alkol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alkol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2020 Cumartesi

Tekvin ve teşri dengesine bir örnek: Alkol

 

Bizim fukahanın derinliğine kimsenin diyebileceği bir söz yoktur. Ama ne yazık ki bu sadece teşri alanında olmaktadır. Fıkıh kitaplarını mütalaa edenler bunu açıkça görürler.

Ne var ki bu derinlik bir tür körlük de doğurur. Oysa arzulanan şey, teşriin tekvin ile birlikte ele alınması ve tekvinin öncelenerek teşriin onun üzerine bina edilmesi olmalıdır.

Mesela “İkra’” oku emrini ele alalım. Bu emir sonucu Kur'an-ı Kerîm öyle derinlemesine okunmuştur ki yüzlerce ve ciltler dolusu tefsirler yazılmış ve bir türlü dibi de bulunamamıştır. Hala da yazılmakta ve anlatılmaktadır.

Okunan kitap teşri’e aittir. Fıkıh alanında ihtiyaç duyulan şerî ahkam ondan çıkarılmıştır ve hala da çıkarılmaktadır.

Diğer konular da öyledir. Söz gelimi tarih, bilim gibi konular bile onun derinliklerinden çıkarılabilmektedir.

Oysa bizden asıl istenilen önce tekvini ayetlerin okunması, onların üzerine kurulu olarak da teşrîî ayetlerin okunması ve yorumlanmasıdır.

Konuyu bir örnekle açıklamak istiyorum:

Bizim kimi fukaha susuzluktan ölme durumunda olan bir kimse içkiden başka bir şey bulamasa onu içmesi zarurete sebep mubah olmaz, çünkü içki susuzluğu gidermez, aksine artırır, derler.

Bunu ilk okuduğumda acaba öyle mi diye aklıma bir soru gelmişti de kendi kendime bir espri ile “Bizim fakihler bu mereti içmemişlerdir ki gerçekten susuzluğu gideriyor mu, gidermiyor mu bilsinler!” diye geçiştirmiştim. Sonra tekvinde bunun yeri nedir diye Herbilen’e sordum. O da doktorların ağzından fukahanın bu tespitini teyit etmez mi? Fukaha adına sevindim. Fakat fukaha bunu içkinin doğası ve vücuttaki etkisi ve tepkimeler üzerinden değerlendirmiyor, aksine hadiste içki hakkında kullanılan “dert” oluşu nitelemesinden hareketle bunu söylüyor. Teşrie mesnet olarak gene teşrie yaslanıyor.

Sonra içkinin tedavide kullanımı konusunda gene bunun caiz olmayacağını söylüyorlar. Tedavi olmayı fukaha zaruret olarak görmez. Haydi diyelim bir ihtiyaç olsun. Dolayısıyla ihtiyaç halinde kullanımına bir kapı aralanamaz mı? Buna da hayır diyoruz ve hükmümüze Hz. Peygamber (s.a.s.) içkinin tedavi amaçlı kullanımını yasakladığını ve onun deva değil dert olduğunu söylediğini gerekçe yapıyoruz.

Bu yazının dert edindiği sorun şu: Susuzluk zaruretine binaen içki içmenin mubah olmayacağını, içkinin ancak boğaza bir nesne durması halinde onu aşırmak için başka bir sıvı olmaması halinde zaruret miktarınca içiminin mubah olacağını söylüyoruz. Tedavi amaçlı kullanımına da izin vermiyoruz ve gerekçe olarak da gene hadisi delil olarak kullanıyoruz. O yüzden de içki içeren ilaçların kullanımını da onaylamıyoruz. Aslında içki denilince içkinin içerdiği etkin madde olan alkolü kastediyoruz. Alkolün ilaç olarak içimi kabul edilemez. Ancak alkol içeren ilaç vb. olamaz mı? İşte fukahanın buna da karşı çıkışını hadise dayalı olarak ileri sürmesini tekvinin göz ardı edilerek sadece teşrie dayalı olarak hüküm verilmesi olarak görüyoruz. Oysa fukaha şöyle diyebilirdi: Evet hadiste böyle bir niteleme var. Ama dilin değişik amaçlı kullanım şekillerini dikkate alarak bundan neyin kastedildiğini, alkolün doğasını öğrendikten ve ilaç yapımında kullanılması halinde de gerçekten her zaman fayda yerine zarar vermesi özelliğini öğrendikten sonra hadisi âmm bir hakikat anlamında alır ve hükmümüzü tekvin ile de pekiştirmiş oluruz; içkinin susuzluğu gidermemesi örneğinde olduğu gibi. Yok, öyle değil de tekvin/ bilim gerçekten alkolün ilaç ve benzer alanlarda kullanımı halinde insanlık için bir takım yararlı sonuçlar elde edildiğini ortaya koymuşsa, o takdirde biz hükmü alkolü de içine alacak şekilde genelleyip her türlü alkol içeren sınai ürünü haram görmek yerine hadisin bizzat içkinin kendisi ile tedavi olmaya kalkışan kimselerin tavrını kastettiğini, yani tedavi niyetine rakı/ bira vb. içmeyi anlarız. Teşrii ona yorarız. Bugün bazı Helal gıdacıların yaptığı gibi alkol ve türevlerini içeren her türlü ilaç, kozmetik ürün… gibi esas itibariyle ibaha-yı asliye gereği helal olması gereken nesneleri haram kılmayız.

Hem Allah’ın yerde ve gökte ve bu ikisi arasında her ne varsa bize lütfetmiş olduğu nimetleri haram kılmak bizim ne haddimize!?

Dua ile!

19.09.2020

GARİBCE

Etiketler: Tekvin teşri, alkol, zaruret


21 Şubat 2013 Perşembe

Çoğu haram olanın azı da haramdır




Evet, öyledir, elbette çoğu haram olanın azı da haramdır.
Ama bir şeyin haram olmasının anlamı nedir? Sözgelimi “hamr yani şarap haramdır” derken kastedilen nedir?
Nesneler ile ilgili (farz, vacip, mendub, mubah, mekruh ve haram gibi) herhangi bir teklifi hüküm söz konusu olmaz. Çünkü teklifi hükümler mükelleflerin fiillerine ilişkin düzenlemelerdir. Dolayısıyla “domuz haramdır” demek mecazdan öteye hakikat anlamı taşımaz. Hakikat anlamının doğru olabilmesi için domuzla ilgili mükellefe ait bir fiilin işlenmesi söz konusu olmalıdır. Mesela “Domuz etinin yenilmesi haramdır” demek gibi. Ancak o takdirde hükmün nispeti hakikat anlamında kullanılmış olur.
Hamr’ın yani şarabın haram olmasının anlamı da aynı şekilde “onun içilmesinin haram olması”dır. Yoksa şarabın zatî özelliği ile ilgili herhangi bir teklîfi hükümden bahsetmek abes olur.
Bu ön bilgiden sonra şimdi soruya bakalım:
“Çoğu haram olanın azı da haramdır”[1]. Bu söz hadis olarak rivayet edilmekte ve muteber kitaplarımızda yer almaktadır.
Keza hamr’ın tanımı da bizzat gene hadisler tarafından yapılmış bulunmaktadır. Buna göre “Sarhoşluk veren her nesne hamr’dır ve her hamr da haramdır”[2]
“Hamr’ın (şarap) haram olduğu hem sübut ve hem de delalet bakımından katî olan Kur’an nassları tarafından ortaya konulmuştur. Bu yüzden, bu konuda herhangi bir kuşkuya mahal yoktur.
Peki, hamr’ın haram olmasının anlamı nedir? Tabi ki mükellefin onunla ilgili fiili olan içilmesidir. Şarap haramdır demek şarabın içilmesi haramdır demektir.
Sarhoşluk veren her içki de hamr sayılmakta ve dolayısıyla onların içimi de haram olmaktadır. Her ne kadar Hanefî mezhebinde Hamr yani şarap dışındaki içkilerin hamr’a nispetle daha hafif sayılabilecek bir hükmü olsa da bizim de kabulümüz sarhoşluk veren ve rakı, viski, votka, rom… gibi içki olmak üzere üretilen her içkinin aynen hamr gibi içiminin haram olmasının esas kabul edilmesidir.
Şimdi çoğu sarhoşluk verenin azının da haram olmasının anlamı nedir?
Bir içki ki çok içildiği zaman sarhoşluk veriyor. Diyelim bira bir iki litre içilince normal bir insanı –ki hükümler normal olanlar için konulur- sarhoş ediyor. Öyle ise biradan bir kahve fincanı kadar hatta daha da az miktarda içilse ve bu sarhoşluk vermese, o da haram olur.
Hal böyle iken bazı kraldan çok kralcı tipleri, “alkol haramdır; öyle ise az olsun çok olsun alkolün içinde bulunduğu her şey haramdır” gibi bir sonuca ulaşıp bunu en büyük ilkesi kolaylaştırıcılık olan din adına insanlara pazarlamaktadırlar.
Bir kere alkolün, diğer kimyasallardan ayrı özü itibariyle bir necaseti ya da olumsuz bir özelliği yoktur. Etil alkolün metil alkolden yaratılışı ve özellikleri itibariyle hiçbir farkı yoktur.
İki, “alkol haramdır” şeklindeki genelleme zaten hakikat anlamda değil, mecazî anlamda yani “Alkolün içilmesi haramdır” şeklinde anlaşılması halinde doğru olur. Nitekim İbn Hibbân’ın rivayetinde[3] “Çoğu sarhoş ettiğinde azının içilmesi de haramdır” denilmekte ve haramlığın içilmekle ilgili olduğu tasrih edilmektedir.
Dolayısıyla alkol ve benzeri diğer yasaklanmış şeylerin gene “haramların belirli ve sınırlı oluşu ilkesi” gereği kendi yasaklık alanlarına özgülenmesi bir zorunluluktur.
Annelerimizin bize haram olması onlarla evlenmenin haram olması demektir. Bunun dışında onlarla her türlü ilişkilerimiz neden haram olsun?
Eşeğin haram olması, onun etinin yenilmesi itibariyledir. Binilmesi ve üzerine yük yüklenmesi, dolaba/ değirmene/ çifte koşulması gibi ona yönelik istifadelerimizi de kapsayacak şekilde bu yasak alanının genişletilmesi kimsenin haddine değildir.
İçkinin de içilmesi keza öyledir.
Alkolün ne suçu var?
Öteden beri alkol, içki imali dışında pek çok amaçla kullanılmaktadır.[4]
Kendisi necaset (dışkı gibi maddî anlamda pislik) değil ki karıştığı maddeler necis/ pis olsun?
Alkol, tespit edici olarak kullanılmaktadır.
Çözücü olarak onun yerini tutabilecek ve ona ihtiyaç bırakmayacak henüz başka bir madde bulunmamaktadır. Şimdi biz alkolü lak[5], vernik, boya, sabun, parfüm, ilaç, gazoz ve benzeri ürünlerin hazırlanmasında çözücü olarak bir şekilde kullanmışsak, bu kullanımın içilmesi haram olan içki yasağı ile ne ilgisi olabilir?
Yasak olan hamr’ın içimi idi.
İçildiği için sarhoşluk veren diğer içkileri de hamr gibi saydık ve onların içiminin de haram olduğunu bildik. İşte bu kadar.
Bundan ötesi ibahat-ı asliye ile ilgilidir.
Her mubah madde gibi alkolün de içme dışında başka amaçla kullanımına bakarız; yararlı mı zararlı mı ve yararı mı daha fazla zararı mı…? Bunları değerlendiririz. Aldığımız sonuca göre diğer mubahlara karşı takındığımız tavrın aynısını ona da takınırız.
“Sigara zararlıdır, içmeyiniz” dediğimiz gibi zararlı olduğunu öğrenmemiz halinde “Kolonya zararlıdır” kullanmayız da deriz. Ama gerçekten kolonyanın kullanımı zararlı değilse, o takdirde mücerret içinde alkol vardır diye onun içme dışında başka amaçlı kullanımını ne hakla ve kimin adına yasaklayabiliriz ki?
Allah, yerde gökte ve her ikisi arasında her ne varsa biz insanların emrine amade kıldığını buyuruyor ve mukabilinde bizden şükür bekliyor. Kullanımı yasak, dokunması yasak, yanından geçmesi yasak bir nesne, hiç nimet olur muymuş?! Olsa olsa o bir nikmet (azap) olur ve onun karşılığında da Allah bizden şükür beklemez.
Belli ki bütün bu nimetler karşılığında Allah bize minnet ediyor ve bizden şükür bekliyor.
Kulluğumuzu sınamak için de belli başlı bir takım sınır çizgileri çizmiş, öteye geçmeyin buyurmuş, hepsi o kadar.
Yahudilik bir kavim dinidir ve kendilerine özgü birtakım hükümler içerir. Bunlar içerisinde deve etinin haram olması gibi ataları İsrail’in (Hz. Yakub) yeminine saygı kabilinden olanları, işledikleri zulüm ve yedikleri riba yüzünden ceza mahiyetinde olanları bile vardır.
Evrensel olduğuna imanımız olan bu dini, tıpkı Yahudilikte olduğu gibi bir kıskaç içine sıkıştırmaya çalışmak ve o haram, bu haram, şuna yaklaşma, ötekine dokunma, berikinin yanından bile geçme gibi bir anlayışla bu dinin mensuplarını cendereye almak kimsenin haddine değildir.
İşte ilahi buyruklar:
De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz. (el-Enâm 6/145-146) [6]
De ki: “Haydi, Allah şunu haram kıldı” diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin. Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar. (el-Enâm 6/145)[7]
“Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu hâlde faiz almaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle önceden kendilerine helâl kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık. İçlerinden inkâr edenlere de acı bir azap hazırladık.” (en-Nisâ 4/161-162)[8]
Müslümanlıkta haramlar, sınır çizgileri olmaları hasebiyle çok önemlidir. Ama bunların kendi sınırları içinde kalması gerekir.
Müslümanlıkta asıl ise erdemli olmaktır. Bu ise, içimize gıda olarak girenden çok, bilfiil yapıp ettiklerimizle ortaya konulabilecek şeylerdir. İşte bizim asıl önemseyeceğimiz hususlar da bunlar olmalıdır:
(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” (el-Enâm 6/146)[9]
Dindarlık, işte bu ve benzeri ayetlerde sayılan erdemlere sahip olmaktır. İnsanın değeri yediği ve içtiği ile değil, yapıp ettikleriyledir. Bu anlamda dindarlık hayatımızın her alanını kuşatır.
Gerçek mutluluk ve huzur ise ancak bu kabilden emir ve yasaklara uymakla elde edilir.
Buyruğuna teslim olalım,
Huzur ve sükunet bulalım!
Dua ile!

21.02.2013
GARİBCE



[1] سنن أبي داود ـ محقق وبتعليق الألباني – (3 / 368) « مَا أَسْكَرَ كَثِيرُهُ فَقَلِيلُهُ حَرَامٌ ».
[2] صحيح مسلم ـ مشكول وموافق للمطبوع - (6 / 101) 5339 - عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ وَلاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ عَنِ النَّبِىِّ -صلى الله عليه وسلم- قَالَ « كُلُّ مُسْكِرٍ خَمْرٌ وَكُلُّ خَمْرٍ حَرَامٌ ».

[3] صحيح ابن حبان مع حواشي الأرناؤوط كاملة – (12 / 193) إذا أسكر كثيره حرام شرب قليله
[4] Alkollerin çeşitleri vardır: En çok bilineni:
1. Etanol = Etil alkol = İspirto: Kısaca alkol denir. Şekerli selülozlu ve nişastalı her maddenin Fermantasyonu (Mayalanması) sonucu ortaya çıkar. Lak, vernik, boya, sabun, parfüm ve ilaçların hazırlanmasında çözücü olarak kullanılır.
2. Metanol = Metil Alkol: Endüstride, çözücü olarak bazı boyaların elde edilmesinde kullanılır. 20 gramdan fazlası öldürür, azı gözü kör eder.
[5] Lak: Renkli pigmentler (boyarmaddeler).
[6] قُلْ لَا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلَّا أَنْ يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنْزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (145) وَعَلَى الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُلَّ ذِي ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا إِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَا أَوِ الْحَوَايَا أَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ذَلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ (146) [الأنعام : 145 ، 146]
[7] قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ اللَّهَ حَرَّمَ هَذَا فَإِنْ شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ (150) [الأنعام]
[8] فَبِظُلْمٍ مِنَ الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ كَثِيرًا (160) وَأَخْذِهِمُ الرِّبَا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَأَكْلِهِمْ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا (161) لَكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَالْمُقِيمِينَ الصَّلَاةَ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أُولَئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا (162) [النساء : 160 - 162]

[9] قُلْ تَعَالَوْا أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلَّا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلَادَكُمْ مِنْ إِمْلَاقٍ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ (151) [الأنعام]
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...