İran’a gidiyor, oradan Acem hikâyelerine, efsane ve masallarına dair kitaplar getirip, Kureyş müşriklerine okuyarak şöyle diyordu: “Muhammed (s.a.s) size, Ad ve Semud hikâyelerini anlatıyor. Ben de Acem ve Rum masallarını (yani Rüstem, İsfendiyar, Kisrâ masallarını) okuyorum.”[1] Böylece Nadr b. Hâris onları eğlendiriyor ve bu yolla Kur’an dinlemelerine engel oluyordu.  İşte âyetin inme sebebi budur (bk. Kurtubî, Câmi’, XIV, 251; İbn Kesîr, Tefsîr, V, 377; Elmalılı, Azim bas., VI, 268).(H. Döndüren)

Allah Resulü Kur'an ile insanları hidayete çağırıyor, Kureyş’in elebaşları ise onun davetine mani olmak için her türlü çabayı gösteriyorlardı. Nadr[2] denilen bu çirkef adam da bu işi insanlara pazarladığı Acem palavraları ve masalları ile yapıyor, sırf Kur'an dinlemesinler diye sazlı sözlü eğlence fasılları, lâf eğlenceleri düzenliyordu.

İmdi bu ayet salt ne eğlenceyi ne de onun müzik diye yorumlanması halinde müziği mahkum ediyor. Ayetin maksadı insanları Allah’ın yolundan saptırmada laf eğlencesinin de birtakım insanlarca kullanılıyor olmasıdır.  Belli ki laf eğlencesinin zikri bir örnek ve vakıaya ayna tutma kabilinden olmaktadır. Aslında insanı Allah yolundan alıkoymak ve Hak’tan saptırmak, Hak yolu eğlenceye almak için kullanılan her vasıta uzak durulması gereken şeydir.

Nitekim Kur'an Yolu tefsirimizde bu hususa işaret edilmiş ve şöyle denilmiştir:

“Dünyada maddî haz ve mutluluktan başka gayeleri olmayan insanlar, başkalarını da bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak, alıkoymak, boş şeylerle uğraşmak maksadıyla akıl ve bilgi temeline dayanmayan anlamsız, içi boş sözlere (veya bir yoruma göre) çalgılı eğlencelere kendilerini kaptırır, hayatın gayesini bunlardan ibaret görür, bunlara para harcar; bunları konuşup bunları dinlerler; Allah’ın hikmetli, anlam yüklü ve dolayısıyla kurtarıcı âyetleri kendilerine okunduğunda ise büyüklenerek bunlara kulak tıkayıp sırt çevirirler.  Böylece inançlı ve inkârcı kesimler arasındaki temel bir mantık  ve zihniyet farkı ortaya konmaktadır. “Eğlendirici söz” diye çevirdiğimiz 6. âyetteki lehve’l-hadîs deyimi klasik tefsirlerin çoğunda mûsiki olarak açıklanmış ve bazı tefsirlerde bu âyete dayanılarak şarkı söylemenin, çalgı çalmanın, dinlemenin, bu işin ticaretini yapmanın haram olduğu ileri sürülmüştür. Ancak bu deyimin şirk inancı içeren  sözler veya daha genel olarak insanlar  için herhangi bir fayda getirmeyen boş ve lüzumsuz konuşmalar olduğu yolunda görüşler de zikredilmektedir  (bu görüşler için bk. Taberî, XXI, 60-63). İmam Mâlik bir soru üzerine âyetteki “Allah yolundan saptırmak için” ifadesine dayanarak, “Eğer (müzik) insanı Allah’a karşı görevlerinden alıkoyuyorsa haramdır”  demiştir (Kurtubî, XIV, 54). Kurtubî mûsikinin haram olduğu yolunda aktarılan bazı rivayetleri sıraladıktan sonra ünlü fıkıh bilgini Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’ye (bk. Ahkâmü’l-Kur’ân, III, 1494) dayanarak kendi görüşünü özetle şöyle belirtir: İnsanların kötü duygularını tahrik eden, haramları öven şarkıların haram olduğu açıktır; ancak bu tür sakıncalar taşımayan mûsiki bayram, düğün gibi sevinçli ve mutlu  zamanlarda veya dinlenmeye ve rahatlamaya ihtiyaç duyulduğu durumlarda câizdir (XIV, 55-56).  Bize göre –Taberî’nin  de belirttiği gibi (XXI, 63)– lehve’l-hadîs deyiminin özel olarak şarkı ve mûsiki  anlamına geldiğine dair âyette herhangi bir işaret bulunmadığına göre bu deyimin anlamını mûsiki olarak sınırlamak doğru değildir. Bu iki âyette özetlenen inkârcı psikoloji  ve tavır dikkate alındığında bunun, genel olarak müşriklerin, ilâhî mesajın insanlar üzerindeki etkisini kırmak  veya onları  alay ve eğlence konusu yapmak için ileri sürdükleri içi boş iddialar, laf cambazlıkları şeklinde yorumlanması gerekmektedir. Nitekim 6. “âyetteki “bi-gayri ilm” (bilgisiz olarak) tabiri de bunu desteklemektedir. Eğer mûsiki, şiir vb. etkinlikler böyle bir kötü amaca alet ediliyorsa bunu yapanlar da âyetteki eleştiri kapsamına girer. Ayrıca burada, sadece o dönemdeki inkârcıların  söz konusu tutumları değil, hangi dönemde olursa olsun “Allah’ın yolu”nu tıkama amacına yönelik  zihniyet  ile bunun ürünü olan tavır, tenkit ve faaliyetler de eleştirilmektedir.”  (Heyet, Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2007, IV, 333)

İşte böyle.

Dua ile!

09.02.2021

GARİBCE




[1]  . شعب الإيمان (7/ 166)

فَصْلٌ قَالَ الْحَلِيمِيُّ رَحِمَهُ اللهُ: " وَمِمَّا يُنَاسِبُ هَذَا الْبَابَ وَيَلْتَحِقُ بِجُمْلَتِهِ شَغْلُ الزَّمَانِ بِقِرَاءَةِ كُتِبِ الْأَعَاجِمِ، وَاالرُّكُونُ إِلَيْهَا، وَالتَّكَثُّرُ بِحِفْظِهَا، وَالتَّحَدُّثُ بِمَا فِيهَا، وَالْمُذَاكَرَةُ عِنْدَ الِاجْتِمَاعِ، قَالَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ: {وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ لِيُضضِلَّ عَنْ سَبِيلِ اللهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ} [لقمان: 6] يُقَالُ: نَزَلَتْ فِي النَّضْرِ بْنِ الْحَارِثِ كَانَ يَشْتَرِي كُتُبًا فِيهَا أَخْبَارُ الْأَعَاجِمِ، فَكَانَ يَقُولُ لِلْعَرَبِ:: مُحَمَّدٌ يُحَدِّثُكُمْ عَنْ عَادٍ وَثَمُودَ، وَأَنَا أُحَدِّثُكُمْ عَنْ رُسْتُمَ وَاسْفَنْدِيَارَ

[2] Nadr b. Hâris: Kureyş’in zenginlerinden olup ticaret için Hîre’ye ve İran’a giderdi. Bu seyahatleri sırasında Fars sanat ve kültürüyle ilgilenerek ud çalmayı ve şarkı söylemeyi öğrenmiş, oralardan Mekke’ye şarkıcı câriyeler getirmişti… Mekke müşrikleri içinde İslâm’a karşı çıkanların başında geliyordu; sazını ve sözünü Hz. Peygamber’i ve onun dinini kötülemeye hasretmişti. (DİA)

27 Ocak 2021 Çarşamba

Bi lisânin arabiyyin mübîn: Bir güncelleme konusu daha!

 

 

Günümüz en önemli fıkıh problemlerinden biri de güncel bir dil tutturulamamasıdır. Söz gelimi Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanındayız, Hicaz’da yaşamaktayız. Tartıda Mekke’nin, hacim ölçüsünde (kile) Medine’nin birimlerini esas alan açıklamalar yapıyoruz. Mekkeliler genelde ticaretle, Medineliler ise bahçe tarımı (hurma ve kısmen arpa) ile geçinmektedirler. Hayvancılık da yaygın bir şekilde mevcuttur.

İşte böyle bir ortamda mesela fıtır sadakasını açıklayacağız. Özellikle bayram günlerinde fakir fukara açlık çekmesin, bu kutlu günde hiç kimse dilenme zilletine duçar olmasın diye baş sadakası olmak üzere bir şeyler vermemiz emrediliyor. Sonuca bakıyoruz: Bir sâ’ hurma ya da arpa…

Sâ’ bir hacim ölçüsü birimi. Hayatın içinde, herkesin kullandığı bir ölçek.

Hurma en temel neredeyse yegane gıda maddesi. İkinci derecede de arpa geliyor.

İmdi muhatap kitlerinin yüzlerine bakıyoruz, anlamayan kimse yok.

Peki, ifası mümkün mü? Mümkün.

Bir zorluğa neden olabilecek bir durum var mı? Yok.

Bağlamdan sarfı nazarla aynı yükümlülüğü aynı dil ile bugünün insanına yöneltiyoruz: Bir sâ’ hurma ya da arpa? Anlaşılıyor mu? Hayır. Çünkü sâ’ an itibariyle hayatımızda karşılığı olmayan bir ölçek. Kaldı ki hurma ve arpa artık hacim ölçüsü (ölçek) ile mübadele edilir olmaktan da çıkmış, yerine tartı (kg) geçmiş durumdadır. Bundan kerli kimse hasat ettiği tahılı vaktiyle şinik dediğimiz ve bir sâ’ın dört katı olan bir ölçekle ölçmüyor. Kantara çekiyor ve kilogram üzerinden miktarı belirleme yoluna gidiyor. Dünya ölçeğinde yaygın olan kullanım biçimi artık böyle.

Peki, diyelim ki sâ’ın bir ölçü birimi olduğunu anlattık ve karşımızdaki onun ne olduğunu öğrendi, bu talebin uygulanması kolay mı?

Cevap: Hayır, aksine zor. Nereden bulacağız nüfus başına bir ölçek hurma ya da arpayı. İstanbul için en az 10 milyon ölçek tahıl düşünelim.

Peki, arpa hurma yerine bugünkü pazar değerlerini (kıymet) versek olmaz mı? Buna başta olmaz diyenlerin sayısı bir hayli fazladır. Ama özellikle ehl-i reyin (Hanefilerin) öncülüğünde artık bu genel kabul görmüşe benziyor.

Buna göre bir ölçek arpa ya da hurmanın bedelini para olarak versek demek ki bu iş olacak ve biz mesuliyetten kurtulacağız.

İyi de bu kez başka bir problem karşımıza çıkıyor: Neden hurma ya da arpa ve neden bir sâ’? Bunun cevabının o günkü iktisadî şartlar ve beslenme alışkanlıkları ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Suriye’nin fethi ile birlikte fıtır sadakası olarak -kaliteli olduğu için- yarım sâ’ buğdayın da verilmeye başladığını biliyoruz.  

Şimdi gelelim günümüze ve bizim beslenme imkân ve alışkınlıklarımıza.

Artık çoğumuz sabah öğlen ve akşam olmak üzere üç öğün yemek yiyoruz. Ara öğünler bile var.

Öğünlerimiz tahıl ve onun türevlerinden ibaret değil. Oldukça çeşitlendi ve zenginleşti. Hal böyle iken neden 7. Asrın Medine’sinin şartları doğrultusunda belirlenmiş olan hurma ve arpada ve de bir sâ’ olmasında ısrar ediyoruz. Kendi imkân ve alışkanlıklarımız belirleyici olmalı değil mi?

İşte bu soruya evet cevabını verdiğimiz zaman karşımıza yepyeni güncel bir dil çıkıyor: Açlık sınırı, yoksulluk sınırı, asgarî ücret… vb.

Gıda tüketimi çeşitleniyor; imkânlar ve alışkanlıklar dikkate alınarak bir insanın asgarî düzeyde gıda ihtiyacının karşılanması için dört grup gıda belirleniyor: Bunda Dünya Sağlık Örgütünün cinsiyete ve yaşlara göre belirlediği günlük kalori ihtiyacı belirleyici oluyor.

Bu dört grup şöyle:

Süt- Peynir- Yoğurt

Tavuk- Et- Balık

Meyve- Sebze ve Bakliyat

Un- Ekmek- Makarna ve pirinç

Bu grupların hepsinden bir miktar olmak üzere günlük ihtiyaç duyulan kalori miktarını karşılayacak gıdalar belirlendikten sonra bunların güncel fiyatları ile değerlendirme sonucu bulunan rakam otuz ile çarpılıyor ve aylık açlık sınırı tespit ediliyor. Bu miktarın tespitinde esas alınan aile çekirdek aile oluyor ve bir erkek, bir kadın, biri 0-6 yaşlarında diğeri de 6-17 yaşları arasında iki çocuktan oluştuğu var sayılıyor.

Elde edilen rakam açlık sınırını oluşturuyor. Burada esas alınan insanın canlı bir organizma olarak ihtiyaç duyduğu gıda/kalori miktarıdır. Bunun içinde başkaca ihtiyaç kalemleri yoktur.

Asgari ücret belirlenirken büyük ölçüde açlık sınırının üzerinde olması arzulanıyor.

Diğer yandan insan salt canlı bir organizma değildir o aynı zamanda sosyal bir varlıktır. Bu özelliği ile onun bir takım insani ihtiyaçları da vardır ve bu ihtiyaçlarının karşılanmaması halinde onun sıkıntı içinde olacağı, bir takım zorluklarla baş başa kalacağı, ruh ve beden sağlığını koruyamayacağı, sosyal bir hayatı olamayacağı aşikârdır. Dolayısıyla insanın bu kabilden ihtiyaçlarının da karşılanması gerekir. İhtiyaçların bu düzeyde karşılanmasına da “Yoksulluk Sınırı” adı verilmektedir.

İmdi açlık sınırı ve ihtiyaçları öyle gözüküyor ki bizim zaruriyyât dediğimiz kısımdandır.  Bunlar temin edilmeden insan varlığını sürdüremez.

Yoksulluk sınırı düzeyinde bir hayat sürmek hâciyyâta tekabül etmektedir. Böylesi bir hayatın yaşanabilmesi için gerekli imkânların hazırlanamaması halinde sıkıntı ve zorluklarla karşılanacağı ve hayatın normal seyrinde gitmeyeceği açıktır.

 Bunun üzerinde (mütraf değil) müreffeh bir hayat sürmenin karşılığı da tahsiniyyât olur.

Nisaplara gelince, zekât almayı hakkı kılan sınır açlık sınırı altında bir gelirle hayata tutunmaya çalışan insanların maruz kaldıkları sınırdır. Zekât almayı haram kılan düzey de açlık sınırı üzerinde bir gelire sahip olmaktır. Yoksulluk sınırı içinde olanlar sosyal fonlardan yararlanamayacakları gibi zekât ve benzeri yükümlülükler ile de yükümlü olmazlar, bunlar almazlar da vermezler de. Kendi yağı ile kavrulurlar.

Yoksulluk sınırı üzerinde bir gelire ve maddi imkâna sahip olanlar her türlü maddî mükellefiyetlerle yükümlü kimselerdir (zengin); bunlar zekâtlarını verirler, kurban keserler… Zekâtta verilecek miktar esasen açlık sınırı altında yaşayanların ihtiyaçları ile yoksulluk sınırı üstünde bir gelire sahip olanların imkânlarının kesiştiği miktardır. İktisadi yapı bakımından sağlıklı bir toplumda en alt gelir grupları ile en üst gelir grupları arasında bir dengelilik olur ve orta sınıf olabildiğince geniş olur (piramit gibi değil, küp gibi, ortası şişkin, alt ve üst kısımları birbirini dengeleyecek şekilde basık) .

Aşağıdaki tablo üzerinde düşünüldüğü zaman bu anlatılanların hikmetlice olduğu görülür.

Nisab miktarları ve günümüz TL karşılıkları:

Not: Şah Veliyyullah ed-Dihlevî, nisap olarak belirlenen kalemlerin o dönemde üç aşağı beş yukarı birbirlerine denk ve her birinin üç kişilik bir ailenin yıllık ihtiyacını karşılamaya medar olduğunu söyler.[1] Aşağıdaki rakamlar bu gözle de okunmalı ve hem dil hem de içerik bakımından güncellemenin zaruri olduğu üzerinde düşünülmelidir.

27.01.2021 tarihi itibariyle:

200 dirhem = 561 gr gümüş x 5.90 TL  = 3.309 TL (Zenginlik nisabı olan bu para ile kırk koyun değil ancak iyi bir kurbanlık satın alınabilir.)

20 miskal= 80,18 gr X 437 TL= 35.475 TL (Altın gümüşe nispetle değerini bir nebze korumuş olsa da hayvan nisapları karşısında o da anlamını yitirmiş gözükmektedir).

40 koyun veya keçi X beheri ortalama 1,500 TL olsa = 60,000  TL

30 sığır X 7,500= 225,000 TL

5 deve X beheri 20,000 olsa 100,000 TL

Tahıl: 5 vesk = Yaklaşık 1000 kg / 1 ton X buğday ortalama kg 2.3 TL= 2,300 TL

Fitre 1 sâ hurma=  3328 gr X ortalama 88 TL. =292.86 TL

Fitre 1 sa arpa= 3328 gr X 1.7 TL= 5.657 TL

Fitre (Diyanet 2020): 27 TL.

Asgari ücret 1 Ocak 2021'den itibaren brüt 3 bin 577 lira, net 2 bin 825 lira.

Açlık sınırı  (Türk-İş’e göre, 2020 Aralık) 2,590 TL

Yoksulluk sınırı: (Türk-İş’e göre, 2020 Aralık) 8,436 TL

Bu yazının somut sonucu şu olsun:

Aylık gelirleri/ maaşları yoksulluk sınırı üzerinde olanlar (toprak mahsulleri hasadında olduğu gibi) mutlaka her ay maaşlarını aldıklarında / kira vb. gelirlerini tahsil ettiklerinde senenin dolmasını beklemeden zekâtlarını versinler.

Ne kadar diyenler vardır?

Şimdilik rubu’l-uşr (kırkta bir)  ile başlayın verdikçe verdikçe bu oranı öşre (onda bir)  kadar çıkarabilirsiniz.

Dua ile!

27.01.2021

GARİBCE



[1] Dihlevî, Şah Veliyyullah, Hüccetullâhi’l-bâliğa, trc. Mehmet Erdoğan, İstanbul 1994, II, 131-135.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...