Komşuluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Komşuluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2021 Salı

Garibce’nin güldüğü şeye bak!

Çalışıyorken dalmışım. Sonra baktım seslice gülmüşüm. Allah Allah! dedim. Geçmişe gitmişim. Seksenli yıllar. İstanbul’a yeni geldiğimiz günler. Ümraniye’de bir aile apartmanında oturuyoruz. Boş bir daireye bir kiracı gelmiş. Kamyonu yanaştırdılar ve eşyalarını çekmeye başladılar. Ve ben onları görünce inmişim ve eşya bitene kadar onlarla birlikte taşımışım. Ne tanıyorum ne de haklarında bir bilgi sahibi oluyorum.

Şimdi ta o zamanlara gitmişim ve aklıma düşmüş. Sonra da sesli sesli gülmüşüm. Allah Allah! demişim. Sonra aklıma Güngören’den Yedi Kule’deki rahmetli Ahmet Güler Amca’nın bize kol gererek açtığı, Hacı Anne’nin kızımıza ebelik yaptığı çatı katına taşınmam aklıma düştü. Haseki’de beraber okuduğumuz Ahmet Akyıl arkadaşımla birlikte çekmiştik. O zamanlar fazla eşyamız yoktu ama bir buçuk ton kömür vardı. Hepsini ikimiz sırtımızda taşıdık yedinci kata oradan da çekme kata. O son basamaklarda tükenmişlik hissederdik ama, ininceye kadar gücümüz geri gelirdi ve böylece hepsini taşıdık. Elimiz yüzümüz kömür karası olmuştu, ama özümüz apaktı. Ahmet’çe benim arkadaşımdı sadece. Onun benim gibi inşaat tecrübesi de yoktu. Sırtına semer vurma bilmezdi, omzunda harç taşımamıştı. Ama arkadaşımdı, zor anında arkamda idi.

Sonra daha başka hatıralar geldi aklıma. Bugün hala oturmakta olduğumuz eve taşınmamız lazımdı ve eski evimizdeki komşumuz İsmail Bey o da aynen bizim gibi yükün altına kendisini koşmuştu. Ne isteyen vardı ne bekleyen? Üstelik bu kez eşyalarımız özellikle de kitaplarımız pek çoktu. Taşı taşı bitmiyordu. Gücümüz bitiyordu ama kitaplar bitmiyordu. Aşağıdan sırtlandığımız yük daha ikinci kata çıkmadan iki katı ağırlaşıyordu ve daha iki kat daha çıkarılacaktı.

Bunları hatırladım.

Sonra şimdiye geldim.

O eskide kalan kendime güldüm.

Gülmeli miydim, ağlamalı mıydım? Onu da bilemedim.

İşte böyle!

Dua ile!

26.10.2021

GARİBCE

11 Haziran 2020 Perşembe

Benim adaletimi hanımın ihsanı utandırdı!




Sabah yanlış bir telefonla doğru bir zamanda uyandırıldım. Ama benim için çok erkendi. Kahvaltımızın saatine daha iki üç saat vardı.
Çok geçmedi kapı zili çaldı. “Bizim torun galiba, gözüne çöp mü düştü?” diye sokranarak açtım. Kapının eşiğine bir tabak bırakılmıştı.
Aldım onu içeriye, merak ile acaba ne diye.
Oh! Miss gibi kokuyordu. Komşum fırından yeni çıkardığı emek ve zevk mahsulü böreklerinden hem de dört adet bize ikramda bulunmuştu. “Komşudan gelen genelde öğün olmaz o da vaktinde gelmez” derler ya, bu hem vaktinde gelmişti hem de ben ve hanım iki kişiye öğün olacak kadar da çoktu.
Kokusu kokla beni diyordu. Mis gibiydi onu zaten almıştım. Görüntü o biçimdi. İnsanın yemeye kıyamayacağı kadar güzel gözüküyordu. Tabak bile nerdeyse elimi yakacaktı. Sıcacıktı. Kahvaltı sofrası hazır gibiydi. Yanında bir iki zeytin bir de yeşil biber, iyi giderdi. Onlar da masada hazır idi.
Açtım tabağı aldım elime, elimi yaktı, o kadar sıcaktı. Elin ağzın yanarak yiyeceksin ki zaten hamur işlerini. Nasip bu ya Allah gönderiyordu işte.
Dedim dört tane börek (adını bilmiyorum da öylesine diyorum işte). Bende adalet duygusu az çok gelişmiştir. Her şeye hakkını vermeye çalışırım. İmdi bu sıcacık böreklerin de adaletli bir taksimle ikisini ben yerim ikisini de hanıma bırakırım dedim. Ve afiyetle yedim. İştahım hala olmasına rağmen adalet duygumun gereği diğer ikisini yemeyip hanıma bıraktım. Bununla da kendimle biraz gurur duydum.
Komşumun ellerine sağlık. Geçmişlerine rahmet olsun.
Aradan epey bir zaman geçti ve bu arada ben geride bıraktığım sofrayı unuttum haliyle. Karnı tok olanın su canı ister, ben de su içme arzusuyla mutfağa uğradığımda komşudan gelen tabağın hala orada olduğunu ve üzerinin örtülü olduğunu gördüm. Açtığımda böreklerden birisinin yenilmiş birinin de hala orada tabakta bırakılmış olduğunu gördüm. Tabi anladım, hanım ikisini de benim gibi yememiş belli ki birini torununa saklamıştı. Bu bir îsârdı ve ihsandı.
Benim adalet duygum bu durum karşısında hanımın ihsanından utandı.
Adalet önemli idi ve er kişi işi idi. Ama îsâr ve ihsan daha üstün bir erdemdi, boyum erişmedi.
Îsâr, kişi kendisi ihtiyaç içinde iken başkalarını özüne tercih etmek demektir.
İhsan ise mahza iyiliktir; mesela kısas adaletin gereğidir. Kısas uygulama hakkı olan birinin affetmesi ise ihsandır. Borcunuzu ödemek adaletin gereğidir, borcunuzu fazlasıyla ödemeniz ise ihsan olmaktadır. İhsan, sahibini Allah’ın sevdiği bir erdemdir.
İhsan sahiplerinden olmamız duası ile!

11.06.2020
GARİBCE



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...