garibce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
garibce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2025 Pazartesi

Emekliyim

 


Emeklilik üzerinden iki yıla yakın zaman geçmiş. Soruyorlar:

“Nasılsınız ve neler yapıyorsunuz?”

“Evdeyim ve malum çalışmaya çalışıyorum. Genelde tercüme falan.” diyorum. Boş durmak yok, yapabildiğim en güzel şey de tercüme yapmak. Telif için insanın söyleyeceği sözü olmalı. Davası olmalı, derdi olmalı. Ben ki uzun yıllar öncesinde ununu elemiş, eleğini asmış bir kimesneyim.

Dava neyime. Ben develerinin peşinde bir divaneyim.

“Sizi hayrete düşüren ne öğrendiniz?” diyor.

“Emeklilikle Hacı Abi yahut Hacı amca olduğumu. Bir de Dede var tabii.” diyorum.

Bir ömür ilim adamı asosyal olmalı fehvasınca içinde sürdürdüğümüz sırça saraydan çıkınca hayatta hiç mi hiç karşılığımızın olmadığını gördük ve sadece ağarmış saç ve sakalımıza bakarak insanların Hacı Abileri ya da amcaları olduk.

Sonra da duruyor ve bir süre sonra ekliyorum.

“Bir de nicedir kurbanı olduğumuz zülfünün teli, meğer saçının kılı demekmiş, onu da öğrendik iyi mi?”

Geçer akçalarınızın geçmez kılındığı bu yeni dünyanızda sermayeniz birden sıfıra müncer olmuş. İmdi yeni bir başlangıç mı yapılmalı ve ne edilmeli? Hem niye uyandık ki? Yeniden mi uykuya dalmalı?

Mesela toprak alsam ve bahçe mi yapsam. Ağaç mı diksem, domates, biber, patlıcan mı eksem. Üretirsem hayatta değerim olur. Hem ben de satarım: Domates, biber patlıcan diye. Ama ya ben de  bir aşığın aşkını ilana mani olursam. Olmaz. Korkarım.

Konuşması kolay da bunun için de elde maharet, dizde derman lazım gelir. Balık tutmak için ıslanmak gerek. O da bizde yok.

İyisi mi gene inimize çekilelim. Develerin peşine düşelim yeniden. Ne sütüne ne dölüne bakmadan, avutalım özümüzü.

Kapatalım gözümüzü.

Dünya dönüyormuş bana ne?

Dünya yeniden kuruluyormuş, neyime?

İçime kapanmışım, bu böyle gitmezmiş… İyi de sana ne?

Ah Garibcem! Bari sen duy sesimi.

Yıllar oldu kesildi sesin. Dut mu yedin, tükendi nefesin.

Oysa sen içimdeki Ben’din.

Yıllar yılı seninle nefeslendim, seninle soluklandım.

Aslında ben de biliyorum, neden kesildi sesin?

Belli ki güneşin kayboldu senin.

De ki öldün. Yine de bitmemeli umudun.

Ba‘sü badel mevti hakkun.

 

Dua ile!

GARİBCE

06.10.2025

20 Kasım 2024 Çarşamba

ChatGPT bana bir eğlence medet!

 

ChatGPT bana bir eğlence medet! Bizim Garibce’yi resmet!

Oğlum M. Esat ERDOĞAN göndermiş:

ChatGPT'ye bildiklerin üzerinden babamızı çiz dedim, böyle çizdi 😊






M. Esat ERDOĞAN: Foto benzemiyor, daha çok yol alması lazım

Kendisinden de şöyle bahsediyor:

Prof. Dr. Mehmet Erdoğan, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden emekli bir akademisyen olup, "Garibce" isimli blogunda yazdığı düşüncelerle bilinir. Kendisinin yazıları, genellikle İslam hukuku, toplumsal değişimler, aile yapısı ve bireylerin ahlaki gelişimi gibi konulara odaklanır. Prof. Erdoğan, değişen toplumsal normlar üzerine geleneksel ve eleştirel bir perspektifle görüşlerini paylaşır. Özellikle kadınların toplumdaki yerini ve bu bağlamda yaşanan dönüşümleri ele aldığı yazılarında, kültürel değişimlerin bireysel ve toplumsal etkilerini tartışır.

Blog yazılarında, ahlaki ve dini değerlere vurgu yaparak geçmişten bugüne değişim süreçlerini değerlendirir. Ayrıca günlük hayat pratiklerine dair kendi çözüm yöntemlerini paylaşmaktan da geri durmaz; mesela bir yazısında, kendi geliştirdiği kitap ciltleme düzeneklerinden bahseder. İslam felsefesi ve hukuku konularında akademik çalışmaları da bulunmakta ve farklı perspektiflerden bakarak fikirlerini paylaşmayı önemser.

 

Resmi bilmem ama anlatısı benzemiş gibi.

Dua ile!

20.11.2024

GARİBCE

8 Haziran 2018 Cuma

“Hocam!” nerdeee?! “Amca!” olduk gari!



Rahmetli Ahmet Atsay arkadaşım “Her şey geçerken güzel!” derdi.
O söz zihnimde yer etmişti. Her vesile ile kullandım. İşime yarıyordu. Teselli de veriyordu.
Vaktiyle evimize ilk taşındığımızda alt komşunun çocukları bana amca dediklerinde tuhafıma gitmişti. Abi demelerini istemiştim.
O çocukların dili Mehmet Abi diye –biraz da benim düzeltmemle galiba- alıştı, şimdi aynı çocukların –ki şimdi kırk elli arası yaşlardalar- bana abi demeleri bir tuhaf gelmeye başladı. İstiyorum ki amca desinler.
Şaka bir yana tanımadığım koca koca adamlar bile bana hitap ederken Amca ya da Hacı amca, ya da kısaca Hacım gibi ifadeler kullanıyorlar. Alışıyoruz ve giderek güzel de buluyoruz.
Her şey geçerken güzeldi ya. Çocuk büyürken, genç olgunlaşırken ve uzun bir gençlik dönemi (69 yaşına kadar uzatılsa bile) yaşlılığa evrilirken ve yaşlılar da vakti saati gelip de öbür tarafa devrilirken güzel oluyor. Bu haletler geçici olmasa da  ya hep öyle kalsaydı, çekilmez olurdu zahir.
Düşünsene çocuk hiç büyümüyor… Delikanlı bir türlü olgunlaşamıyor. Ve nihayet yaşlı, hayat enerjisi tükenmiş piri fanide bir türlü ölemiyor. Kimi saksıda  çiçek gibi bitkisel hayat sürüyor, kimini vazoda çiçek gibi hayatta fiş tutuyor. Yahu bırakın adamı kendi haline, bari ölümün olsun tadına varsın.
Bugün ikindi namazından sonra Fakülte bahçesinde bir kamelyaya oturdum, sırtımı da güneşe verdim, dalımı ısıtmaya çalıştım. Elimde de tespihim oyalanıyorum. Mezun olacak iki kız öğrencimiz de ordalar. Bir laf attım ama beklediğim tepkiyi alamadım. O sırada elimdeki tespihin ipi koptu ve boncuklar etrafa saçıldı. Kızlar da hemen kalkıp bana yardım ettiler. O sırada bir arkadaşları onları çağırdı. Kızlar:
“-Amcanın teşbihinin ipi koptu da boncuklarını topluyoruz, geliyoruz” dediler.
Allah, Allah! Beş yıldır aynı fakültedeyiz ve belli ki kızlar amcalarını tanımıyorlardı. Soğukluk da belli ki buna sebepti. Yılların hocası olarak talebeye amca olmak gerçekten Garibce’ye garib gelmişti.
Sonra dışarı çıktım ve akşama doğru Mezunlarımızın iftarına katılmak için geri içeri girerken, kapıyı geçtikten sonra arkamdan özel güvenlik elemanı (galiba yeni birisiydi) seslendi:
-“Amca, kimsin, nereye gidiyorsun?”
Fakültede gene amca olmuştuk.
Ben de, daha önce Salih Tuğ hocanın dekan olduğu sırada talebelerin yolunu kesip de “Seni  bahçede hep dolaşırken görüyoruz, sen kimsin” diye sorduklarında onlara “Ben bu fakültenin serhademesiyim!” dediği aklıma geldi de ben de latife olsun diye “Ben burada hademeyim!” deyiverdim. Şöyle bir baktı, tipim tutuyordu galiba, “Hangi binada?” dedi. Ben de “Şu eski Kütüphane binası var ya işte orada!” dedim. Başı ile onayladı, ben de yoluma devam ettim.
Akşam Fakülte bahçesinde Medine usulü (yani yer sofrasında/ zemzem ve hurma ile değil) mezuniyet iftarında bulunduk. Dekanın hatıralarını dinledik, gülüştük. Bana da söz verdiler. Ben de tanımayanların amcası olarak onlara bu hatıramı anlattım. Gene gülüştük.
Onlara gidin, bir an evvel hayat denilen yola girin yol alın, evlenin döl alın tavsiyesinde bulundum. Özellikle kızlarımızın evlilikten kaçmaya bahane olması için Yüksek yapma gibi bir duruma girmemelerini söyledim. Siz gidin ki size hayrülhalef olanlar gelsin, dedim.
Tanımayanlara Garibce’nin “içimdeki ben” olduğunu ve onu çok sevdiğimi, onunla mutlaka tanışmaları gerektiğini söyledim.
Belli ki Garibce’yi benden daha çok tanıyorlardı. Sevindim.
Bir günümüz de böyle geçiverdi ve özeldi.
Zaten her şey geçerken güzeldi.
Dua ile!
08.06.2018
GARİBCE



9 Ocak 2015 Cuma

Garibce’nin sorularla imtihanı! El-Cevab: Ali yazar Veli bozar!


Garibce fetva mercii değil, onu kendisi çok iyi biliyor. Ama gel gör ki başkaları bunu biliyor mu?

Belli ki bilmiyorlar. Bu yüzden bakıyorsun özel mesaj bölümünden sorular soranlar çıkıyor. Garibce bunları kale alıp cevaplasa olmuyor. Cevaplamasa gene olmuyor. Değerli kardeşlerimden fetva taleplerini müftülerimize iletmelerini rica ediyorum. Adı üstünde: Müftü. Ne demek: Fetva veren demek. Onlar bu işi iyi bilirler. Garibcem ne bilsin!
Buna rağmen yasak savma kabilinden cevap verme durumu da oluyor. Mesela daha bugün biri demiş ki:
“Selamun aleykum hocam! Benim bir sorum olacak. Erkeğin birden fazla eş ile evlenebilme durumu var iken, aynı durum bayanlar için neden geçerli değil?”
Garibce ne etsin. Hani cevap vermiş olmak için değil de latife olsun diye –ki gerçeği içinde saklı-
“Ali yazar Veli bozar diye!” yazıvermiş.
Geri bildirime bakın:
“Anlamadım!”
Garibce rica etse de biri bu adama anlatıverse.
İşte böyle.
Dua ile!
09.01.2015

GARİBCE 

2 Temmuz 2013 Salı

Yetmedi mi ilahiyat kürsüleri? İman elden gidiyor siz nerdesiniz?


 “Nasları bağlamından koparmak: Ümmî Rasûl” başlıklı yazımız bir okuyucunun ağırına gitmiş galiba “Yetmedi mi ilahiyat kürsüleri? İman elden gidiyor siz nerdesiniz?” diye yorum yazmış.
Umarım Garibce’nin yazılarını okuyordur. Tepkisinden her ne kadar böyle bir intiba edinmesek de bu vesile ile diğer yazılarını da okur diye ümit ediyoruz.
Ben, hasbelkader bir ilahiyat profesörüyüm. Zengin bir aile çocuğu değildim. Köyde doğdum. Zor şartlarda tahsil yaptım. Yoksulluğu da bilirim. Kendi halinde bir insanım.
Hocalığı seviyorum. Ders vermeyi aslî vazife biliyorum. İlmî konularda talebelerime elimden geldiğince yardımcı oluyorum. Onlara burs bulma gibi bir becerim yok. Bu işleri oldum olası yapamadım. Çünkü sosyal bir insan değilim. Talebe iken de kendi harlığımı yıllarca amelelik yaparak kazanmaya çalıştım. Az ile yetindim.
Şimdi hocayız. Elbette bizim yerimizi bizden daha iyi dolduracak kimseler olabilir. Mahkeme kadıya mülk değil, vakti saati geldiğinde onlar gelir biz gideriz.
Bu hocalık serencamında  kitap yazdığımız oldu. tercümelerle iştigal ettik. Hatta tercüme ile harçlık kazandığımız bile oldu. Para bizi bozar. Harçlığımız olsun yeter.
Son bir yıldan fazla zamandır beri de  günlük yazılar yazmayı kendimize iş edindik. Bizim dışımızda bir saikı olmayan bir etkinlikti bu. Yani ne resmî olarak ne de bir başka yoldan bizden böyle bir talep olmamıştı. Vira bismillah demiş başlamış ve kendi ölçeğimizde başarılı sayılabilecek bir performans da göstermiştik.
Siyaset konularına girmeyi çok istememe rağmen gün oldu siyaset ile de ilgili yazılar yazdık. Geniş bir yelpazede hemen her alanda denemelerimiz oldu. “Bilgi, duygu ve mizah: Üçü bir arada!” şiarımız oldu.
Bazen kendi kendime “Yahu eninde sonunda ben bir fıkıh profesörüyüm. Arada bir hiç olmazsa fıkıhla ilgili yazılar da yazmalıyım” dediğim bile olmuştur.
Din alanında yazmış olduğum yazılar genelde yanlış olduğuna inandığım konuların kendimce tashihi doğrultusunda olmuştur. Ölçülü olmayan bir dindarlığın başa bela olduğuna olan inancım sebebiyle hep itidali savundum ve teennili hareket edilmesini ilke olarak benimsedim. Dini hayatın içinde tutabilmek için de asıl olan ilkelerimizin kolaylaştırmak  ve sevdirmek olduğunu düşündüm. Değişimi anlamaya ve takip etmeye çalıştım. Hayat ile at başı yürümeyen bir din anlayışının işlevini yitirmiş tarihî eserler gibi antika değerine yükselerek müzelerde ancak kendilerine yer bulabileceğini  hep der hatır etmeye ve hatırlatmaya çalıştım.
Güncel olaylar herkes gibi elbette ki beni de meşgul etmiştir. Özellikle  geride kalmış olmasını ümit ettiğimiz Gezi Parkı sebebiyle  benim de günlerim alt üst oldu ve ilk kez Garibce olarak bu günlerde düzenli yazmakta olduğum yazıları yazamadım. Yine de o günlerde güncel siyasetle ilgili yazılar yazdım. Yazılar paylaştım.
Bu vesile ile şunu söylemek de bir hoca olarak benim vazifemdir diye düşünüyorum. İnsan olarak iyi ve kötü günlerimiz olabilir. İster istemez içinde bulunduğumuz ortamdan etkileniriz. Söz gelimi bir cenazemiz olsa toplanır ve ağlaşırız. Bu davranış o halet içinde normal gözükür. Ama bir de şöyle düşünelim. Bütün eş dost toplandık ve günlerce ağlaştık ve yas tuttuk. İşi gücü terk ettik. Her bir iş olduğu gibi kaldı. Çocuklar kendi hallerine terk edildi. Kurumlar işlemez oldu, her şey durdu. Hangi aklı yeter bu hale razı olabilir ki?
İşet böyle bir hengâmede bile aklı yeterlere düşen “Ölen ile ölünmez, herkes işine gücüne baksın!” demek ve duruma vaziyet etmektir.
İmdi ülkede genel savaş hali bile olsa herkes evvelemirde kendi vazifesini bihakkın yapabiliyorsa, o ülkenin kazanamayacağı savaş ve aşamayacağı badire yoktur.
Bir ilahiyat hocası olarak ben talebemi en iyi bir şekilde yetiştirmek zorundayım. Günlük heyecanlara ve siyasete kapılarak bir ilahiyat talebesinin ancak tahsil çağında alabileceği donanımları onlara veremezsem ben vazifemi işte o zaman yapmamış olurum.
Bunu yaptıktan maada, bir aydın olarak topluma karşı da elbette ki sorumluluklarım olacaktır. Siyaset bilimcisi olsaydım siyasete dair yazardım. Deprembilimci olsaydım depreme dair yazmam beklenirdi. Bir ilahiyatçı olarak da elbette ki benim arada bir de olsa fıkıhla ilgili yazılar yazmam ve bunu belli bir okuyucu kitlesiyle paylaşmam benim için ancak takdiri gerektiren bir durumdur diye düşünürüm.
Hem Muhammed ümmeti yalnız ben miyim?! Okunmasını istediğiniz konular varsa onları da siz yazın, siz söyleyin.
İnsanlar da sözleri dinlesinler, yazılanları okusunlar ve içlerinden de en güzeline uysunlar ve böylece doğruyu bulsunlar. Hiç kimse hakikat tekelciliği de yapmamalı.
Bunlar benim yazdıklarımdır. Garibce’nin penceresinden bakınca gördükleridir. Siz benzer şeyleri görmüyorsanız, bu onun bir suçu değildir. Ayağınızın altına bir yükselti koyun bir daha deneyin. Olmadı çok daha önemlisi açınızı değiştirin. Gözünüzde at gözlüğü var mı, onu kontrol edin. Baktığınız her şeyi çapaklı görüyorsanız, varsa gözlüğünüzün camını silin. Gözünüzü doktora gösterin. Ne bileyim yapın bir şeyler. Bakarsınız iyi gelir.
Dua ile!
02.07.2013

GARİBCE

27 Mart 2012 Salı

Yunus'tan Selam Var


Ah bir  gönül yaptı isen

Birin elin tuttu isen

Özün Hakka kattı isen

Yolun vasıl olmaz değil



Namaza niyaz erdi ise

Sıdk ile nefsini yerdi ise

Cümle alem kendi derdi ise

Özün Hakta bulmaz değil



Niyazın göklere ağdı ise

Ta arşa varıp değdi ise

Rahmet olup anda yağdı ise

Kap olsa gönül dolmaz değil



Bir açı doyurdu isen

Bir uryanı giydirdi isen

Yetim gözyaşı sildi isen

Asık yüzler gülmez değil.

Söyler sözünü Garibce
Boynu Hakka kıldan ince
Yardan bir selam gelince
Uçar kadrin bilmez değil.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...