esma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
esma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2012 Pazartesi

“Ve Allah Âdem’e bütün esmayı öğretti…”




“Ve Allah Âdem’e bütün  esmayı öğretti…”*


Esmâ =isimlerden maksat ne ola ki? Yaygın kanaate göre Allah Âdem’e bütün isimleri teker teker öğretti, hatta iğneden ipliğe, çanaktan çömleğe kadar.

Nadir de olsa “esmânın öğretilmesi”nden maksadın, insana eşyayı tanıma ve ona uygun isim verebilme yetisini verdi demek olduğunu söyleyenler olmuştur. Bizce de asıl olan anlam bu olmalıdır. Gerçekten insan, diğer canlılardan özellikle de meleklerden farklı olarak dış dünyadan duyargalarıyla almış olduğu verilerle eşyayı gerçekliği üzere tanıyabilme ve ona bir ad koyma, kavram geliştirme ve onlarla ilgili terimler üretme yeteneğine sahip tek canlıdır. Onu meleklerden üstün kılan da işte bu özelliğidir. Buna mukabil melekler bilgisayar gibi ne ye kodlanmışlar ve programlanmışlarsa ancak onu bilebilir ve ancak onu yapabilirler.  İnsandır ki yegâne varlık olarak bilgiyi yeniden üretir ve yeni yeni sonuçlar elde eder, farklı çıkarımlar yapar.

Bir ihtimal daha var: O da esma’dan maksat Allah’ın kendi esması olmasıdır. Bu durumda “Esma” başlıklı yazımızda anlatılanın bir devamı olarak bu yorumu değerlendirmek gerekir. Yani Allah Âdem’e esmâsını öğretti, insana onların açılımlarını ve kendisi üzerinden nasıl gerçekleşeceğini gösterdi demek olabilir. Yani!



*وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَائِكَةِ فَقَالَ أَنْبِئُونِي بِأَسْمَاءِ هَؤُلَاءِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ (31) قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ (32) قَالَ يَا آدَمُ أَنْبِئْهُمْ بِأَسْمَائِهِمْ فَلَمَّا أَنْبَأَهُمْ بِأَسْمَائِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ (33) [البقرة ]

Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi.

Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler

Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi.

29 Mart 2012 Perşembe

Esma


صحيح البخاري ـ حسب ترقيم فتح الباري - (3 / 259)  عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ ، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ : إِنَّ لِلَّهِ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسْمَا مِئَةً إِلاَّ وَاحِدًا مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الْجَنَّةَ.
Ebu Hureyre’den: Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Allah’ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Kim bunları sayarsa cennete girer” Buharî.
Bu saymayı nasıl anladık. Ezberleyip dilde saymak sandık. Hâlâ pek çoklarımız bunu ezber edip saymaya çalışıyor ve cenneti umuyor. Ama ne özünde ne sözünde bir kemal eseri gözükmüyor. Özdeki meknuz cevherler erdeme dönüşmüyor.
Oysa bu sayım halife olarak insanın Allah’ın esmasına tecelligâh olması demekti. Yani bu isimleri kendi özünde gerçekleştirdiğinde ancak cennete girersin şeklinde anlaşılmalıydı. Rahman ismi sende tecelli eder bütün insanları eş bilip kucaklarsan, Rahîm ismi sende tecelli eder ve ayrıca inananları kardeş bilip bağrına basarsan, Rezzâk ismi ile senden gayrıların rızıklarının kendilerine ulaşmasına çabalarsan, vedûd isminin mazharı olarak seversen, settâr ismi ile örtücü olursan, tevvâb gereği özür dileyenin özrünü kabul edersen, azîz, celîl..  isminin gereği izzetli, celâletli ve yerinde celâdetli olursan… işte o zaman sen cennete gidersin. O halinle sen zaten cehenneme sığmazsın, seni ancak cennet edebilir istîâb.
Sevgi ile!
Garibce
 29.03.2012



 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...