şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2015 Salı

Dede bana bir masal anlat!


Milenyum milenyum elektrik gene kesildi

Berra bana masal anlat dede diye dikildi


Bir varmış bir yokmuş eski zaman içinde
Saman malama, kalbur saman içinde

Sofra gibi serilmiş eski bir dünya varmış
Koca bir öküzün boynuzunda yaşarmış

Sinek konanda öküz kuyruğun sallarmış
Deprem oluyor deyu üstündekiler ağlarmış

Dünya ağır öküzün boynu olmuş yağır
Cazılarmış  yollarda kağnılar ağır ağır

Kış boyu tohum, altında kalırmış karın
Ekmeksiz asla doyma bilmez imiş karın

Aşlarına katık ederlermiş ayranı yoğurdu
Tüm işleri görürmüş kölelerden bir ordu

Derken ölmüş öküz kara saban paslanmış
Boşa düşmüş de çiftçi hüzün ile yaslanmış

Almış başını gömmüş arasına dizlerinin
Dipsiz bir elem varmış ardında gözlerinin

Demiş bunca horanta ya Rabbi nasıl doyar
Artık dünyaya çekiliyor yeni bir ayar

Öküz ölmüştü ya önce makine almış yerini
İnsan silmez olmuş gayrı toprak ile terini

Dünya yuvarlanmış başlamış dönmeye
Kırsalda da ocaklar birer birer sönmeye

Göç varmış bundan kerli uzak şehire
Akın akın gidiyorlarmış kentlere habire

İşçi lazım bana demiş makine için patron
Kölelik insanlık aybıymış demişler pardon

Bir olgu yok oldu oysa zincirleri vardı
İmdi etrafı zincirsiz açlar ordusu sardı

Nasıl bir çarktır kimse bilemedi dilini
Bire bin verdi bine esirgerken bir dilimi

Derken bilgisayar çıktı bindi makine üstüne
Secdeye kapandı cümle alem bilim büstüne

Derken evlendirmişler telefon ile bilgisayarı
İnternet deyu bir velet çıkmış yokmuş ayarı

Artık ne sınır var dünya da ne yakın uzak
Dabbetül arz olup eve girmiş bin bir tuzak

Deccale razı olduk başköşesinde gayrı evimizin
Namazları reklam arasında kılar olduk dizimizin

Beş vakitli günümüz yirmi dört saate çıktı
Elektrikle karanlık huzuru alıp evinden  kaçtı

Artık mesailer üç vardiye yirmi dört saat
Öküzle birlikte o da öldü yok oldu kanaat

Zikirler değişti fikirler der hep üretim
Mutluluğa gösterge bundan kerli  tüketim

Tarım toplumuna fıkıh elbise dikti eskidi
Sanayi devrine ekonomi, onun da devri bitti

Tasavvufun eskiden kendi varmış adı yokmuş
Şimdilerde adı varmış cümlesin karnı tokmuş

Tarikat holdingler tasarruf edermiş cihane
Sürer olmuşlar öyle bir saltanat ki şahane

Bir hırka bir lokma idi cümle zikrimiz
Kadına halı kilim yolluk oldu virdimiz

Derviş dediğin bu çağda düşmez yasa
Hemhal olmalı daim kasa masa nisa

Bilgi ağı bilgi çağı derken duyuldu bir anons
Bundan böyle denildi belirleyici olan finans

Bilgiçağının da defterini dürdüler böylece
Şimdi hüküm ferma kimdir tam bir bilmece

Amerikada morgıç rüzgarıymış esti geçti
Tsunami olup tüm dünyayı deldi geçti

Şimdi para var ya nerden nereye akıyor
Bütün gözler çevrilmiş aha ona bakıyor.

Ne büyüksün ki kadiri mutlak gibi haşa
Cümle alem ekranlarda seni eyler temaşa

Serilir önüne kırmızı halılar yüzün göstersen
Bizde hilaf yoktur deneyiver bir istersen

Çoktandır insanlık  sana bağlamış gayrı umudu
Sensin gayrı onların kadiri mutlak mabudu

Nerde görsen bir kemali  bil ki yakındır zevali
Tarihte egemenlikler sürmemiştir alettevali

Bir gün olur senin de biter devrin bil iyice
Senin de destanını yazar başka bir Garibce

Bir elektrik kesildi bak ne oldu ibret alasuz
Cümleniz sağlık içre her daim esen kalasuz

20.01.2015
GARİBCE


13 Ocak 2015 Salı

Garibce bir atışma!


Sabahleyin her gün sektirmeden bana mesaj gönderen Burak kardeşe ben de cevap olsun diye bir dörtlük yazıvermiştim. Gün ortasında gözüme ilişti hoşuma gitti, tuttum paylaştım.


Sen haddini aşmaz isen
Gayra kulak asmaz isen
El aleme bakmaz isen
Günler olur mutlu sana

Soner Can bizim ipil ipil tutuşturduğumuz bu naif ateşe Garibce’nin tilmizi deyu odun atmaz mı?
İlim-irfan sever isen,
Hak yolunda yürür isen,
Hem tevekkül kılar isen,
Günler olur mutlu sana.

Haliyle bizim de cevap vereceğimiz tuttu:

Kanaati azık eder isen
Şükrü katık kılar isen
Özün Hakka tutar isen
Ömrün olur kutlu sana

Aslında bilgisayarın başındayım ve uzun soluklu bir şeyler yazmam gerekiyor. Ne ki bir türlü kendimi toparlayamıyorum. Issız yolda yalnız gidenlerin korkusunu bastırmak için türkü çığırması gibi bir haleti ruhiye içinde himmete muhtaç dedeyim. Gayrıya nasıl himmet edeyim. El alem de sanır ki özüne ateş düşmüş de can havliyle söndürmeye çalışır:

İnsanlıktan kaçmaz isen
Kibir ile uçmaz isen
Ayıpların açmaz isen
Settar olur örtü sana

Soner girer araya:
Kul hakkını bilmez isen,
Haram helal sormaz isen,
Haddin bilip durmaz isen
Kahhar olur Rahman sana.

Alır Garibce:
Irak et kini gönlünden
Salim oluben elinden
İncinmesin kimse dilinden
Cennet olur muştu sana

Alır Soner:
Sabreyle her belâya,
Devam eyle duâya,
Dön yüzünü Mevlâya,
Rahmet olur nîran sana.

Söz Garibce’de gene:
Daim öfken yutanda
Özün Hakka tutanda
Akşam olup yatanda
Helal olur uyku sana

Niyazımız orta direk
Göğünür aşkile yürek
Bize habli metin gerek
Sevda olur tutku sana

Sabır acı tatlı meyva
Bugünü yarına koyma
Ömür kısa aman kıyma
Kardeş olur utku sana

Bu işi tadında bırakmak gerek diye içimden geçirirken Soner’den ekrana düştü:

Garibce’de sözler bitmez,
Hikmet şakır sonu gelmez,
İlle öğüt ister isen,
Bunlar olsun katkı sana.

Eş zamanlı Garibce noktayı koyar:

Garibce yeter laf uzar
Soner oradan eder ışmar
Halden arif olan anlar
Kulluk bana ıtkı sana.

Bitti.
Soner’in “Estağfirullah hocam, bence kesinlikle şiir yazmaya devam etmeniz lazım. Garibce’ye bir divan yakışır” şeklindeki  teşviki yanında “Bir de ıssız yolda tek değilsiniz hocam, türküyü birlikte çığırırız!” yorumu vardı ki o da yüreğime su serpti. Çilesi büyük bir yolda yalnız olmamak teselli edici olmalı.
Cümlenize selam olsun.
Dua ile!

13.01.2015

GARİBCE

10 Nisan 2012 Salı

SEYRANİ BABANIN ÖKÜZÜ KÜPE NASIL ETTİ

Garibce bugün size bir alıntı yazı sunuyor:

 

SEYRANİ BABANIN ÖKÜZÜ KÜPE NASIL ETTİ


(Prof. Dr. Mehmet ERDOĞAN)



XIX. asırda yaşamış Develi’li Seyrani (ö. 1866) babanın güzel şiirleri var. Şahsen benim gördüğüm üç kitap var onun hakkında.

 1. Develi’li Âşık Ali Çatak, Bütün Yönleriyle Seyranî, Bayrak Yayımcılık 1992.

2. Hasan Avni Yüksel, Âşık Seyranî, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1987.

3. Hasan Ali Kasır, Seyranî, Birinci Baskı: İstanbul 1984, İkinci baskı: Ankara 1999.

Güzel taşlamaları, hikmetli sözleri var. Mesela şöyle diyor:



Ormanda büyüyen adam azgını

Çarşıda bazarda seyran beğenmez

Medrese kaçkını softa bozgunu

Selâm vermek için insan beğenmez



Âlemi ta’n eder yanına varsan

Seni de yanıltır mesele sorsan

Bir cim bile çıkmaz karnını yarsan

Meclise gelir de erkan beğenmez



Her çeşit insandan birkaç eşi var

Mektepten kovulmuş günah işi var

Rabbi yessir’de dört yanlışı var

Tahsil etmek için irfan beğenmez



Ellerin evinde çul firâş olur

Burnu sümüklüdür gözü yaş olur

Bayramdan bayrama bir tıraş olur

Gider berbere de dükkan beğenmez



Dağlarda taşlarda dolaşan yörük

İnsanlar içine çıkmayan hödük

Bir elife dili dönmeyen sürtük

Şehirde tecvitle Kur'ân beğenmez

……………

Seyranî söyledi bu doğru sözü

Haddeden çekilmiş doğrudur özü

Şehre gelin gitse bir köylü kızı

La’l ü güher ister mercan beğenmez[1].





Eyvah fukaranın beli büküldü

Meded ticaretin gücüne kaldık

Eyiler âlemden göçtü gitti

Bizler zemanenin piçine kaldık



Rüşvet ile yazar hâkim hücceti

Hüccet ile alır kadı rüşveti

Halk bilmiyor dini, şer’i sünneti

Bozuldu sikkenin tucuna kaldık



Sene bin iki yüz altmış beş tamam

Okunur ezanlar boş bekler imam

Seyranî bu nutkun sonu vesselâm

İnanın dünyanın ucuna kaldık[2].

Benim Seyranî’yi burada anışımın bir başka sebebi var.

Yukarıda tam künyesini vermiş olduğum Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları arasında çıkmış olan eseri -hem de güven duyarak- aldım ve evde okumaya başladım. Ne de olsa memleketimin yetiştirmiş olduğu bir âşıktı ve belli ki hem halk hem de medrese kültürüne sahipti. Bir ara şu şiirini okuyordum:

Kuş yuvadan cücüğüne

Kısmet aramaya uçar

Engin yüksek düz ovada

Kimi kovar kimi kaçar.

Harika, dedim. Çok güzel! Devam ettim:

Boyrazı var dipisinin

Hikmeti var hepisinin

Mevlam kısmet kapısının

Kimin örter kimin açar

Tam benlik dedim içimden. Hele dili var ya! Yaşa, var ol Seyrani baba!

Anadan doğmadan çulun

Var mı idi paran pulun

Mevlam yarattığı kulun

Verir rızkını koymaz nâçâr

Öyle ya hepimiz çulsuz doğduk, ama zamanla varsa kısmette bir çok şeye sahip olduk. Yarın kaybedebiliriz de! İnsan tevekkeli olmalı değil mi ya?

Sekiz olur dokuz olur

Kengel südü sakız olur

Tosun büyür öküz olur

O da bir gün küpe sıçar

Bu son mısraı okuyunca kafamı kaşıdım ve anlamaya çalıştım. Allah Allah, ne alaka? Tosun, öküz, büyümek, küpe etmek…

Hay Allah müstahakkını versin be adam! Bizim Seyranî yerel bir atasözünü kullanıyor. Kağnı kültüründen alınmış çok güzel bir söz. “Öküz olmadan göbe etmeye kalkışmak” diye. Göp, kağnının öküzlerin koşulduğu yerin arkasında uzun ve enli sağlam bir tahtadır. Bir anlamda öküzlerin arkalığı gibi, kağnı rampadan aşağı inerken kaçmasın diye hayvan arkasını göbe verir ve kağnıyı kontrol altında indirmeye çalışır. Boyunduruğa koşulan hayvanın arkasının göbe ulaşabilmesi için yeterince büyümüş olması lazım. Buzağı ya da dana koşulacak olsa, uzunluk ve yükseklik olarak boyu oraya yetişemez. Ne zaman büyür ve öküz olur, o zaman arkası göbe yetişebilir ve rampa aşağı inerken icabında oraya edebilir de. Büyümeden oraya etmeye kalkışsa başaramaz, ancak tap tap diye düşürür.

Bu güzel söz, boyundan büyük işe kalkışan kimseler için kullanılır.

İşte bizim bu kültürden habersiz olan nâşir, eski yazıda her ikisi de aynı yazıldığı için (kef, vav ve bâ harfleriyle), “göp”ü kendi mantığınca “küp” okumuş ve öküze göp yerine küpe ettirmiş. Merak ediyorum, acaba kafasında nasıl izah etmiştir diye. Öküzün fışkısını eskiler küpte mayalıyorlar mıydı diye düşündü, ne bileyim ben! Ben bildim bileli hiçbir öküz haddini bilmezlik edip şimdiye kadar bir küpe etmemiştir. Hem küpe etmek gibi bir mantığı öküze nispet etmek nasıl bir akıl? Her öküz edeceği yeri bilir. Ha göp ha küp ne fark eder derseniz, o başka. Ama benim bildiğim öküzler böyle bir halt işlemezler. Bu tür haltları (halt karıştırmak demektir) ancak insanlar yapar.

Bence nâşir bütün öküzlerden özür dilemelidir.

Ha diyeceksiniz ki, hoca fazla oldu, insan hata edebilir. Evet, edebilir. Hata etmek kimsenin tekelinde de değildir. Ama, Seyrani’nin içinde yaşadığı kültüre belli ki yabancı olan nâşirin, Seyranî Baba hakkında daha önceden yapılmış çalışmalara bakması gerekirdi. Daha önce yayınlanmış olan bir çalışmada bu şiir doğru olarak göp şeklinde okunmuştur[3]. Belki de bizim Nâşir onu görmüştür ve düzeltmiştir (!). Bu ihtimal de uzak değildir.

Eserin Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları arasında çıkmış olması maalesef tek başına güven vermiyor.

İlgililere saygı ile duyurulur.



[1]     H. Avni Yüksel, Âşık Seyranî, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1987, s. 130.
[2]     H. Avni Yüksel, Âşık Seyranî, s. 79.
[3] Vaktiyle edinmiş olduğum bu bilginin ayrıca tahkikini yapıp doğrulayan Develiler Derneği yöneticilerinden Avukat Ramazan Kaya’ya teşekkür ederim.

31 Mart 2012 Cumartesi

Gene gel emi



Akşam üzeri Çataloluk’tan geçerken
Gördüm karın beyazı kızıla tav olmuş
Güneş yorulmuş  tülün üstüne çekerken
O demde bu cümbüş karanlığa   av olmuş

27 Mart 2012 Salı

Yunus'tan Selam Var


Ah bir  gönül yaptı isen

Birin elin tuttu isen

Özün Hakka kattı isen

Yolun vasıl olmaz değil



Namaza niyaz erdi ise

Sıdk ile nefsini yerdi ise

Cümle alem kendi derdi ise

Özün Hakta bulmaz değil



Niyazın göklere ağdı ise

Ta arşa varıp değdi ise

Rahmet olup anda yağdı ise

Kap olsa gönül dolmaz değil



Bir açı doyurdu isen

Bir uryanı giydirdi isen

Yetim gözyaşı sildi isen

Asık yüzler gülmez değil.

Söyler sözünü Garibce
Boynu Hakka kıldan ince
Yardan bir selam gelince
Uçar kadrin bilmez değil.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...