Mahmut Kaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mahmut Kaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2014 Çarşamba

Genç Alimlerimizi Tebrik ve Takdir Ediyoruz!

Bir sempozyumda Mahmut Kaya hoca diyor ki: Son otuz sene içinde İslamî ilimler alanında üretilen bilimsel çalışmalar koskoca Osmanlı döneminde üretilenlerden daha fazladır. Bu tespit Garibce tarafından da paylaşılan bir durumdur.
1974-1979 yılları benim İslamî İlimler’de öğrenci olduğum yıllardır. O sıralarda  ilim taliplerinin hemen hepsinde olduğu gibi kitap alma merakı bizde de uyanmıştı. Harçlığımızın çoğunu kitap alımına ayırırdık. İşte o zamanlarda kendi alanımızda çıkan her kitabı takip etme hatta alma imkanımız vardı. Aradan üç dört on yıl geçti geçmedi şimdi maşallah artık çıkan kitapları isim olarak bile takip etmede zorlanmaktayız.
Bu büyük bir başarıdır. Bu başarıda bizim hocalarımızın katkısı olduğu gibi artık bizim neslin katkısı da gözükür olmaya başlamıştır.
Dün iki kitap aldım. Biri kargo ile geldi. Eski bir öğrencimiz göndermiş. Birini de diğer bir öğrencimiz odama gelerek takdim etti. Üstelik de hoş bir ithaf yazısıyla.
Bu ikincisi Batı Gözüyle Tecdid İslam Dünyasında Tecdid Hareketleri 1700-1850 adını taşıyor. Editörü sevgili öğrencimiz ama şimdiden kendisini büyük hoca olarak gördüğüm ve hatta gıpta ettiğim taze doktorumuz Nail Okuyucu. Allah bu gibi öğrencilerimizin/hocalarımızın emsalini çok eylesin.
Bu çalışma Eyyüp Said Kaya rehberliğindeki  Modernleşme Öncesi Tecdid Atölyesi adlı uzun soluklu bir çalıştayın semeresinin kisveyi tab’a bürünüp kitap halinde görünür hale gelmesidir. Emeği geçen tüm hoca ve talebelerimizi kutluyorum ve daha nice tercüme ve telif eserler vermelerini diliyorum.
Bu kitap “modernleşme sürecinden nispeten kısa bir süre önce İslam dünyasının muhtelif bölgelerinde ortaya çıkan ve burada “tecdid hareketleri” olarak adlandırılan oluşumlar hakkındaki Batılı tasavvuru ortaya koymayı ve değerlendirmeyi hedefleyen derleme bir çalışmadır. Hind Alt-kıtasında Şah Veliyyullah ed-Dihlevî (ö. 1762), Arap Yarımadasında  Muhammed b. Abdulvahhab (ö. 1787), Batı Afrika’da Osman b. Fûdî (ö. 1817) Yemen’de  Muhammed b. Ali eş-Şevkânî (ö. 1834) Kuzey Afrika’da  Muhammed b. Ali es-Senûsî (ö. 1859) gibi âlim şahsiyetlerin  önderliğinde ortaya çıkan  tecdid hareketleri çalışmanın istihdaf ettiği hareketler olmaktadır.
Çalışma  Eyyüp Said Kaya’nın “Batılı Gözüyle Modernleşme Arifesinde Tecdîd” başlığını taşıyan ve  söz konusu hareketlere yönelik Batılı tasavvurları tarihi seyri içinde ele alan bir girişle başlamaktadır ve şu bölümlerden oluşmaktadır:
Birinci Bölüm: Tecdid Hareketlerinin Bir Panoraması
İkinci Bölüm: Network Tartışmaları
Üçüncü Bölüm: Networkun Bölgesel Boyutları: Fas ve Endonezya Örnekleri
Dördünce Bölüm: Fundamentalizm, Kapitalizm ve Aydınlanma  Tartışmaları
Beşinci Bölüm: Tecdidin Yansıdığı bir Alan Olarak Hadis İlmi.
Allah emeğinizi zayi etmesin sevgili Nail.
Elbette ki Gayret sizden/bizden, Tevfik Allah’tandır.
Diğer kitabımız ise  Sevgili Necmettin Kızılkaya’nın çevirdiği Wael b. Hallaq’a aid İslam Hukukuna Giriş (Ufuk Yayınları, 2014.) adlı eserdir. Bu çalışmayı diğerlerinden ayrıcalıklı kılan fıkhı İslam toplumunun içinden çıkan ve önemli bir fonksiyon icra eden bir olgu olarak incelemesi, özellikle fıkhı ortaya çıkaran ve ona tarihte dinamizm kazandıran kurumlar ve kavramlar üzerinden bir tarihsel incelemeye tabi tutmasıdır. Bir diğer özelliği de  modernleşme sonrası fıkıh tarihine  geniş bir yer ayırmasıdır.
Sevgili Necmettin’i de kutluyor ve daha nice eserler vermelerini diliyorum.
Eh artık bize de okumak düşüyor.
Zaten hep zor olanı bize bırakıyorlar.
Himmetimizin âli olduğunu var sayıyorlar.
Ne diyelim. Öyle olsun!
Dua ile!
17.12.2014

GARİBCE






15 Ağustos 2014 Cuma

Büyük âlim olmanın şartı!


Bir Cuma namazı sonrası fakültedeyiz. Yaz sıcağı bunaltıcı. İnşaatlara sebep geriye kalan tek kamelyanın altında sohbet ediyoruz. Şemsi Hocanın cömertliği bizlere sütlü nuriye ikramı şeklinde tezahür ediyor. Tatlıca bir muhabbet derken Mahmut Kaya Hoca geliyor ve sohbet koyulaşıyor ve tam demini buluyor.
Bir arkadaş on beş yıl önce dinlediği bir hatırasını hatırlatıyor hocaya. Hoca o öyle anlatılmaz şöyle anlatılır diyor ve öyküye en başından başlıyor. Takip edebildiğim kadarıyla hoca on bir yaşındaydı başlarken ve ortalarına geldiğinde artık on iki yaşında olduğundan bahsediyordu.
Eski usul birkaç kitabı iyi okumuş ve adam yokluğunda İstanbul’da okutmaya da başlamış âkil fakat henüz bâliğ olmayan birinin yaşça büyük bir abinin istismarı sebebiyle yaşanan bir cercilik hikayesi. Öylesine Eskişehir’den başlayan ve Haymana ovasında yaya olarak köy köy devam eden ve nihayetinde  oldukça perişan bir vaziyette Yozgat Şefaatli’nin bir köyünde sona erdirilen –devamı sanki var gibiydi-  bir öykü.
Uzun mu uzun.
İbret dolu.
O günün hem dinî, hem iktisadî hem sosyal hem de ilmî anlayışını yansıtması bakımından ibret alınacak bir hayat hikâyesi. Hoca umulur ki etraflıca yazar da  sonraki nesiller ibret alır.
Neyse. Gelelim bu yazının konusuna.
Henüz bâliğ olmayan çocuk yaşta birinin nihayet imamı olmayan bir köye imam olması ve orada hem vaaz edip hem de teravih kıldırması vb. gibi etkinliklerde bulunması söz konusu.
O köyde de halk ikiye bölünmüş ve yaşlı muhterem bir hocayı halkı barıştırmak için getirmişler. Hocanın altına çift kat döşek atmışlar etrafına köyün aklıyeterleri doluşmuş ve sohbet ediyorlar. Bu arada bizim Mahmut Kaya öteki odada yaşıtları çocuklarla beraber oynuyor falan. Demişler ki: “Hocam, bizde bir havuz var, bize Ramazan imamlığı yapıyor, hele bir imtihan et bakalım, sahiden okumuş mu yoksa salanalık[1] mı yapmış…” Hoca “Kim o?” diyor ve hemen havuzu çağırıyorlar. Hoca havuzu bir süzüyor ve “Îmmâ terayinne”yi[2] (Meryem 19/26)  i’lâl edebilir misin?” diye soruyor. Bizim havuz: “Dört çeşit i’lâli mümkün, hangisini isterseniz onu yapayım diyor ve sonra bir güzel i’lâl yaparak hocaya istediğinden âlâ bir cevap veriyor.
Hoca bizim havuzu şöyle süzüyor, sakalını sıvazlıyor ve etrafındaki insanlara dönerek. “Bu yaşıma geldim, böyle bir âlim görmedim!” diyor ve ekliyor. “Şimdi siz “İmmâ terayinne’nin i’lâli de ne ola ki diyecek ve önemsiz bir şey sanacaksınız. Bakın anlatayım. Vaktiyle çok büyük bir âlim ölmüş mezara koymuşlar. Derken sorguya çekmek üzere Münker Nekir gelmiş, Hoca müthiş heyecanlanmış ve korkuyla vücudu sarsılmış. Melekler: ‘Men Rabbüke ve men nebiyyüke ve mâ dinüke…?’ diye sorular sormaya başlayınca hocanın heyecan ve korkusu gitmiş, rahatlamış  ve ‘Ben de immâ terayinne’nin i’lâlini soracaklar sanmıştım’ demiş. İşte bu, o kadar büyük bir mesele!” diye bizim havuzun ne kadar derin bir âlim olduğunun ispatını da hemen yapıvermiş.
Henüz çocuk sayılacak yaşıyla boyundan büyük işler yapan, hem kürsüde hem de mihrapta vaazlar eden bizim havuz, hele bu tezkiyeden sonra köylülerin gözünde o kadar büyük olmuş ki artık deme gitsin…
İşte böyle… Birkaç gramer kitabı ezberleyip, kelimelerin gramer açısından izahlarını da yapabildin mi en büyük âlim olduğun o günler bu ülkede ve bu toplumda yaşandı.
İlmin ufkuna çetrefilli birkaç i’lâl meselesini koyduğunda, âlim olmak için onları öğrenmek yetiyor. Bunun ötesinde ne hayat tecrübesine ihtiyaç, ne dinin en genel anlamıyla bizden neler istediklerine olan vukufiyet olsa ne olacak olmasa ne olacak.
Hocanın anlattığı olaylar tam da benim doğduğum yıla tekabül ediyor. Aradan beş altı tane on yıl geçmiş bulunuyor. Acaba ufka konanlar ve idealler açısından neler değişti. Âlim olmanın şartları neler oldu? Güncellendi mi? Yoksa hala i’lalleri bilmek aynı derecede önemli mi? Hâla okuyanlarımız Binâ mı okurlar ve bitirince tekrar başa dönüp gene mi okurlar?!
Uygulamanın içinde olanlar ne derler?
Hele hele medrese özleminin giderek arttığı şu dönemde ufka nelerin konulmuş olduğu önemli olsa gerek.
Dua ile!
15.08.2014
GARİBCE



[1] Salana: Tokat ağzı.  Selhâne’den bozma. Selhâne yüzümhane demek. Köpek iyi ve carı ise sürüyü gütmeye gider. Tembel olan ise mezbahane etrafında kendisine bir kemik düşer mi diye miskin miskin yatar durur. İşte oradan alınmış bir tabirmiş.
[2] فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْناً فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ أَحَداً فَقُولِي إِنِّي نَذَرْتُ لِلرَّحْمَنِ صَوْماً فَلَنْ أُكَلِّمَ الْيَوْمَ إِنسِيّاً.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...