25 Ocak 2013 Cuma

Soğanımı yedim de geldim!


 
Cuma rahmet oldu üstümüze doğdu

Kalmadı feyzi soğan kokusu boğdu

 
Soğanı ben de severim, hem de çok.

Hele yemek bulgur pilavı yanında kuru fasulye, nohut yahut patates cilbiri olur soğana şöyle bir yumrukla vurur, ezer ve pürtleyen cücüğünden başlar ve yersin. Acı suyu gözünden çıkar, boğazın yanar ama müthiş bir lezzet alırsın.

Bu kadar lezzetli bir soğanın Cuma sosu olması halinde koskoca mescidin bu kadar daralacağını hiç hesap edemezdim.

Bugün cumaydı malum. Vardım bir kenara iliştim. Hutbe okunurken biri çıkageldi. O da benim yanıma ilişti.

İsraf ile ilgili hazırlanmış hutbe okunuyor ve ben de dinliyordum. Fakat bir anda burnumu işgal eden bir koku… Ama ne koku! Yokluğun boku desek değil. Belli ki kebab ile yenmiş bir koku. Ben zevkle yediğim soğanın insanı bu kadar rahatsız edebileceğini hiç düşünemezdim.

Kişi kendi alamıyordur herhalde aynı kokuyu. Alsa o da istemez elbet, ağzının kokusundan başkalarının rahatsız olmasını.

Bir hocamız anlatıyor. “Evde cacık yedim ve sonra dalgınlıkla camiye gittim. Çıkarken cematten biri “Adam sarımsağı yemiş gelmiş!” dedi. Sonra da ekledi “Hem de cacığın içinde yemiş!”. Sarımsağı bırak, oradan cacığın kokusunu bile alabilen insanlar oluyor.

Hoca “Çok utandım!” diyor.

Hz. Peygamber’e selam olsun!

Ümmî kavmini uyarıyor ve başta cami olmak üzere insanların topluca bir arada bulunabilecekleri yerlerde olacakları zaman soğan, sarımsak gibi şeyleri yemekten uzak durmalarını tembihliyordu. Yollarda insanlara rahatsızlık verici şeyleri gidermenin bir iman emaresi olduğunu buyuruyordu.

Ağız ve diş kokusuna meydan vermemek üzere her vesile ile misvak kullanmayı emrediyordu. Öyle ağız kokuları var ki sorma gitsin!

Her cumaya gelmeden boy abdesti almalarını istiyordu.

“Temizlik imandandır” diyordu.

Nezih bir peygamberdi. Aynı nezaheti kavminden de istiyordu.

Medeniyet ancak öylesi bir nezahet ile kurulabilirdi.

Yolu yolumuzdu.

Yolunda olmak duamızdı.

Keffaret olsun!

 

25.01.2013

GARİBCE

Mevlüt Güngör Hoca'nın ardından


Mevlüt Güngör[1] Hocaya sevdiklerinin diyecekleri vardı!
Yaprak dökümü dedik ya insanlarımız birbiri ardına gidiyor.
Ha nereye derseniz, herkesin gittiği ve gideceği yere. O yüzden ne gam. Lakin dostlardan ayrılık zor geliyor.
Bugün yan komşumuz bir kadın da vefat etmiş. Allah cümlesine rahmet etsin.
Garibce’nin bu ara yazdıklarını okuyanlar işi mersiye yazarlığına  çevirdiğimizi sanacak kadar vefat yazıları çok oldu. Ama elden ne gelir. İnşallah bu yazıyla biraz olsun arayı açarız.
Bugün Mevlüt Hoca’nın cenazesinde bulunduk. Hukuku olan hoca ve mesai arkadaşları tezkiye ettiler, hüsnü şahadette bulundular. Bizim kendisiyle bir hukukumuz yoktu, sadece tanışıyorduk. Her gördüğümde şık ve zarif bir insanı görmüş olurdum. Arada bir  Feys’de görürdüm. Benim bir Toros yayla fotoğrafımı da beğenmiş olduğunu hatırlıyorum.
Garibce bu kez onun hatırasını yad etmeyi kendi yakınlarına ve talebelerine havale etmeyi daha uygun buldu. Aramızdan ayrılmış olsa da Feys kapısı açıktı. Talebeleri ve dostları ardından çok şey söylemişler.
İşte onlardan bir seçmece: (Bu mesajları yazanlar keşke biraz da yazım kurallarına dikkat etselerdi!)
Yasemin Uyar: İstanbul İlahiyat bir çınarını kaybetti, ölüm Allah'ın emri… Biz Mevlüt Hocamızı hep iyi bir şekilde yad edeceğiz. Aslında hala kabul edemedim onun vefat ettiğini, son hali gözümün önünden gitmiyor... Hastaneden sapasağlam çıkacağına, elinde kocaman çantasıyla her zamanki gibi zamanında sınıfa geleceğine, ayetleri bize yaşatırcasına okuyacağına öyle inanıyorduk, inanmak istiyorduk ki... Vakit ayrılık vaktiymiş... O örnek bir insandı, üzerimizde emeği çoktur, ona layık talebeler olmaya çalışacağız inşallah. Görevi teslim aldık, siz rahat olun hocam, mekânınız cennet olsun, kabriniz nurla dolsun…
Mübin Düzgün: Sayın Mevlüt Güngör hocamızı uğurladık. İnna lillah we inna ileyhi raciuun. Yolu açık makamı cennet olsun inşallah. Dört sene ondan ders aldık çok istifade ettik. Arada sırada sınıfta söylerdi mevlit kandilinde doğdum ondan dolayı adımı Mevlüt koydular... yine bir mevlit kandili sessiz bir şekilde aramızdan ayrılacağını söylemedi ama. Hayatı boyunca Kur’an’dan ayrılmadı. Gerek berzah gerekse ahiret yurdunda da Kur’an onunla olsun inşallah. Ailesine eşine dostuna sevenlerine öğrencilerine ve tüm ilahiyat camiasına sabır-ı cemil ve başsağlığı dilerim. Biz hocamızdan razıydık Allah da ondan razı olsun...!
Merve Yeşilöz: Arada bir ama çok içten attığınız şen kahkahanız geliyor kulağıma ara ara :) Değer verdiğinizi hep hissettirirdiniz bakışınızla, ilginizle... Mekânınız cennet olsun hocam...
Şerife Badem: Çok ağırdı sırtınızda taşıdığınız yük lakin İslam’ın nuruna gark olmuş bir yürek taşıyordunuz, doğruydunuz, Hakk'ın yolcusuydunuz...
Sami Şeyhan: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde okuduğum yıllarda (1990-1995) Tefsir dersimize geldiğinde tanımıştım ben değerli hocamızı. Mevlüt GÜNGÖR bize Kur’anı sevdiren, Kur’an'a gönül vermemizi sağlayan, Kur’an ayetlerinin eşsizliğini fark ettiren insandı. Onun Kur’an ayetlerini tefsir ederkenki iç geçirmelerini, ürperişlerini unutamıyorum. Kur’an'ın Kur’an ayetleri ile nasıl tefsir edileceğini biz ondan öğrendik. Rabbim Kur’an'ı hocamıza şefaatçi eylesin. Makamı Cennet olsun.
Sinem Arslan: Asla besmelesiz başlamazdınız derse. Allah'ın adıyla başladınız yine O'nun adıyla gittiniz... Mekânınız cennet olsun HOCAM...
Hasan Tellim: Değerli hocamız için Makedonya'da mevlid-i şerif okuyacağız. Mevlüt Güngör hocam için Makedonya Valandovo Dedeli Türk köyü camiinde 25 ocak 2013 de cuma öncesi mevlidi şerif okuyacağız. Mevla makamını cennet, kabrini cennet bahçesi, yoldaşını Hz. Muhammed eylesin. Yakınlarına sabrı cemil ihsan eylesin. Dualarımız seninle değerli hocam.
Hilal Bardak: Ve şimdi tüm öğrenciler sessiz Mevlüt Güngör hocalarını dinliyor…! İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde.
Şule Taşkıran Kala: Bir 'Mevlit Günü' Hakk'a yürüyen Hocam Mevlüt Güngör Beyefendi'yi rahmetinle huzurunda yeni bir mevlid ile şereflendir Ya Rabbi! Kur’an-ı Kerim'in her kelimesinin ardından sana duyduğu aşk ile AMAN YA RABBİ! diyerek bizlerin ruhlarına Kur’an aşkını ince ince işleyen hocamızdan bu gecenin hürmetine sen razı ol. Amin 
Zeynep Aslan: İmtihanına çalışırken bizi ağlatacak kadar içimize dokunan tek dersti tefsir. Mekânınız cennet olsun hocam. Biz sizden razıyız, Allah da sizden razı olsun inşallah!
Serdar Özalp: Bize dört yılda çok emeğiniz oldu. Biz biliyoruz ki siz ömrünüzü gerçekten Kuran hizmetine adayıp ona göre hayatınızı şekillendirdiniz. Biz sizi gerçekten iyi bildik ve biliyoruz. Allah da sizden razı olsun. Allah rahmet etsin. Mekânınız cennet olsun hocam.
Büşra Cıdık: Odanıza girdiğimde masanızın üzerinde küçük rahleniz de Kuran okuyordunuz. O kadar güzel bir sahneydi ki çok imrenmiştim. Şimdi odanızın önünden buruk bir acıyla gececeğiz artık . Üzerimizde emeğiniz çoktur Allah razı olsun hocam mekânınız cennet olsun Allah Rahmet eylesin...! Yarın okulda vedalaşmak üzere kandiliniz mübarek olsun hocam Mevlüt Güngör!
Merve Aktürk: Ben de odasına şikayet için gittiğimizde önünde peynir zeytin ve ekmekle öğle yemeğini yediğini hiç unutamıyorum... Gerçekten ölüm yakınmış!
Salime Zeki: Kıymetli Hocamız bu mübarek günde Rabbine kavuşmuştur... Bize verdiği derslerden bir ömrümüz boyu faydalanırken ona da sevabını ulaştırabilmeyi nasip etsin Rabbimiz... Mekânın Cennet Kabrin Cennet bahçesi olsun Mevlüt Güngör Hocam...
Ramazan Tahiroğlu: Nezaketi, kibarlığı, ihlası ve fedakarlığıyla kendimize örnek almaya çalıştığımız Saygıdeğer Hocama en büyük hizmetkarı olduğu Kelamullah'ın dar-ı bekada en büyük yoldaşı olacağına inanıyor, Rahmetler diliyorum.
Recep Güleç: Dualara amiiin. Hocama Allah'tan rahmet ailesine ve talebelerine sabrı cemil niyaz ediyorum.
Serdar Şahin: Tevafuk dün rüyamda öldüğünü görmüştüm, hatta yaşıyor mu diye ilahiyatın sayfasına bakacaktım, fırsat bulamadım... şaşkınlık içersindeyim... Şu mübarek günde... Allah rahmet etsin, çok değerli bir hocamızdı.
Tuğba Betül Bülbül:  Mevlüt Güngör çok değerli, nazik bir hocamızdı Rabbim rahmet eylesin çok üzüldüm...
Hatice Deyirmenci Akkaya: Sizi hep dua ile hatırlayacağız...
Abdullah Özmen: Hilmi güzel, ilmi güzel, kendi güzel hocam benim. Rabbim sana rahmetiyle muamele etsin. Kabrini cennet bahçesi kilsin, arkada bıraktıklarına sabr-ı cemil ihsan etsin. (amin)
Oğuzhan Yıldız: İman amelin sözünü vermek, amel ise bu sözü tutmaktır.
Fatma İlhan: Mevlüt Güngör hocamız için dua etmekten, hayır temennilerimi sunmaktan başka en fazla onun imanına ve iyiliklerine şahit olduğumu ikrar edebilirdim... Ben de bunu yapmaya çalıştım...
Tuba Nur Donmez: Çok kiymetli hocamiz Prof. Dr. Mevlüt Güngör vefat etmis :( Cenab-i Hak gani gani rahmet eylesin. Hala bir çok arkadaşım gibi, Kur’an okurken geçen birçok kelimede duraklar, kelimenin manasını hatırlar 'Mevlut Hoca'nın dersinde öğrenmiştik, Allah selamet versin' diyerek devam ederdik. Kur’an yolunda ömrü boyunca hizmet vermiş değerli Hocamıza Rabbimiz rahmetiyle muamele etsin... Ailesinin, yakınlarının ve sevenlerinin de ecir ve sabrını artırsın...
Zehra Serter: Rahman ve Rahim olan Rabbim merhameti ile muamele eylesin... İnşallah hocamızın yetiştirdiği talebeler, ardından bıraktığı hayırlı eserler Rahmanin rızasını kazanmaya vesile olsun...İnsan böyle hocaların vefat haberini duyunca hüzünlenmekten kendini alamıyor...:((
Samil Ocal: Mevlüt Güngör hocamıza da Cenab-ı Hakk'tan rahmet diliyoruz... Arabistan'dan yeni dönmüştü ve o dönemde tefsir derslerimize girdi. Hakiki anlamda tefsir yapıyordu. Şöyle ki K. Kerimden bir sure açar o surenin anlamını şümullü bir şekilde anlatırdı. Her dersine mutlaka zamanında gelirdi. Öğrencileriyle birebir ilgilenmeyi çok severdi. Hatta bunun için bilgisayrda öğrencileriyle ilgili kayıt tuttuğu dahi söylenirdi. Geniş bir kütüphanesi olduğu söylenirdi. İlim erbabıyla bir araya gelir ilmi sohbetler düzenlerdi. Biz onu hep güzel hasletleriyle dini ve ilmi gayretiyle tandık ve ahirete öyle yolcu ediyoruz. İnşallah Rabbimiz de öyle kabul buyurur. Allah ilmi mirasını müstefad kılsın. İnna lillah...
Aydın Enes: Ey kıymetli hocam... Ankara Üniversitesinde 14 yıl beraberdik... Rabbim rahmet eylesin... Yattığınız yer cennet mekân olsun... Öyle etkilendim ki gözlerimdeki yaşı durduramıyorum. Hocam içimde bir şey aktı ve buruk kaldı yüreğim senin ilminle hayat buldu tüm hayallerim senin gibi bir ilim adamı olabilmekte... Ne güzeldi o ikili sohbet ve tefsir dersleri. Kitaplarını hala saklıyorum 19 yıldır... Rabbime kavuştun...
Semra Ayaz: “Rabbimiz hepimize büyük mahkemeden yüzümüzün akıyla çıkmamızı ve asıl bayramı tattırsın" demişti Mevlüt Güngör hocamız en son derslerinden birinde... Allah rahmet eylesin hocamıza mekânı cennet olsun asıl bayramı tatması duasıyla...
Leyla Marankoz Doğramacı: Rabbim merhametiyle muamele etsin. Sevdiğimiz bir hocamızdı. Biz razıyız. Rabbim de razı olsun.
Muhammed Enes Kala Muhterem hocamız Mevlüt Güngör beyefendi bu güzel günde Rahman'a yürümüştür. Hocamıza Rabbim sonsuz rahmet ve lütfuyla muamele buyursun, Kur’an ve ilim aşkıyla yanan sinesi ilahi merhametin müjdecisi olsun ve tüm İslam aleminin başı sağ olsun.
Fikri Taşdelen: Sevgili ağabeyim, değerli hocam, mekânın cennet olsun. Nur içinde yat.
Mcht Kbrs: Bir Mevlit gecesi aramızdan ayrılan güzel insana, Allah rahmet eylesin... Hz. Peygamber'in ve Kur’an'ın şefaati üzerine olsun...          إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا إِلَيْهِ رَاجِعونَ
Siyeri Nebi: Rabbimiz, sevgili hocamıza merhametiyle muamele etsin; hayatını vakfettiği Kur’an’ın nuruyla kabrini ferahlatsın, makamını cennet eylesin… O sevdiği sûre ile ona veda ediyoruz: el-Fatiha

24.01.2013

GARİBCE















[1]Prof. Dr. Mevlüt GÜNGÖR kimdir? (1949-2013)
İstanbul İmam Hatip Okulu'dan 1970 yılında mezun oldu. 1974 yılında Bağdat Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İlahiyat Bölümü'nden mezun oldu. Daha sonra lisansüstü eğitim için Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Prof.Dr. Süleyman Ateş'e asistan oldu. 1981 Yılında aynı üniversitede doktor oldu. 1984'de Suudi Arabistan İmam Muhammed b.Suud Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde Yardımcı Doçent oldu. Bir yıl sonra 1985 yılında aynı ünvanla Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne atandı. 1988 yılında doçent, 1996 yılında ise Profesör oldu. 1999-2002 yılları arası bu fakültede Tefsir Anabilim Dalı başkanlığını yürüttü. 2006 yılında İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı profesörü olarak atandı ve bu anabilim dalının başkanlığı görevine getirildi. Prof.Dr. Mevlüt Güngör'ün Uluslar arası ve ulusal bilimsel toplantılarda sunulan ve tam metni ya da özeti yayınlanan konferans, panel konuşması ve makaleleri, uluslarası ve ulusal bilimsel ansiklopedilerde madde yazarlığı, yurt içi hakemli ve hakemli olmayan dergilerde madde yazarlığı, kitap tercümeleri bulunmaktadır. Ayrıca pek çok Yüksek lisans ve doktora düzeyinde kabul edilmiş tezlerde danışman olmuştur.
Prof. Dr. Mevlüt GÜNGÖR, 15 gündür tedavi gördüğü Bezm-i Âlem Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Hakk'ın rahmetine kavuştu.

24 Ocak 2013 Perşembe

Seni özleyeceğiz Deprem Dede!




Yaprak dökümü mü ne!

Elbet bekliyoruz biz de sıramızı. Ama bir sırdır bilinmez, ne zaman geleceğini kimse bilmez.

Nice sevdiklerimiz, saydıklarımız uçar gider elimizden, üzülsek de arkalarından kader deriz, boynumuzu bükeriz.

İnsanlar yaşarlarsa yaşlanırlar ve erinde geçinde sonunda da Hakk’a yürürler. Karşılayıcıları artık sadece Allah’tır. Hesabı O alır, ister rahmetiyle ister adaletliyle muamele eder. Umudumuz rahmetinin cümlemizi bürümesidir.

Ama üst üste geldi. Birand, Toktamış Hoca, Mete Işıkara, derken bugün de iki ilahiyatçı hoca Mevlüt Güngör ve Ahmet Uğur’un ölüm haberleri geldi.
İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn…

Mete Işıkara hoca Türkiye’nin oldukça sempatik Deprem Dede’siydi. Elin olur olmaz adamları bilmem ne baba diye terviç edilirken bu milletin kendi özünden birini “Dede” diye bağrına basması güzel bir şey.

Dedemiz de rahmet olsun hiç üşenmedi, her zaman ve mekanda insanların üzerinde oturdukları tehlikenin boyutlarını anlattı, tedbirsizliğe dikkat çekti. “Deprem öldürmez, binalar öldürür” dedi. Bu sözüyle çoğu Müslüman bu halkın tedbiri ıskalayıp da tevekküle yapışan anlayışının yanlışlığını ortaya koymuş oldu.
Onu insanlar Kocatepe Camii’nin Cuma vaaz kürsüsünde de bile gördüler. Her kesime ulaşmayı başaran bir bilge dede oldu.

Bilmem kaç onlarca yıldır bizde din ve devlet ayrıydı. Din de millet gibi devlet için vardı. İnsanlar bu anlayış yüzünden çok çekti.

Kutsala karşı tam bir savaş açılmıştı. Ama “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldı”. Öyle anlaşılıyor ki işe yaradığında devreye sokulmak üzere din de yedekte tutulmalıydı.
Oysa kahir ekseriyeti Müslüman olan bir ülkede dinin ve dini hizmetlerin mihverini oluşturan camilerin devlete payanda kılınması değil de millete hizmet ulaştırılması açısından son derece önemli bir işlevi olabilirdi.

Bu açıdan bakıldığında Deprem Dede’nin bir Cuma vaazında Kocatepe Camii’nde kürsüde görünmesi ve insanları deprem konusunda bilgilendirme ve bilinçlendirme çabasına öncülük etmesi Garibce’nin nazarında hiç de yadırganacak bir durum değildi, aksine olması gereken de işte buydu.

Bu vesile ile Yüce Allah’tan kendisine rahmet diliyoruz.

Güngör ve Uğur hocalarımıza da aynı şekilde rahmet olsun diyoruz.

Kandil gecemiz kutlu olsun! Hayırların fethine, şerlerin define vesile olsun!
Dua ile!

24.01.2013
GARİBCE





23 Ocak 2013 Çarşamba

Stephen Hawking Allah'ın varlığını kabul etti



Dikkat! Dikkat!

Yazıları sese dönüştüren bir bilgisayar yardımıyla konuşan ve yıllardır Allah'ın varlığını inkar eden açıklamaları ile ateistler arasında öne çıkan ünlü Fizikçi Stephen Hawking 70. yaşına girdiği şu günlerde Allah'ın varlığını kabul etmiştir.

Bu itibarla bundan böyle bütün bilimsel nazariyeler gözden geçirilip, kimin evrildiği kimin devrildiği tek tek tespit edilip ona göre bilimin ilmihal kitapları yeniden yazılacaktır.

Bundan böyle Big Bang “kün fe yekûn” olarak okunacak, atom altı parçacıkların her türlü hareketi tenzih ve tesbih akidesince zikir olarak değerlendirilecektir.

Kevn ü fesâd aleminde fevkalade haller önündeki bilimsellik engeli kalktığı için, Stephen Hawking’i ayağa kaldırmak ve dilini  çözmek için bir İsa-Mesih soluğu aranmasının yolu açılmış olacaktır.

Çıplak uyarıcı nazarında Dâbbetü’l-arz olması çok muhtemel olan bu zat-ı akdes işbu yeni dönemde  Batının Azizi ve de bizim tarafın Gavs-ı Azam’ı olacak ve alameti olduğu kıyamet bilimin ve bahusus evrimin kıyameti olacaktır.

Bundan gayrı her şeyi huzur kaplayacak, her yeri adalet dolduracaktır.
Binaen aleyh Mehdiy-i Muntazar’a ve Nüzûl-i İsâ’ya da mahal ve gerek kalmamıştır.

Tüm dünya halklarına duyurulur!

23.01.2013
GARİBCE



Tokta Hoca da "Kalanlara selam olsun!" dedi.


Toktamış Ateş

Toktamış Hoca da göçtü…
1944 doğumlu Şarkiyatçı Ahmet Ateş oğlu akademisyen, siyasetbilimci, yazar Tokta Hoca da artık sal ağacından lisan-ı hal ile şöyle demiş bulunuyor
Biz dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun!
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun!.
Gidenler birbiri ardınca gidiyor. Sıra kimde belli değil. Tok sesli sempatik Toktamış Hoca sırasını savdı. İnsan biraz da kendine bakmalı ve gidenlerin ardından onları hayırla yad etmeli.
Arkasından bakılınca hemen her kesimden insan onu hayırla yad etmiş, cenazesini büyük bir kalabalık teşyi eylemiş.
Bir gazeteci onun çizgisini şöyle özetlemiş:
Toktamış Ateş, bir zamanlar aşırı laikçi çizgideydi ve Cumhuriyet gazetesinde hard-laikçi yazılar kaleme alıyordu. Bu çizgisi zaman içinde kırılmaya uğrayan Toktamış Ateş kamuoyu gündeminde en fazla Fethullah Gülen Hocaefendi ile elele fotoğrafı ile oturmuştu. Fethullah Gülen Hocaefendi ile yakınlaşan, bu arada Abdurrahman Dilipak ile de programlar yapan Toktamış Ateş, hep "Ben iflah olmaz bir Atatürkçüyüm" dedi ama zaman içinde "Kemalist" çizgisinden kaymalar yaşadı.” (spothaber.com)
İnsanlar birbirleri arasındaki duvarları kaldırıp da konuşabilseler, birbirlerinin gözlerine bakabilseler, birbirlerinin yerlerine kendilerini de koyabilseler neden anlaşamasınlar ki? Toktamış Hoca bu anlaşmanın, uzlaşının en güzel örneklerini verdi. Kendisi bir uçta iken tam karşı tarafta bir başka uçta yer alan insanlarla bir araya gelip, resimler verdi, ekranlarda boy gösterdi.
Arkasından Ateş'in öğrencilerinden olan ve bir dönem beraber televizyon programı yaptıkları gazeteci- yazar Abdurrahman Dilipak aynı şeyleri düşünmemelerine rağmen birbirlerini incitmeden, barış içerisinde program yaptıklarını hatırlattı.
O yıllarda atılan barış adımlarının daha da filizlendiğini belirten Dilipak, “Birbirimize rağmen kazanacak bir zaferimiz yok ama bizim birlikte kazanacak bir zaferimiz var. O da bu ülkede herkesin inandığı gibi yaşayacağı, düşündüğünü özgürce ifade edebileceği bir düzenin oluşması. O Cumhuriyet'te yazıyordu ben o zamanki Vakit'te yazıyordum, en uç noktalardaydık, o gün barış ektik bugün özgürlük biçeceğiz” diye konuştu.
Ne güzel! Barış ekmek ve özgürlük biçmek.
İnsanlarımızın inançlarından dolayı çok sıkıntı çektikleri dönemler olmuştur ve hala da bu gibi durumlar devam etmektedir. Cumhuriyet ideolojisi tek tip bir ulus yaratma uğruna gerek inanç sebebiyle gerekse etnik aidiyet yüzünden kendi belirlediği standartlara uymayan pek çok insana haksızlık etti, hatta zulmetti. Bu itilmişlikten, horlanmışlıktan milletin büyük bir kesimi nasibini aldı. İşte bu gibi insanların kolayca yaftalanabildiği ortamlarda aydınlardan sırf demokrasi adına, insan hakları namına sözler duymak bile ancak er kişinin kârı olabilecek tavırlardan sayılıyordu.
Bu pencereden bakıldığı zaman Toktamış Hoca’nın hard bir laikçi duruştan, Fethullah Hoca ile el ele tutuşma pozunu vermesi ve ardından da ait olduğu kesime en antipatik gelebilecek bir isim olan Dilipak ile birlikte ekranlarda boy göstermesi son derece önemli katkı sağlamıştır.
Bu süreç, onun demokrasiye olan inancını da göstermektedir.
Vaktiyle demokrasi denilince tüyleri diken diken olan bizler, bu süreçler sayesinde aslında demokrasinin hiç de kötü bir şey olmadığını, aksine herkesimden insanlara aynı şekilde özgürlükler sunduğunu ve böyle bir ortamın herkesin kendisini geliştirebilmesinin bir imkanı olduğunu, demokrasinin bir değer yüklü ideoloji ya da inanç değil aksine her kesimden insanlara huzur getirmenin imkanlarını içinde taşıyan salt bir aygıt olduğunu öğrenmiş olduk.
Bilmiyorduk, ayıp değil tecrübe ile öğrendik.
Şimdi sıra bu kez o zaman inançları yüzünden ezilen, horlanan, itilip kakılan, andıçlanan insanlara geçeceğe benziyor. Bugün için henüz erken ama olur ya bir gün gerçekten inisiyatif sizlerin elinde olursa, vaktiyle katılmadığınız bir ideoloji yüzünden çektiğiniz eziyetlerin bir benzerini, bu kez sizin inançlarınızı paylaşmayan farklı kesimden insanlara yaşatacak mısınız? Yoksa demokrasinin gerçekten bir erdem olduğu inancınızı kalıcı kılıp, sizin gibi düşünmeyen, sizin kutsallarınıza inanmayan ve azınlık durumunda olan insanların özgürlüklerinin ve her neye inanıyorlarsa inançlarının garantisi ve teminatı siz olacak mısınız?
Tilke’l-eyyâmu nüdâvilühâ beyne’n-nâs…
Tarih tahterevalli gibi yükselen ve arkasından düşen, düşen ve arkasından kalkışa geçen insanların yaşamlarının, yapıp ettiklerinin tarihidir.
“Benim inancımı paylaşmıyordu ama benim huzuru bulduğum yaşam için gerekli olan altyapının oluşmasında elinden gelen her şeyi esirgememiş, her türlü fedakârlığı ortaya koymuştu” diye arkalarından söylenilen insanlar olabilecek miyiz?
Söyle tarih, bunun imkânı var mı?
Mutezile siyasete yaslandı ve ehl-i hadise zulmetti. Devir döndü ehl-i hadis düşüncesi iktidara taşındı. Onlar kendi çektikleri zulmü dikkate alarak “Biz çektik, onlar çekmesin!” demediler. Aksine onlar “Vaktiyle bize çok çektirdiler, biz de onların hayatlarını karartacağız!” dediler. Kin, nefret ve öfkelerine yenik düştüler, intikam duygularını bastıramadılar, bilenmiş hınçları sağduyularını örttü, ağızlarından saçılan alevlere dönen kin ve öfke ateşi ortalığı yangın yerine dönüştürdü, sonuç olarak da Mutezile’nin kökü kazındı.
Ne oldu?
İslam dünyası, bir daha kendisini fikrî düzeyde asla toparlayamadı. Hiçbir zaman sıçrama yapamadı. Rey ve hadis, dirayet ve rivayet dengesini bir daha kuramadı. Süreç akim kaldı, büyük inkişaflar sağlayacak dimağlar yetişemedi.
Bugün benim Toktamış Hoca’nın arkasından içimden gelerek söyleyebildiğim güzel ve hayırla yad edici sözlerin bir benzerini yarın acaba benim arkamdan, tam da benim bulunduğum kesimin ta karşısında bulunan bir kesimden insanlar söyleyebilecek mi?
Ey tarih sen şahit ol!
Ben öyle olamazsak, yazık ki kaybedeceğimizi düşünüyorum!
Rahmet olsun ey Tok sesli, gök kubbede tam karşı kıyıdan da duyulabilen hoş bir sada bırakmış olan Toktamış Hoca!
Allah tüm geçmişlerimize rahmet eylesin!
Dua ile!
23.01.2013
GARİBCE


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...