12 Ocak 2013 Cumartesi

Çabuk solak bir kasap bulun!



Olay Erzurum’da geçer.
Mahallenin bir hocası vardı, güngörmüş, hafız, iş bilir, dirayetli biriydi. Her yıl komşulardan altısını yanına alır ve yedi kişi olup birlikte kurban keserlerdi. Merasimler, dualar, ölçüsü, tartısı her şey yerli yerince olur, işler onun delaletiyle ve fakat kasap eliyle yürütülürdü. Sonuçta herkes memnun kalırdı ve hocaya bir dahaki yıl yine beraber olmaları dileğiyle dua ederlerdi.
Hoca o yıl Almanya’ya görevli gitmişti ve görev süresi uzamış ve Kurban bayramı için izin alamayacağı anlaşılmıştı.
Komşular her sene gibi yine kurbanı birlikte kesmek istiyorlardı.
Hocayı aradılar, Hoca: “Biz yoksak bizim hafız var, yeteri kadar büyüdü, o delalet etsin, yine birlikte kesin!” diye oradan onları yönlendirdi. Öyle ya İmam-Hatip yedinci sınıfta okumaktaydı, hafızdı, yanık sesiyle ne Kur’an’lar, ne ezanlar okurdu. Herkes onu hafız diye bilirdi. Neden böyle bir işe delalet edemesindi ki?
“Olur!” dediler ve elbirliği ile gidip bir kurbanlık sığır aldılar. Deveden bile iri, belki pazarın en büyük hayvanını seçmişlerdi.
Kurban bayram sabahı herkes kuşanmış, kasap vari önlerine önlükleri giymişler, bıçakları takınmışlar ve kesim mahalline gelmişlerdi.
Kasapları vardı. Fakat yönlendirmeler ve talimat yeni hafızdan olacaktı. Hayvan çok iri ve canlıydı. Tam bir saat yıkmaya uğraşmışlardı. Sonunda başarmışlardı. Hafıza “Nasıl yatıracağız hocam!” demişler, o da “Her şeye sağdan başlanması sünnettir, tabi ki sağı üzerine yatıracaksınız” demişti. Onlar da hemen dediği gibi yatırmışlardı. Hayvan sağ yanı üzere kıbleye çevrilmişti ve kesim için kasap işaret bekliyordu. Tekbirler alınıyor, besmeleler çekiliyordu. Ve nihayet hafız kesim işaretini vermişti. Fakat işte bir terslik vardı. Kasap, sağı üzere yatırılmış ve kıbleye yüzü çevrilmiş hayvanı bir türlü kesmeye yol bulamıyordu. Çünkü önce sol eliyle hayvanın çene altından tutması ve ondan sonra da bıçağı çalması gerekiyordu. Adamın elinde tuttuğu bıçak dışarıda, boşta olan sol eli ise içerde kalıyordu. O eliyle hayvanın ağzını tutsa, bıçak tutan sağ eliyle kolunu çapraz geçerek kullanması gerekecekti ve böyle bir durumda ise hayvanı kesmesi imkansızdı.
“-Hocam olmuyor dediler!”
“-Niye?” dedi?
“-Baksana! Ters geliyor!”.
Hoca baktı baktı, “Ha!” dedi, çözüm aklına doğuvermişti:
“-Çabuk solak bir kasap bulun!” dedi. Bu müthiş zeka karşısında herkesin emre koşmasını bekliyordu ki adamlar: “Hocam, babanız Hoca efendi hiç solak kasap istemezdi, bunun başka bir yolu yok mu?” dediler.
“He ya!” dedi hafız. Sonunda manzarayı çakmıştı: “Hayvanı kaldırın ve sol böğrü üzere yatırın!” dedi.
Ve öyle yaptılar.
Yatırmaları ve üzerine bir sürü adamın abanması sonucu eski gücü kalmayan hayvanı sağ böğrü üzerine yatırdıkları sırada çektikleri sıkıntı kadar olmasa da gene bin bir zahmetle bu kez sol böğrü üzere yıktılar ve yüzünü kıbleye getirdiler. Aynı kasap sol eliyle hayvanın çenesini kavradı ve sağ eliyle tuttuğu bıçağı da “Bismillah, Allahu ekber!” diyerek çaldı ve kurbanı böylece kesmiş oldu.
Hafız, merasimi idare etmiş ve sonunda başarmış olmanın gururunu yaşıyordu. Eee, hocalık işte böyle bir şeydi.
Garibce der ki: İşinizi hocaya değil, ehline verin. Gene bizim Hafız hafif atlatmış, ya bir de vaktiyle benim başıma geldiği gibi bıçağı eline verip de kesmesini isteselerdi ne yapacaktı?
İşi ehline ver, o ne ve nasıl yaparsa yapsın, artık sen karışma!
Bizde bir adam bir şeyi iyi biliyorsa, her şeyi bilir sanılır. Adam iyi siyasetçi ise her şeyi en iyi o bilir. Adam, hele hoca ise her şeyi en güzel biçimde ancak o bilir.
Tecrübeler gösteriyor ki bu anlayışlar sakat, yanlış.
Herkes, kendine göre bir şeyi çok iyi yapabilir. O artık onun uzmanlık alanı olur. O işlerde onu sorumlu ve yetkili yapmak, başka bir işte de gene o işle ilgili olanı uzman olarak yetkili ve sorumlu kılmak gerekir.
Bizde velayetler liyakate göre mi yoksa karabete göre mi dağıtılır?! Çoğu yerde karabet yani “hamili kart yakınımdır” anlayışı maalesef belirleyici oluyor. Nice yetenekli ve liyakatli kimse hâmil-i kart olmadığı için makam ve mevkiler onlara emanet edilmiyor, her biri bir emanet olan kamu velayetleri naehil olanların eline gidiyor, naehil olanlar tarafından tevarüs ediliyor.
Emanetler gayriehil kimselere verildiği zaman kıyameti beklemek icap ediyor. Bazıları kıyamete alamet olarak daha somut şeyler arıyorlar. Ama asıl kıyameti hazırlayan şeyler işte bu gibi ahlakî çöküntü, tarafgirlik ve zafiyetlerdir.
Herkes yerinde sağlam durmalı. Ama çok daha önemlisi herkes kendi yerini bulmalı!
Dua ile!
12.01.2013
GARİBCE

2 yorum:

  1. Efendim bizim bir isnad geleneğimiz vardır.
    Garibce bu öyküyü rivayete dayalı olarak kaleme almıştı.
    Bak şu Allah'ın işine ki bizim Hafiz İstanbul'a gelmiş, büyük hocalardan okumuş ve alanında nice kitaplara imza atan meşhur bir âlim-yazar olmuş. Sonunda olacak bu ya, bu öykü ta onun dikkat nazarlarına kadar ulaşmış. Yazıyı okuyunca olayın kahramanı Hafiz kendisine çok bildik gelmiş, çok gülmüş ve hemen Garibce'ye dönerek olayın bizzat kahramanı olarak öykünün özünde tashihe medar bir durum olmadığını sadece giriş kısmında babasının Alamanya değil de o sırada bir yere gitmiş olduğunu gecikince de komşuların kendisine "Hafiz sen yapabilir misin?" dediklerini ve Kendisinin de kabul ettiğini ve olayın diğer kısmının aynen anlatılanlar gibi cereyan ettiğini bildirmiştir. Böylece Garibce'nin bu öyküsü isnadı hazifli bir rivayet olmaktan çıkmış ve olayı rivayete doğrudan kendisi icazetli hale gelmiştir.
    Allah bu ya! Nelere kadir değil ki!
    Hafız'ımıza uzun ömürler.

    YanıtlaSil
  2. Ahmet Hamdi Furat harika bir hikaye bizim peder de benzer bir organizasyon ile hep kendi kesmiştir sığırı, ta ki 60'a merdiven dayadığı zamanlara kadar. sanırım 1999'du. sığırı yere yatırınca birisi ip vasıtasıyla başını sabitler ya, işte bu işi üstlenen işini yapmadığından sığır pederin eline boynuz vurdu. babamın eli bir kaç ayda kendine gelmişti. açıkcası babam bana da öğretti kesmeyi, i bir kaç kez de yapmışlığımız vakidir, ama o son olaydan sonra ben de işi ehline bırakıyorum.


    Mehmet Erdoğan Hamdiciğim, bu işi ben becerebiliyorum aslında bir iki kere yapmışlığım vardır. hele küçük baş olursa çok keyifli de oluyor, kurban tam bayram havasında geçiyor. ama artık her şey gibi bu işler de değişti, zevki kalmadı. Mekan ve imkan meselesi. Sadece öykü değeri kaldı. Bu arada babana da selam olsun.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...