şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Ocak 2015 Salı
13 Ocak 2015 Salı
Garibce bir atışma!
Sabahleyin her gün sektirmeden bana mesaj gönderen Burak kardeşe ben de cevap olsun diye bir dörtlük yazıvermiştim. Gün ortasında gözüme ilişti hoşuma gitti, tuttum paylaştım.
Sen haddini
aşmaz isen
Gayra kulak
asmaz isen
El aleme
bakmaz isen
Günler olur
mutlu sana
Soner Can
bizim ipil ipil tutuşturduğumuz bu naif ateşe Garibce’nin tilmizi deyu odun atmaz
mı?
İlim-irfan
sever isen,
Hak yolunda
yürür isen,
Hem tevekkül
kılar isen,
Günler olur
mutlu sana.
Haliyle bizim
de cevap vereceğimiz tuttu:
Kanaati azık
eder isen
Şükrü katık
kılar isen
Özün Hakka
tutar isen
Ömrün olur
kutlu sana
Aslında bilgisayarın
başındayım ve uzun soluklu bir şeyler yazmam gerekiyor. Ne ki bir türlü kendimi
toparlayamıyorum. Issız yolda yalnız gidenlerin korkusunu bastırmak için türkü
çığırması gibi bir haleti ruhiye içinde himmete muhtaç dedeyim. Gayrıya nasıl
himmet edeyim. El alem de sanır ki özüne ateş düşmüş de can havliyle söndürmeye
çalışır:
İnsanlıktan
kaçmaz isen
Kibir ile
uçmaz isen
Ayıpların
açmaz isen
Settar olur
örtü sana
Soner girer
araya:
Kul hakkını
bilmez isen,
Haram helal
sormaz isen,
Haddin bilip
durmaz isen
Kahhar olur
Rahman sana.
Alır Garibce:
Irak et kini
gönlünden
Salim oluben
elinden
İncinmesin
kimse dilinden
Cennet olur
muştu sana
Alır Soner:
Sabreyle her
belâya,
Devam eyle
duâya,
Dön yüzünü
Mevlâya,
Rahmet olur
nîran sana.
Söz Garibce’de
gene:
Daim öfken
yutanda
Özün Hakka
tutanda
Akşam olup
yatanda
Helal olur
uyku sana
Niyazımız
orta direk
Göğünür aşkile
yürek
Bize habli
metin gerek
Sevda olur
tutku sana
Sabır acı
tatlı meyva
Bugünü yarına
koyma
Ömür kısa
aman kıyma
Kardeş olur
utku sana
Bu işi
tadında bırakmak gerek diye içimden geçirirken Soner’den ekrana düştü:
Garibce’de
sözler bitmez,
Hikmet şakır
sonu gelmez,
İlle öğüt
ister isen,
Bunlar olsun
katkı sana.
Eş zamanlı
Garibce noktayı koyar:
Garibce yeter
laf uzar
Soner oradan
eder ışmar
Halden arif
olan anlar
Kulluk bana
ıtkı sana.
Bitti.
Soner’in “Estağfirullah
hocam, bence kesinlikle şiir yazmaya devam etmeniz lazım. Garibce’ye bir divan
yakışır” şeklindeki teşviki yanında “Bir
de ıssız yolda tek değilsiniz hocam, türküyü birlikte çığırırız!” yorumu vardı
ki o da yüreğime su serpti. Çilesi büyük bir yolda yalnız olmamak teselli edici
olmalı.
Cümlenize
selam olsun.
Dua ile!
13.01.2015
GARİBCE
10 Nisan 2012 Salı
SEYRANİ BABANIN ÖKÜZÜ KÜPE NASIL ETTİ
Garibce bugün size bir alıntı yazı sunuyor:
SEYRANİ BABANIN ÖKÜZÜ KÜPE NASIL ETTİ
(Prof. Dr. Mehmet
ERDOĞAN)
XIX. asırda yaşamış
Develi’li Seyrani (ö. 1866) babanın güzel şiirleri var. Şahsen benim gördüğüm
üç kitap var onun hakkında.
1. Develi’li Âşık Ali Çatak, Bütün
Yönleriyle Seyranî, Bayrak Yayımcılık 1992.
2. Hasan Avni Yüksel, Âşık
Seyranî, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1987.
3.
Hasan Ali Kasır, Seyranî, Birinci Baskı: İstanbul 1984, İkinci baskı:
Ankara 1999.
Güzel taşlamaları, hikmetli
sözleri var. Mesela şöyle diyor:
Ormanda büyüyen adam azgını
Çarşıda bazarda seyran
beğenmez
Medrese kaçkını softa
bozgunu
Selâm vermek için insan
beğenmez
Âlemi ta’n eder yanına
varsan
Seni de yanıltır mesele
sorsan
Bir cim bile çıkmaz karnını
yarsan
Meclise gelir de erkan
beğenmez
Her çeşit insandan birkaç
eşi var
Mektepten kovulmuş günah işi
var
Rabbi yessir’de dört yanlışı
var
Tahsil etmek için irfan
beğenmez
Ellerin evinde çul firâş
olur
Burnu sümüklüdür gözü yaş
olur
Bayramdan bayrama bir tıraş
olur
Gider berbere de dükkan
beğenmez
Dağlarda taşlarda dolaşan
yörük
İnsanlar içine çıkmayan
hödük
Bir elife dili dönmeyen
sürtük
Şehirde tecvitle Kur'ân
beğenmez
……………
Seyranî söyledi bu doğru
sözü
Haddeden çekilmiş doğrudur
özü
Şehre gelin gitse bir köylü
kızı
La’l ü güher ister mercan
beğenmez[1].
Eyvah fukaranın beli büküldü
Meded ticaretin gücüne kaldık
Eyiler âlemden göçtü gitti
Bizler zemanenin piçine
kaldık
Rüşvet ile yazar hâkim
hücceti
Hüccet ile alır kadı rüşveti
Halk bilmiyor dini, şer’i
sünneti
Bozuldu sikkenin tucuna
kaldık
Sene bin iki yüz altmış beş
tamam
Okunur ezanlar boş bekler
imam
Seyranî bu nutkun sonu
vesselâm
Benim Seyranî’yi burada
anışımın bir başka sebebi var.
Yukarıda tam künyesini vermiş
olduğum Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları arasında çıkmış olan eseri -hem de
güven duyarak- aldım ve evde okumaya başladım. Ne de olsa memleketimin
yetiştirmiş olduğu bir âşıktı ve belli ki hem halk hem de medrese kültürüne
sahipti. Bir ara şu şiirini okuyordum:
Kuş yuvadan cücüğüne
Kısmet aramaya uçar
Engin yüksek düz ovada
Kimi kovar kimi kaçar.
Harika, dedim. Çok güzel!
Devam ettim:
Boyrazı var dipisinin
Hikmeti var hepisinin
Mevlam kısmet kapısının
Kimin örter kimin açar
Tam benlik dedim içimden.
Hele dili var ya! Yaşa, var ol Seyrani baba!
Anadan doğmadan çulun
Var mı idi paran pulun
Mevlam yarattığı kulun
Verir rızkını koymaz nâçâr
Öyle ya hepimiz çulsuz
doğduk, ama zamanla varsa kısmette bir çok şeye sahip olduk. Yarın
kaybedebiliriz de! İnsan tevekkeli olmalı değil mi ya?
Sekiz olur dokuz olur
Kengel südü sakız olur
Tosun büyür öküz olur
O da bir gün küpe sıçar
Bu son mısraı okuyunca kafamı
kaşıdım ve anlamaya çalıştım. Allah Allah, ne alaka? Tosun, öküz, büyümek, küpe
etmek…
Hay Allah müstahakkını versin
be adam! Bizim Seyranî yerel bir atasözünü kullanıyor. Kağnı kültüründen
alınmış çok güzel bir söz. “Öküz olmadan göbe etmeye kalkışmak” diye. Göp,
kağnının öküzlerin koşulduğu yerin arkasında uzun ve enli sağlam bir tahtadır.
Bir anlamda öküzlerin arkalığı gibi, kağnı rampadan aşağı inerken kaçmasın diye
hayvan arkasını göbe verir ve kağnıyı kontrol altında indirmeye çalışır.
Boyunduruğa koşulan hayvanın arkasının göbe ulaşabilmesi için yeterince büyümüş
olması lazım. Buzağı ya da dana koşulacak olsa, uzunluk ve yükseklik olarak boyu
oraya yetişemez. Ne zaman büyür ve öküz olur, o zaman arkası göbe yetişebilir
ve rampa aşağı inerken icabında oraya edebilir de. Büyümeden oraya etmeye
kalkışsa başaramaz, ancak tap tap diye düşürür.
Bu güzel söz, boyundan büyük
işe kalkışan kimseler için kullanılır.
İşte bizim bu kültürden
habersiz olan nâşir, eski yazıda her ikisi de aynı yazıldığı için (kef, vav ve
bâ harfleriyle), “göp”ü kendi mantığınca “küp” okumuş ve öküze göp yerine küpe
ettirmiş. Merak ediyorum, acaba kafasında nasıl izah etmiştir diye. Öküzün
fışkısını eskiler küpte mayalıyorlar mıydı diye düşündü, ne bileyim ben! Ben
bildim bileli hiçbir öküz haddini bilmezlik edip şimdiye kadar bir küpe
etmemiştir. Hem küpe etmek gibi bir mantığı öküze nispet etmek nasıl bir akıl?
Her öküz edeceği yeri bilir. Ha göp ha küp ne fark eder derseniz, o başka. Ama
benim bildiğim öküzler böyle bir halt işlemezler. Bu tür haltları (halt
karıştırmak demektir) ancak insanlar yapar.
Bence nâşir bütün öküzlerden
özür dilemelidir.
Ha diyeceksiniz ki, hoca
fazla oldu, insan hata edebilir. Evet, edebilir. Hata etmek kimsenin tekelinde
de değildir. Ama, Seyrani’nin içinde yaşadığı kültüre belli ki yabancı olan
nâşirin, Seyranî Baba hakkında daha önceden yapılmış çalışmalara bakması
gerekirdi. Daha önce yayınlanmış olan bir çalışmada bu şiir doğru olarak göp
şeklinde okunmuştur[3].
Belki de bizim Nâşir onu görmüştür ve düzeltmiştir (!). Bu ihtimal de uzak
değildir.
Eserin Kültür ve Turizm
Bakanlığı Yayınları arasında çıkmış olması maalesef tek başına güven vermiyor.
İlgililere saygı ile
duyurulur.
31 Mart 2012 Cumartesi
Gene gel emi
Akşam üzeri Çataloluk’tan geçerken
Gördüm karın beyazı kızıla tav olmuş
Güneş yorulmuş tülün üstüne çekerken
O demde bu cümbüş karanlığa av olmuş
27 Mart 2012 Salı
Yunus'tan Selam Var
Ah bir gönül yaptı
isen
Birin elin tuttu isen
Özün Hakka kattı isen
Yolun vasıl olmaz değil
Namaza niyaz erdi ise
Sıdk ile nefsini yerdi ise
Cümle alem kendi derdi ise
Özün Hakta bulmaz değil
Niyazın göklere ağdı ise
Ta arşa varıp değdi ise
Rahmet olup anda yağdı ise
Kap olsa gönül dolmaz değil
Bir açı doyurdu isen
Bir uryanı giydirdi isen
Yetim gözyaşı sildi isen
Asık yüzler gülmez değil.
Söyler sözünü Garibce
Boynu Hakka kıldan ince
Yardan bir selam gelince
Uçar kadrin bilmez değil.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)