19 Ağustos 2018 Pazar

Ticaret, ticarettir. Kimi burayı kimi orayı ister!



وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزٰىۙ ﴿١٩﴾ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلٰىۚ ﴿٢٠﴾ وَلَسَوْفَ يَرْضٰى ﴿٢١﴾
Onun üzerinde birine ait olup karşılığı verilecek bir lütuf yoktur. (19) Ancak yüce rabbinin rızâsını kazanmak için verir. (20) Bu hoşnutluğa da mutlaka erecektir. (21)(Leyl 92/19-21.
Bu âyetin inmesine sebebin şu olduğu söylenir: Ensârdan birinin hurma ağacı varmış. Meyvesinden fakir komşusunun avlusuna düşeni onun çocukları yerlermiş. Hurma sahibi, bunu Hz. Peygamber’e (s.a.s.) şikâyet etmiş. Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.s.):
«O hurmayı bana ver! Sana, onun yerine cennette bir hurma verilsin!» demiş: Fakat Ensârî buna razı olmamış. Ondan sonra Ebû'd-Dehdâh nâmında bir zât bahçesini vererek o hurmayı satın almış. Ve: «Yâ Resûlallah! O hurmayı benimle cennetteki hurma ağacına değişir misin?» demiş. Hz. Peygamber (s.a.s.): «Değiştim.» demiş ve o hurmayı çocuklu fakire hediye etmiş. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Cennette Ebu’d-Dahdâh’a ait nice salkımlar var!” buyurmuştur.
Ebu’d-Dahdâh, bu işlem sonrası hemen bahçeye varmış ve içindeki karısına hemen oradan çıkmasını, çünkü bahçeyi Allah’a sattığını söylemiş. (bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 146, V, 364).
Ticaret ticarettir. Kimi rant peşindedir, bir ağacını bahçe yapmaya çabalar. Kimi de kalıcı olana taliptir; cenneti ister. Kimi de isteyene ver anı der, Rıdvan ister.

Dua ile!
19.08.2018
GARİBCE


11 Ağustos 2018 Cumartesi

Hak hep yerini bulmalı


Kirli oluklar soğulsun
Haram lokma ırak olsun 
Ekmek emeğe denk olsun
Hak hep yerini bulmalı

Allah cezbeli kıldı diye
Gördüğüne akının niye
Eş olmalı saygı sevgiye
Eşler tam dengini bulmalı

Rahat olmak için  mezarda
Dürüst ol seferde hazarda
Olmasın gıllu gış pazarda
Mal tam değerini bulmalı

İbret alması için özün
Hikmet diyende olsun gözün
Varsa söyleyecek bir sözün
Meclis  ahengini bulmalı

Çıkıp da yola ta Maçin'de
Huzur arama boşa Çin'de
Şad olmaya akran içinde
Garib yarenini bulmalı

Dua ile!
11.08.2018


7 Ağustos 2018 Salı

Öğütname-i Garibce




Emek verdim ekmek hak oldu
Ana sütü gibi ak oldu
Rızkım anda peri pak oldu
Özüm Hakk'a durur giderim

Emek ekmek dengi dengine
Ayrım yok fakire zengine
Ölçüt takvâ bakmam rengine
Hak mizana vurur giderim

Bulur zalim ettiğinden beter
Tuttuğu yol cehenneme gider
Anda nice pişmanlık eder
Garibce öğüt verir giderim
06.07.2018



Siyasetname-i Garibce




Dalkavukluk sağlarsa fazla çıkar
Erdem naçar duramaz ordan kaçar
Erdem ile payidar olur ülke
Erdemsiz mi ülke illaki batar
----oOo----
Layık olmayanı getirme işe
Sonra şaşarsın sen de bu gidişe
Yerine getirmektense buyruğu
Asta hırlar üste sallar kuyruğu
----oOo----
Adalettir mülkün temeli
Hukuk ona hizmet etmeli
Suçun cezası dengeli
Gören hak etti demeli
----oOo----
Adalet kutup yıldızı
Zulümdür vicdanda sızı
İğne sokmadan özüne
Gayra dürtme çuvaldızı
----oOo----
Utanmaz yüzü hak etmez ister
Sen etme tamah adlini göster
Ne bir eksik olsun ne bir fazla
İhsan isteme hakkın al yeter
06.07.2018


11 Temmuz 2018 Çarşamba

Siyaset-i Garibce: Vasiyetimdir!



 Ey millet!
Hayırlı olsun yeni sistem ve yeni hükumet!
Kimsenin elinde tılsımlı değnek yoktur. Bilin ki iş sizin işiniz, yük sizin yükünüzdür. Bu itibarla eğer siz öğrenmezseniz kimse size öğretemez.
Eğer siz çalışmaz ve işinizi yapmazsanız kimse sizin işinizi yapamaz.
Eğer siz kendinize iyi bakıp sağlıklı olmaya çabalamazsanız, kimse sizi sağaltamaz.
Eğer siz hareket etmezseniz, berekete eremezsiniz ve kimse size tabakta hazır ikram etmez. Kendi aşınızı kendiniz taşırın!
Beklentilerin çok olduğunu görüyorum.
At sahibine göre kişner. Elhak doğrudur. Lakin at kim, sahip kim?!
Gelin hep birlikte kendi işimizi yapalım, hem de en iyi şekilde yapalım.
Ben öğretmen isem öğretmenliğimi en iyi yapayım.
Danışman isem danışmanlığımı en iyi yapayım.
Temizlik elemanı isem temizlik işimi en iyi yapayım.
Çocuk bakıcısı isem en iyi bakıcı olayım.
Ve bakan isem tabii ki en iyi bakan olayım.
Sade bakmamalı aynı zamanda görmeliyim. Hem de hikmet sahibi olarak bir öngörüm olmalı. Ona göre de tedbirim bulunmalı.
Kalkınacaksak işte o zaman kalkınacağız. Uçacaksak da o zaman uçacağız.
Lakin benim temennim, az da olsa ayakları yerde sürekli olan çalışmalardan yanadır.
Bir sene boyu yat, Kadiri tut ve işi bitir. Dindarlık anlayışı bu olan bir insanın dünyalık anlayışı da ona benzer bir şey olur. Hesabîdir, hak etmediği alacağını yapacağından düşer. Bin bir iştahla başlar, çok sürmez, usanır boşlar. Ya da yanlış başlamıştır, boşlamak zorunda kalır. Daha bitirmeden yaptığını yıkmaya kalkar.
Öyle olmasın. Dindarlığımız yıl boyu beş vakit namaz gibi, beslenmemiz her gün üç öğün yemek gibi çalışmamız da düzenli ve sürekli olsun. Bir işimiz olsun ama bir olsun, pir olsun. Elimiz onda yatkın, özümüz yetkin olsun, sevgisi yüreğimize dolsun.  Her işten anlarım, ne iş olsa yaparım, illaki bir köşe kaparım gibi de olmasın.
Kurtuluş için merhum Hamidullah Hoca’nın vaktiyle Hayrettin Karaman ve Bekir Topaloğlu’na “Ne olacak bu ümmetin hali?!” diye sorduklarında dediği gibi cevap basit:
“Siz okulunuzda en iyi asistan olun, ben de burada en iyi hoca olayım. Hepsi bu!”
Öyle ya ne zaman hizmeti olan hizmetini, himmeti olan himmetini ortaya koyar  her şeyi hikmet sarar işte o zaman topyekun millet düze çıkar.
Benim Garibce amentüm böyledir.
“Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa!”
Biri bizi kurtarsın!
Yok öyle bir şey.
Dua ile!
11.07.2018
GARİBCE



3 Temmuz 2018 Salı

Ay mı faydalı Güneş mi?



Efendim bir hikmet vardır, anlatırız, hoşumuza da gider. Nasreddin Hocaya sorarlar: "Hocam! Ay mı daha faydalı Güneş mi? diye. O hiç tereddüt etmeden "Elbette ay daha faydalı. Çünkü güneş zaten aydınlıkta doğar. Oysa ay öylemi. O gece karanlıkta doğar!" demiş.
Tevilat'ta aşağıda tercüme ettiğim kısmı görünce Hocanın hikmeti aklıma düştü. Dedim onun da imamı varmış ve o da bizden.
"Gece ve gündüzün güneş ve ayda olmayan bir takım fazladan güçleri vardır. Çünkü gece ve gündüzün gücünün etkisi sonucu eceller tükenmekte, ömürler bitmektedir. Hiç kimsenin onların tahakkümünden kaçınma ve korunma imkânı yoktur.
Buna mukabil insanların güneşin ve ayın vereceği sıkıntılardan birtakım çarelere ve sebeplere başvurarak korunma imkânları vardır. Ama gece ve gündüz için bu mümkün değildir. O yüzden burada gece ve gündüzü ayrıca zikretmiş olmasında güneş ve ayın zikrinden elde edilen nüktelerden fazlası mevcuttur." (Maturidî, Te'vîlât, XVII, 220)
Sahi bir de bizim Abdulaziz Hocanın gecesi gündüzü vardı!

Dua ile!
03.07.2018
GARİBCE



Gelenekte benim de var yerim!



Gelenekte var yerim[1]
İmam ardında derim
Kâh ardında ederim istima
Kâh girerim derin bir insata[2]  
İzin sürerim asırlar boyu
Kâh fatih makamında bulurum kendimi
Bakmayın izim izi üstüne düştü diye
Aklı bana da vermiş Allah hediye
Sus dedim susturamadım
Dur dedim durduramadım
Aldı başını  düştü yola
Kul dediğin saye koyula
Yol ki Hakk’a götüre
Ayine-i kalbe yakin getire
Gördü anda bin bir işaret
Hepsi de Allah’a bir ayet
Kevnde bulundu bir bir karşılığı
Örtü kalktı ortaya çıktı yalınlığı
Sıdk ile hikmete inandı
Mucize işte bu dedi
Secdeye kapandı!

Dua ile!
03.07.2018
GARİBCE


[1] An itibariyle Tevilat’ın son cildini (XVII) tercüme etmekteyim. İmamımız Matüridi’nin Mutezile’ye bir cevabını çevirirken kendimi de sınamış oldum.
[2] İstimâ, can kulağı ile dinlemek, sözü anlamaya çalışmak. İnsât ise, hakikat karşısında sükut kesilmek, sessizliğin sesini duymak.

Siyasetname-i Garibce



Hakka fehimdir
Bilge hakîmdir
Halka hadimdir
Ümmete lider

Defter arşivde
Hesap mahşerde
Kaygı yok serde
Alnı ak önder

Sahip fetanet
Kamu velayet
Bilir emanet
Cennete gider

Dua ile!
03.07.2018
GARİBCE



1 Temmuz 2018 Pazar

Ne gam ne keder Allah de yeter



Ne gam ne keder
Allah de yeter
Hayrolsun sonun
Olmasın beter

Salaha direk
Kalp olsa gerek
Kasapta yürek
Kaç akça eder

Sağın hem solun
Ereği kulun
Sonu bu yolun
Uçmağa gider

Tohuma durur
Bire on verir
Yüzlerde sürur
Ekilse bider

Kanaat aza
Melekler yaza
Her işte mahza
Rızayı güder

Küçüğe abi
Her işi hasbi
Olmaz hesabi
Meşrep kalender

Ar yüzü tüller
Nasırlı eller
Salih ameller
Hiç olmaz heder

Yol seni bulmaz
Kap kendi dolmaz
Çiğliğe olmaz
Bahane kader

Garibce ah der
Tahammül eder
Altına yeter
Bir şilte minder

Dua ile!
01.07.2018
GARİBCE



25 Haziran 2018 Pazartesi

Hükmün uygulanmasının zamanına merhun oluşu: NES’/ İNSÂ




Nesih, bilindiği gibi hükmün yürürlüğünün ebedi olarak durdurulması anlamındadır. Bu konuda herkes bir şeyler söylemektedir. Hatta o kadar ki Meselâ İbnu’l-Arabî âyetü’s-seyf diye bilinen فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ ayetinin[1] 114 ayeti neshetmiş olduğunu söylemiştir. İlginçtir ki bu ayetin sonunun da {فَإِنْ تَابُوا وأقاموا الصلاة وآتوا الزكاة فخلوا سبيلهم}  başını neshettiği ifade edilmiştir.
Bir başka tuhaf görülen ayet de {خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ}  ayetidir[2]. Bu ayetin başı ve sonu neshedilmiş ortası muhkem kalmıştır.
Biz bu konuya girecek değiliz. Sadece pek bilinmeyen bir kavram üzerinde duracağız.
O da  Zerkeşî’nin el-Burhân[3] adlı eserinde ele aldığı nes’ kavramıdır.
Nes’ hükmün yürürlüğünün o hükmün uygulanmasını gerekli kılacak bir illetin varlığına ertelenmesi/ bağlanması demektir. Hükmün uygulanmasını gerekli kılan illet/gerekçe varsa hüküm uygulanır, gerekçe yoksa ertelenir, durum hakkında başka bir hükme intikal edilir. Müellefe-i kulûba zekattan fon ayrılması hükmünü[4] müslümanların zayıf olması gerekçesine bağlamak ve güçlenmeleri halinde ise uygulamamak gibi.
Bir sebebe mebni emredilen hükmün sebebinin zail olması o hükümde ısrar etmemeyi, aksine yeni duruma uygun başka bir hüküm aramayı gerekli kılar. Mesela müslümanlar zayıf ve sayıları az iken sabır ve tahammül göstermekle emredilmişler, emri bi’l-maruf ve nehyi ani’münker ve cihadla memur edilmemişlerdi. Sonra güçlenince onlara bunlar emredilmiştir. Kimileri bunu hemen nesh ile izah etmeye kalkışmakta ve bu anlayışın sonunda Kur'ân bir sürü mensuh / kadük ahkamla dolu bir hal almaktadır. Oysa bu gibi yerlerde  Zerkeşî’nin de dikkat çektiği gibi  nesih değil “Nes’ / İnsâ” yani erteleme söz konusu olmalıdır. Nitekim “مَا نَنْسَخْ مِنْ اٰيَةٍ اَوْ نُنْسِهَا …”[5] ayetinde de bu kavrama atıfta bulunulmuştur.  Bu durumda ertelenen hüküm  Müslümanların güçleninceye kadar savaşmaları hükmüdür.  Zayıflık halinde hüküm  sabır ve tahammül göstermenin vacip oluşudur.  Buna göre  tahfif[6] ayetinin Kılıç ayetiyle mensuh olduğunu söylemek isabetli olmayacaktır, aksine söz konusu olan nesh değil nes’idir.
Konunun özeti şudur: 
Hükmün uygulanması  zamanına merhundur: 
el-Müsâleme ‘ınde’d-da‘f ve’l-müsâyefe ‘ınde’l-kuvve[7]. Yani Müslümanlar olarak zaaf içinde iseniz hüküm sulh ü selamet, güçlü iseniz hüküm cihad ve i‘lâyı kelimetullahtır. Bu itibarla ne barışın ne de kılıcın işi bitmiştir. Her birinin yeri vardır. Yeter ki hikmet ile yeri ve zamanı bilinsin.
Bu reel siyasette de öyle mi ne!!
“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!”
“Yurtta sulh cihanda sulh!”
Yani gücümüz yok; dolayısıyla da Musul ve Kerkük’te bir talepte bulunabilecek durumda değiliz!
Zaman olur, olur. Niye olmasın?
Hikmetli siyaset neyi gerektiriyorsa vacip olan da odur!

Dua ile!
25.06.2018
GARİBCE




[1] فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَب۪يلَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
"Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, esir alın, kuşatın ve onları her geçit yerinde gözetleyin. Şayet tövbe ederler, namazlarını kılarlar ve zekâtlarını verirlerse artık onları serbest bırakın. Allah yarlığayıcıdır, bağışlayıcıdır."  (Tevbe 9/5)
[2]"Sen afiv yolunu tut, urf ile emret ve kendilerini bilmezlerden sarfı nazar eyle."  (A'râf 7/199) (Elmalı)
[3] (bk. Zerkeşi, Burhân fî ‘ulûmi’l-Kur'ân, İsa Halebi Tab’ı, thk. Ebu’l-Fadl İbrahim, 1957,  II, 42-43).
[4] اِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَـرَٓاءِ وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْعَامِل۪ينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَ۬لَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِم۪ينَ وَف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَابْنِ السَّب۪يلِۜ فَر۪يضَةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ
"Sadakalar (zekatlar), Allah'tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslam'a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."  (Tevbe 9/60)
[5] مَا نَنْسَخْ مِنْ اٰيَةٍ اَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَٓا اَوْ مِثْلِهَاۜ اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
"Biz bir âyetden her neyi nesih veya insa edersek ondan daha hayırlısını yahut mislini getiririz, bilmez misin ki Allah her şeye kadir, daima kadirdir."  (Bakara; 106)
[6] يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلَى الْقِتَالِۜ اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفاً مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ ﴿٦٥﴾  اَلْـٰٔنَ خَفَّفَ اللّٰهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ اَنَّ ف۪يكُمْ ضَعْفاًۜ فَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفَيْنِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ ﴿٦٦﴾ 
Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkar edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir. (65)  Şimdi ise Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah'ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfâl 8/65 - 66)

[7] الْمَسْأَلَةَ عِنْدَ الضَّعْفِ وَالْمُسَايَفَةَ عِنْدَ الْقُوَّةِ

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...