dünya hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2021 Çarşamba

Dünyam benim hayatımdır, sürgün de neyin nesi?

 

Allah sonsuz rahmeti ile muamele etsin. Üstat Sezai Karakoç rahmetli olmuş.

Sevilen bir insandı. Ne saadet!

Vefatı sebebiyle ne kadar da çok paylaşıldı, şu dünya hayatının sürgün olduğu.

Bana hep ters gelirdi.

Dünya hayatının sürgün olduğu.

Neden olsundu ki?

Zaten tek bir hayat vardı, O’ndan gelip O’na giden. Aynı hayatın iki ucu vardı biri yakın diğeri öteki olan. Doğum ve ölüm sade birer eşikti. İkincisinin inşası birincisine bağlı idi.

İlkinkinin yeri ekeneğimiz olan arz idi.

Öbür hayatımıza lazım olan mekân ise cennetti ve o bu hayatta inşa edilirdi, ekip biçilen her bir şey orada devşirilirdi.

Bu hayattaki konumumuz ise hilafetti.

Hilafet Allah namına bu hayata vaziyet etmekti.

İnsan vatan diye sahiplenmediği yere nasıl vaziyet edebilirdi ki?

Onu nasıl imar eder, onu damağında tadı kalan cennete nasıl çevirirdi?

Yalan ile sahici olanı nasıl elde ederdi?

Sonra Kur'an’a baktım: Hilafet insanın varlık sırrı idi:

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ  قَالُٓوا اَتَجْعَلُ ف۪يهَا مَنْ يُفْسِدُ ف۪يهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

"Hani, Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Onlar, "Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz." demişler, Allah da, "Ben sizin bilmediğinizi bilirim" demişti."  (Bakara 2/30)

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ الْاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ سَر۪يعُ الْعِقَابِۘ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ

"O, sizi yeryüzünde halifeler (oraya vaziyet eden kimseler) yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır."  (En'âm 6/165)

وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ د۪ينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْناًۜ

"Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur."  (Nûr 24/55)

Din dilinde dünya hayatını yeren, onun geçiciliğine vurgu yapan, onun fitne olduğunu söyleyen ifadeler bizi frenlemek içindir. Hayatın sadece buradaki hayattan ibaret olmadığını unutmamamız içindir. Yoksa dünyanın gerçekten kötü ve dünya hayatının bir sürgün yeri olduğu için değildir. Dünya bize hem cennet olacak kadar hem cenneti kazandıracak kadar güzeldir ve emeği hak eder.

Bize lazım olan iman ile birlikte yapacağımız salih amellerdir. Dünyayı mihverinde tutacak olan iman, onu imar edecek olan da salih ameldir.

Dünyası mamur olmayanın ahiretinin düzgün olacağı makul da değildir.

Harap, yıkık, dökük, sel almış, yel süpürmüş ekenekten güzel mahsuller alındığı nerede görülmüş?

Dünyamızı sevelim ve ona vaziyet edelim vesselam.

Hem de Allah namına!

Yoksa işimiz bir türlü yoluna girmeyeceğe benziyor.

Dua ile!

17.11.2021

GARİBCE

9 Mart 2014 Pazar

Sıkıntısız bir dünya hayatı: Yok öyle bir şey!


Cennette değiliz. Dünya hayatı sıkıntılarla doludur. Dünyayı, imtihan yeri yapan da işte bu özelliğidir.
İmdi bu sıkıntılar karşısında nasıl bir tavrımız olacaktır. Sabır ve tahammül göstererek önümüze çıkan her engeli bir bir aşıp, gidebilmemiz mukadder olan en son noktaya kadar gidebilecek miyiz, yoksa daha yolun başında pes mi edeceğiz?
Allah, bize bu her iki seçimin de yolarını hazırlamış, imkanlarını bahşetmiştir.
Azim ile, sabır ve tahammül ile sonuna kadar gidebilme bizim imkanımız dâhilinde olduğu gibi pes etme, yarı yolda kalma, bize bağlanmış olan umutları boşa çıkarma da izim imkanımız dâhilindedir.
Kader de işte budur.
Bu bilkuvve imkan dahilinde olanı bilfiil varlık alanına çıkarmak demektir.
Sonu ise ya şekavet ya da saadet olacaktır.
Ya kazananlardan ya da kaybedenlerden olacağız.
Bir Buharî  hadisi şöyle diyor:
“Mümin taze ekin gibidir, esen rüzgar onu kâh yere yaslar kâh doğrultur. Münafık ise rüzgara karşı koyan ve esnekliğini kaybetmiş körkütük benzeri ağaç gibidir, bir defada yıkılır gider.”[1]
Bu mesel hadis, sağlam bir imanla Allah’a tutunan mümini, kökü yerde ve esnek taze ekine benzetir. İnancıyla, Allah’a olan güveniyle başına gelen musibetleri bir bir atlatır ve her defasında gene eski halini alır. Geçirmiş olduğu her musibetten de ayrıca bir ders alır ve gücü daha da artar.
Münafık ise, inançsızdır, başına gelen musibetler karşısında yapayalnızdır ve onlara karşı sığınabileceği bir güven limanı (iman) yoktur. Dolayısıyla da musibetler karşısında çaresizdir. Güçlü bir sadmede yıkılır gider.
Bu dünya hayatında sıkıntısız, dertsiz, kaygısız bir yaşam sürmek isteyenler boşa kendilerini aldatırlar. Çünkü öyle bir hayat yoktur. Herkesin kendisine göre şöyle ya da böyle derdi vardır.
Halk arasında bir söz vardır: “Herkesin bir derdi vardır, değirmencinin de su derdi!” diye. Sen belki hayatında böyle bir derdin olabileceğini tahayyül bile etmemişsindir. Ama gel bir de ona sor, su derdi ne demektir diye.
“Eğer asude olmak istersen gelme cihane!” demişler.
Kimileri sanır ki dünyanın en dertli insanı kendileridir. Bilemeyiz ki daha ne dertli insanlar vardır.
Kimi açtır, kimi açıktadır. Kimi yokluktan çeker, kimi tokluktan daha beter haldedir. Kimi dağ başında yalnızdır. Kimi kalabalıklar içinde kaybolmuştur. Kimi gariptir, kimi kimsesi yoktur, kimi yakınlarının içinde asıl gurbetlik çeker.  Kimi türkü söyler, kimi sessizliği, kimi sessizliğin sesini dinler. Türkü söyleyene sorsan neden söyler. Dinleyene sorsan neyi ve neden dinler? Ah sessizliği dinleyen can, senin derdini kim anlar?
Herkes ayrı bir telden söyler.
“Derdim derdindir” dersin ve dertler uzar gider.
“Çaresizseniz çare sizsiniz!” derler.
Bu söz insaniyetlik adına yanlış da olsa bir gerçekliği de içinde taşır. İnsan, önüne çıkan engelleri evvelemirde kendi içinde aşabilmelidir. Bunun için de sağlam bir imanı olmalı, Allah’a hâşâ şaşı bakmamalı, Allah’ın âdil olduğuna inanmalı, varsa başında bir sıkıntı illâ ki bunun bir artı değerde karşılığının bulunacağını düşünmeli, hesabını kitabını ona göre yapmalıdır.
İnsan olarak yükselebilmemiz, sürekli olarak ayaklarımızın altına atabileceğimiz şeylerle olacaktır. Başımızda ya da kalbimizde taşıyacağımız ağırlıklarla yükseklere ermemiz ve bu şekilde ufuk kazanmamız mümkün değildir.
Dua ile!
09.03.2014
GARİBCE



[1] اللؤلؤ والمرجان فيما اتفق عليه الشيخان - (3 / 283) 1791 - حديث كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَالْخَامَةِ مِنَ الزَّرْعِ، تُفَيِّئُهَا الرِّيحُ مَرَّةً، وَتَعْدِلُهَا مَرَّةً وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ كَالأَرْزَةِ، لاَ تَزَالُ، حَتَّى يَكُونَ انْجِعَافُهَا مَرَّةً وَاحِدَةً.

2 Ocak 2014 Perşembe

Bir sabah erkenden güne başlamak!


Bu sabah, dönemin son dersini vermek üzere işte fakültedeyim.
Trafik kaygısı ile saat yediden önce evden ayrıldım. Daha iki saat vardı dersin vaktine.
Kendi kendime “Gözüne çöp mü düştü! Derdin ne sabahın bu saatinde?” dedim.
Sonra yola vurdum kendimi. Bir an evvel huzur köşeme ulaşayım istedim.
Henüz karanlıktı, ortalık aydınlanmamıştı.
Sabah namazının “isfâr” saati. Alaca karanlık.
Aaa bir de baktım sırtlarında çantaları, bir sürü küçücük çocuk, bayıra doğru dizilmişler, kendilerini yola vurmuşlar, okula gidiyorlar. Kiminin yanında ebeveyni, kimi birlik olmuş, kimi yalnız.
“Allah! Allah!” dedim. Biz kendimizi sözde erkenci sayıyorduk, bu körpe yavrular  bak çoktan yola koyulmuşlar bile.
Sonra yolda  güzargah boyu otobüs durakları bekleyen insanlarla dolu dolu idi.
Kısıklıya geldiğimde bu saatte köprü yolu tenhadır diye o istikamete yöneldim.  Orada çoktan bildik köprü trafik manzarası başlamıştı. Geri de çıkamadım. Biran evvel varmak için çıkmıştım, ama belli ki insanın nasibi şartların elverdiği kadardı.
Hayat zor mu ne!
Bir koşuşturmacadır gidiyor.
Sıcacık yataklarımızda kurduğumuz uçuk hayaller bizi mutluluk cennetlerine götürmüyor.
Mutluluk için başarmak, önümüzdeki engelleri aşmak gerekiyor.
Bunun için de o engellerden çok daha güçlü bir azim ve irade gerekiyor.
“Dağ yüksekmiş, umurumda mı? Yol onun üzerinden aşar gider” diyecek çelik iradeler gerekiyor.
Gayret gerekiyor.
Rahmet için zahmet gerekiyor.
Ve ne kadar zahmet o kadar rahmet deniyor.
Rahmetiniz bol olsun efendim!
Dünya hayatıdır, yalancıdır, aldırma, boş ver diyemeyiz.
Bizim gerçekliğimiz kadar, bu hayat da gerçektir.
Hayat olduğu için biz varız.
Ve bu hayat nihayetinde bizim hayatımız.
Şekavet de saadet de işte bu hayata bağlıdır.
Size saadetler dilerim.
02.01.2014
GARİBCE


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...