18 Mart 2025 Salı

EVLİLİK HUKUKU İLE İLGİLİ GENEL İLKELER

 

Bu 1446 /2025 yılı Ramazan ayında Büyük Çamlıca Camiimizde Çarşamba günleri öğle namazı öncesinde yapmış olduğumuz sohbetlerde aşağıdaki makalede ele almış olduğumuz konuyu işledik.

EVLİLİK HUKUKU İLE İLGİLİ GENEL İLKELER

 

Bütün dinlerde ve kültürlerde evlenmeye ayrı bir önem verilir ve bunun için özel merasimler yapılır. İslâm dini de evlenmeyi kutsar ve “mîsâk-ı galîz” (büyük ant) (en-Nisâ 4/21) ile gerçekleştirilen bir birliktelik olarak nitelenir.

Kur'ân’da muâmelât alanında yerine göre ayrıntılara inilerek en geniş biçimde ele alınan konuların başında Aile hukuku ile ilgili düzenlemeler gelir. Bu da hem aileye verilen önemi, hem de aile yapısının özenle korunmasının gereğini ifade eder.

Bütün türlerin varlıklarını sürdürebilmesi için erkek dişi/artı eksi şeklinde çift yaratıldıkları bilinen bir husustur. İnsan da kadın ve erkek olmak üzere iki farklı türde yaratılmıştır ve insan neslinin bekası da bu iki farklı türün bir araya gelmesi sonucunda üreme ile mümkün olmaktadır. Doğal olan yol budur[1].  Ne var ki insanlığın erkek ve kadın olmak üzere iki ayrı türden meydana gelmesi, bunlar arasında bir rekabet olduğu anlamına gelmez. Aksine erkek ve dişinin varlığı, bunların birbirlerini tamamladığı, birinin diğerine muhtaç olduğu anlamına gelir.

Bu girişten sonra şimdi aile hukuku ile ilgili genel ilkelerden söz edelim:

 

1. Evlilik teşvik edilir ve kolaylaştırılır.

وَأَنْكِحُوا الْأَيَامَى مِنْكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِنْ يَكُونُوا فُقَرَاءَ يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

“İçinizdeki bekarları… evlendirin. Eğer onlar fakir iseler, Allah onları fazlı kereminden zenginleştirir.” (en-Nûr 24/32).

يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ مَنْ اسْتَطَاعَ مِنْكُمْ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ

“Gençler! Evlenmeye gücü yeteniniz hemen evlensin. Çünkü evlilik gözü ve ırzı haramdan korur” (Buhârî, Nikâh”, 2).

أن النبي صلى الله عليه وسلم قال : تناكحوا تكثروا ، فإني أباهي بكم الامم يوم القيامة  مصنف عبد الرزاق - (ج 6 / ص 173)

“Evlenin ki ve çoğalasınız. Çünkü ben kıyamet günü sizin çokluğunuzla övüneceğim:”

أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لَأَخْشَاكُمْ لِلَّهِ وَأَتْقَاكُمْ لَهُ لَكِنِّي أَصُومُ وَأُفْطِرُ وَأُصَلِّي وَأَرْقُدُ وَأَتَزَوَّجُ النِّسَاءَ فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي

“Nikâh benim sünnetimdir. Kim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir” (Buhârî, Nikâh”, 1).

İslâm nazarında cinsellik bizatihi kötü bir şey değil, aksine arabanın motoru gibi aslında iyi bir insanî özelliktir. Kötü olan şey, diğer şehevî arzular gibi cinselliğin de kontrolsüz oluşudur. Bu itibarla hem ibahiye anlayışı hem de cinselliği yok etme ve manastır hayatı yaşama yaklaşımı yasak olmaktadır.

عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ قَالَ رَدَّ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى عُثْمَانَ بْنِ مَظْعُونٍ التَّبَتُّلَ وَلَوْ أَذِنَ لَهُ لَاخْتَصَيْنَا       سنن الترمذي - (ج 4 / ص 258)

Sa’d b. Ebî Vakkâs anlatır: “Hz. Peygamber (s.a.v.) Osman b. Maz’ûn’un manastır hayatı yaşama talebine izin vermemiştir. Eğer ona bu yolu açsaydı, biz de kendimizi iğdiş ettirirdik”

Bu anlayışın bir uzantısı olarak cinsellikte, asıl olan ibaha değil, hürmettir[2]. Yani bir kimse, bir insanı belirli şartlarla verilmiş izin çerçevesi dışında, cinsel bir obje gibi göremez ve ondan cinsel olarak yararlanma/yararlandırma yoluna gidemez.

2. Ailenin kuruluş amacı hayatı paylaşmaktır (ünsiyet): Kadının varlık sebebi erkek için bir meta olması değil, aksine kendisiyle ünsiyet peyda edilmesidir. Cinsellik, bu birlikteliğin amacı değil, sadece motorudur.

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا

(el-Araf 7/189. Ayrıca bk. er-Rûm 30/21).

3. Evliliğin amacına ulaşabilmesi için eşler arasında denkliğe itibar edilir. Denklik (kefâet) dindarlıkta, iyi ahlâk sahibi olmada, ekonomik ve sosyo-kültürel seviye yakınlığında aranır[3].

4. Evlenilecek eşlerde güzellik, zenginlik, asalet gibi özellikler yerine dini bütün ve ahlâken olgun olma özelliği öncelenir.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ تُنْكَحُ الْمَرْأَةُ لِأَرْبَعٍ لِمَالِهَا وَلِحَسَبِهَا وَجَمَالِهَا وَلِدِينِهَا فَاظْفَرْ بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ يَدَاكَ   صحيح البخاري - (ج 16 / ص 33(

“Kadın dört özelliği sebeyle nikâhlanır. Malı, soyu, güzelliği ve dini için. Aklın varsa sen dini güzel olana bak!”

5. Ailede, eşler arasında saygı-sevgi ve merhamet esastır.  Sevgi, örtü işlevi görür. İlişkilerde pek çok olumsuzlukların görülmesini, abartılmasını engeller. Karşılıklı ilgi ve saygı, sevginin büyümesini ve devamlı olmasını sağlar. Evliliğin hayat boyu devam edecek olan ağır yükü, işte bu sevgi ve saygı ile kolayca üstlenilir.

وَمِنْ آَيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

“İçinizden kendileriyle hayatı paylaşıp huzura kavuşacağınız (ünsiyet) eşler yaratıp, aranızda sevgi ve rahmet var etmesi, Allah’ın varlığının belgelerindendir” (er-Rûm 30/21).

6. Ailenin temel taşlarını oluşturan anne ve babaya saygı gösterilir.

وَقَضَى رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا (23) وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا

Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle”( el-İsra 17/23);

وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْنًا عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ

“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.” (Lokman 31/14).

عن أنس بن مالك ، قال : قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : « الجنة تحت أقدام الأمهات »   مسند الشهاب القضاعي - (ج 1 / ص 189)

“Cennet, annelerin ayakları altındadır”.

7. Evliliğin doğal meyvesi olarak çocuklar, Allah’ın birer emaneti gibi görülür ve onlara karşı sevgi beslenir, gereken ilgi ve alaka gösterilir.

وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلَادَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلَاقٍ نَحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُمْ إِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْئًا كَبِيرًا  [الإسراء31 ]

“Çocuklarınızı açlık korkusundan öldürmeyin. Onları da sizi de Biz rızıklandırırız. Onların öldürülmesi çok büyük bir günahtır”

أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ أَكْرِمُوا أَوْلَادَكُمْ وَأَحْسِنُوا أَدَبَهُمْ  سنن ابن ماجه - (ج 11 / ص 64(

“Çocuklarınıza saygı gösterin ve onları güzel terbiye edin!”

 عن عائشة رضى الله عنها قالت قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ان اولادكم هبة الله لكم. السنن الكبرى للبيهقي - (ج 7 / ص 480

“Kuşkusuz çocuklarınız, Allah’ın size olan birer lütfudurlar”

8. Aile, eşlerin sorumluğu esası üzerine kurulur, herkes kendi sorumluluğunun bilincinde olur ve sorumluluklarını bir ibadet coşkusu içinde yerine getirir.

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ كُلُّكُمْ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ فَالْإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ وَالرَّجُلُ فِي أَهْلِهِ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ وَالْمَرْأَةُ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا رَاعِيَةٌ وَهِيَ مَسْئُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا وَالْخَادِمُ فِي مَالِ سَيِّدِهِ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ   صحيح البخاري - (ج 8 / ص 253)

“Hepiniz çobansınız ve her biriniz kendi güttüğünden sorumludur. … Evin erkeği bir çobandır ve ailesinden sorumludur. Evin hanımı, evi içinde bir çobandır ve güttüğünden sorumludur…” (Buhârî, Cumu’a, 11).

8. Kurulan yeni evliliklerle, yeni hısımlıklar doğar ve böylece toplumun daha geniş akrabalık ilişkileri içinde birbirlerine bağlanması arzu edilir. Akrabalık hukuku, zorunlu olarak yerine getirilmesi gereken vazifelerdendir.

إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

“Kuşkusuz Allah adaleti, iyilik yapmayı ve akrabaya bakmayı emreder” (en-Nahl 16/90).

9. Aile, iktisadî anlamda hem üretim hem de tüketim birliğini tesis eder. İş bölümü ile herkesin hayatı kolaylaşır ve zorluklar dayanışma içinde aşılır. Vaktiyle geleneksel yapıda aile, hem üretim hem de tüketim birliği idi. Ailenin ihtiyaç duyduğu pek çok şey ailecek elbirliği ile üretilir ve birlikte de tüketilirdi. Günümüzde çekirdek aile yapısında aileler üretim birliği olma özelliğini giderek kaybetmiş, son zamanlarda tüketim birliği olma özelliğinde de önemli derecede zayıflama gözlenir olmuştur. Toru topu iki üç kişiye inen aile üyeleri artık yemek sofralarında bile bir araya gelemez olmuştur.

10. Aile, millî ve dinî değerlerin, kültürün yeni nesillere aktarıldığı vazgeçilmez bir kurumdur.

قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَا مِنْ مَوْلُودٍ إِلَّا يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ أَوْ يُنَصِّرَانِهِ أَوْ يُمَجِّسَانِهِ كَمَا تُنْتَجُ الْبَهِيمَةُ بَهِيمَةً جَمْعَاءَ هَلْ تُحِسُّونَ فِيهَا مِنْ جَدْعَاءَ ثُمَّ يَقُولُ أَبُو هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ { فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا } الْآيَةَ   صحيح البخاري - (ج 5 / ص 143)

Bu hadise göre, her çocuk fıtrat üzere doğar. Fıtrattan maksat, insanın yetkinliğe olan yatkınlığıdır. Yatkınlıktan yetkinliğe evrilme, başta aile olmak üzere kişinin içinde bulunduğu kültür ortamı içerisinde gerçekleşir. Kişinin terbiyesinde ve kişiliğinin oluşmasında en belirleyici kurum aile olmaktadır. Nice nüve, çekirdek, özünde potansiyel olarak köküyle, gövdesiyle, dalı budağı ile ve meyvesiyle koskoca bir ağacı taşısa da çoğu kurda kuşa yem olur, potansiyelini gerçekleştiremez yahut yerini bulamaz, iklim elverişli olmaz, ehliyetsiz bir bahçıvanın eline düşer ve çok düşük bir kapasite ile ancak varlığını gerçekleştirebilir. “Çocukları ebeveyni yahudi yahut hristiyan yapar” derken sevgili peygamberimiz, işte bu gerçekliğe somut örneklikler üzerinden işaret eder.

Aile kurumu, bu kadar önemli olmasına rağmen ne yazık ki giderek aşındırılmakta, nikâhsız birliktelikler özendirilmekte, birey olma ve özgürlük adına insanların evlilik yükü altına girmesi, bu konuda fedakârlık göstermesi anlamsızlaştırılmakta, kişinin atacağı evlilik adımıyla dininin yarısını elde edeceği şeklindeki kadîm anlayışlardan uzaklaşılmaktadır. Hoş zaten dini yok ki, bu yolla onun yarısını elde etme çabası olsun.  Bunun sonucunda örneğin 2007 yılı itibariyle Fransa’da evlilik dışı doğan çocukların sayısı, evlilik içinde doğan çocuklardan daha fazla hale gelmiştir.

Bu modern tavır ve sonucu olan durum insanlığın geleceği adına kaygı vericidir.

Gemi su almaya başladığı zaman sadece bodrum katında olanlar batmazlar, üst katlarda ve güvertede olanlar da batarlar.

Galiba insanlık için asıl felaket, gezegeninden önce yuvasını kaybetmesidir. Bu konuda acilen önlemler alınmalı, evlilik yaşamı özendirilmeli, yükü hafifletilmeli,  teşvik edilmelidir. Ailede daha çok insanın bir arada yaşaması sağlanmalı, sosyalleşme büyük ölçüde ailede kazanılmalıdır. Eğer hayat savaşmak ve paylaşmaktan ibaretse, aile her ikisini de öğrenebileceğimiz öz yuvamız, özgüvenimiz ve imkânımız olmalıdır.



 

[2] وَلِهَذَا كَانَ الْأَصْلُ فِي الْأَبْضَاعِ الْحُرْمَةَ ، وَالْحَظْرَ ، وَالْجَوَازَ بِشَرْطَيْ الشَّهَادَةِ ، وَالْوَلِيِّ إظْهَارًا لِشَرَفِهَا لِكَوْنِهَا مَنْشَأَ الْبَشَرِ الَّذِينَ هُمْ الْمَقْصُودُونَ فِي الْعَالَمِ ، وَبِهِمْ قِوَامُهَا ، وَالْأَبْضَاعُ وَسِيلَةٌ إلَى وُجُودِ الْجِنْسِ

Kâsânî, Bedâiu’s-sanâi’, XI, 272.

[3]Aslında dinin özüne bakıldığında insanların sınıf farklılıklarının dikkate alınmadığı görülür. Bununla birlikte evlilik kurumu, dini olduğu kadar bir o kadar da sosyal bir yapıdır. O itibarla kuruluşu anında fıkıh nazarında insanların bu türden sosyal telakkilerinin dikkate alınması, fıkhın aynı zamanda gerçekçiliğinin bir ifadesi olur.

21 Şubat 2025 Cuma

Erdemli kılıp özün İnsanlığınla öğün

 

Sayarken de yerinde

Gene de geçer günün

Islanmadan terinde

Sanma ki artar ünün

 

Ziyanında kârında

Ahında hem zarında

Öyle geçer yarın da

Nasıl geçtiyse dünün


Kimi yarenlik eder

Kimi şansını güder

Elden geleni yeter

Olur mu sandın öğün

 

Emek ver kalma yolsuz

Olmaz parasız pulsuz

Kalırsan şayet çulsuz

Tembelliğine döğün

 

Emeğim ekmek oldu

Ceplerim para doldu

Hem özüm eşin buldu

Anda düğün var düğün

 

Garibce uzar sözün

İbretle baksın gözün

Erdemli kılıp özün

İnsanlığınla öğün


20.02.2025

GARİBCE

Dua ile!

23 Ocak 2025 Perşembe

Kıyametler kopuyor biz hala büyüğünü bekliyoruz.

 

Günler aylar geçmiyor ki canımızı yakan olaylar olmasın.

Kimine oh oldu diyoruz. İçten içe seviniyoruz.

Kimine yazık oldu diyoruz. Ağlamaklı laflar ediyoruz.

Kimine doğal afet diyoruz. Elimizden zaten bir şey gelmezdi diye avunuyoruz.

Kimini şeytana atfediyoruz. Seni gidi kör şeytan!

Hele bir de günah keçimiz var ki o olmasaydı neye sığınırdık, nasıl ederdik bilemiyoruz.

Ah kader ah!

Gene yaptın yapacağını!

Suçluya ilk taşı hiç günahı olmayan atsın dedik, suçlu en masum olanımız çıktı.

Tencere dedik. Seni gidi düdüklü dediler.

Herkes kıyametin büyüğünü bekliyor. Oysa her an kendi kıyametimiz kopuyor.

Neden kopuyor?

Ya şeytan dürtüyor.

Ya da alnımızın yazgısı öne geçiyor.

Oysa Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ

"Başınıza her ne musibet gelirse kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder."  (Şûrâ 42/30)

Hz. Peygamber (s.a.s.) de kıyameti merak edenlere:

“Emanet ehil olmayan kimseye verildiği zaman kıyâmeti bekle!” buyuruyor. (Buhârî, İlim 2, Rikāk 35)

 

Dua ile!

23.01.2025

GARİBCE

6 Ocak 2025 Pazartesi

Emekliyim

 


Emeklilik üzerinden iki yıla yakın zaman geçmiş. Soruyorlar:

“Nasılsınız ve neler yapıyorsunuz?”

“Evdeyim ve malum çalışmaya çalışıyorum. Genelde tercüme falan.” diyorum. Boş durmak yok, yapabildiğim en güzel şey de tercüme yapmak. Telif için insanın söyleyeceği sözü olmalı. Davası olmalı, derdi olmalı. Ben ki uzun yıllar öncesinde ununu elemiş, eleğini asmış bir kimesneyim.

Dava neyime. Ben develerinin peşinde bir divaneyim.

“Sizi hayrete düşüren ne öğrendiniz?” diyor.

“Emeklilikle Hacı Abi yahut Hacı amca olduğumu. Bir de Dede var tabii.” diyorum.

Bir ömür ilim adamı asosyal olmalı fehvasınca içinde sürdürdüğümüz sırça saraydan çıkınca hayatta hiç mi hiç karşılığımızın olmadığını gördük ve sadece ağarmış saç ve sakalımıza bakarak insanların Hacı Abileri ya da amcaları olduk.

Sonra da duruyor ve bir süre sonra ekliyorum.

“Bir de nicedir kurbanı olduğumuz zülfünün teli, meğer saçının kılı demekmiş, onu da öğrendik iyi mi?”

Geçer akçalarınızın geçmez kılındığı bu yeni dünyanızda sermayeniz birden sıfıra müncer olmuş. İmdi yeni bir başlangıç mı yapılmalı ve ne edilmeli? Hem niye uyandık ki? Yeniden mi uykuya dalmalı?

Mesela toprak alsam ve bahçe mi yapsam. Ağaç mı diksem, domates, biber, patlıcan mı eksem. Üretirsem hayatta değerim olur. Hem ben de satarım: Domates, biber patlıcan diye. Ama ya ben de  bir aşığın aşkını ilana mani olursam. Olmaz. Korkarım.

Konuşması kolay da bunun için de elde maharet, dizde derman lazım gelir. Balık tutmak için ıslanmak gerek. O da bizde yok.

İyisi mi gene inimize çekilelim. Develerin peşine düşelim yeniden. Ne sütüne ne dölüne bakmadan, avutalım özümüzü.

Kapatalım gözümüzü.

Dünya dönüyormuş bana ne?

Dünya yeniden kuruluyormuş, neyime?

İçime kapanmışım, bu böyle gitmezmiş… İyi de sana ne?

Ah Garibcem! Bari sen duy sesimi.

Yıllar oldu kesildi sesin. Dut mu yedin, tükendi nefesin.

Oysa sen içimdeki Ben’din.

Yıllar yılı seninle nefeslendim, seninle soluklandım.

Aslında ben de biliyorum, neden kesildi sesin?

Belli ki güneşin kayboldu senin.

De ki öldün. Yine de bitmemeli umudun.

Ba‘sü badel mevti hakkun.

 

Dua ile!

GARİBCE

06.10.2025

20 Kasım 2024 Çarşamba

ChatGPT bana bir eğlence medet!

 

ChatGPT bana bir eğlence medet! Bizim Garibce’yi resmet!

Oğlum M. Esat ERDOĞAN göndermiş:

ChatGPT'ye bildiklerin üzerinden babamızı çiz dedim, böyle çizdi 😊






M. Esat ERDOĞAN: Foto benzemiyor, daha çok yol alması lazım

Kendisinden de şöyle bahsediyor:

Prof. Dr. Mehmet Erdoğan, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden emekli bir akademisyen olup, "Garibce" isimli blogunda yazdığı düşüncelerle bilinir. Kendisinin yazıları, genellikle İslam hukuku, toplumsal değişimler, aile yapısı ve bireylerin ahlaki gelişimi gibi konulara odaklanır. Prof. Erdoğan, değişen toplumsal normlar üzerine geleneksel ve eleştirel bir perspektifle görüşlerini paylaşır. Özellikle kadınların toplumdaki yerini ve bu bağlamda yaşanan dönüşümleri ele aldığı yazılarında, kültürel değişimlerin bireysel ve toplumsal etkilerini tartışır.

Blog yazılarında, ahlaki ve dini değerlere vurgu yaparak geçmişten bugüne değişim süreçlerini değerlendirir. Ayrıca günlük hayat pratiklerine dair kendi çözüm yöntemlerini paylaşmaktan da geri durmaz; mesela bir yazısında, kendi geliştirdiği kitap ciltleme düzeneklerinden bahseder. İslam felsefesi ve hukuku konularında akademik çalışmaları da bulunmakta ve farklı perspektiflerden bakarak fikirlerini paylaşmayı önemser.

 

Resmi bilmem ama anlatısı benzemiş gibi.

Dua ile!

20.11.2024

GARİBCE

26 Ekim 2024 Cumartesi

Ya bir de şeytan olmasaydı?!

 

Dinî literatürde kötülüklerin, zararlı şeylerin, hatalı ve yanlış işlerin şeytana nispet edilmesi yaygındır.

Bir örnek:

“Kabın kırık yerinden içilmesinin yasaklığına dair haber rivayet edilmiş ve kabın orasında bir şeytan olduğu söylenmiştir. Bu rivayet şöyle yorumlanabilir: Kabın yıkanması sırasında kırık olan yer tam olarak temizlenemez. Oraya pislik toplanır. İçen kişi de kabın orasından içince bedene zarar veren bir şey yapmış olur. İşte bu mana sebebiyle “Orasında bir şeytan vardır” denilmiştir. Çünkü pis olan her bir şey, yerilen ve kötü görülen her şey şeytana nispet edilir. (Mehâsinü'ş-şerî'a, s. 233)

Ayrıca Ekrem Özbay’ın yorumu ile kırık yer kesme, batma veya üzerine dökülme şeklinde de kişiye zarar verebilir.

Mademki pistir ve de zararlıdır, öyle ise o şeytandır ya da şeytandandır.

İmdi düşünüyorum da yaptığımız haltları şeytanımız olmasa nasıl temize çıkaracak, onlara nasıl mazeret uyduracaktık. Suç samur kürk olsa üstümüze almazdık. İllaki birilerine yıkmamız lazımdı. İyi ki bir şeytanımız varmış. Ha bir de kader tabii.

Öyle olmasaydı alimallah suçumuzu Allah’a yıkmaya bile yeltenirdik.

Örnek mi: İşte İblis’in durumu: Kur'ân’da iki yerde bakın şöyle diyor:

قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ

"İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" dedi."  (Hicr 15/39-40)

قَالَ فَبِمَٓا اَغْوَيْتَن۪ي لَاَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَق۪يمَۙ

"Şeytan dedi ki: "(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.""  (A'râf 7/16)

İblis’in şeytanı yoktu ki suçu ona atsın. O yüzden o doğrudan Allah’a atma küstahlığına kalkıştı.

Garibce nazarımla bakınca kendimizi şanslı görüyorum ve iyi ki diyorum şeytanımız var da yediğimiz her haltı ondan bilerek kendimizi temize çıkarıyor, mazeretimiz var diyebiliyoruz. “Yaptım, yaptım ama hele bir sor niye yaptım” ayaklarına yatıyoruz. Ha bir de kader var. Her yaptığımız yanlıştan suçlu olan.

Ben bir zamanlar hapishanelere konferanslara giderdim. Sohbet sırasında gördüm ki orada hiç suçlu yoktu, hepsi kader mahkûmu idi.

Herkes de “Allah kurtarsın!” diyordu, işlediğini şeytandan biliyor, kurtuluşu Allah’tan bekliyordu.

Bu insan dedikleri varlık ne muamma bir şey!

Aslında kendisinin ne mal olduğunu[1] biliyor amma yine de üstüne kondurmuyor. Hemen yansıtıyor. Bu iş için de şeytan ve kader ne güne duruyor.

Ama işin hakikati hiç de öyle değil:

وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْۜ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ ل۪يۚ فَلَا تَلُومُون۪ي وَلُومُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ مَٓا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّۜ اِنّ۪ي كَفَرْتُ بِمَٓا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

"İş bitirilince şeytan da diyecek ki: "Şüphesiz Allah size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah'a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.""  (İbrâhîm 14/22)

Vaktiyle Garibce şöyle demiş:


Çekemez yükümü ayaklarım

Dümdüz yolda bile dayaklarım

Bunca haltı ben nasıl aklarım

Bir şeytan bir de kader olmasa

 

Bayındır olurdu viraneler

Evliya olurdu divaneler

Bom boş olurdu mahpushaneler

Bir şeytan bir de kader olmasa

 

Suçlu yok, kader mahkûmu herkes

Fatura mı dedin kadere kes

Aç da doyacak alacak nefes

Bir şeytan bir de kader olmasa

 

Yazgım oldu çözümsüz bilmecem

Ahu zarla geçer gündüz gecem

Duyulur sözün belki Garibcem

Bir şeytan bir de kader olmasa

 

Dua ile!

26.10.2024

GARİBCE



[1] بَلِ الْاِنْسَانُ عَلٰى نَفْسِه۪ بَص۪يرَةٌۙ

"Hatta, mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir."  (Kıyâmet 75/14-15)

17 Temmuz 2024 Çarşamba

Cin şişeden çıktı!

 


14.07.2024 tarihinde Erzurum İslami İlimler Fakültesi ve İlahiyat Fakültesi eski mezunlarının Kayseri buluşması vardı. Bir tür gocamışlar toplantısı gibi. Ayna gibi kocamış simamızı ele veren akran toplantısı yani. Gayretkeş arkadaşlarımızın himmeti ile senelerdir bunu yapmaktayız ve iyi de olduğunu görmekteyiz. Kimimiz eşleri ile katılıyordu ve benim gibi torunları ile de katılanlar vardı.

Öğleden sonra panelimiz vardı ve ben de konuşmacılar arasındaydım. Konumuz modernitenin aile ve gençlik üzerindeki etkisi ve çare önerileri idi. Beşi de profesör olan konuşmacılar maharetle konunun etrafında dolandılar ya da öyle sanıldılar. Hatta tertip heyetinden ev sahibi kendisi de profesör olan idareci hocamız meşhur bir fıkra anlattı. Hani ipini koparan balondaki birinin an itibariyle konumunu öğrenmek için aşağıdaki birine “Ben neredeyim?” diye sorması, onun “Yukarıda, balondasın” demesi, “Peki sen neredesin?” demesi üzerine de “Ben de senin altında, yerdeyim” demesi ve bunun üzerine yukarıdakinin aşağıdakine “Yahu sen profesör müsün?” diye sorması, onun da “Nereden bildin?” demesi üzerine “Dediklerinin hepsi doğru ama bir şeye yaramıyor olmasından!” diye açıklık getirmesi.

Benim konuşmamın özü üç defa tekrarladığım “Cin şişeden çıktı” repliği idi.

Çağımız değişimlerin en hızlı bir şekilde yaşandığı dönemdi ve benim acizane görüşümce de bu süreçte en belirgin olan görüntü kadınların evden çıkmasıydı. Sadece evden de çıkmadılar, kimisi örtüsünden de çıktı. Kabuğundan kurtulan kaplumbağa gibi özgürlüğün sefasını sürdüklerini sandılar. Kimisi de örtüsünü korudu ama tavırları itibariyle ciddi değişim gösterdiler. Bu arada örtü demek de neredeyse başörtüsü demekti. Baş örtülmüş ve kurtarılmışsa gayrısı önemli değildi.

İnternette şöyle bir hikaye dolaşıyor:

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra keyif yapmak ister. Pazar sabahı kalktığında, bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini alır ve bütün gün ayaklarını uzatıp evde oturacağını düşünür. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak gelir ve parka ne zaman gideceklerini sorar. Baba, oğluna söz vermiştir. Bu hafta sonu parka götürecektir. Ama hiç dışarı çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekir. Gazetenin promosyon olarak dağıttığı yapboz dünya haritasını alır ve oğluna: “Eğer bu haritayı düzeltirsen, seni parka götüreceğim” der.  Aklınca çocuk onu akşama kadar düzeltemezdi.  “Oh be kurtuldum!” diye sevinir. Fakat aradan on dakika geçer geçmez, çocuk babasının yanına koşarak gelir. “Baba” der, “Haritayı düzelttim, artık parka gidebiliriz.” Adam şaşırır, inanamaz. “Getir göreceğim” der. Gördüğünde de hayretler içinde kalır. Gerçekten yapmıştır. Oğluna bunu nasıl yaptığını sorar. Çocuk şöyle der: “Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı. İnsanı düzelttim, dünya düzeldi.”

Bu hikayedeki espri aynısıyla benim nazarımda kadınlar için de geçerlidir.

Kadın konusu bizim yumuşak karnımızdır. Eğer biz kadın konusunu düzeltebilirsek eminim ki çok şey de kendiliğinden düzelmiş olacaktır.

Eskiden ne güzeldi, biz erkeklere özgü bir dünyamız vardı, evden çıkardık akşam olunca da bizi bekleyen yuvamıza dönerdik. Kapımızı açan, soframızı kuran, peşkir omuzunda abdest suyumuzu döken, bir dediğimizi iki etmeyen, bütün dünyası dört duvar arasından ibaret cennet hatunlarımız vardı.

Değişim furyası dâbbetü’l-arz gibi yerden bitti, gökten indi ve evimizin duvarlarını ortadan kaldırdı ve kendisi var ama adı bile olmayan kadın dışarıyı gördü ve nazarını celbetti, merak saikiyle evden çıktı. Ve çıkış o çıkış. Cin şişeden çıkmıştı ve bir daha da oraya dönmeye niyeti yoktu.

Ne ki bu kez ne olacağını bilemedi. Hangi değerlerin arkasına düşecekti. Nereye gidecek, nasıl edecekti, bilemedi.

Hoş, ne yapacağımızı ve onlara nasıl davranacağımızı biz de bilemedik.

Kızın biri sahilde gezinirken bir şişe buldu. Şişeyi evirdi çevirdi, ovunca içinden bir cin çıktı. Cin, “Dile benden ne dilersen!” dedi. Kız akıllıydı “Beni öyle bir hale getir ki bütün erkekler ardımdan koşsun!” dedi. Cin “Olur!” dedi ve kız artık bir futbol topuydu.

Bu espri çağın gerçekliğini açıklıyor sanki. Kadınlar bütün erkekler ardımızdan koşsun derken erkekler de önce onları yakalamak için koşturuyorlar sonra da var güçleriyle tekmeliyorlar ve başlarından atıyorlar. Sonra yine koşturuyorlar… Bu böyle devam edip gidiyor.

Eskiden genelde kadın erdemlere düşkündü, güçlü ve erdemli erkekleri kendine bende etmeye çalışırdı. Süslü erkeklerden pek hazzetmezdi. Aksine erkekler de kadınlarda süslü olmayı yeğler, alımlı, güzel, süslü kadınlara rağbet çok olurdu.

Modernite mikserle toplumu oluşturan bireyleri birbirine çırptı, artık cinsiyetsiz bir toplum istiyor. Bireyler elde etmek istedikleri hazlara kolayca ulaşıyor, cinsel tatmin için huzurlu bir ev ortamına artık ihtiyaç duyulmuyor olmalı ki evlilik seyri giderek hızla yavaşlıyor, boşanmalar artıyor ve evlilik yaşı da doğurganlık yaş sınırına kadar yükselir oluyor.

Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete!

İpini koparmış danalar, çitten atlamışlar, sağa sola sıçrıyor,  özgürlük naraları atıyorlar. Hemen bir adım ötelerinde ise ağzının salyası akan canavarlar onları keyifle seyrediyor ve ellerini ovuşturuyor.

Ah be özgürlük! Sen neymişsin be!

Dua ile!

17.07.2024

GARİBCE

5 Haziran 2024 Çarşamba

Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!

  

2215 - أَخْبَرَنَا أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيُّ، سَمِعْتُ أَبَا عَلِيٍّ السَّرِيَّ، يَقُولُ: رَأَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ رُوِيَ عَنْكَ أَنَّكَ قُلْتَ: " شَيَّبَتْنِي هُودٌ " قَالَ: " نَعَمْ " -[83]- فَقُلْتُ: مَا الَّذِي شَيَّبَكَ مِنْهُ قَصَصُ الْأَنْبِيَاءِ وَهَلَاكُ الْأُمَمِ ؟ قَالَ: " لَا، وَلَكِنْ قَوْلُهُ { فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ } [هود: 112] "
شعب الإيمان - (4 / 82)

Ebu Abdurrahman es-Sülemî anlatıyor: Rüyamda Ya Resulallah! “Hûd suresi beni kocattı” demişsin. Seni kocatan o suredeki peygamberlere ait kıssalar ve ümmetlerin helaki mi? dedim: "Hayır "Festekim kemâ ümirte = Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" ayetidir buyurdu.

Herkes doğruluk iddiasındadır ve herkesin kendince bir doğruluk ölçemi vardır. Ama bizden istenilen “emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmak”tır. Doğruluğun ölçemi biz ve bizim  arzularımız olmayacaktır. Hakkın ölçemi de hak olacaktır.

Ne terazi tezekten ne dirhemi .oktan olacak.

Her şey yolunda ve yolunca olacaktır.

GARİBCE

Dua ile!

05.06.2024

6 Nisan 2024 Cumartesi

Büyük Çamlıca Camii Öğle Namazı Öncesi IV. Sohbetimizin Özeti: Değer ölçülerimiz II

 24 Ramazan 1445 / 03.04.2024

İslam geldi mevcut cahiliye değerlerinden kimini ibkâ etti, kimini ıslah etti, bir kısmını da iptal eyledi.

Cahiliye döneminde tercih ve davranışlarını belirlemede mihenk olarak esas alınan şeylerden birinin de heva ve heveslere uyma olduğu (Furkan 43) bizzat Kur'an’da belirtiliyor. Hepimizin bir takım arzuları vardır ve bunları gerçekleştirmek isteriz. Bir takım ihtiyaçlarımız vardır ve bunların karşılanması için çalışıp çabalamamız tabiidir. Ancak ihtiyaçlarımızın yerini ihtiraslarımız alırsa o takdirde biz onun altında kalkamayız. İnsanın belini doğurtacak kadar gıdaya, soğuktan sıcaktan ve saldırılardan korunmak için bir barınağa ihtiyaç duyar. Keza giysiye ihtiyacımız vardır. Bizim bunları karşılamak için çalışıp çabalamamız normaldir, hatta takdir edilir. Ancak biz ihtiyaçlar yerine ihtirasların peşine düşersek o ihtiraslarımız bizi gulyabani gibi helake sürükler. Tüketim esaslı bir anlayış ile yola çıkıldığı zaman iflah olamayız.

Eskiden ekonomi yerine İktisad ilmi vardı. İktisad tutumlu olma, orta yolcu bir yaşantı sürme demekti. İfrat ve tefrit her konuda olduğu gibi iktisatta da yanlış sayılırdı. Söz gelimi cimrilik de savurganlık da kötü, tutumlu olmak ise iyi idi.

Günümüz ekonomisi ise üretici ise üretimini tüketici ise tüketimini maksimize eden adamı (homoekonomikus) esas aldı. İnsanın mutluluğunu tüketimin çokluğu ile ve hatta somut bir örnek olarak çöpün çokluğu ile ölçmeye kalkıştı. Yani ne kadar çok çöp tüketiyorsan o kadar mutlu sayılıyorsun. Gerçek mutluluğu ölçecek ölçemler olmayınca hepsi kemiyetle/nicelikle ölçülür oldu. Söz gelimi bir karpuz aldınız ve içini siz yediniz, kabuğunu hayvanınız yedi, çekirdeğini de kuşlarınız yedi, hiçbir çöp çıkmadı. İmdi bu resimde insanlar hiç mutlu değil, çünkü hiç çöpleri yok.

Ya da şehirde kalıyorsunuz, çoluk çocuğunuzun uğradığı sorduğu yok, geleniniz gideniniz yok. Aldığınız karpuzdan bir dilim aldınız, hatıralar aklınıza geldi ve ağzınıza aldığınız lokmalar boğazınıza düğümlendi ve gözleriniz ıslandı. Yeme isteğiniz de kalmadı. O karpuzun çoğunu çöpe attınız. Gösteriye göre siz çok mutlu olarak gözüküyorsunuz. Çünkü çöpünüz çok çıktı.

Oysa biz insanı imanla ölçüyoruz, takva ile ölçüyoruz. Amel-i salih ile ölçüyoruz. Amel-i salih içtenlikte işlenen gayra yararlı olan fiillerimizdir. Amel-i salih ile toplum daha sükunetli ve mutlu olur. Öylesi bir toplum içinde senin mutluluğun daha da artar.

İman yanında ibadetlere bizim ihtiyacımız vardır. İmanımız ile yapıp ettiklerimiz bizi ongun hale getirecek.  Özümüz pak olacak ki yüzümüz ak olsun. Allah Samed’dir, O’nun bize değil bizim O’na ihtiyacımız vardır. Meyvenin olgunlaşabilmesi için belli bir zamana ihtiyaç oluyor. İyi bir insan da ha deyince olmuyor. O yüzden bizim de iyi insan olabilmemiz için hayat boyu çabalamamız gerekiyor.

Biz insanımızı cahiliye değerleri ile değil bağışıklık sistemi mesabesindeki takvamız ile ölçeriz.

Bilgi ile ölçeriz.

Ahlak-ı hamide/ erdemlerimiz ile ölçeriz.

Kalb-i selim,  akl-ı selim ve zevk-i selim ile ölçeriz.

Allah Teâlâ bizi iyi etsin.

Dua ile!

06.04.2024

GARİBCE

 

29 Mart 2024 Cuma

Büyük Çamlıca Camii Öğle Namazı Öncesi III. Sohbetimizin Özeti: Değer ölçülerimiz

 

27.03.2024

Değer ölçülerimiz:

Davranışlarımızı belirlerken, tercihlerimizi yaparken, bir nesneyi değerlendirirken illaki bir takım kıstaslara vurur ona göre sonuç elde ederiz. İnsanın boyunu metre ile, ağırlığını kilo ile ölçeriz. İşlerimizi yaparken sonucuna bakarız, hayır mı şer mi?.

Bu ölçemlerin şaşmaz olması lazımdır. Aksi halde sağlıklı sonuç alamayız.

Kitabımız “Lâ reybe fîh =asla kuşku içermeyen özellikte oluşu ile bize şaşmaz, aşkın değerler verir.

Aslında değerden yoksun hiçbir topluluk da yoktur. Söz gelimi cahiliye toplumunda da bir takım değerler vardı ve insanlar bunlara göre davranışlarını ortaya koyarlardı. Bu değerlerin belki de başında asabiyet gelirdi. Yani mensubu olduğu kabileye sorgusuz sualsiz bağlılık esastı. Kabilene mensup olan biri ile kavga ediyorsa senin vazifen hemen onun yanında yer alman ve ona arka çıkman, o kime vuruyorsa senin de ona vurman idi. Niyesi sorulmazdı. Haklı ya da haksız olduğuna bakılmazdı. “Unsur ehâke zâlimen ev mazlûmen” sözü o dönemden kalma bir deyişti. Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et diyordu. 

İslam işte bu değerleri tersyüz edip gerçek değerleri ikame etmeye çalıştı. Bu sözü Hz. Peygamber (s.a.s.) de söyledi. Ama içeriğini değiştirdi. Zalime yardımın onun zulmüne mani olmak şeklinde olacağını söyledi.

Cahiliye değerleri arasında tekâsür yani çoklukla öğünmek vardı.

Cinsiyet ayırımı vardı ve kadın olmak zordu.

Irk/renk ayırımı vardı.

Arap olan olmayan ayırımı vardı. Arap olmayanların hepsi Acem torbası içine doldurulurdu. Acem dilsiz demekti, hayvanlar için kullanılan bir kelime idi.

İnsanların değeri mal ve erkek evlat çokluğu ile belirlenirdi. Malı ve erkek çocukları olmayan kimseden peygamber mi olurdu?

İslam geldi insanları aşkın değerlerle ölçmenin yolunu açtı.

Ne tezekten terazi ne de boktan dirhem olsun istemedi.

İnsanlığa zait olan İslamiyetin en başta gelen değeri iman idi.

İman elde birdi.

Saygınlığın Allah katındaki ölçemi takva idi. Takva kulluk bilinci demekti ve o birin sağına konulan bir sıfır gibiydi.

Amel-i salih o birin sağına konulan bir sıfır daha demekti.

Ve illaki ahlak olmalıydı.

Ahlak kökleri ve gövdesi olan ağacın meyvesi gibi bir şeydi. Meyve hem tabii sonuç hem de nihaî amaçtı.

Ağaç meyvesini kendisi için vermezdi, başkaları ondan yararlansın diye meyveye dururdu. Öyle ise müslüman da yararı başkalarına yönelik olan erdemlerle bezeli olmalıydı. Zaten İslam’ın kendisinden istediği sağlam inançları, sahih ibadetleri ve niyet/kulluk bilinci ile yapıp ettikleri hepsi bu erdemlerin oluşması içindi.

Hem meyve tohumunu da içermesi sebebiyle bekanın da teminatı idi.

Bütün bu süreçte ilim işe yarardı. İlimsiz olmazdı. Öyle ise o da birin sağında bir sıfır gibi değerlerimize değer katardı. Ama bizatihi kendisi amaç da değildi.

İman, amel-i salih ve takva/ mekarim-i ahlak bir kimsede bulundu mu onun hakkında Rahman sevgi yaratırdı[1], artık o kimse yer ve gök ehli tarafından sevilen biri olurdu.

Dua ile!

29.03.2024

GARİBCE



[1] اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُداًّ

"İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, Rahman onlar için (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır."  (Meryem 19/96)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...