haram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2013 Cuma

Süt Bankası: Tekmile




Garibce’nin “Süt Bankası” başlıklı yazısı, esas itibariyle bir furu-ı fıkıh yazısı değildi. O yüzden de nihaî hüküm ve delillere dair bilgi verilmemişti.
Bu yüzden de bazı okuyucu dostların istifsarı ve ilave açıklamayı gerektirici merakları söz konusu olmuştur.
Mesala: herdogan38@: “Konunun gereği tamam, lakin çekinceler ve tedbirler konusundaki mülahazalarda görüş serdetmemişsiniz.” şeklinde bir tespitte bulunmuştur.

EldHas Historian ise “Acaba o zaman bankadan alınan sütten sıhriyet doğmuyor mu? Bakıcı annelik kaydından dolayı.” diye soruyor ve  bir fakih için gerekli olan anlayışın aslında –dinler tarihi alanına geçse de- kendisinde bihakkın mevcudiyetini ortaya koyuyor.
Nurullah Aydeniz kardeşimiz ise şöyle bir yorum ekliyor:
“Hocam! Anne sütünün çocuk üzerinde bir etkisi yok mu? Süt kardeşlerin evliliğinin haramlığı sadece süt emziren anneye, o aileye ve orada birlikte geçirilen zamana saygıya mı bağlıdır? Şayet ikincisi kabul edilirse (bir önceki yazınız) evde kalmış kızın derdini çeken abiye, amca oğlu yanında ikinci bir seçenek daha sunulmuş olmuyor mu? Ve aynı zamanda "süt kardeş" ifadesini de literatürden kaldırıyor. Yazılarınızı ilgiyle okumaya çalışıyorum ve gerçekten çok istifade ediyorum. Saygılarımla.”
Belli ki konunun biraz daha irdelenmeye ihtiyacı var:
Bir kere “süt kardeş” kavramı niye kalksın ki? Emzirme yoluyla sütanneliği sabit olan kadının çocukları, emenin de emme dolayısıyla kardeşleri olur. Bu konuda bir farklılık zaten yoktur.
“Anne sütünün çocuk üzerinde bir etkisi yok mu?” deniliyor. Olmaz mı? Erkeklerin sütü de olurmuş ve o süt haramlığı doğurmazmış. Kitaplar öyle yazıyor. Süt olarak bir gıdadır ve elbette onun da çocuk üzerinde etkisi vardır.
Eğer mücerret vücut üzerindeki etki haramlık hükmünün gerekçesi (illet) olsaydı, o takdirde kan naklinin böyle bir sonucu gerektirmesi evleviyet arz ederdi.
Bilindiği üzere kan naklinin imkan dahiline girmesiyle birlikte bir insandan başka birisine sütten çok daha hayati önem arz eden insan vücudunun üretmiş olduğu bir ürün aktarılabilmektedir. Bu işlem sonucu alıcı ve verici insanlar arasında ne bir kan kardeşliği ne de evlenme haramlığı söz konusu değildir. Çünkü haramlar, kıyas yoluyla çoğaltılamazlar ve sınırları içinde kalırlar.
Bir kere süt emme sebebiyle haramlık hükmünü getiren naslar gerek Kur’an’da ve gerekse sünnette hep emmek fiili ile ifade edilmektedir[1].
Süt emmeden doğan haramlık arızî ve istisnâî bir durumdur. Dolayısıyla mevridine masrufu esas olmalıdır. Yani nasda ne deniyorsa, alanı genişletilmeden olduğu gibi alınması esas olmalıdır.
Fıkıh kitaplarımızda aynı inekten süt içmiş olmakla süt akrabalığı oluşmayacağına dair bilgiler vardır.  Çünkü bu gibi durumlar çocuk için bir gıda olmaktan öteye bir anlam taşımamaktadır. Buna mukabil sütannelik ancak onu emmiş olmakla gerçekleşebilecek bir şeydir. Anne sütünün emzirme işi olmadan bir kapta biriktirilip onun bir bebeğe verilmesi, ona bir çeşit gıda vermek  demektir.
Nitekim gene fıkıh kitaplarımızda “Sütün peynir vb. yapılıp çocuğa yedirilmesi halinde haramlık hükmünün doğmayacağı belirtilir. Burada Kâsânî’nin hükmü izah sadedinde çünkü bu fiile “radâ’ yani emme” denmeyeceğini ifade etmesi bizim için de aydınlatıcı olur[2].
Elbette aranması halinde delil olarak karşı görüşler de serdedilebilir.
Burada niyet ve maksat çok önemlidir. Eğer niyet, bir ihtiyaca binaen atılan böylesi bir adımı daha baştan bazı mülahazalarla –ki bu muhalefet etme güdüsü olabilir, ölçüsüz dindarlık anlayışı olabilir, cehalet ve bağnazlık olabilir…- akamete uğratmak olursa, helal gıda tartışmalarında olduğu gibi tüm insanları sıkboğaz etme pahasına yersiz yorumlar, izahlar ve sınırlı olması gereken haramlık dairesini olabildiğince genişletmeye kalkışılma gibi tavırlar gözlemlenebilmektedir.
Burada da durum aynıdır. Yapılan muhalefet ve karşı çıkışlarda, yazı ve beyanatlarda ne ölçü ne de insaf bulunmaktadır.
Bu anlattıklarımız bu konuda bir imkâna açılan bir penceredir. Haydi diyelim ki gören göz yok. O zaman hiç olmazsa nasıl ederiz ve hangi tedbirler alırız ki söz konusu olabilecek sakıncalar en aza insin diye tavır koymak gerekmez mi?
Şu iyi bilinmelidir ki dünya hayatında mefsedetsiz/ zararsız hiçbir maslahat/ yarar olmadığı gibi, maslahatsız hiçbir mefsedet de yoktur. Her bir şeyin yarar ve zarar dengesi kurulur, hangi taraf ağır basıyorsa o tarafa itibar edilir.
Mevhum gerekçelerle, sahici bir ihtiyacı karşılayacak adımlar engellenemez.
Kaldı ki muhafazakarlığı müsellem Din İşleri Yüksek Kurulu bile aleyhte koparılan yaygaralara göre oldukça olumlu sayılabilecek bir mütalaa serdetmiş ve bazı tavsiyelerle süt bankası kurulmasının cevazına kapı aralamıştır.[3]
Hayırlı olsun!
Allah, her yeni doğana kendi öz annesini doya doya emmeyi nasip etsin!
01.03.2013
GARİBCE



[1] حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْأَخِ وَبَنَاتُ الْأُخْتِ وَأُمَّهَاتُكُمُ اللَّاتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ [النساء : 23]
صحيح البخاري ـ حسب ترقيم فتح الباري - (3 / 222)  يَحْرُمُ مِنَ الرَّضَاعِ مَا يَحْرُمُ مِنَ النَّسَبِ
[2] بدائع الصنائع في ترتيب الشرائع - (8 / 120) وَلَوْ جُعِلَ اللَّبَنُ مَخِيضًا أَوْ رَائِبًا أَوْ شِيرَازًا أَوْ جُبْنًا أَوْ أَقِطًا أَوْ مَصْلًا فَتَنَاوَلَهُ الصَّبِيُّ لَا يَثْبُتُ بِهِ الْحُرْمَةُ ؛ لِأَنَّ اسْمَ الرَّضَاعِ لَا يَقَعُ عَلَيْهِ
[3] Haber şöyle:

Diyanet süt kardeş fetvasını verdi

Sağlık Bakanlığı, anne sütü bankası projesi için ilahiyatçıların dillendirdiği "süt kardeş" kaygısını giderecek formülü buldu.

Çocuk kızsa süt kardeşi de kız olacak.
 Sağlık Bakanlığı'nın bebek ölümlerini azaltmak için üzerinde çalıştığı anne sütü bankası projesine Diyanet'ten vize çıktı. Dini açıdan sakıncalı olduğu konusunda tartışmalara neden olan proje için formül bulundu. Buna göre doğum yapan annenin en fazla 1 tane süt çocuğu olacak, ayrıca çocuk kızsa süt kardeşi de kız olacak.
AİLE RIZASI ARANACAK
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, projenin her anlamda detaylı bir şekilde araştırılıp hayata geçirileceğini belirtti. Müezzinoğlu, “Proje ile ilgili Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan görüş aldık. Fayda durumu ile ilgili hayırlı olduğunu ilettiler. Ayrıca Yahudi ve Hıristiyan cemaatlerle de görüştük, inceleyeceklerini söylediler” dedi.
Aile rızasının kesinlikle alınacağını belirten Müezzinoğlu ilk etapta süt çocuğu projesinin işleniş aşamalarını ve şartlarını şöyle anlattı: “Bu tedbirler kapsamında bir annenin kendi çocuğuyla aynı cinsiyette sadece bir süt çocuğu olacak. Sağlık açısından tüm tetkikler yapılacak. Süt kardeşliği nüfus kütüğüne işlenecek. her iki tarafın kardeşleri de bilgilendirilecek. 5’er yıllık periyotlarla bilgilendirme yapılacak. Farklı dinlerden kişilerin de başvurusu kabul edilebilecek.”
Diyanet’ten 7 maddelik uyarı
Diyanet İşleri Başkanlığı “Anne Sütü Bankası” konusunda yazılı bir açıklama yaptı. Din İşleri Yüksek Kurulu’nun konuya ilişkin 2012’de yaptığı müzakerede konunun dini açıdan sakınca doğurmaması için dikkat edilmesi gereken hususları değerlendirdiği bildirildi. Kurulun bu konudaki kararları şöyle sıralandı:
*Süt verecek kadının kendi çocuğunu sütten mahrum bırakmaması.
*Başka kadının sütünü içen çocuklar arasında oluşacak mahremlik dairesini olabildiğince daraltmak için pratik bir tedbir olarak bir kadından alınan sütün sadece erkek veya sadece kız çocuklara verilmesi.
*Süt veren kadınla süt verilen çocuğun kimliklerinin kayıt altına alınması ve bu bilginin her iki tarafa da verilmesi.
*Bu hususun yasal düzenlemeyle güvence altına alınması.
*Evliliğe engel teşkil eden süt akrabalığı dairesinin daha da genişlememesi için birden fazla anneye ait sütlerin karıştırılmaması.
*Süt veren anneye masrafları dışında bir ücret verilmemesi, alınan sütlerin para karşılığı satılmaması.
*Annesinin sütüyle beslenme imkanı bulunanların bu sistemden yararlandırılmaması.
LÜTFİ ERDOĞAN - BUGÜN GAZETESİ

21 Şubat 2013 Perşembe

Çoğu haram olanın azı da haramdır




Evet, öyledir, elbette çoğu haram olanın azı da haramdır.
Ama bir şeyin haram olmasının anlamı nedir? Sözgelimi “hamr yani şarap haramdır” derken kastedilen nedir?
Nesneler ile ilgili (farz, vacip, mendub, mubah, mekruh ve haram gibi) herhangi bir teklifi hüküm söz konusu olmaz. Çünkü teklifi hükümler mükelleflerin fiillerine ilişkin düzenlemelerdir. Dolayısıyla “domuz haramdır” demek mecazdan öteye hakikat anlamı taşımaz. Hakikat anlamının doğru olabilmesi için domuzla ilgili mükellefe ait bir fiilin işlenmesi söz konusu olmalıdır. Mesela “Domuz etinin yenilmesi haramdır” demek gibi. Ancak o takdirde hükmün nispeti hakikat anlamında kullanılmış olur.
Hamr’ın yani şarabın haram olmasının anlamı da aynı şekilde “onun içilmesinin haram olması”dır. Yoksa şarabın zatî özelliği ile ilgili herhangi bir teklîfi hükümden bahsetmek abes olur.
Bu ön bilgiden sonra şimdi soruya bakalım:
“Çoğu haram olanın azı da haramdır”[1]. Bu söz hadis olarak rivayet edilmekte ve muteber kitaplarımızda yer almaktadır.
Keza hamr’ın tanımı da bizzat gene hadisler tarafından yapılmış bulunmaktadır. Buna göre “Sarhoşluk veren her nesne hamr’dır ve her hamr da haramdır”[2]
“Hamr’ın (şarap) haram olduğu hem sübut ve hem de delalet bakımından katî olan Kur’an nassları tarafından ortaya konulmuştur. Bu yüzden, bu konuda herhangi bir kuşkuya mahal yoktur.
Peki, hamr’ın haram olmasının anlamı nedir? Tabi ki mükellefin onunla ilgili fiili olan içilmesidir. Şarap haramdır demek şarabın içilmesi haramdır demektir.
Sarhoşluk veren her içki de hamr sayılmakta ve dolayısıyla onların içimi de haram olmaktadır. Her ne kadar Hanefî mezhebinde Hamr yani şarap dışındaki içkilerin hamr’a nispetle daha hafif sayılabilecek bir hükmü olsa da bizim de kabulümüz sarhoşluk veren ve rakı, viski, votka, rom… gibi içki olmak üzere üretilen her içkinin aynen hamr gibi içiminin haram olmasının esas kabul edilmesidir.
Şimdi çoğu sarhoşluk verenin azının da haram olmasının anlamı nedir?
Bir içki ki çok içildiği zaman sarhoşluk veriyor. Diyelim bira bir iki litre içilince normal bir insanı –ki hükümler normal olanlar için konulur- sarhoş ediyor. Öyle ise biradan bir kahve fincanı kadar hatta daha da az miktarda içilse ve bu sarhoşluk vermese, o da haram olur.
Hal böyle iken bazı kraldan çok kralcı tipleri, “alkol haramdır; öyle ise az olsun çok olsun alkolün içinde bulunduğu her şey haramdır” gibi bir sonuca ulaşıp bunu en büyük ilkesi kolaylaştırıcılık olan din adına insanlara pazarlamaktadırlar.
Bir kere alkolün, diğer kimyasallardan ayrı özü itibariyle bir necaseti ya da olumsuz bir özelliği yoktur. Etil alkolün metil alkolden yaratılışı ve özellikleri itibariyle hiçbir farkı yoktur.
İki, “alkol haramdır” şeklindeki genelleme zaten hakikat anlamda değil, mecazî anlamda yani “Alkolün içilmesi haramdır” şeklinde anlaşılması halinde doğru olur. Nitekim İbn Hibbân’ın rivayetinde[3] “Çoğu sarhoş ettiğinde azının içilmesi de haramdır” denilmekte ve haramlığın içilmekle ilgili olduğu tasrih edilmektedir.
Dolayısıyla alkol ve benzeri diğer yasaklanmış şeylerin gene “haramların belirli ve sınırlı oluşu ilkesi” gereği kendi yasaklık alanlarına özgülenmesi bir zorunluluktur.
Annelerimizin bize haram olması onlarla evlenmenin haram olması demektir. Bunun dışında onlarla her türlü ilişkilerimiz neden haram olsun?
Eşeğin haram olması, onun etinin yenilmesi itibariyledir. Binilmesi ve üzerine yük yüklenmesi, dolaba/ değirmene/ çifte koşulması gibi ona yönelik istifadelerimizi de kapsayacak şekilde bu yasak alanının genişletilmesi kimsenin haddine değildir.
İçkinin de içilmesi keza öyledir.
Alkolün ne suçu var?
Öteden beri alkol, içki imali dışında pek çok amaçla kullanılmaktadır.[4]
Kendisi necaset (dışkı gibi maddî anlamda pislik) değil ki karıştığı maddeler necis/ pis olsun?
Alkol, tespit edici olarak kullanılmaktadır.
Çözücü olarak onun yerini tutabilecek ve ona ihtiyaç bırakmayacak henüz başka bir madde bulunmamaktadır. Şimdi biz alkolü lak[5], vernik, boya, sabun, parfüm, ilaç, gazoz ve benzeri ürünlerin hazırlanmasında çözücü olarak bir şekilde kullanmışsak, bu kullanımın içilmesi haram olan içki yasağı ile ne ilgisi olabilir?
Yasak olan hamr’ın içimi idi.
İçildiği için sarhoşluk veren diğer içkileri de hamr gibi saydık ve onların içiminin de haram olduğunu bildik. İşte bu kadar.
Bundan ötesi ibahat-ı asliye ile ilgilidir.
Her mubah madde gibi alkolün de içme dışında başka amaçla kullanımına bakarız; yararlı mı zararlı mı ve yararı mı daha fazla zararı mı…? Bunları değerlendiririz. Aldığımız sonuca göre diğer mubahlara karşı takındığımız tavrın aynısını ona da takınırız.
“Sigara zararlıdır, içmeyiniz” dediğimiz gibi zararlı olduğunu öğrenmemiz halinde “Kolonya zararlıdır” kullanmayız da deriz. Ama gerçekten kolonyanın kullanımı zararlı değilse, o takdirde mücerret içinde alkol vardır diye onun içme dışında başka amaçlı kullanımını ne hakla ve kimin adına yasaklayabiliriz ki?
Allah, yerde gökte ve her ikisi arasında her ne varsa biz insanların emrine amade kıldığını buyuruyor ve mukabilinde bizden şükür bekliyor. Kullanımı yasak, dokunması yasak, yanından geçmesi yasak bir nesne, hiç nimet olur muymuş?! Olsa olsa o bir nikmet (azap) olur ve onun karşılığında da Allah bizden şükür beklemez.
Belli ki bütün bu nimetler karşılığında Allah bize minnet ediyor ve bizden şükür bekliyor.
Kulluğumuzu sınamak için de belli başlı bir takım sınır çizgileri çizmiş, öteye geçmeyin buyurmuş, hepsi o kadar.
Yahudilik bir kavim dinidir ve kendilerine özgü birtakım hükümler içerir. Bunlar içerisinde deve etinin haram olması gibi ataları İsrail’in (Hz. Yakub) yeminine saygı kabilinden olanları, işledikleri zulüm ve yedikleri riba yüzünden ceza mahiyetinde olanları bile vardır.
Evrensel olduğuna imanımız olan bu dini, tıpkı Yahudilikte olduğu gibi bir kıskaç içine sıkıştırmaya çalışmak ve o haram, bu haram, şuna yaklaşma, ötekine dokunma, berikinin yanından bile geçme gibi bir anlayışla bu dinin mensuplarını cendereye almak kimsenin haddine değildir.
İşte ilahi buyruklar:
De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz. (el-Enâm 6/145-146) [6]
De ki: “Haydi, Allah şunu haram kıldı” diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin. Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar. (el-Enâm 6/145)[7]
“Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu hâlde faiz almaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle önceden kendilerine helâl kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık. İçlerinden inkâr edenlere de acı bir azap hazırladık.” (en-Nisâ 4/161-162)[8]
Müslümanlıkta haramlar, sınır çizgileri olmaları hasebiyle çok önemlidir. Ama bunların kendi sınırları içinde kalması gerekir.
Müslümanlıkta asıl ise erdemli olmaktır. Bu ise, içimize gıda olarak girenden çok, bilfiil yapıp ettiklerimizle ortaya konulabilecek şeylerdir. İşte bizim asıl önemseyeceğimiz hususlar da bunlar olmalıdır:
(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” (el-Enâm 6/146)[9]
Dindarlık, işte bu ve benzeri ayetlerde sayılan erdemlere sahip olmaktır. İnsanın değeri yediği ve içtiği ile değil, yapıp ettikleriyledir. Bu anlamda dindarlık hayatımızın her alanını kuşatır.
Gerçek mutluluk ve huzur ise ancak bu kabilden emir ve yasaklara uymakla elde edilir.
Buyruğuna teslim olalım,
Huzur ve sükunet bulalım!
Dua ile!

21.02.2013
GARİBCE



[1] سنن أبي داود ـ محقق وبتعليق الألباني – (3 / 368) « مَا أَسْكَرَ كَثِيرُهُ فَقَلِيلُهُ حَرَامٌ ».
[2] صحيح مسلم ـ مشكول وموافق للمطبوع - (6 / 101) 5339 - عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ وَلاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ عَنِ النَّبِىِّ -صلى الله عليه وسلم- قَالَ « كُلُّ مُسْكِرٍ خَمْرٌ وَكُلُّ خَمْرٍ حَرَامٌ ».

[3] صحيح ابن حبان مع حواشي الأرناؤوط كاملة – (12 / 193) إذا أسكر كثيره حرام شرب قليله
[4] Alkollerin çeşitleri vardır: En çok bilineni:
1. Etanol = Etil alkol = İspirto: Kısaca alkol denir. Şekerli selülozlu ve nişastalı her maddenin Fermantasyonu (Mayalanması) sonucu ortaya çıkar. Lak, vernik, boya, sabun, parfüm ve ilaçların hazırlanmasında çözücü olarak kullanılır.
2. Metanol = Metil Alkol: Endüstride, çözücü olarak bazı boyaların elde edilmesinde kullanılır. 20 gramdan fazlası öldürür, azı gözü kör eder.
[5] Lak: Renkli pigmentler (boyarmaddeler).
[6] قُلْ لَا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلَّا أَنْ يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنْزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (145) وَعَلَى الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُلَّ ذِي ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا إِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَا أَوِ الْحَوَايَا أَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ذَلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ (146) [الأنعام : 145 ، 146]
[7] قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ اللَّهَ حَرَّمَ هَذَا فَإِنْ شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ (150) [الأنعام]
[8] فَبِظُلْمٍ مِنَ الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ كَثِيرًا (160) وَأَخْذِهِمُ الرِّبَا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَأَكْلِهِمْ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا (161) لَكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَالْمُقِيمِينَ الصَّلَاةَ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أُولَئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا (162) [النساء : 160 - 162]

[9] قُلْ تَعَالَوْا أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلَّا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلَادَكُمْ مِنْ إِمْلَاقٍ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ (151) [الأنعام]
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...