akıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2019 Cumartesi

Akıl seni başta taşımak neden bize zor geliyor?




Bir bedevi araba, “Muhammed’in  peygamberliğini nasıl anladın?” diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Muhammed neyi emretti ise, akıl, ‘O bunu yasaklasa daha iyi olurdu!’ demedi. O neyi yasakladı ise akıl, ‘O bunu emretseydi daha iyi olurdu!’ demedi.” (İbn Kayyım, Miftâhu dâri’s-seâde, II, 6)
قال بعض الاعراب ، وقد سئل : بماذا عرفت أن محمدا رسول الله ؟ فقال : ما أمر بشيء فقال العقل : ليته نهى عنه، ولا نهى عن شيء فقال العقل : ليته أمر به.
Ömrü develerinin ardında vaha vaha dolaşan bedevi aklını kullanıyor ve aklına ışık tutacak hidayeti buluyor.
Biz ise aklımızı heva ve heveslerimizin peşinde sürüklüyoruz. İhtiraslarımız aklımızı perdeliyor. Sonunda ışığı olmayan aklımız karanlıkta kalıyor ve görür iken görmez oluyor, tartar iken tartmaz oluyor.
Allah da aklını kullanmayanların üzerine pislik boca ettiğini söylüyor. (Yunus 10/100)
Hadi hayırlısı!
Yahu akıl sen ne imişsin be!
Kullananın elinde düze çıkarırsın, yolda yol aldırırsın.
Kullanmayanın elinde başta bir yük olursun.
Kiminde patinaj yapar, kiminde sıyırttırırsın.
Kiminde birinci/ ilk hâdî (yol gösteren) olarak sana mikyas/ölçem olacak hidâyete götürürsün. Ve sen ne aziz/ değerli bir şeysin.
Ve bu halinle sen başımızda taşınmaya ne kadar da layıksın.

Dua ile!
12.10.2019
GARİBCE


2 Ekim 2019 Çarşamba

Ameller sevabını bulur mu? Bire yedi yüz sevap olur mu?




Elbette amellerimiz karşılığını bulur. Zerre kadar iyiliğimiz varsa onun karşılığını buluruz. Zerre kadar işlediğimiz kötülük varsa onun da karşılığını buluruz.
Ama nasıl?
Kur'an-ı Kerîm’de kötülüklerimizin karşılığının dengi bir ceza olduğu belirtilir. Buna mukabil iyiliklerimizin karşılığının en az on sevap olduğu, dilerse Rabbimiz lütfu ile artıracağı ve hatta yedi yüz katı bile olacağı anlatılır.
Bire on tarım ile geçinenlerin yüzünü güldürecek bir verim.
Bire yedi yüz ise hayal değil gerçek.
Ama nasıl? Bir gerçekliği olan salih bir iş ile. Şöyle ki: Sen çok değerli bir tohum ekersin. Tohum içinde tahıllara gebedir. Ortamını bulduğu zaman –ki onu sen oluşturacaksın, Allah’ım bu işleri sen hallediver demeyeceksin- o gebe tohum yedi başak bitirecek. Her bir başak ise tahıla duracak ve yüzer tane tahıl verecek. Toplam da yedi yüz tahıl olacak. İmdi bir tohumdan elimizde her biri yedi yüz tahıl bitirecek yedi yüz tohumumuz oldu. Ve bu katlanarak gidecek. İşte birin yedi yüz ve katları sevap vermesi böyle olur.
Akıllı bir insan bu hesabı kabul eder.
Ama öyle değil de tohum ekmez ve sevap beklerse, hele beklediği sevap da hesaba kitaba sığmazsa işte onu akıl kabul etmez. Akıl ise Allah’ın insanlara bağışladığı ilk hâdî yani yol gösterici, ölçücü biçici.
Müslümanlık aklı olanlara hitap eder, aklı olmayanın, akıl var ama onu kullanmayanın üzerine pislik boca eder.
Hal böyle iken gelin şu bizim Müslümanlığımızın içler acısı durumuna bir bakın. Hiçbir iş yapmayacak, tahıllara gebe tohum ekmeyecek ama milyonlarla sevap bekleyecek. Her işini kendisi yapmayacak, Allah’a havale edecek. Allah’ım armudu pişir ağzıma düşür diyecek. Hakkın yanında yer almayacak, Hakk’a yardım etmeyecek, destek vermeyecek ve “Allah’ım şu zalimleri sen kahreyle!” diyecek bütün bunları ecir-i hâssı bildiği Allah’ın üzerine yıkacak. Ondan sonra gelsin sevaplar, gelsin cennette içi huri gılman dolu köşkler saraylar.
Bunların ataları da Musa peygambere aynı şeyi diyorlardı. “Sen ve Rabbin gidin ve savaşın. Biz burada oturucularız”
Gerçeklik hiç öyle değil.
Ektinse biçersin.
Ne ektinse onu biçersin.
Tohumun gebe ise mahsulü devşirirsin.
“Şunu şunu söyle, şu kadar milyon sevap eyle!” Öyle bir din yok. Bu ancak tembellerin uydurduğu bir din olabilir.
Hem uydururken biraz daha ölçülü olun yahu!
 El-insaf!

Aklım, aklımla aklandım
Aptallık narına yandım
Hurafeler sardı yanım
Aklım ardına saklandım

Dua ile!
02.10.2019
GARİBCE

3 Temmuz 2018 Salı

Gelenekte benim de var yerim!



Gelenekte var yerim[1]
İmam ardında derim
Kâh ardında ederim istima
Kâh girerim derin bir insata[2]  
İzin sürerim asırlar boyu
Kâh fatih makamında bulurum kendimi
Bakmayın izim izi üstüne düştü diye
Aklı bana da vermiş Allah hediye
Sus dedim susturamadım
Dur dedim durduramadım
Aldı başını  düştü yola
Kul dediğin saye koyula
Yol ki Hakk’a götüre
Ayine-i kalbe yakin getire
Gördü anda bin bir işaret
Hepsi de Allah’a bir ayet
Kevnde bulundu bir bir karşılığı
Örtü kalktı ortaya çıktı yalınlığı
Sıdk ile hikmete inandı
Mucize işte bu dedi
Secdeye kapandı!

Dua ile!
03.07.2018
GARİBCE


[1] An itibariyle Tevilat’ın son cildini (XVII) tercüme etmekteyim. İmamımız Matüridi’nin Mutezile’ye bir cevabını çevirirken kendimi de sınamış oldum.
[2] İstimâ, can kulağı ile dinlemek, sözü anlamaya çalışmak. İnsât ise, hakikat karşısında sükut kesilmek, sessizliğin sesini duymak.

29 Kasım 2016 Salı

Akıl ve Resul


"Şüphesiz ki Allah Teâlâ iki yol gösterici (hâdî) göndermiştir: Akıl ve Resul. Akıl, Resulden önceliklidir. Çünkü Resul’un bilinmesi- tanınması akıl ile olur". (er-Râgıb el-Isfahanî (ö. 502), Tefsîr, er-Riyâd 2001; V, 416[1])
İslam akıllıların dinidir. Akıl sizi Peygambere götürür. Peygamber de Allah’a.
Aklı öyle hor görerek, ona gerektiği değeri vermeyerek, onu emanete vererek ve eskimesin diye hep sıfır kilometrede tutarak hak ve hakikate eremeyiz.
Aynı şekilde peygamberi (sünneti) atlayarak da Kitaba ulaşamayız. Zira Kitab’ın Allah’ın kelamı olduğunu bize bildiren Resul olmaktadır.
Bu itibarla her şeyi kendi yerine koymak ve değerini tam vermek gerekir. Hakikate erişmede aksi hal muhaldir.
Akıl, terazidir; ölçer tartar. Resul getirdikleriyle ona ışık tutar. Ölçütler getirir. İstihkak listesini belirler.
Bunların hepsi birlikte devreye sokulduğu zaman Hak ve adalet tecelli eder.
Ne salt akıl, ne salt vahiy.
Vahyin aydınlığında akıl.
Dua ile!
29.11.2016
GARİBCE




[1] أن الله تعالى أرسل هاديين العقل والرسول، والعقل متقَدِّم على الرسول من حيث أنه بالعقل يهتدي إلى معرفة الرسول.

15 Mart 2013 Cuma

Serdengeçti, namazda kendinden geçti!




Bir video izlemiştim. Bir ara çokça paylaşılan bir video idi. Bir vaşak küçük bir ayı yavrusunu (malak) kovalıyordu. Malak bir ağaca çıkmış, vaşak da takip etmişti. Dalın iyice ucuna varınca da dal kırılmış ve malak nehre düşmüş, akıntıya kapılmıştı. Vaşak da nehir boyu onu takip etmiş ve bir taş üzerinde yavruyu sıkıştırmıştı. Artık yavrunun yapabileceği hiçbir şey yoktu. Kaçabilecek hiçbir yol kalmamıştı. Avcı avına el koymak üzereydi.  Vaşak tam yavruya darbe indirecekti ki ana ayı yavrunun arkasında bütün cesametiyle belirdi. Vaşak öfkeli ayıyı görünce ne yapacağını bilemedi, feleği şaştı ve özür dileme sesleri çıkarmaya başladı. Malağın annesinden haberi yoktu. Vaşağın kendisinden korktuğunu sanmaya başladı ve afalladı. Öyle havalara girmeye başlamıştı ki annenin o koca cüssesinin gölgesi üzerine düştü.
O yavrunun vaşak karşısında öyle havalara girmesi gerçekten çok komikti.
Buna benzer yaşanmış bir hatıra dinledim bugün:
Ravimiz birinci ağızdan. Yani isnad âlî isnad.
Hüseyin Üzmez bir konferansında anlatmış:
Bu arada olayın kahramanlarını da kısaca tanıtmış olalım:
Hüseyin Üzmez, 1952 yılında bir lise öğrencisiyken, Malatya'yı ziyaret etmekte olan yazar Ahmet Emin Yalman'a suikast düzenlemiş ve ağır yaralamış. Suikasttan sonra teslim olmuş ve 20 yıl hapse mahkûm edilmiş. On yıl süren hapis cezasının 1,5 yıllık bölümünü üstad Necip Fazıl Kısakürek ve bir dönem Antalya Milletvekilliği yapan şair ve yazar Osman Yüksel Serdengeçti ile birlikte geçirmiş.
O zamanlar milliyetçiler ve İslamcılar henüz birbirlerinden ayrılmamışlar, birlikte hareket etmektedirler.
Suikast sebebiyle ilişkili olduğu mülahazasıyla bir çok kişi içeri alınmış ve Üzmez buna sebep Necip Fazıl ve Serdengeçti ile beraber hapis hayatı yaşamış.
Necip Fazıl’ı tanıtmaya gerek yok.
Osman Yüksel Serdengeçti (ö. 1983) ise, ilginç yönleri olan bir siyasetçi gazeteci imiş.
Hüseyin Nihal Atsız'la birlikte bir süre hapis yatmış, hapisten çıktıktan sonra, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'e hitaben yazdığı ve "Yüksek makamın alçak vekiline" diye başlayan yazısı yüzünden yeniden hapsedilmiş.
Hemen çoğu sayısı siyasi irade tarafından toplattırılacak olan Serdengeçti dergisini çıkartmış.
Osman Yüksel Serdengeçti, 1965-1969 yılları arasında Adalet Partisi  Antalya milletvekilliği de yapmış. Partisine yönelttiği eleştiriler yüzünden bir süre partisinden ihraç edilmiş. Milletvekilliği sırasında kravat takmadığı için uyarı almıştır, uyarıları dikkate alınmayınca genel kurula girişi yasaklanmıştır. Bu kez beline bağladığı kravatla içeri girmiş, yakasına takması gerektiğini söyleyenlere ise, “Kanunda nereye takılacağı belli değil. İstediğim gibi takarım” demiş.
Necip Fazıl'ın yakın arkadaşlarından olan Serdengeçti hazır cevaplığıyla tanınır ve muhafazakâr dünyanın en sevilen fikir adamlarından sayılırdı. Türkçülerin "Tanrı Türk'ü Korusun" demesi üzerine Serdengeçti "Tanrı Türk'ü, Allah da Müslümanı Korusun!" diyerek bir döneme damgasını vurmuştu.
İşte bu üç ahbabın hapishane yıllarında oluyor anlatılacak olanlar.
Bir gün Serdengeçti geliyor ve: “Bu gün hayatımın en güzel namazını kıldım. Ancak o kadar olabilirdi. Gözümün önünde bütün perdeler açıldı. Cennet cehennem her şey ayan beyandı. Huriler, gılmanlar, zevkü safa…  bin bir nimete dalmış haldeydim. Gözümden perde kalkmış, sanki her şey gaib olmaktan çıkmış müşahede âlemine taşınmıştı. Dedim ya hayatımın namazıydı. Daha önce böyle bir namaz hiç mi ama hiç kılmamıştım!”
Demişler ki: “Serdengeçti! De hele sen namazı nerede kıldın?!”
“Ranzanın üst katında!” demiş.
“Anladık ki” diyor Üzmez, “Serdengeçti duman altı olmuş. Alt kattakiler esrar çekiyor, dumanı da haliyle yükseğe çıkıyor. Bizim Serdengeçti de ikinci kat ranzanın üstünde namaza durunca tam duman altı oluyor ve esrarın etkisiyle daha önce hiç görmediği şeyleri görmeye başlıyor ve de kerameti kendinde sanıyor.”
Uçanların nasıl uçtuğunu sanıyorsunuz?
Şeyhler -haydi yumuşatalım müteşeyyihler (sözde şeyhler) diyelim- kerametlerini kendilerinden mi biliyorlar? Ayı malağının, arkasındaki kızgın anaç ayıyı görmesi üzerine dizlerinin bağı çözülen Vaşak’a efelenmesi ve karşısındakinin korkusunu kendinden bilmesi gibi komiklikler her zaman yaşanıyor.
Ama bütün bunları gören göz görüyor, düşünen ve intikal gücü olan akıl çözüyor.
Allah, aklı olanlara hitap ediyor, onları muhatap alıyor.
Yukarı Mısır (Saîd) halkı için “En kıymetli beyinler onlarda!” derler, “Çünkü beyinleri sıfır kilometrededir, henüz daha hiç açılmamış” diye de izahını yaparlar.
Bu durumda Müslümanların akılları da çok kıymetli olmalı?
O da varsa tabii!
Her şeylerini sahte şeyhlere kaptıranların haberlerini okuyoruz. Ne rezaletler duyuyoruz. Mahkemelerce tescillenen şeyhlerin müritlerini iğfalleri haberleri hiç eksik olmuyor.
Gerçekten bu insanların akılları var mı?
Ve onları iğfal eden zavallılar, bu güçlerini kendi kerametlerinden mi biliyorlar, yoksa dayanmış oldukları bî idrak süfelânın cehl-i mürekkeplerinden mi?
Ya Rabbi! Aklımızı başımızdan alma!
Güç de sende kudret de sende!
Bi hakkın mabudumuz sensin.
Yoktur tapacak, Çalap’tır ancak!
İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în!
İhdinâ’s-sırâta’l-müstekîm,
Sırata’llezîne en’amte aleyhim.
Gayri’l-mağdûbi aleyhim vela’d-dâllîn!
Âmîn!
15.03.2013
GARİBCE
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...