teenni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teenni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2015 Perşembe

Fevrîlikte nedamet Teennide selamet!


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla!
Evet, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Rahmete, şefkate, sevgi ve saygıya, hak ve hukuka riayete  ne kadar çok ihtiyacımız var.
Allah insanları yaşasın diye yarattı. Yaşamak, var olmamızın bir gereği. Bu itibarla insanlar ölmek için yaşamazlar. Ne var ki ölüm mukadderdir ve herkes erinde geçinde ölür. Ölmek hiçbir zaman amaç değildir; sonuçtur.  Şehadet de olsa ölüm istenilen, beklenilen, özlenen şey olmamalı. Çünkü var oluşumuzla yaşamak aynı şeydir. Varlığımızın amacı da sonsuz bir hayata evrilmeyi sağlamaktır; cennetiyle cehennemiyle.
Bize yurt olarak tayin edilen işte burada yaşarken, yaşantımıza engeller çıkarma, hayatımıza kastetme gibi saldırılar olabilir. Herkesin huzur içinde yaşantısını sürdürmesi ve asıl amacı gerçekleştirmek doğrultusunda çaba sarf etmesi asıl olmakla birlikte bu yolda saldırılara maruz kalmak her zaman için söz konusu olabilmektedir. İşte bu türden saldırıları defetme ve ortak yaşam için bir huzur iklimi oluşturma tüm insanlığın aynı zamanda vazifesidir. Can ve mal güvenliği, din ve vicdan özgürlüğü, insanlık onur ve haysiyeti, neslin bekası, insanın varlık amacı doğrultusunda kendisini gerçekleştirebilmesinin imkanları vb. gibi insan yaşantısı için olmazsa olmaz kabilinden insanlık ufkunda yer alan bir takım değerlerin her bir şahıs için aynı derecede var edilmesi ve korunması gerekir. Bütün bunlar insanca yaşamak içindir. Lakin yeri ve zamanı geldiğinde bu değerler için yaşamın bizzat kendisi de feda edilmeyi gerektirebilmektedir.
Uğrunda feda edebileceğimiz yüce değerler yoksa ve yaşantımız insanca bir yaşantı değilse  yaşamın da ne anlamı olabilir ki? İşte şehadet bu fedayı cana denir ve ancak hiçbir zaman amaç değildir. Şehadeti insanlık için bir amaç gibi takdim etmek yanlıştır ve yanlış sonuçlar doğurmaktadır. Haydin ben ölmeye gidiyorum, demek başka, ben yaşamın önüne çıkarılan engelleri kaldırmaya gidiyorum, gerekirse bu uğurda ölürüm ve bu ölüm benim için yanlış gidişata müdahil olduğumun tanıklığı olur, demek başkadır. Bu inançla mücadele edip ölmem halinde kaybedeceğim bir şey de yoktur. Zira ölüm yeni bir hayatın eşiğidir. Varlığım insanlığın varlığına, insanlık değerlerinin ikamesine adanmıştır. Bu itibarla zararda ziyanda da değilim. Naçiz varlığım insanlığın değerler dünyasında yaşamaya devam edecek, ufukta parlayan meşaleler gibi insanlık dünyasını aydınlatacaktır. Bu itibarla bu sonuç övülen, takdir edilen ve ödüllendirilen bir sonuçtur. Allah yolunda öldürülenler “ölüler” değillerdir. Onlar, insanlık tarihi boyunca hep diri olarak varlıklarını sürdürecekler ve insanlık dünyasının parlayan yıldızları olarak ufkumuzu aydınlatacaklardır. Onlara selam olsun!
Çok zor bir süreçten geçiyoruz.
Bizi bu hale sürükleyen sebepler nelerdi? Şimdi bunları irdelemenin ve suçlu aramanın çok bir anlamı da yoktur. Şu anda çok tehlikeli bir yuvarlanma hali var gibi gözüküyor. Heyelan bölgelerinde tek bir taşın yuvarlanması büyük felaketlerin oluşması için yeterlidir. Sathı mailde yuvarlayacağınız bir kar topunun çığa dönüşmesi ve ardından korkunç yıkımları getirmesi  hiç de uzak bir ihtimal değildir.
Şimdilerde korkunç bir kin ve hınç dalgasının giderek büyüyen bir şekilde toplumu sardığı ve istikrarı kökünden sarstığı gözükmektedir.
Böylesi bir ortamda herkese etkin bir rol düşmektedir. İnsan olarak amacımız yaşamak ve yaşatmak olmalıdır. Ortak değerlere sahip çıkıp onların egemen olacağı huzur ve sükun ortamının oluşması için hepimizin çaba göstermesi lazımdır.
İnsan olarak hepimiz birbirimizin eşi olmaktayız. Ama Müslümanlar olarak ayrıca kardeş bulunuyoruz. Dolayısıyla insan olan herkese karşı yerine getirmemiz gereken bir hukukumuz olduğu gibi, ayrıca Müslüman olan kardeşlerimize karşı daha da özel bir hukukumuz olmaktadır.
Adil olmak zorundayız ve “bir kavme olan hıncımız, kin ve öfkemiz bizi adaletten ayırmamalı”dır. Adalet herkese hak ettiğini vermektir. Ne eksik ne fazla. Dolayısıyla bir kimse bir suç işlemişse onun işlediği suça denk bir ceza ile cezalandırılması adaletin gereğidir. Ancak iyi semereler verecekse  cezalandırma yerine affetme yoluna da gidilebilmelidir ve buna “ihsan” denilmektedir. Karşısındakini bende edecek bir erdemdir.
Suç ve cezada şahsilik ilkesi esastır. Benim işlediğim bir cinayet yüzünden hiç ilgisi olmayan, tamamen masum bulunan bir yakınımın cezalandırılması adaletle bağdaşmaz. Bu tutum, kin ve intikam yumağının giderek büyümesi ve toplumu tümüyle sarmalına alması gibi sonuçlar doğurur.
Genel huzurun bozulduğu ortamlarda suçluların affedilmesi, kayırılıyor gözükmesi toplumda infiallere sebep olabilir. Bu itibarla mekanizmaların gecikmeden devreye girerek adaleti tesis etmesi bir zorunluluk olarak arz eder. Ateşin düştüğü yerde anında söndürülmemesi, giderek büyümesine ve sonuçta kontrolden çıkan yangınlara döner. Toplum adaletin yerine getirilmesi için yardımcı olmalıdır. Ancak kendiliğinden ihkakı hakka kalkışması, linç girişimlerine ve sonuç itibariyle işin tamamen çığırından çıkmasına sebep olur.
Her konuda teenni ile hareket etmek, aceleci davranmamak önemli bir erdemdir. Ancak fitnelerin körüklendiği ortamlarda fevri hareketlerde bulunmak ve şüyuu vukuundan beter olan haberlere inanarak, tahkik etmeden eylemlere kalkışmak, hiçbir zaman telafisi mümkün olmayan zarar ve mefsedetlere sebebiyet verir.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Medine’sinde bile münafıkların en zor ve kritik dönemlerde toplumun maneviyatını nasıl sarstığı malumdur. Dolayısıyla bu hastalıklı tipler ve provokatörler her zaman ve toplumda var olurlar ve bunların en çok sevdiği ortamlar da muhataralı ortamlardır, puslu havalardır. Bunlara prim vermemek, onlara verilecek en güzel cevaptır. Yangın yerine dönmüş ortamlara odun taşımak, yangını büyütmekten başka bir işe yaramaz.  Bir de ateşe körükle gitmeye ne demeli?
Bir de ulu orta insan cesetlerinin teşhir edilmesi vicdanları çok acıtıyor. Düşmanınız dahi olsa, savaş hukuku gereği öldürdüğünüz bir düşman askeri dahi olsa, onların cesetleri  Allah’ın birer emanetleridir. “Bir çukur hafriyle ilâ cehenneme zümera” da olsa onlara karşı saygılı olmak insanlık gereğidir. Kabil’in kin ve öfkesi Habil’i öldürttü ama onu sırtında taşımasına ve nihayetinde gömmesine de engel olmadı.
Dua ile!
10.09.2015
GARİBCE

15 Haziran 2013 Cumartesi

Adım öfke baldan tatlıdır tadım


Adım öfke baldan tatlıdır tadım
Oturunca verdiğim zarara yandım

Bu günlerde Tıvıt körüğü, kin ve öfke ateşini besleyip duruyor. Ateş öyle bir şeydir ki hiçbir zaman doymaz. Bir de kontrolden çıkıp da yangına dönüştü mü artık o ateşi yakanları da aynı şekilde yakar.
Yangın yerinden arta kalan manzaraları hepimiz görmüşüzdür. Böylesi durumlardan Allah’a sığınırız. Geçtiğimiz günlerde böyle bir yangın provası gördük. Geç de olsa akl-ı selim galip geldi de söner gibi oldu. İnşallah bu ateşi yeniden alevlendirmek isteyenlerin arzuları kursaklarında kalır ve milletimiz kendisine yaraşan sağduyu ile hareket eder ve yeniden huzur iklimini birlikte tesis ederiz.
Garibce böylesi bir ortamda özelikle sessiz yığınların çığlığının duyulması doğrultusunda bir yazı yazmıştı. (Ve derken bir de ağaç hakları çıktı! başlıklı yazı). Bugün ise günlerce kin ve öfkeleri törpülenmiş, birçoğu patlamaya hazır bu sessiz çoğunluğun dikkatlerini çekme gereği duydu. Sessizlik bazen korku verici olabiliyor.
Günlerce gerçekten ağır tahrikler karşısında oldunuz. Sizi yok saydılar. Halk olarak sadece kendilerini gördüler. Hak arama uğruna kamunun yani sizin mallarınıza zarar verdiler, küfrettiler, hakaretler ettiler. Bütün bunlar eminim ki sizi öfkelendirdi, kininizi büyüttü. Bütün bunlara rağmen unutmayalım ki öfke ve kin ile hareket edilmesi halinde hiçbir zaman sağlıklı sonuçlar alınamaz. Kin ve öfke ateşi sadece yakar ve her tarafı yangın yerine çevirir. Asıl böyle zamanlarda akl-ı selim ile hareket etmek gerekir. Tahammül etmek, sabretmek ve hatta katlanmak lazım gelir.  Bu erdemler, sadece sahibini daha da büyütür.
Bir de şu var: Teenni ile hareket etmek. Bu puslu ortamda pek çok yalan haber pompalandı. Bunların bir kısmı tarafları tahrik amaçlı idi. Yangın üzerine benzin sıkma amaçlı pek çok yalan haber yapıldı. Bunlar karşısında hemen harekete geçmeden teenni ile hareket edip, bunların sahihini sakiminden, doğrusunu yalanından ayırt etmek lazımdır. Aksi takdirde alelacele verilen kararlar bizi telafisi mümkün olmayan ya da çok zor olan yanlışlar  yapmaya sevk edebilir.
Bir husus daha vardır. Tebliğ ve davet açısından bakıldığı zaman bizim dinimiz bütün insanlık için bir rahmet olmak üzere gönderilmiştir. Bugün için saflar ayrışmış ve arada bir düşmanlık, kin ve nefret oluşmuş olsa bile bizim nazarlarımız, karşı safta yer alan insanların helaklerini istemek değil, hidayetleri için dua etmek ve onları anlamak, bizim söylediklerimizin onlar tarafından nasıl anlaşıldığını dikkate almak ve gerektiğinde söylemlerimizi ona göre değiştirmek olacaktır. Unutmayalım ki tebliğin etkin olması ve yerini bulabilmesi için iki şart vardır: Bir muhatabın nabzını tutmak iki onların dilini kullanmak. Ben söyledim bitti değil, benim sözümden karşı taraf ne anladı, asıl önemli olan odur.
Bu konuda söylenecek çok söz vardır. Ama sözün tamamını söylemeye ihtiyaç yoktur. Yazımızı üç ayet[1] ile tamama erdirelim.
“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Mâide 5/8)

“Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.”  (Âl-i İmrân 3/133-134)

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Âl-i İmrân 3/159)

Dua ile!

15.06.2013
GARİBCE



[1] يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلَّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلَّا تَعْدِلُوا اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ (8) وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ (9)  [المائدة : 8 ، 9]
وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ (133) الَّذِينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ [آل عمران : 133 ، 134]
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ [آل عمران : 159]

5 Mart 2013 Salı

Acele işe şeytan karışır!




Fi’l-aceleti nedâme ve fi’t-teennî selame!
Bu bir Arap atasözü. Aynı anlamda Hadis de vardır:
“Teennî Allah’tan, acele, şeytandandır.”[1]
Acele, bir şeyi vaktinden evvel elde etmeye çalışmaktır. Bu yerilmiş bir özelliktir. Bir şeyi çabucak yapmak, hızlı bir biçimde elde etmek için gayret sarf etmek ise, işin hakkını vermek ve kontrollü olmak kaydıyla yerilen bir haslet değildir. Aksine hızlı/seri olma bir erdem sayılır.
Teennî ise, bir şeyi düşüne düşüne, imkânları dikkate alarak, hakkını vererek, sonunu dikkate alarak yapma demektir. Teennili hareket etmek her zaman için olması gereken ve övülen bir özelliktir.
Acele eden, ecele gider.
Acele ile menzil alınmaz.
Bu trafikte böyledir. Hızlı yaşa ki genç ölesin, felsefesi dahi öyledir. Çünkü her şeyin bir zamanı ve mekânı vardır. Fiil kendi tabii zarfı içinde işlenmişse yerindedir. Ama zamanı ve mekânı taşırmaya çalışılmışsa o fiil yerinde olmaktan çıkar. Normal zamanından önce hedefe ulaşma hırsı, aracın yoldan çıkması ve kaza yapması riskini artırır. Mirasa vaktinden önce konma hırsı kişiyi murisini öldürmeye sevk eder ve sonunda işlenen cinayet yüzünden hem maldan olur hem de zindanlara düşer, hayatı kararır, mahvolur gider.
Bu ilke dostluk ve düşmanlık ilişkisinde de aynen doğrudur. İnsan bir dostunu hemen bir kalemde çizivermemelidir. Dostluklar öyle kolay kazanılamıyor. Kolayca da harcanmamalıdır. Düşmanın bir anda can ciğer kuzu sarması olması biçiminde dostluğun zirvesine çıkması da riskli olabilir.
Kişi komşusunu hırsız edeceği zaman da teennili davranmalı ve hemen ithama kalkışmamalıdır.
Aksi takdirde pişmanlık arkasını bırakmaz.
Fakültede binanın yıkılması sonucu odalarımızı taşıma zorunda kalmıştık. Günler sonra bir ses kayıt cihazımın kaybolduğunu fark ettim. Aradım bulamadım. Benim için hem değerliydi hem de çok işime yarıyordu.
Olur dedim kendi kendime, düşebilir. Belki de mevcut kargaşa ortamında eşya birbirine karışmıştır. Bakarsın açılan koliler içerisinden çıkıverir. İmkânsız da değil hani.
Aradan bir süre geçince bu kez masamdaki küçük zarif bir makas kayboldu. Her tarafı aradım, bir türlü bulamadım. Büyük bir mağaza açılış kurdelesini kesmek üzere davetçiler için özel tasarlamış küçük bir makastı, ama işlevseldi.
Kayıt cihazının arkasından makas da kaybolunca içimden bazı düşünceler de geçmeye başladı. Birkaç hafta sonra kalemlikler içinde tuttuğum ve kızımın bana hediye olarak almış olduğu, yerine göre bıçak, yerine göre çatal, kalem açacağı vb. gibi çok amaçlı kullanmakta olduğum, görüntüsü de güzel çakı bıçağım da kayboldu.
İçimdeki kuşku iyice arttı. Acaba benden başka odaya girme imkânı olan falanca kişi olabilir mi? diye düşünmeye başladım. Acaba kendisine söylesem mi? Söylersem tepkisi nasıl olur? Kırılır mı, gücenir mi? Ya bir de o almadıysa ve ben buna rağmen onun hakkında suizan besliyor isem… Böyle böyle uzunca bir süre bu basit durum zihnimi ara sıra da olsa işgal etti. Hani onlar önemli değil belki ama, hatıra değeri var. Hem onlar bir başlangıç da olabilir endişesi de vardı.
Diyecek oluyorum, sonra hele dur acele etme diyor vazgeçiyorum.
Bak peygamberimiz bize teennili olmamızı buyuruyor. Herkese verirken talkını kendimizi yapmazsak ayıp olur hani. Böyle böyle derken mesele benim zihnimde de tavsamış oldu. Artık fazla da tedirginlik duymaz olmuştum.  Unutmuştum da.
Aradan haftalar geçti. Bir gün raftaki birbirine karışmış fişleri düzeltiyordum. Aralarından sarı bir metal ucu gözüktü. Eyvah dedim, makas olmalı. Hakikaten de makastı.
Kendi kendime iyi ki adamcağıza bir şey dememişim, dedim.  Şimdi sözümün altında kalmış olacaktım ve adamın yüzüne bir daha bakamayacaktım. O da beni her görüşünde üzerine yamamaya çalıştığım ithamın ağırlığı altında ezilecekti. Hele bir de bu başkaları tarafından duyulursa, o takdirde insanların olumsuz bakışlarının hedefi de olacaktı.
Aradan bir hafta kadar daha geçti. Bu kez kalemliklerden birinin dibinde gözüme bir şey ilişti. Kayıp çakı bıçağına benziyordu. Allah! Allah! Baktım hakikaten de o idi. Oysa daha önce oralara kaç defa bakmıştım.
Bir kez daha mahcubiyet duydum. Kendimden ve aklımdan geçen düşüncelerimden utandım.
Ya Rabbi! Bizi sen yarattın.
Biliyoruz zaaflarımız var. Fakat bir sürü donanımız da var. Fren mekanizması yerine geçecek güçlü bir irademiz, teennili davranmamız, tedbirli olmamız gibi evvelemirde özümüze düşen görevlerimiz var.
“Malına sahip ol, komşunu hırsız etme!” diyen tecrübe üstüne tecrübe katmış ve imbikten geçirerek tecrübelerini bize aktarmış atalarımız var.
Ey gafil, bre acul! Söyle hele! Sen olsaydın böyle bir şeye tevessül eder miydin?
O zaman nasıl olur da başkaları için aklından geçirebilirsin?!
Hakikaten utandım.
Kayıt cihazı da bir yerlerden çıkarsa bu utancım daha da artacak.
Ama mal canın yongasıdır demişler. Utancım yanında bulursam belki de biraz sevineceğim.
Ve’l-basü bade’l-mevti hakkun.
Eşeği kaybedip de arkasından bulunca sevinmek hoş bir duygu olmalı.
Ben yitirdiğim eşyaları bulduğum için doğrusu pek sevinmedim. Ama az daha bir insanın gönlünü kıracak, belki de lekeleyecektim. Teennili hareket etme, bir erdem olarak eğer önüme çıkıp bana kollarını gererek “Dur, yanlış yapmaktasın!” dememiş olsaydı utancım büyük olacaktı. Ayrıca günahı da cabası.
İşte beni bu utançtan kurtardığı için teenni ile hareket etmeyi bize salık veren aziz peygamberimizi bir daha saygı ile andım.
Ve Allah’ıma şükrettim.
Dua ile!

05.03. 2013
GARİBCE


[1] السنن الكبرى للبيهقي وفي ذيله الجوهر النقي - (10 / 104) عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ النَّبِىَّ -صلى الله عليه وسلم- قَالَ :« التَّأَنِّى مِنَ اللَّهِ وَالْعَجَلَةُ مِنَ الشَّيْطَانِ ».
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...