18 Şubat 2017 Cumartesi

Daussıladır derdim!



Yazın yaylalara göçtün mü
Atlambıklarından geçtin mi
Gaklıklardan sular içtin mi
Ötüşür keklikler neden duymazsın
Haydi gidek Gülüş neden uymazsın

Kızzana binip de döndün mü
Gelin olup ata bindin mi
Dereye yunağa indin mi
Gidelim gayrı Gülüş köyümüze
Dönelim biz de kendi özümüze

Kenger yemlik bekliyor bizi
Hasretlik dört mevsim yazı güzü
Ahla sarar yüreğim sızı
Tırşık kazanı kaynıyor bak Gülüş
Dönelim gel, gurbette zordur ölüş

Kıpız’ın yoktur hiç döleği
Şifadır solucan çiçeği
Uruptur şiniktir ölçeği
Gülüşüm bak çirişe gidiyorlar
Işmar edip bize de gel diyorlar

Garibim Garibce’yim aman
Daussılayla halim yaman
Bari fakir öldüğüm zaman
Götür Gülüşüm anda özlem bitsin
Gök açılsın da Allah rahmet etsin
18.02.2017
Dua ile!
GARİBCE 



4 Şubat 2017 Cumartesi

Korku hüzün ermez sana


Hoş bir söz ve de hoşgörü
Daim doğru yolda yürü
İyilik yap bakma geri
Korku hüzün ermez sana[1]

Şeytan fit verse de kanma
Verince azalır sanma
Gidenin ardına yanma
Gani eksik vermez sana

Gel durma bilgelik ara
Cehalet en acı yara
İlmi kullan daim hayra
Şerden meyve dermez sana

Paradır eşyaya değer
Ya kadir kıymet ne eder
Kulluk sultanlıkmış meğer
Olur dünya çömez sana

Garibce bil nedir yokluk
Nerde çokluk orda .okluk
Hakkı bırakma bir soluk
Anda şeytan ürmez sana

Dua ile!
04.02.2017
GARİBCE




[1] el-Bakara 2/263.

Benim de çilem dolar bir gün!


Canlar yakar ceylan gözün
Ağu saklar tatlı sözün
Gülden nazik gökçen yüzün
Pişmanlıkla solar bir gün

Sürgündeyim solgun gülüm
Şerha şerha oldu gönlüm
Elbet gelir vuslat günüm
Firkat çilem dolar bir gün

Garibceyi bilir düşman
Affı yok dilesem aman
Ettiğine olup pişman
Saçın başın yolar bir gün

Dua ile!
04.02.2017

GARİBCE 


25 Ocak 2017 Çarşamba

Böyle tahsil olası değil!



İlahiyat hocaları olarak icma halinde “Neden bu iş olmuyor?” diye hep aynı soruyu soruyoruz. Lakin cevap muhtelif.
Kimine göre sebep şu kimine göre sebep bu.
Garibce ise “Barut yok!” diyor. Barut olmadıktan kerli başka sebepler olsa ne olur olmasa ne olur?
-Peki, barut nedir?
-Azim diyor, azim!
-Zekâ olması lazım gelmez mi? diyene.
-Doğru lakin bizim öğrencilerimiz için zekâ elde var bir, onlar için ille de azim, diyor. Ve ekliyor:
-Bizim fakülteye bir öğrencinin gelebilmesi için ortanın üzerinde bir zekâya sahip olması lazım. Dolayısıyla onlar için Barut yok yani zekâ yok demek bühtan olur. Hepsi de birbirinden zeki…
-Peki olmayan ne o zaman?
-Hırs, diyor, azim diyor. Arabaya nispet zekâ motorsa hırs yakıt diyor.  İlim ancak matlup olanda bel verir, talep yoksa bu iş olmaz diyor. Eskiler öğrenci demez tâlip derdi, talebe derdi. Israrla, yılmadan, usanmadan ilmin ardına düşen, onu Çin’de bile olsa arayan, bulmaya çalışan anlamında tâlip. Öğretmen, öğretsin bu iş olsun bitsin şeklinde bir anlayış yoktu. Yolu ancak yolcu alırdı. Başkalarının yol almasıyla yol alınmaz, bilmesiyle de bilinmezdi.
-Bak ne diyor:
İlim matlup talibe            Hem erbabını bile
Talep yoksa nafile           Bu iş olası değil
İlmin elde edilmesinin şartı olarak erbabını bulmak, ondan ilmin adresini, yolunu yordamını öğrenmek lazım. Ama ille de talep lazım. Talep yoksa bu iş olası değil. El hak doğrudur, talep yoksa ömrü boşa törpülememek lazım, talebin olacağı, aşkla meşkin yapılacağı başka alanlara tez elden geçmek lazım.
Duydun mu fokur fokur                               Talibim bina okur
Sanırsın kilim dokur                       Saç baş yolası değil
Asırlardır bizim talip bina okur, döner döner gene okur. Şu binayı bir türlü bitiremez. Yahu bitir şu binayı da içinde yaşamanın zevkine er arkadaş. Yok, o ille de gelenek diyor. Geleneği bozamayız. Şimdi bizim oğlanın yanında kızlar da başladılar Bina okumaya.
Eğri büğrü yazanın                         Orda burda tozanın
Dibi delik kazanın                            Heyhat dolası değil
İlim talibinin yumurtalar üzerinde kuluçkaya yatan anaç tavuk (gurk) gibi devamlı onu sıcak tutması lazım. İkide birde oraya buraya koşan tavuk cücük çıkaramaz, üstelik yumurtaları cılk eder. Dibi delik kazan dolmaz. Zihnen yoğunlaşma, kendini verme belleğe öğrendiklerinin kalıcı kılınması mesajını verir ve  o takdirde bilgiler taşa kazınır gibi yazılır, hard diske kaydedilir. Değilse kuma yazar gibi, yazılır, ilk dalga ile silinir gider.
İlim nurdur günahsa perde         Dağlar aşıran azim nerde
Yoksa sende merhem derde       Ağarıp yüz gülesi değil
Hem ilmin Yüce Allah’tan bir nur olduğu ve o nuru günah kirleriyle kirlenmiş kimselerin ihata edemeyeceği öteden beri söylenir, bir mütearife olarak kabul görür. İlim, bir ibadet neşvesi içinde tahsil edilirse amaç gerçekleşmiş olur. Makam, mevki, şöhret elde etmek için ilim tahsil edilirse o ilimde hayır yoktur. Maveraünnehir uleması Bağdat’ta Medreselerin açıldığı haberini duyduklarında “Eyvah ilim öldü, çünkü şimdiye dek Allah rızası için okunurdu, gayrı bir ekmek kapısı olacak, makam mevki için tahsil edilecek, dolayısıyla ilmin bereketi gidecek…” diye ilmin gıyabi cenaze namazını kılmışlar.
İlim Allah için tahsil edilir de ardından makam, mevki, zenginlik gelir… Ona eyvallah. İlmin tabiatında da bu vardır zaten. Ancak sırf dünyalık elde etmek için tahsil edilirse o takdirde başka alanlarda/ yollarda daha çok dünyalık vaad edilmesi durumunda o yolda ilerlemenin hem imkânı hem anlamı olmaz.
Bir de öğrendiğin ilim gayrılara merhem olmayacaksa ne anlamı olur ki?
“Faydasız ilimden…de sana sığınırız” diye bir duamız yok mu?
Dua ile!
25.01.2017

GARİBCE
Levha: https://tr.pinterest.com/pin/498632989970456409/

23 Ocak 2017 Pazartesi

Kopya çektim, pişmanım, ne yapmalıyım?!

Telefonda tanımadığım bir numara “Hocam, sizinle görüşmem lazım, ne zaman uygun olursunuz?” dedi. Ben de “Hayırdır, konu nedir?” dedim. “Dersle ilgili hocam” dedi. Buluştuğumuz saate yakın bir zamanda içeri girerken kapıda beklemekte olan bir öğrenci “Hocam sizi arayan benim” dedi ve yanıma takıldı. Odama geçtik. “Buyur!” dedim, “derdin nedir?” “Hocam ben geçen sene İslam Hukuku II dersini sizden almıştım.” “Eee ne var bunda.” “Ve de geçmiştim.” “İyi güzel. Eee!” “Eeesi şu ki Hocam, ben imtihanda iken yanımdakine gözüm kaymıştı ve dört soruyu (kırk sorudan) arkadaştan yazmıştım. Aslında öyle de geçiyordum, ama birkaç puan fazla almış oldum. Şimdi ben ne yapacağım? Hak etmediğim bir not ile diploma alacağım ve onunla da maaş alacağım. Bu bana helal olur mu? Benim bu durumu nasıl telafi etmem gerek. Notumu birkaç puan düşürmenizi rica ediyorum.”
Ben dedim, “Bu bizden artık çıkmış. Senin işin Yukarıdaki ile ilgili.” Anlamadı, İdareyi kastettiğimi sandı. Dedim “İdare artık bir şey yapamaz. Kalem yazmış, mürekkep kurumuş. İmtihanlar yapılmış, notlar değerlendirilmiş, itiraz zamanı geçmiş, üstünden bir yıl geçmiş, sistem kapanmış… Bu durumda onların da yapacağı bir şey yok. Sen, bu işi Yukarıdaki ile halledeceksin.” “Nasıl yani?” “Tevbe ile, pişmanlıkla. Benzer bir durum bir daha vuku bulduğunda aynı şekilde davranmayacağına dair Allah’a söz vererek, nedamet duyarak. Bütün bunlara rağmen tevbenin kabul edileceğini de bilemezsin. O yüzden hep kalbi münkesir bir halde umudunu sürdüreceksin. Eğer bunu yapabilirsen belki de Allah katında hiç günah işlememiş pek çok mağrur kuldan da Allah’a daha sevimli olabilirsin…”
İşte böyle. Bizim İlahiyat fakültemizde demek böyle bir anlayış nüve halinde de olsa var. Önemli olan bu anlayışı yaygın kılmak, istisnai olmaktan çıkarıp genel bir tavır haline getirmek.
Sonra bu öğrencinin Almanya’dan geldiğini de öğrendim.
“Dindarlık işte böyle olmalı!” dedim. Size yanlış yaptırmamalı, eğer zaaflarınıza yenilerek yapmışsanız onun ezikliğini duyma ve kurtulma için çabalama, bir daha yapmamak üzere azmi cezmi kasdeyleme şeklinde sizi harekete geçirmeli.
Her şeyi zahiren kuralına uydurmak dindarlık için yeterli değil, özde de meşruiyet olmalı, gerçekte de hak edilmişlik aranmalı.
Müftüler fetva verseler de kişi vicdanının sesini dinlemeli.
Zira vicdan saf fıtratımızın sesi. Onun asla olmaz hilesi.
Gerçek din de odur, zuhrufattır gerisi.

Dua ile!
23.01.2017
GARİBCE 



9 Ocak 2017 Pazartesi

Mustafa Meral Çörtü Hocamız da Hakk’a Yürüdü


Hak’tan gel denir de gelinmez mi?

Hele de Mustafa Meral Çörtü hoca.
O tez canlılığı, zarifliği ve dakikliği ile.
Üç gündür durmadan kar yağıyormuş, kar arabaların boyunu aşmış. Yol yokmuş bel yokmuş. Ne gam. Mustafa Meral Çörtü almış ya daveti düşmüş hemen yola.
Yolun açık olsun sevgili ve saygılı Hocam.
Eminim ki ardından hep hayırla yâd edilecek hocalarımızdan biriydin.
Vazifenle özdeşleşmiş, bütün himmetini talebelerine, derslerine, yazdığın Arapça kitaplarına  vermiştin.
Emeklilik sadece prosedürel bir mani idi. Sen gene yolundaydın. Yılmadan, usanmadan. Ta ki yol bitene kadar.
Eh artık senin burada işin bitti. Seni yolun sahibi ağırlayacak bundan kerli. Sakın orada da elinde çantan, başında kasketin, her zamanki şık giyiminle ben talebelerime gidiyorum, demeyesin. Sen orda, naîm cennetlerinde keyfine bak. Yetiştirdiğin onca taleben var, zahir senin yerini burada aratmazlar.
Daha az önce öğrendim yürüyüşünü. Feys’ten paylaşmışlar. Tahmini zor değildi, herkes ne güzel şeyler söylemişler ardından. Güzellik de bu değil mi be Hocam!
Tevekkeli bir yıldır o dik yürüyüşüne rağmen artık beden yükünün epey ağırlaştığını gösteren emareler yok değildi. Kendi kendime hocada artık ihtiyarlık alametleri belirmiş dediğim olmuştu. Buna rağmen sen o azminle çoğu kez erkenden fakülteye gelip işini bitirmiş eve dönerken karşılaşırdık senle.
Hiç hasta olduğunu da duymamıştım.
Sen Allah’ı seviyordun, Allah da seni sevdi. Erzel-i ömre düşürmedi. Sen ayakta iken seni yanına aldı. Ne mutlu! Meslektaşın Tüfekçi’nin dediği gibi “çınarlar gibi ayakta öldün!”. Sana nasip oldu son anına kadar hizmet, bilene ne büyük devlet.
Kendini Arapça’ya ve talebelerine adamış bir hocamız olarak bir sürü de kitap bıraktın. Onlar amel-i salih olarak ardından yetişecek. Ama ben eminim ki onlara ihtiyacın kalmayacak.
Sen iyi bir örnektin adanmışlığa.
Ve sen de nice değerli insanımızın kaderi gibi tek başına bir ümmettin.
Ama yalnız değildin ve olmayacaksın da.
Aminlerin var, Yasinlerin var.
Göğe ağan duaların.
Gerçekten yüreği yananların.
Güle güle Mustafa Meral Çörtü hocam.
Güle güle!

Dua ile!
09.01.2017
GARİBCE 


7 Ocak 2017 Cumartesi

Yol O’nadır vuslat O’na



Ben insanım dedi
Dedim ne var bunda
Görmüyor musun dedi
Eziliyorum altında
Dedim alla pulla
Herkes gibi sen de salla
Dedi yüzümde maske
Süsledim bin bir yaldızla
Herkes gibiyim bakınca
Görüntüde yok sakınca
Lakin içimde bir ses var
Durmaz kalbim tırmalar
Sordum bu neyin nesi
Dediler vicdan dedikleri
İçindeki Tanrı’nın sesi
Kemiriyor hiç durmadan
Ne gündüzü var ne gecesi
Biliyorum kendi mecalim
Hayır mı şer mi amalim
Binlerle günahım bilirim
Her birinde yara alır kalbim
Acizim gücüm yetmez
İn’amını saysam bitmez
Her birine bir şükür gerek
Sahibini her dem zikir gerek
Nefis deyu atım var pek azgın
Gider keyfine, bilmez dizgin
Kaç kere daldırdı meharime
Zorlarım gitmez mekarime
Utanma yok pişkin mi pişkin
Bahane üretir bire bini aşkın
Anlamıyor hiç zordan dardan
Atacak beni bir gün yardan
Bu zaafımla ben neylerim
Kimden nasıl imdat dilerim
--oOo--
Ağzıma çalıp bir parmak bal
Demiş emaneti boynuna al
Yücelik evrende yerin bilmek
Boynuma geçivermiş bir ilmek
Yeryüzünde Âdem’e Halifelik
Değil midir ki o Hakk’a naiblik
Zıllullah olmuşum bunca aczimle
Altından nasıl kalkarım tazimle
Kan akıtmak, fesada vermek bende
İmar ile cennete evirmek bende
İndirmem gerek bin bir azimle Esmayı
Ve cennete çevirmek şu fani dünyayı
Rahman olmak hem Rahim olmak
Bütün varlığı sevgiyle kucaklamak
Hem Settar olmak hem Rezzak
Yerince Vedûd yerince Müntakim
Yolu her daim  sırat-ı müstakim
Yerince Azizün züntikam
Yerince  Zülcelali velikram
Bende belirecekti esma-yı Hak
Bendeydi emanet Halife olarak
Ah abdal olaydım olaydı malum
Ya da ebleh olaydım ermeyeydi aklım
Ya da anam hiç doğurmamaydı
Şu saçım sakalım hiç ağarmayaydı
Taş olsaydım düşüp de yerinden
Yuvarlansaydım keşki haşyetinden
Bunun ucunda cennet var bilirim
Tutuşmuş bekliyor da nar-ı cahim
Ya nefs-i mutmainne diye çağrılırım
Ya ilâ cehenneme zümera yuvarlanırım
Nazar edip de hayvanata
Mahşerde edip onlara gıpta
Demek de var bakıp hesaba
Ya leyteni küntü turâbâ
Tutunacak yok tek bir dalım
Benden yana kırık kolum kanadım
Tek bir umudum var vuslat için O’na
Yapışmak sapasağlam bir kulpa
Ancak o olur yolumda furkan
Hablullahil metin O’na  Kur'an
Urvetu’l-vuska Hakk’a burhan
Bilmem mülkünde başka sultan
Ol Nebiyyi zî şandır bana kudve
O olur ancak hayatımda üsve
Yol O’nadır anda vuslat elbet O’na
Garibce feda olsun öylesi sona

Dua ile!
07.01.2017

GARİBCE 


2 Ocak 2017 Pazartesi

Acz ile kulluktur sermayemiz



Kim inkâr eder, kendine eder (Rum 44)
Kim ikrar eder, uçmağa gider
İnsan olan, kutlu amaç güder
Çelik çomak değildir gayemiz

İmana sâlih amel eş olur
Kalpler zikrullahla huzur bulur
Şol bahr-ı hakikatte yol alır
Anda neyl-i cemaldir payemiz

Topraktır mayem, atamdır Âdem
Halk idüp Ruh’tan üfledi ol dem
Biliriz had, olsak da mükerrem
Acz ile kulluktur sermayemiz

Garibce’de kusur çölde kumdur
Sapıtmam zira yolu yolumdur
Derse anda o benim kulumdur
Biter mutlu sonla hikâyemiz

Dua ile!
02.01.2017

GARİBCE 


Dindarlık kesmedi iyi mi?!


Dindarlık kesmedi oldum dinci
Radikalim ben pek bir köktenci

Toptan din alırım din satarım
Kesat yoktur raicdir pazarım

Şiarım kılıç kalem de neymiş
Seyfim[1] nice küffar boynu eğmiş

Tekbir ile nice kestim boğaz
Kâbusla erdi göklere avaz

Fetih sonrasında kılıç ayeti
Aff hoşgörü hepsini neshetti

Lâ ikrahe fi’d-din[2] olur mu hiç
Bundan kerli söyler sözü kılıç

Leküm diniküm[3] kaldı geride
Kescen kâfiri bulduğun yerde

--oOo—

Şekil şemail korku verirdi
Gören yüzünde nefret belirdi

Bağnazlıkla sandık ettik kâr
Bundan asıl İslam gördü zarar

Oysa İslam âlemlere rahmetti
Yol nâsı[4] sühuletle[5] davetti

Temsil ile Rasul üsve[6] oldu
Onun bu yolu bize de yoldu

Nerde hani beşşirû[7] fermanı
Usrile[8] nasıl bulun dermanı

Garibce sen yol bil pak sünneti
Bulursun ancak anda izzeti

Dua ile!
01.01.2017
GARİBCE



[1] Seyf: Kılıç
[2] Dinde zorlama yoktur!)
[3] Sizin dininiz size benimki bana.
[4] İnsanları
[5] Kolaylıkla
[6] Örnek. rol model
[7] Kolaylaştırın
[8] (Zorluk ile)

1 Ocak 2017 Pazar

Sarıkaya Köyüme: Keven güzellemesi


Keven almaya gittim bele
Sırtımda kazma kössük ile
Dediler işin zor rastgele
Ben köyümüze doyamadım

Kazma kordum keven dibine
Abanıp var güç kössüğüne
Nice düştüm kıçım üstüne
Ben köyümüze doyamadım

Önce keven ütülenecek
Üstüne de su dökülecek
Sabah bir güzel dövülecek
Ben köyümüze doyamadım

Keven deyip geçme öyle
Verirdi bize zamkı bile
Ne ki çile üstüne çile
Ben köyümüze doyamadım

Dağ taş alındı çıkan keven
Harmanda dönsün diye düven
Erozyon toprak yüzü yiyen
Ben köyümüze doyamadım

Yağmur yağdı dere köpürdü
Kalmadı toprak sel süpürdü
Sandık ki bu köye kaderdi
Ben köyümüze doyamadım

Neyse sonunda gurbet çıktı
Şehre giden yollar açıktı
Nasıl olsa Allah Rezzaktı
Ben köyümüze doyamadım

Geçim köyde bak sona erdi
Rızka erme herkesin derdi
Bu kez sıla diye inlerdi
Ben köyümüze doyamadım

Göç oldu evler şehre aktı
Keven kurtuldu da kök attı
Arıcılar bolca bal sattı
Ben köyümüze doyamadım

Dua ile!

01.01.2017
GARİBCE







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...