hz. peygamberin yolunda olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hz. peygamberin yolunda olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2017 Cuma

Hatice’nin gözünde erdeminle büyüktün sen Ey Nebi!


Ey Rasul!
Daha peygamberi değilken eş olarak Hatice'nin gözünde asıl erdemlerinle büyüktün.
Hani kapının ilk aralandığında olup bitenlerden bir hayli kaygılıydın. Ona koşmuş ve sana şefkat ve sevgi dolu kucağına atmıştın kendini, ilk kez ona açılmıştın. Müminlerin annesi olacak o asil kadın seni şöyle teselli etmişti:
“Allah seni asla darda bırakmaz. Çünkü sen akrabalık haklarını gözetir, sılayı rahimde bulunursun, kimsesizin sığınağısın, yoksulun yanındasın, misafir ağırlarsın, darda kalanların imdadına koşarsın…”
Nedense ne ay yüzün, ne ipek sırma saçın, ne hilyen, ne lıhyen, ne na'lin aklına gelmişti yüceliğine alamet kılmak için.
Hatice annem! Söyle, yolundan gitmediğim için şimdi ben utanmalı mıyım?! Yoksa senden sonra köprünün altından çoook sular geçti deyip avunmalı mıyım?!
Affet Allah’ım!
Dua ile!
01.12.2017

GARİBCE 


29 Kasım 2016 Salı

Ömer b. Abdulaziz ve adaleti


Irak valisi Adiy b. Arta’e, beşinci Râşid Halife sayılan ve adaleti ile meşhur olan Ömer b. Abdulaziz’e  mektup yazar ve gayrimüslim olduğu için askerlik hizmetinden muaf olma karşılığı cizye vergisi yükümlüsü olan  zimmilerin  bölük bölük Müslüman olduklarını, buna sebep cizye vergisinin düşmekte olduğunu  ve bu gidişle haraç gelirlerinin iyice azalacağını endişe ile yazmıştı. Adil Halife’nin verdiği cevap şöyle olmuştur:
“Allah peygamberimiz Muhammedi hidayetçi olarak göndermiştir, vergi tahsildarı değil! Allah’a yemin ederim ki keşke bütün insanlar Müslüman olsalar da  bunun sonucunda  ben de sen de çiftçilik yapsak ve elimizin emeği ile geçinsek, bunu ne kadar isterdim, bilemezsin.[1]”
Halifenin kaygısı Halefi olduğu peygamberin gittiği yolu tutmak olmalıdır. Allah onu insanlığa doğru yola hidayet etmek, sırat-ı müstakim demek olan doğru yaşantı biçimine örneklik etmek, iyilikleri ve iyileri terviç etmek, kötülükleri ve kötüleri önlemek (beşîr ve nezîr), insanların yolunu aydınlatmak için göndermiştir. Buna rağmen arkasından devlet de –amaç olmamakla birlikte- gelmişti.
Önemli olan insanların doğruya ve mutlak gerçekliğe ermelerini sağlamaktı. Devletin hazinesini doldurmak ve devletlülere her türlü imkân sunmak peygamber ve onun halefleri için asla amaç olamazdı. Bu itibarla o, Müslüman olmalarına rağmen kendilerinden hala alınmakta olan cizye vergilerinin alımını durdurmuş ve kısacık halifelik döneminde birçok ıslahata girişmişti. Bunun sonucunda da haklı olarak “adil” lakabını almıştır.
O, adaletiyle maruftu.
Toplumları ayakta tutan ise son tahlilde vergi değil adaletti.
Allah adaleti emrediyordu. Hatta bir adım daha ötesi ihsanı teşvik ediyordu.
Adaletin zıddı zulümdü ve ortası da yoktu.
Zulüm ile asla âbâd olunmazdı.
Dua ile!
29.11.2016
GARİBCE







[1] إن الله بعث محمداً هادياً ، ولم يبعثه جابياً، والله لوددت أن الناس كلهم يسلمون حتى نكون أنا وأنت حرَّاثَين نأكل من كسب أيدينا

16 Ocak 2015 Cuma

İyi de hocalarımızın suçu ne bre agam!

 

Biz İmam Hatip'te okurken yazın köyde işlerde babamıza ve abilerimize yardım ederdik. Babamızdan daha çok abilerimiz belirleyici olurdu. Zira babamız buyurur, abiler duyururdu ve bazen buyrultu gücü yetecek durumda olan en küçük kardeşe kadar ulaşırdı.
Yazın haliyle ot biçilirdi, ardından ekin. Sap çekilir ve döven sürülür, sonunda malama savrulur cec bir tarafta saman bir tarafta… Bir de odun çekme. Köyde işler sürgit devam ederdi.
Küçükler büyüklerin yumuşlarını tutmak için yaratılmışlardı. Herkesin gücüne göre bir işi vardı.
İşte böylesi işlerin görüldüğü bir ortamda hani biz de çocuktuk, bazen ipi kırar kaçar kendimizi oyuna verirdik. Yahut ağırdan alırdık. Ya da işi onların dediği gibi tutmaz, kolayına kaçardık.
İşte böyle bir durumda abimizin bize ettiği küfürlerin başında “Sizi okutan hocaların… “ diye başlayanları gelirdi.
Yahu hocalarımızın ne suçu vardı. Haydi diyelim biz suçluyuz, kabul ediyoruz. Söyleyeceğini bize söylesene! Yok o ille de “Sizi okutan hocanın…!” diye başlayacak. Hocalarımızı da severdik hani. Bizler için nice fedakârlığa katılan güzel insanlardı.
Şimdi düşünüyorum da bizim ağanın yaptığımız yanlışların faturasını hocalarımıza kesmesini daha iyi anlıyorum.
Biz okuyoruz, mektep medrese görmüş oluyoruz. Okumayıp cahil kalan kimseler göre daha edepli, daha terbiyeli, daha saygıcak, daha işbilir, daha düzenli… olmamız bekleniyor. Yani okulun ve tabii ki hocaların bize bunları vermesi bekleniyor. Aradığını bulamayınca da hayal kırıklığına uğruyor ve zaten iş yılgınlığı ile öfkesi burnunda ettiği küfürlerle kendisini  düze çıkarmaya çalışıyor. Ama doğrusunu isterseniz o küfürler doğrudan bize yapılan küfürlerden çok daha acıtıcı oluyordu. Galiba o da bunu biliyordu.
Ne alaka derseniz. Bilindiği gibi bugünlerde gene sevgili peygamberimize yönelik hakaretler, karikatürler vb. var.
Garibce bu ya bu türden ve çok ağırımıza giden bu küfürleri gördükçe abimin vaktiyle hocalarımıza sövmesi geldi.
Abimin hocalarımızla ne alıp vereceği vardı? Onun derdi bizimle idi. Biz işi buyurdukları gibi yapacak, kaytarmayacak, güzel çalışacaktık. O zaman biz de iyi idik, bizim okulumuzda bizi okutan hocalar da. Ama ne zaman biz yanlış yapsak o zaman iş değişiyor ve kötülüğün başı birden hocalarımız oluyordu. Sanki yaptığımız yaramazlığı bize hocalarımız öğretmiş gibi hocalarımıza verip veriştiriyordu.
Vaktiyle gene bir karikatür krizinde ben vaizdim. Kürsüde ister istemez bu konuya değindim ve bunun biz Müslümanlar için çok önemli bir özeleştiri yapması gereğini ortaya koyduğunu çünkü bu karikatürü yapan insanların peygamberimizi bize bakarak tanıma ve karikatürize etme ihtimalinin çok yüksek olduğunu ve eğer böyle ise  bize ne kadar yazık olduğunu falan söylemiştim. Hatip de hutbeye çıkınca oldukça ateşli ve öfke dolu  bir konuşma yapmış ve karikatürü çizenlere, onlara arka çıkanlara verip veriştirmişti.
Namazın sonunda yanımıza bir kişi geldi ve hocayı ateşli bir şekilde tebrik etti. Benim ise yüzüme bile bakmadı.
Yıllar sonra aynı dert ve Garibce gene aynı yerinde.
Belki gene kimse yüzüne bile bakmayacak ve hırsızın hiç mi suçu yok diyecek. İyi de kardeşim, o hırsız zaten adı üstünde. Sen kendi malına sahip çıksana.
Hz. Peygamberimiz bizim en büyük değerimiz. Onun arkasında olup da onu çirkin göstermeye bizim hakkımız olabilir mi?
Peygamberi sevmek, onun yolunda olmayı, yolunda yol almayı gerektirir. Gerisi kof söz, ispata muhtaç iddia olmaktan başka bir şey değil.
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
Zira görünür rütbe-i aklı eserinde.
Dün sevgili Soner Duman ile karşılıklı yazıştığımız dörtlükler vardı. Onlarla bitirelim.

Ey Resul-i müctebâ! Seni öven Ekber’dir!
Seni seven sayısız, sana söven ebterdir.
Mübârek varlığına leke sürmek ne mümkün!
Makâmın mahmud senin, hediyense kevserdir. (SONER)

Habibi kibriyaya ayna olmuş ümmeti
Onun örnek yolunda çekmek gerek zahmeti
Bu meşumluk ki nedir, teşvih eder sureti
Lafa bakılmaz kişinin aynası eserdir (GARİBCE)

Gerçi ki ittibamız, sünnete kifâyetsiz,
Seviyoruz biz seni, hesapsız nihâyetsiz,
Senin kutlu yoluna girmeyen ne kazanır?
Bu dünyada huzursuz, ukbâda inâyetsiz! (SONER)

Sûretin ve sîretin, insanlıkta emsalsiz,
Ahlâkına meftûnuz, tartışmasız cidâlsiz,
Dâvânı söndürmeye, tüm ağızlar birleşse,
Ne fer yeter ne derman, hem kalırlar mecalsiz (SONER)

Ey kutlu nebi! Yücesin sen onda yok güman!
Sıdk ile yolun tuttuk eyledik sana iman
Bize oldun gemiler yutan  denizde  liman
Lakin hicranla bağrımız dağlayan kederdir. (GARİBCE)

Yolunda yol almak andımız sünnet adına
Doyum olmaz o zaman hem hayatın tadına
Oysa ki biz sünnet sandık şekli şemaili
Varamadık asla öz ile şekil farkına (GARİBCE)

Dua ile!
16.01.2015
GARİBCE


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...