EVLİLİK
HUKUKU İLE İLGİLİ GENEL İLKELER
Bütün dinlerde ve
kültürlerde evlenmeye ayrı bir önem verilir ve bunun için özel merasimler
yapılır. İslâm dini de evlenmeyi kutsar ve “mîsâk-ı galîz” (büyük ant) (en-Nisâ
4/21) ile gerçekleştirilen bir birliktelik olarak nitelenir.
Kur'ân’da
muâmelât alanında yerine göre ayrıntılara inilerek en geniş biçimde ele alınan
konuların başında Aile hukuku ile ilgili düzenlemeler gelir. Bu da hem aileye
verilen önemi, hem de aile yapısının özenle korunmasının gereğini ifade eder.
Bütün türlerin
varlıklarını sürdürebilmesi için erkek dişi/artı eksi şeklinde çift
yaratıldıkları bilinen bir husustur. İnsan da kadın ve erkek olmak üzere iki
farklı türde yaratılmıştır ve insan neslinin bekası da bu iki farklı türün bir
araya gelmesi sonucunda üreme ile mümkün olmaktadır. Doğal olan yol budur[1]. Ne var ki insanlığın erkek ve kadın olmak
üzere iki ayrı türden meydana gelmesi, bunlar arasında bir rekabet olduğu
anlamına gelmez. Aksine erkek ve dişinin varlığı, bunların birbirlerini
tamamladığı, birinin diğerine muhtaç olduğu anlamına gelir.
Bu
girişten sonra şimdi aile hukuku ile ilgili genel ilkelerden söz edelim:
1. Evlilik
teşvik edilir ve kolaylaştırılır.
وَأَنْكِحُوا
الْأَيَامَى مِنْكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِنْ
يَكُونُوا فُقَرَاءَ يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
“İçinizdeki
bekarları… evlendirin. Eğer onlar fakir iseler, Allah onları fazlı kereminden
zenginleştirir.” (en-Nûr
24/32).
يَا
مَعْشَرَ الشَّبَابِ مَنْ اسْتَطَاعَ مِنْكُمْ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ وَمَنْ
لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ
“Gençler!
Evlenmeye gücü yeteniniz hemen evlensin. Çünkü evlilik gözü ve ırzı haramdan
korur” (Buhârî, Nikâh”,
2).
أن
النبي صلى الله عليه وسلم قال : تناكحوا تكثروا ، فإني أباهي بكم الامم يوم
القيامة مصنف عبد الرزاق - (ج 6 / ص 173)
“Evlenin ki ve
çoğalasınız. Çünkü ben kıyamet günü sizin çokluğunuzla övüneceğim:”
أَمَا
وَاللَّهِ إِنِّي لَأَخْشَاكُمْ لِلَّهِ وَأَتْقَاكُمْ لَهُ لَكِنِّي أَصُومُ
وَأُفْطِرُ وَأُصَلِّي وَأَرْقُدُ وَأَتَزَوَّجُ النِّسَاءَ فَمَنْ رَغِبَ عَنْ
سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي
“Nikâh benim
sünnetimdir. Kim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir” (Buhârî, Nikâh”, 1).
İslâm nazarında
cinsellik bizatihi kötü bir şey değil, aksine arabanın motoru gibi aslında iyi
bir insanî özelliktir. Kötü olan şey, diğer şehevî arzular gibi cinselliğin de
kontrolsüz oluşudur. Bu itibarla hem ibahiye anlayışı hem de cinselliği yok
etme ve manastır hayatı yaşama yaklaşımı yasak olmaktadır.
عَنْ
سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ قَالَ رَدَّ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ عَلَى عُثْمَانَ بْنِ مَظْعُونٍ التَّبَتُّلَ وَلَوْ أَذِنَ لَهُ
لَاخْتَصَيْنَا سنن الترمذي -
(ج 4 / ص 258)
Sa’d b. Ebî
Vakkâs anlatır: “Hz. Peygamber (s.a.v.) Osman b. Maz’ûn’un manastır hayatı
yaşama talebine izin vermemiştir. Eğer ona bu yolu açsaydı, biz de kendimizi
iğdiş ettirirdik”
Bu anlayışın bir
uzantısı olarak cinsellikte, asıl olan ibaha değil, hürmettir[2]. Yani bir kimse, bir
insanı belirli şartlarla verilmiş izin çerçevesi dışında, cinsel bir obje gibi
göremez ve ondan cinsel olarak yararlanma/yararlandırma yoluna gidemez.
2. Ailenin
kuruluş amacı hayatı paylaşmaktır (ünsiyet): Kadının varlık sebebi erkek için bir meta olması değil, aksine
kendisiyle ünsiyet peyda edilmesidir. Cinsellik, bu birlikteliğin amacı değil,
sadece motorudur.
هُوَ
الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ
إِلَيْهَا
(el-Araf 7/189.
Ayrıca bk. er-Rûm 30/21).
3. Evliliğin amacına ulaşabilmesi için
eşler arasında denkliğe itibar edilir. Denklik (kefâet) dindarlıkta, iyi
ahlâk sahibi olmada, ekonomik ve sosyo-kültürel seviye yakınlığında aranır[3].
4. Evlenilecek eşlerde güzellik, zenginlik,
asalet gibi özellikler yerine dini bütün ve ahlâken olgun olma özelliği
öncelenir.
عَنْ
أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى
اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ تُنْكَحُ الْمَرْأَةُ لِأَرْبَعٍ لِمَالِهَا
وَلِحَسَبِهَا وَجَمَالِهَا وَلِدِينِهَا فَاظْفَرْ بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ
يَدَاكَ صحيح البخاري - (ج
16 / ص 33(
“Kadın dört
özelliği sebeyle nikâhlanır. Malı, soyu, güzelliği ve dini için. Aklın varsa
sen dini güzel olana bak!”
5. Ailede,
eşler arasında saygı-sevgi ve merhamet esastır.
Sevgi, örtü işlevi görür. İlişkilerde pek çok olumsuzlukların
görülmesini, abartılmasını engeller. Karşılıklı ilgi ve saygı, sevginin
büyümesini ve devamlı olmasını sağlar. Evliliğin hayat boyu devam edecek olan ağır
yükü, işte bu sevgi ve saygı ile kolayca üstlenilir.
وَمِنْ
آَيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا
إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآَيَاتٍ
لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
“İçinizden
kendileriyle hayatı paylaşıp huzura kavuşacağınız (ünsiyet) eşler yaratıp,
aranızda sevgi ve rahmet var etmesi, Allah’ın varlığının belgelerindendir” (er-Rûm 30/21).
6. Ailenin
temel taşlarını oluşturan anne ve babaya saygı gösterilir.
وَقَضَى
رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا
يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَا
أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا (23) وَاخْفِضْ
لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا
رَبَّيَانِي صَغِيرًا
“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet
etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan
biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara
“öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle”( el-İsra 17/23);
وَوَصَّيْنَا
الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْنًا عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ
فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ
“İnsana da,
anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz
düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur.
(İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana şükret.
Dönüş banadır.” (Lokman
31/14).
عن
أنس بن مالك ، قال : قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : « الجنة تحت أقدام
الأمهات » مسند الشهاب القضاعي
- (ج 1 / ص 189)
“Cennet,
annelerin ayakları altındadır”.
7. Evliliğin doğal meyvesi olarak çocuklar,
Allah’ın birer emaneti gibi görülür ve onlara karşı sevgi beslenir, gereken
ilgi ve alaka gösterilir.
وَلَا
تَقْتُلُوا أَوْلَادَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلَاقٍ نَحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُمْ
إِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْئًا كَبِيرًا
[الإسراء31
]
“Çocuklarınızı
açlık korkusundan öldürmeyin. Onları da sizi de Biz rızıklandırırız. Onların
öldürülmesi çok büyük bir günahtır”
أَنَسَ
بْنَ مَالِكٍ يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ قَالَ أَكْرِمُوا أَوْلَادَكُمْ وَأَحْسِنُوا أَدَبَهُمْ سنن ابن ماجه - (ج 11 / ص 64(
“Çocuklarınıza
saygı gösterin ve onları güzel terbiye edin!”
عن عائشة رضى الله عنها
قالت قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ان اولادكم هبة الله لكم. السنن الكبرى
للبيهقي - (ج 7 / ص 480
“Kuşkusuz
çocuklarınız, Allah’ın size olan birer lütfudurlar”
8. Aile,
eşlerin sorumluğu esası üzerine kurulur, herkes kendi sorumluluğunun bilincinde olur ve sorumluluklarını bir
ibadet coşkusu içinde yerine getirir.
عَنْ
عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّهُ سَمِعَ
رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ كُلُّكُمْ رَاعٍ
وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ فَالْإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ
رَعِيَّتِهِ وَالرَّجُلُ فِي أَهْلِهِ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ
وَالْمَرْأَةُ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا رَاعِيَةٌ وَهِيَ مَسْئُولَةٌ عَنْ
رَعِيَّتِهَا وَالْخَادِمُ فِي مَالِ سَيِّدِهِ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ
رَعِيَّتِهِ صحيح البخاري - (ج 8
/ ص 253)
“Hepiniz
çobansınız ve her biriniz kendi güttüğünden sorumludur. … Evin erkeği bir
çobandır ve ailesinden sorumludur. Evin hanımı, evi içinde bir çobandır ve
güttüğünden sorumludur…”
(Buhârî, Cumu’a, 11).
8. Kurulan
yeni evliliklerle, yeni hısımlıklar doğar ve böylece toplumun daha geniş
akrabalık ilişkileri içinde birbirlerine bağlanması arzu edilir. Akrabalık hukuku, zorunlu olarak yerine
getirilmesi gereken vazifelerdendir.
إِنَّ
اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى
عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
“Kuşkusuz
Allah adaleti, iyilik yapmayı ve akrabaya bakmayı emreder” (en-Nahl 16/90).
9. Aile,
iktisadî anlamda hem üretim hem de tüketim birliğini tesis eder. İş bölümü ile herkesin hayatı kolaylaşır
ve zorluklar dayanışma içinde aşılır. Vaktiyle geleneksel yapıda aile, hem
üretim hem de tüketim birliği idi. Ailenin ihtiyaç duyduğu pek çok şey ailecek
elbirliği ile üretilir ve birlikte de tüketilirdi. Günümüzde çekirdek aile
yapısında aileler üretim birliği olma özelliğini giderek kaybetmiş, son
zamanlarda tüketim birliği olma özelliğinde de önemli derecede zayıflama
gözlenir olmuştur. Toru topu iki üç kişiye inen aile üyeleri artık yemek
sofralarında bile bir araya gelemez olmuştur.
10. Aile,
millî ve dinî değerlerin, kültürün yeni nesillere aktarıldığı vazgeçilmez bir
kurumdur.
قَالَ
النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا مِنْ مَوْلُودٍ إِلَّا يُولَدُ
عَلَى الْفِطْرَةِ فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ أَوْ يُنَصِّرَانِهِ أَوْ
يُمَجِّسَانِهِ كَمَا تُنْتَجُ الْبَهِيمَةُ بَهِيمَةً جَمْعَاءَ هَلْ تُحِسُّونَ
فِيهَا مِنْ جَدْعَاءَ ثُمَّ يَقُولُ أَبُو هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ {
فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا } الْآيَةَ صحيح البخاري - (ج 5 / ص 143)
Bu hadise göre,
her çocuk fıtrat üzere doğar. Fıtrattan maksat, insanın yetkinliğe olan
yatkınlığıdır. Yatkınlıktan yetkinliğe evrilme, başta aile olmak üzere kişinin
içinde bulunduğu kültür ortamı içerisinde gerçekleşir. Kişinin terbiyesinde ve
kişiliğinin oluşmasında en belirleyici kurum aile olmaktadır. Nice nüve,
çekirdek, özünde potansiyel olarak köküyle, gövdesiyle, dalı budağı ile ve
meyvesiyle koskoca bir ağacı taşısa da çoğu kurda kuşa yem olur, potansiyelini
gerçekleştiremez yahut yerini bulamaz, iklim elverişli olmaz, ehliyetsiz bir
bahçıvanın eline düşer ve çok düşük bir kapasite ile ancak varlığını
gerçekleştirebilir. “Çocukları ebeveyni yahudi yahut hristiyan yapar” derken
sevgili peygamberimiz, işte bu gerçekliğe somut örneklikler üzerinden işaret
eder.
Aile kurumu, bu
kadar önemli olmasına rağmen ne yazık ki giderek aşındırılmakta, nikâhsız
birliktelikler özendirilmekte, birey olma ve özgürlük adına insanların evlilik
yükü altına girmesi, bu konuda fedakârlık göstermesi anlamsızlaştırılmakta,
kişinin atacağı evlilik adımıyla dininin yarısını elde edeceği şeklindeki kadîm
anlayışlardan uzaklaşılmaktadır. Hoş zaten dini yok ki, bu yolla onun yarısını
elde etme çabası olsun. Bunun sonucunda
örneğin 2007 yılı itibariyle Fransa’da evlilik dışı doğan çocukların sayısı,
evlilik içinde doğan çocuklardan daha fazla hale gelmiştir.
Bu modern tavır
ve sonucu olan durum insanlığın geleceği adına kaygı vericidir.
Gemi su almaya
başladığı zaman sadece bodrum katında olanlar batmazlar, üst katlarda ve
güvertede olanlar da batarlar.
Galiba insanlık
için asıl felaket, gezegeninden önce yuvasını kaybetmesidir. Bu konuda acilen
önlemler alınmalı, evlilik yaşamı özendirilmeli, yükü hafifletilmeli, teşvik edilmelidir. Ailede daha çok insanın
bir arada yaşaması sağlanmalı, sosyalleşme büyük ölçüde ailede kazanılmalıdır.
Eğer hayat savaşmak ve paylaşmaktan ibaretse, aile her ikisini de
öğrenebileceğimiz öz yuvamız, özgüvenimiz ve imkânımız olmalıdır.
[2]
وَلِهَذَا كَانَ الْأَصْلُ فِي الْأَبْضَاعِ الْحُرْمَةَ ، وَالْحَظْرَ ،
وَالْجَوَازَ بِشَرْطَيْ الشَّهَادَةِ ، وَالْوَلِيِّ إظْهَارًا لِشَرَفِهَا
لِكَوْنِهَا مَنْشَأَ الْبَشَرِ الَّذِينَ هُمْ الْمَقْصُودُونَ فِي الْعَالَمِ ،
وَبِهِمْ قِوَامُهَا ، وَالْأَبْضَاعُ وَسِيلَةٌ إلَى وُجُودِ الْجِنْسِ
Kâsânî, Bedâiu’s-sanâi’,
XI, 272.
[3]Aslında
dinin özüne bakıldığında insanların sınıf farklılıklarının dikkate alınmadığı
görülür. Bununla birlikte evlilik kurumu, dini olduğu kadar bir o kadar da
sosyal bir yapıdır. O itibarla kuruluşu anında fıkıh nazarında insanların bu
türden sosyal telakkilerinin dikkate alınması, fıkhın aynı zamanda
gerçekçiliğinin bir ifadesi olur.