erdem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erdem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2013 Cuma

Bahane, bahaneye benzese bari!




“Komşu! İpinizi verir misin?”
“Olmaz, ipe un serdim!”
Vermeye gönlün olmadı mı, un da serersin, her bir bahaneyi de ileri sürersin.
“İbriki şerifi alıp leğeni şerifede bir abdesti şerif alalım” demiş sofi.
Namaza yüzü olmayan Bektaşi meşrebe demişler: “Erenler, sen namaz kılmayacak mısın?”
Demiş: “Benim parmağı şerifim ağrıyor.”
“Parmaktan da şerif mi olurmuş.” Demişler.
“Sizin ibrik leğen bil cümle levazım şerif oluyor da neden benim parmağım şerif olmasın!” diye cevabı yetiştirmiş.
İnsan bahane bulmada, mazeret üretmede çok mahirdir. Hem başarıyı ister, ama onu gerçekleştirmenin önündeki engelleri aşmak için gerekli çabayı göstermek yerine bin bir türlü bahane üretir.
Aslında kendisi de bilir kaç kırat olduğunu ya da ürettiği mazeretlerin ne denli yersiz ve bahanelerinin geçersiz olduğunu.
Kıyamet gününde bile insan mazeretler serdedecekmiş. Ama herkes, kendisinin ne hal üzere olduğunu da bilecekmiş. Yani üretilen mazeretlerin hilaf-ı hakikat olması halinde şapka düşecek kel görünecekmiş: “Beli’l-insânu basîre velev elkâ meâzîreh”[1] Evet o gün kişi her şeyi görecek, bahanelerin, ileri sürdüğü mazeretlerin hiçbir şeye yaramadığını anlayacak!
O gün çok dehşetli olacak.
O gün kimi yüzler ağaracak kimi yüzler kararacak.
Dünya hayatı değil ki. Her şey gün gibi ayan beyan olacak.
Dünyada olsaydınız insanları aldatabilirdiniz. Hatta Allah’ı ve  peygamberini bile aldattığınızı ve atlattığınızı düşünebilirdiniz.
Tebük seferi için hazırlıklar yapılmaktadır. Çok uzak ve zor olacak bir seferdir. O yüzden diğer gazvelerde nereye karşı gidileceği taktik gereği gizli tutulurken Tebük açıkça ilan edilmiş ve ona göre sıkı bir tedarik görülmesi istenmişti. Sıcak bir yaz mevsimiydi. Bir taraftan hasat mevsimi yakındı.
Çok zor ve sıkıntılı olduğu için bu gazveye “gazvetü’l-usre” denilmişti.
İslam artık çevre güçlerle de yüzleşmek durumundaydı. Bizans (Doğu Roma) İslam’ı daha beşiğinde iken boğmak isterdi. Yaşamak için güçlü olmak gerekiyordu. Güçlü olmak için çok çalışmak, fedakarlık yapmak, her şeyi sunmak, bu yola baş koymak lazımdı.
Eften püften bahanenin yeri ve zamanı değildi. Tek yumruk halinde hareket etmek lazımdı. İşte böyle bir ortamda hazırlıkların yapıldığı sırada Hz. Peygamber Cedd b. Kays’a “Ey Cedd! Şu sarışın Romalılara karşı koymaya ne dersin?!” diye sormuştu. “Sem’an ve taaten!” diyeceği yerde Cedd: “Ben kadınlara düşkün biriyim.  Ne zaman bu sarışın Romalı kadınları görsem kendimi tutamam, onların fettanlığı karşısında kendime hakim olamam, iyisi mi sen  bana izin ver, ben oralara hiç gitmeyeyim. Beni bu kadınların fitnesinden korumuş ol!!”  dedi.  Bunun üzerine şu âyet geldi:
“Onlardan ‘Bana izin ver, beni fitneye sevk etme’ diyen de vardır. Bilesiniz ki onlar (böyle diyerek) fitnenin ta içine düştüler. Şüphesiz ki cehennem, kâfirleri elbette kuşatacaktır.” (et-Tevbe 9/49)[2].
İnsanın özünde olmayınca, olmuyor. İman, kalpte yer edecek, davranışlar oradan neşet edecek. İnançlar ve eylemler erdemleri geliştirecek ve olgunlaştıracak. Özümüzde meknuz ve mündemiç bulunan cevherler işte böylece ortaya çıkacak ve daha iyi bir insan olmanın bilkuvve (potansiyel) imkanı, bilfiil hale dönüşecek.
İşte bu niyet ve azim olmayınca insan Hz. Peygamber asrında da yaşamış olsa, bizzat onu gören gözlere, onu işiten kulaklara da sahip olsa, kalbi ve gönlü ona  yeterince bağlı değilse, böylesine saçma bahaneler ile bile yanına gidip sureta haktan gözüküp saçmalayabilmektedir.
Hz. Peygamber’i sözde aldatabileceğini düşünenler, olmadık bahaneler ileri sürenler acaba gerçekten Allah’ı ve peygamberini aldatabileceklerini mi sanırlar. Hatta ve hatta kişi kendi özünü bile ikna edebilir mi?
Başarmak erdemdir.
Başarılı olmak için çok çalışmak daha büyük bir erdemdir.
Başarının önüne çıkan bin bir türlü engelleri aşmak için gerekli olan niyet, azim ve kararlılığı göstermek ve bu uğurda daim bir bezl-i mechûd içinde olmak çok daha büyük bir erdem olmaktadır.
Kimse bahane üretmesin! Hele insanlıktan dem vuranlar!
Çünkü gitmiyor.
İnsanlık ve İslamlık pazarında bu sahte paralar revaç bulmuyor.
Sudan bahaneleriniz sadece sizin ayarınızı ortaya koyuyor. Çavdar ekmeğine bahane bulmaya değil, kişi kendi özüne, niyetine ve azmine bakmalı.
Onları yenilemeli!
Dua ile!
22.03.2013
GARİBCE


[1] بَلِ الْإِنْسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ (14) وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ (15) [القيامة]
[2] المعجم الكبير للطبراني - (10 / 269) عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ , قَالَ:لَمَّا أَرَادَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنْ يَخْرُجَ إِلَى غَزْوَةِ تَبُوكَ , قَالَ لِلْجَدِّ ابْنِ قَيْسٍ:يَا جِدُّ ابْنَ قَيْسٍ مَا تَقُولُ فِي مُجَاهَدَةِ بني الأَصْفَرِ؟قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ , إِنِّي امْرُؤٌ صَاحِبُ نِسَاءٍ , وَمَتَى أَرَى نِسَاءَ بني الأَصْفَرِ أُفْتَتَنُ فَائْذَنْ لِي فِي الْجُلُوسِ , وَلا تَفْتِنِّي , فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ: "وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ لِي وَلا تَفْتِنِّي أَلا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُوا"[التوبة آية 49]

20 Şubat 2013 Çarşamba

Sayacımı indirdim müşteriye bindirdim!




Reno 9 marka ilk arabamı sattıktan bir ay sonra birisi aradı ve kendisini tanıttı. Bir öğretmendi. “Hocam” dedi “telefonunuzu buldum ve sizinle tanışmak istedim. Şu anda arabanız bende. Ben aldım ve kullanıyorum!”. Ben de “Hayırlı olsun, güle güle kullan! dedim ve bir ihtiyaca binaen satmış olduğumu söyledim. Sonra kilometresi kırk iki binde olduğunu söyledi. Araba nasıl diye sordu. Ben de arabayı devrettiğimde kilometresinin seksen binin üzerinde olduğunu söyledim. Anlaşıldı ki benden alan adam –adı da Mücahit idi- arabanın kilometre sayacını yarı yarıya düşürmüş ve öğretmen arkadaşı kandırarak satmıştı.
Sonra Toyota Corona marka ikinci el bir araba almıştım. Lada’dan inip de ona binince şimdiye kadar arabaya değil de kağnıya binmekte olduğumu anladım. Eski de olsa her türlü konforu vardı. Birkaç sene bindim. İhtiyaç halinde servise değil sanayiye götürüyordum. Birinde yolum servisine düştü. Bana dediler ki “Bu araba bu servise son girişinde 180 bin kilometredeymiş”. Oysa ben aldığımda 135 bin’deydi. Belli ki sayaçla oynanmış ve rakam en az üçte bir oranında geriye çekilmişti.
Eğer benim başıma gelen herkesin başına gelen bir şey ise, demek ki neredeyse ikinci el satılan araçların tamamına yakını ya satıcı ya da aracı elinde sayacı ile oynanarak satılıyor.
Bugün Haber7’nin bir haberi şöyle idi:
İkinci el araç simsarlığında son trend aracın kilometresini düşürmek. Yetkililer, sanayi sitelerinde 30-100 lira ücretle kilometresi düşürülen araçların ölümcül boyutuna dikkat çekerek uyarıyor.
Bazı ikinci el araç sahiplerinin kurnazlık edip aracını daha pahalıya satmak için otomobilin kilometresini düşürme yoluna gitmesi, yeni bir iş kolu haline geldi. Bugün birçok oto sanayi sitesinde en üst düzey elektronik tesisata sahip araçların bile kilometreleri düşürülebiliyor…
Kilometre düşürmenin iki tür sakıncası olduğunu belirten yetkililer "Bunların ilki tüketici bu noktada kandırılıyor. İkinci ve en önemlisi ise aracın önemli parçaları kilometre-yıl bazlı değişir. Düşük kilometre olduğunu düşünüp bu aksamları değiştirmeyen alıcı açısından ölümcül kazalar bile meydana gelebilir" diyor. İkinci el ‘güvenilir olmayan' her 10 araçtan 7'sinde bu işlemin uygulandığını belirten yetkililer ayrıca, ikinci el araç almayı planlayanlara "Aracı almadan önce mutlaka yetkili serviste kontrol ettirin" uyarısında bulunuyor.
Şimdi durum bu!
Bunu yapanlar Müslüman olabilir mi? Adları Mücahid, Ahmet, Mehmet…
Ama yaptıkları asla Müslümanlıkla ilgisi olamayacak şeyler.
Daha geçenlerde çayın içine sunta talaşı katan bir şebeke ortaya çıkarıldı. Haberlerde marka ismi gizlenerek veriliyordu. Oysa insanlara zulmeden, haksızlık yapan insanlardı. Böylelerinin korunması gereken ırz ve namusu, şeref ve itibarı mı olurmuş?!
Bu insanların Allah’tan korktukları yok. Kullardan da utanacakları yok.
Sayaçla oynadınız ve buna sebep arabanızı sattınız ve üç beş kuruş fazla para aldınız. Zulüm ettiniz, haksızlık ettiniz.
Buna sebep elde ettiğiniz haksız kazanç öz sermayenizi de şaibeli hale getirmiş oldu.
“Bizi aldatan bizden değil”di hani.
Bu insanlar bizi aldatıyorlar.
Ölçüde tartıda ile yapıyorlar. Ayarlarla oynuyorlar.
1987 yılında hac mevsiminde kurban kesimi için Türkiye’den kasaplar götürülmüştü. Üç gün içinde tek bir kesimhane’de beş yüz bin koyun kurban ediliyordu. Müslüman ülkeler arasında iş bölümü vardı; oralardan getirilen elemanların kimi yakalıyor, kimi kesiyor, kimi yüzüyordu. Benim Arapça bilmem sebebiyle yönetici olarak başlarında götürüldüğüm grup yüzücülerdi.
İslam Bankası’nın organizesinde o tarih itibariyle son derece modern bir sistem kurulmuştu. Buradan canlı olarak yakalanıyor, kesiliyor ve öbür taraftan sağlık ve kalite kontrolü yapılmış bir halde ve paketlenmiş biçimde soğuk hava tertibatlı TIR’ların içine kadar yürüyen bantlarda hareket ediyordu. Oradan da değişik İslam ülkelerine dağıtım yapılıyordu.
Yüzülmüş ve her işlemi tamamlanmış olan hayvan sayaçtan geçiriliyor ve sayı mekanik olarak atıyordu. Bizim kasaplar bunu keşfedince boş kancaları kendileri asılarak sayaçtan geçirmeye yeltendiler. Böylece hak etmedikleri halde yüzdükleri hayvan sayısından daha fazla miktarda hayvan yüzmüş gibi ücret almayı düşünüyorlardı. Bunlar Harem-i Şerif’teydiler ve belki de çoğunluğu aynı zamanda hacı olmak için oraya gelmişlerdi. Zaten bir kısmının kasaplıkla da ilgisi yoktu.
Allah şöyle buyuruyordu:[1]
“Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline!
Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler.
Fakat kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar.
Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?” (Mutaffifîn 83/1-6)
Müslümanlığın hayatın içinde olması dendiği zaman bizim kastetmiş olduğumuz şey işte budur: Namaz kılmak, oruç tutmak… bizi daha ahlaklı yapmak içindir. Çünkü bir ağaca nispetle meyve ne ise insana nispetle de erdemler odur. Erdemler, insanın yapıp ettiklerinde ve özellikle de insanlarla ilişkilerinde ortaya çıkar.
Bizim adları Müslüman olan değil, yaptıkları müslümanca olan erdemli insanlara ihtiyacımız vardır.
İslam’ı ancak onlar temsil edebilirler.
Allah işimizi kolay eylesin!

20.02.2013
GARİBCE



[1] وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ (1) الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ (2) وَإِذَا كَالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ (3) أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ (4) لِيَوْمٍ عَظِيمٍ (5) يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ (6)  [المطففين : 1 - 6] 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...