organ bağışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
organ bağışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2019 Çarşamba

Organ Bağışı: Sevap mı dedin: Candan sonra organ dedim



Dün Fakültemizde Organ Bağışı konulu bir panel vardı. Son konuşmacı olarak ben de katkıda bulundum. Organ bağışı önündeki engellerden birinin duygusallık olduğunu bir diğerinin de insana bakış olduğunu söyledim ve iki örnek verdim.
Bir bakış açısına göre “Elin dangalağına verip onu yaşatmanın anlamı yok”tu. Bunu söyleyen bir profesördü.
Bu elin dangalağı da kimdi? Bilemedim. Divana sordum, onlar da bilemedi.
Bir de Anadolu irfanının önemli temsilcilerinden birinin dizelerine bakalım: O da şöyle diyordu:
Beni hor görme kardeşim
Sen altınsın ben tunç muyum
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün ben saç mıyım[1]
Ve salon alkışla doldu.
Evet, irfan işte buydu. Hepimiz aynı vardan var olmuştuk. Kimsenin diğerlerine bir üstünlüğü yoktu. Ancak bu bakış açısına sahip olan diğerkâm olabilir ve başkasına verebilirdi.
Bu,
Nazar eyle itiri
Pazar eyle götürü
Yaradılanı hoş gör
Yaradandan ötürü diyen Yunus’un dili idi.
Cevad ve Kerîm olan Allah hep veriyordu. Onun esmasının tecellisi gereği denizler karalar, ağaçlar, hayvanlar… hep veriyordu. İnsan da vermeliydi.
Sonra Garibce’nin bir yazısını okudum.
Ben bu konunun ayetini de buldum diye takıldım.
Allah “fazlasını verin” diyordu.
O zaman biz de verelim, dedim. Salon da hep verelim dedi.
Sevapların en üstünü şehadetti ve canı ortaya koymaktı. Sonra organ, sonra kan, anne sütü ve en sonra da mal geliyordu. Canın yongası olan malı verme için ne kadar övgüler vardı. Hal böyle iken ondan daha üstünü olan kan ve organ için ne demeliydi.
İyi bir program oldu vesselam. Hem bilgilendik, hem duygulandık. Mesaj da yerine ulaştı sanırım.
Hastalarımıza şifalar dilerim.
Düzenleyicilere, katılımcılara ve dinleyicilere selam olsun!
Dua ile!
27.03.2019
GARİBCE





[1] Şiirin tamamı:
Beni hor görme kardeşim

Sen altınsın ben tunç muyum
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün ben saç mıyım

Ne var ise sende bende
Aynı varlık her bedende
Yarın mezara girende
Sen toksun da ben aç mıyım

Kimi molla kimi derviş
Allah bize neler vermiş
Kimi arı çiçek dermiş
Sen balsın da ben cec mıyım

Topraktandır cümle beden
Nefsini öldür ölmeden
Böyle emretmiş yaradan
Sen kalemsin ben uç muyum

Tabiatte veysel aşık
Topraktan olduk kardaşık
Aynı yolcuyuz yoldaşık
Sen yolcusun ben bacmıyım


10 Aralık 2015 Perşembe

Hangisi daha sevap? Hacamat olmak mı? Kan vermek mi?


Bu günlerde Kızılayımız Fakültemizde kan alma hizmeti veriyor. Buna sebep ben de öğrencilerime tavsiye de bulundum, onları teşvik edip yüreklendirmeye çalıştım. Çıkarken sınıftan bir öğrencimiz “Hocam! Hacamat olmak mı daha sevap yoksa kan vermek mi?” diye sordu.
Cevaben dedim ki: Kıyas bile kabul etmez. Kan vermek, belki bir insanın yeniden hayata dönmesini temin etmek demektir. Bir insana hayat vermek ise bütün insanlığa hayat vermek gibi sevaplı bir amel-i salihtir.
Hacamat olmaya gelince, kimileri bunu her ne kadar sünnet diye lanse etse de  bir kere Hz. Peygamber’in tıp alanında yapmış olduğu uygulama ve tavsiyeler Şah Veliyyullah ed-Dihlveî’nin de dediği gibi risaletin tebliği kabilinden değildir. Bu itibarla bunların risaletin tebliği kabilinden olan tasarruflarıyla eşdeğerde tutmak doğru olmaz.
Diğer yandan Hz. Peygamber’in tıpla ilgili tavsiyeleri üzerine kuruludur. Bu itibarla bunlar içinde modern tıp teknikleri karşısında eskimiş, devrini tamamlamış yöntemler de olabilir.
Buna rağmen haydi diyelim ki hacamat vücuda yararlıdır ve yapılmasında fayda hasıl olmaktadır. Bu haliyle o yıkanmanın ve ekzersiz yapmanın vücuda yararlı olması gibi bir özellik taşır ve faydası kişinin kendisi ile sınırlıdır. Oysa kan vermek vücuda yararlı olduğu gibi daha çok başkalarının hayatını kurtarma ve nicelerini hayata yeniden tutunma ve döndürme işlevi görür. Yani faydası sadece verenin kendisinde kalmayıp başkalarına da sirayet eder. Hal böyle iken bu ikisi nasıl kıyas edilebilir ki?
Şu da var: Vermenin en yücesi yüce değerler uğruna canı feda etmektir ki ona şehadet denmektedir ve onun dengi başka bir sevap yoktur.
Ondan sonra geleni de insanın, kendisinin artık ihtiyaç duymayacağı ya da onsuz bir şekilde idare edebileceği organlarını bağışlamasıdır. Beyin ölümü halinde organların bağışlanması ya da karaciğer, kemik iliği gibi yenilenebilir organlarından bir kısmının bağışlanması gibi.
Ondan sonra da kan gibi insan vücudunun ürettiği bir başkaları için hayat verici şeylerdir.
İhlasa göre bire yedi yüz ve daha fazla veren mal vermek ise ancak onlardan sonra gelebilir.
Şahsen ben böyle inanıyor ve öyle biliyorum. Ne dersiniz?
Bu arada kan verdiniz mi?
Dua ile!
08.12.2015

GARİBCE 

11 Nisan 2014 Cuma

Eşyaya ve Adem’e saygı!



Yolda giderken bir nesne gördün, bir taş parçası idi. Aldın onu attın, yoldan ırak ettin. Bu bir saygı biçimidir. Ama insanlığa.
Ama bilmiyorsun attığın yerde birisinin başını mı yardı, yok bir taze fidanın tepesine mi düştü, yeni başını çıkarmaya çalışan bir fideyi mi ezdi.
Ama o taşı tam ebadına uygun, bir yoksulun yapılan yuvasının bir gediğini kapatmak üzere bir oyuğa koydun, tam yerini buldu. İmdi bu hem insanlığa hem de o taşa saygı oldu.
Yolda giderken bir ekmek parçası gördün. Aldın öpüp başına koydun sonra da onu götürüp yüksekçe bir yere koydun, çiğnemesinler diye.
Ekmeğe saygı bu.
Ekmek burada elbette ki bir sembol. Yoksa bütün nimetlerin ekmekten farkı ne ki.
Ama sen o lokmayı tuttun ve bir yoksulun aç karnına koydun. Ekmek sevindi, mide devindi. Karın doydu, yüz güldü, göze fer geldi ışıdı.
İşte ekmeğe asıl saygı bu değil mi?
Eşyada asıl olan ibahadır.
Ademiyette böyle mi?
Ademiyette asıl olan hürmettir, saygıdır.
Ademe hürmet edeceksin. Onun canına, ırzına ve namusuna, şan ve şerefine el, dil uzatmayacaksın, saygılı olacaksın.
Dirisine olduğu gibi ölüsüne de saygı göstereceksin.
İnsan ölünce artık geride kalan ceset de saygıyı hak ediyor.
Bu saygının gereği olarak şefkatle onu yıkayıp, kefenleyip, mezarına definle Allah’a tevdi etmek gerekiyor. Bu ona gösterilen bir saygı oluyor.
Ama onun vaktiyle gören gözünün söz gelimi korneasını alıp da görmeyen birinin gözüne koyup onun görmez gözünü görür kılmak, gülmez yüzünü ışıl ışıl etmek nedir peki.
İşte o göze asıl saygı böyle olmalı.
Diğer organlar da öyle.
Her ne ki insana aittir ona saygı göstermek gerekir.
Ama saygının da dereceleri vardır.
Hikmetli olmak, nerede nasıl davranılacağını bilmek demektir.
Her bir şeyi yerli yerince yapmak demektir.
Sözü yerinde söylemek, taşı gediğine koymak demektir.
Ve hikmet Allah vergisidir.
Ne yazık ki O vermeyince, biz istedik diye olmuyor.
Koskoca nice adamlar vardır, din adına, insanlık adına konuşur ahkam keserler.
Keşke biraz da hikmetle hemhal olsalar.
Hayırlı cumalarımız olsun.
Dua ile.
11.04.2014
GARİBCE
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...