huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2016 Perşembe

Huzurun kucağında



Ömür alaca bir kilim doku ha doku
Bî misli bahadır gözlerden akan uyku

Bilemedim hangisi büyüktür nimetin
Sükunu mu gecenin sağlığı mı devletin

Uyanıp hemen taze günün şafağında
Çalışıp kazanmak mıdır gün ışığında

Ve de helal kazanç alın teri göz nuru
Bahayla alınır mı başarının gururu

Hayır işlerle geçirmişsin uzun bir gün
Huzurlusun lakin düşmüşsün pek bir yorgun

Ve kapanmış gözler huzurun kucağında
Üzerini bir melek örtmüş ocağında

Öyle tatlı bir dünya ki cennettir sanki
Cennetin nüvesi bu huzurdur inan ki

Öyle asude ki yoktur zihinde takıntı
Ne de kalbi kemiren bir vicdan azabı

İşte oğul hayat diye ben buna derim
Yorgun düşerim evet belki kan terlerim

Buna sebep bilsen olmaz asla kederim
Karşılığında derin bir uyku çekerim

Nimetse illa çalışır bedel öderim
Böyle hayatı ben bin kez tercih ederim

Garibce der beden yorgun yatar dinç kalkar
Kalpte huzur yoksa yaşamak neye yarar

Dua ile!
14.01.2016

GARİBCE 

7 Haziran 2013 Cuma

Huzur, ancak birlikte yaşanabilen bir şeydir


 

Hayırlı cumalar!

 Bugün Garibce, Kazdal camiinde idi. Sohbet konusu birlik, beraberlik ve kardeşlik idi.

Kürsüde Hucurât 49/6-13 ayetleri tilavetle başladı.

Hamdü senadan sonra “Topyekun silm'e girme” (Bakara 2/208) emrini içeren ayeti okuyarak sohbeti başlattı. Silm ve İslam'ın aynı kökten geldiğini ve dolayısıyla müslümanlığın huzur ve barış ile özdeş olduğunu belirti. Gerçek huzur ve barışın ancak İslam'a girmek ve onun emir ve yasaklarına riayet ile olabileceğini söyledi.

“Şeytanın adımlarına uymayın" diyen ayetten maksadı açıklamaya çalıştı. Özetle şunları söyledi: Şeytan çoğu kez içimizde kaprislerimizdir, ihtiraslarımızdır. Bazen dışarıda en yakın arkadaşımızdır, işimizdir, eşimizdir. Dolayısıyla bizi Hak ve hakikatten alıkoyan her şey bizim şeytanımız olabilir ve bizim onlardan uzak durmamız gerekir. Bize sigarayı, alkol kullanmayı, kumar oynamayı öğreten bizim arkadaşımız olamaz, o gerçek anlamda şeytanımızdır. Boynuzlu, kuyruklu, tırnaklı, eli dirgenli şeytan aramak beyhudedir. Öyle bir şeytan yoktur.

İnsanız, insanlıktan sıyrılma şansımız da yoktur. İyi insan ya da kötü insan olma bizim seçimimizdedir.

İnsan olarak aramızdaki ilişkileri sevgi, şefkat ve merhamet üzere oturtmalıyız. Kin ve nefret üzere ilişkilerimizi sürdüremeyiz.

Hak ve hakikat her zaman ortak değerlerimiz ve paydamız olmalıdır.

Bütün dünya olarak birlikte üretiyorsak, aynı şekilde birlikte de tüketmeliyiz. Üretirken herkesin ortak olduğu ama tüketirken güçlülerin egemen olduğu ve bu yüzden sömürülen milyonların açlıktan ölüme mahkum olduğu bir dünyaya karşı hepimizin itirazı olmalıdır. Böylesi bir haksızlığa ve sömürü düzenine dur denmesi insan olarak sorumluluğumuzun gereğidir.

İhtiyaçlarımızı ihtiraslarımıza kurban etmemeliyiz.

Aynı gemide yaşıyoruz. Üst kattakiler (yöneticiler, zenginler, aydınlar vb.) alt kattakileri gözetmeli ve kollamalıdır. Onları kendi hallerine bırakmaları halinde iyi niyetli de olsalar yaptıkları hatalar, tüm geminin batmasına ve  tüm toplumun birlikte helak olmasına yol açacaktır.

Herkes bulunduğu yer ve konum itibariyle, toplumun genel refahı ve huzuru için bir sorumluluk almalıdır.

Garibce, genelde bu ve benzeri konular üzerinde durdu.

Tabii vaaz, öğretici olmaktan çok hatırlatıcı bir etkinliktir. Akla olduğu kadar belki ondan daha çok duyguları da hesaba katan bir söylem tarzıdır. Bunun sonucunda hem konuşanın hem de dinleyicilerin etkilenmesi söz konusu olur.

Garibce'nin konuşmasından şahsen ben etkileniyorum. Bunda da öyle oldu. Umarım benzer etkiler, diğer dinleyiciler için de söz konusu olmuştur.

Allah cümlemize huzur versin.

Cumamız mübarek olsun!


07.06.2013

GARİBCE

 

14 Mayıs 2013 Salı

Tezekten terazinin tezekten olurmuş dirhemi!




Bir dünyamız vardı; büyüsü ile bizi sarardı.
Dünyamızda ayağımızı sağlam basacak sabitelerimiz  ve genel geçer değerlerimiz vardı.
Tercihlerimizi işte bu değerler belirlerdi. Önümüze çıkan her daim iki yol olurdu. Seçimi bize aitti. Ölçütleri vardı. Aklımız da başımızda olurdu. Ne ipoteğe verilmiş ne de kilit altına alınmıştı. Saat gibi işlerdi. Danıştıkça daha bir parlar ve şakırdı. Aklımızı devreye sokar seçenekleri şaşmaz, müteal ölçütlere vurur gideceğimiz yolu ona göre biz seçerdik ve tercihlerimizin hesabını vermeye de hazır olurduk.
Çok şey değişti.  En kötüsü de hayatın büyüsü bozuldu. Her şeyin kiloya ve metreye vurulduğu bir dünyaya devrildi.
Paran kadar konuşabileceğin bir dünyaya tıkıldık.
İhtiyaçlarımızı ihtiraslarımız baştan çıkardı, karşılanamaz oldu.
Gerçi şimdi de seçiyoruz.
Seçiyoruz, heva ve heveslerimizin peşinde sürüklenmeyi seçiyoruz. Başta ne akıl var, ne akılda iş var. Akıl tek başına ne halt etsin ki. Göz görür mü? Görür. Haydi ışık olmasın da göz dediğin görsün bakalım. İlla ki gözün görebilmesi için ışık lazımdır. Akıl da öyle değil mi? Akıl iki yoldan birini seçerken neye göre seçecek. Elinde ölçüt olması lazım ki akıl bir işe yarasın. Aklın eline tutuşturulan bütün ölçütler .oktan. Öyle olunca da bir türlü çöplükten çıkıp da  burnumuz güzel kokulara ulaşamıyor.
Vah anam ki ne vah!
Geçen Fakültemizde konferans veren Kemal Sayar hoca anlatıyor. Bir genç kız geldi ve benden yardım istedi diyor. Kız: “Hocam bana yardım edin. İki tane adam var. İkisini de seviyorum. Birisi çok zengin, beni hep lüks arabalarda gezdiriyor. Ötekisi çok zengin değil, ama daha bir yakışıklı. Hangisini seçeceğimi bilemiyorum. İkisinden de vazgeçmek istemiyorum. Sizce hangisini seçmeliyim?” diyor.
Hoca ne yapsın, ne desin!
“Tezekten terazinin tezekten olur dirhemi” dedikleri şey işte bu olmalı.
Seçim yapacak, iki şey arasında tercihte bulunak, ama tercihte ölçüt olarak gördüğü her iki şey de .oktan. Birisi çok zenginmiş, diğeri çok yakışıklı imiş.
Evlilikten maksat huzur ve sükuna ermektir. Yüce Allah kendi özümüzden bizlere eşler yaratmasının amacını “sükunet” olarak belirler ve bu durumu kendi yüce varlığının ve kudretinin  ayetlerinden sayar. Bu o kadar önemlidir yani.  Araya da meveddet (sevgi) ve rahmet koyduğunu buyurur. Yani sükunet amaçlı bir birliktelik olacak ve bu birliktelik  meveddet ve rahmet ile beslenecek ve böylece  huzur ve sükunet hali ömür boyu devam edecek şekilde kalıcı olacak.
Şimdi bu kızımızın seçimine bakalım: Zengin olanı seçti ve lüks arabalarda gezindi. Bir gezindi iki gezindi. Sonra ne olacak? Özümüzün hasret olduğu huzur ve dinginlik haline bu bizi ulaştıracak mı?
Öbürünü seçse ve yakışıklı bir beyi olsa. Eee sonra ne olacak? Bir gün, bir ay, bir sene… sonra o yakışıklı yüzün büyüsü kaybolacak, insan o suretin altındaki gerçek yüzü (sireti) görmeye başlayacak ve asıl aramakta olduğu şeyin de işte o suretin arkasında saklı sirette olduğunu fark edecek, eğer aradığı yoksa vah ki ne vah!
Ey akıl sahipleri! Allah bizi aklımız olduğu için hayvanlardan ayrıcalıklı kıldı. Bizi biz yapan değerler ne yüzümüzün güzelliği ne zenginliğimizin gücü.
İbret alalım ey Allah’ın kulları!
Mutluluğu doğru adreste arayalım! Serapı hakikatinden ayırt edebilecek tek gücümüz idrakimiz, akli melekelerimiz ve hayat tecrübelerimizdir.
Sevgi (meveddet) ve rahmet, çıkarlara bağlı olduğu sürece kalıcı olamaz. Çıkar gitti, evlilik bitti. Zenginlik kayboldu, onun üzerine kurulu yapı da yok oldu. Yakışıklılık yok oldu, ona bağlı vurgunluk da yok oldu.
Gelin, parasına ya da yüzünün derisine vurgun olduğumuz için değil, sahici saiklerle sevebileceğimiz, sevgimizi besleyecek meveddet ve rahmetle ömür boyu mutlu olabileceğimiz şaşmaz müteal ölçütler edinelim.
Ne mal, ne hasep, ne soy ne sop, ne de zenginlik!
Bize lazım olan ruhumuza huzur verecek bir dinginlik.
İstemesini bilirsek biz Rabbimizden!
Niye lutfetmesin O, eşsiz hazinesinden.
Dua ile!
14.05.2013
GARİBCE

22 Şubat 2013 Cuma

Akşam olsa da yatsak!



He ya! Akşam olsa da yatsak.
Yumsak gözümüzü  huzur bulsak.
Yattım sağıma, döndüm soluma, melekler şahit olsun dinime imanıma desek çocuklar gibi.
“Bismike Rabbî vada’tu cenbî fağfirlî zenbî” desek Peygamberden duyar gibi.
Koysak başımızı yastığa teslim edip ellerine Hafaza meleklerinin, annemizin dizine yaslar gibi
Kalem cızırtıları dursa, dinlenmeye çekilse kiramen katibin…
Ve o demde içimizden bir ses yürüse benliğimize, annemizin kucağında ninni bürür gibi…
Tepeden tırnağa sarmalasa sükunet bizi…
En ufak bir dalga yok, her tarafı huzur kaplasa, ay ışığında yansıyan yakamoz gibi ışıl ışıl parlasa özümüz…
Ve Rahman’ın emri gelse alınsa ruhumuz…
Yükselse arşı alaya, erse hazîrey-i kudse, mele-i alayı gezinse.
Bedenimiz yeni bir dirilişe uyanmak için üstüne asuman örtülmüş gibi sessizliğe gömülse…
Sükunun adresi olsa o demde tenimiz.
Ve vakit saat tamam olunca verilse bedene alınan emanet yeniden.
Bir basübadelmevt yaşar gibi diriliversek birden.
Yeni bir gün yeni bir beden, yeni bir ruh…
Lütuf senin ve Sen sahibi keremsin.
Yeni bir hayat bahşedensin her doğan günle birlikte.
Nasıl yolunu bulurdu ruhumuz bedenimize inayetin olmasa.
Ya bir de böyle olmaz da koyunca yastığa başımızı… Kemirmeye başlasa fareler vicdanımızı…
Ettiğimiz her kem söz, işlediğimiz her yanlış kamçı olup şakısa yorgun bedenimizde,
Ruhumuz hapsolsa ve zulümlerimizin dönüştüğü karabasanlarca tutsak alınsa, kabuslar sarmalına alsa…
Yok yok! Sen bize acı Allah’ım!
Bizi böyle bir geceye müstahak kılma.
Kaçış yok aslında böyle bir akıbetten senin lütfun ve inayetin olmasa.
Evet, Evet! Umudumuz olsa.
"Akşam olsa da yatsak. Yumsak gözümüzü  huzur bulsak"  diyebilsek.
Ve tekerlesek çocuklar gibi:
Yattım sağıma, döndüm soluma, melekler şahit olsun dinime imanıma.
Ve sokulabilsek kucağına yatağın Peygamber duasıyla:
Bismike Rabbî vada’tu cenbî fağfirlî zenbî!

22.02.2013
GARİBCE
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...