Ölüm haktır hayat onunla olur şahane
Varlık darlık her şey ölüme olur bahane
Boynunda emanet ahde vefa gerek elbet
Dünya madem fani kaygısın çekmek sana ne
09.01.2021
Ölüm haktır hayat onunla olur şahane
Varlık darlık her şey ölüme olur bahane
Boynunda emanet ahde vefa gerek elbet
Dünya madem fani kaygısın çekmek sana ne
09.01.2021
Bugün bir makale okurken şöyle bir cümle ile karşılaştım:
“Hâlbuki hepimiz insanoğlu olarak atılmış pis bir sudan
yaratıldık.”[1]
Bu cümleyi okuyunca bir tuhaf oldum. Yani benim özüm şimdi
pislik miydi? İnsanın özünü oluşturan nüve nasıl pis olurdu!? Belki cümlenin
sahibi ayette geçen “min mâin mehîn” (Secde 32/ 8, Mürselât 77/20) ifadesine
atıfta bulunuyordu.
Agah olmak lazımdır ki din dili kendine özgü bir dildir.
Nesnelere, fiillere bir takım olumlu olumsuz değerler yükler. Bunların
gerçeklikle ilgisi yoktur. Söz gelimi hamr’a “rics” der, bu onun maddî anlamda
pislik olduğunu göstermez. Gıybete “ölü kardeşinin etini yemek” tabir eder.
Gıybet eden tükürse ağzından ne et ne kan dökülür.
Doğrusu ben kendimin “süzme bir öz”den yaratılmış olduğuma
inanıyorum ve beni saygın kılan yaratıcıma da buna sebep her an minnet ve
şükran duyuyorum.
04.12.2020
GARİBCE
ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ
مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۚ
"Sonra onun neslini önemsenmeyen bir suyun özünden
yaratıp sürdürmüştür." (Secde; 8)
اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَٓاءٍ
مَه۪ينٍۙ
"Sizi önemsenmeyen bir sudan yaratmadık mı?" (Mürselât; 20)
(En’am 6/ 163 ve devamını okurken özüme doğdu)
Rabbim Sana tutarım yüzüm
Her daim Sana akar özüm
Gayrıya asla etmem kulluk
Sanadır namazım niyazım
Çalap’sın Sen yoktur şerikin
Hem aşkınsın hemi içkin
Başka isimler uymaz bana
Müslümanım her şeyden ilkin
Kendim işler kendim ederim
“Lâ teziru vâzire”[1] derim
Vuslat için düşerim yola
Hay’dan geldim Hû’ya giderim
Garibce’yim adım Müslüman
İslamlıktır huzura liman
Yol olur mu hiç ondan özge
Habl-i metînim[2] illâ Kur'an
Dua ile!
28.11.2020
GARİBCE
[1] “Lâ teziru
vâziretün vizre uhrâ”= Hiçbir taşıyıcı başkasının günahını taşımaz.
[2]
Sarıldığım kopmaz sağlam ip.
Dünya ahiret sınangası
Seçilir insanların hası
Varsıllara hep şükür gerek
Yoksulsan sana sabır aşı
Gönüllü kulluk ise erek
Fikirle zikir çeker başı
28.11.2020
GARİBCE
Öz yurdun baba ocağı
Sığıncın ana kucağı
Bir kez kopmaya gör hele
Gezinirsin dört bucağı
Nicelerle tanışırsın
Olmazlara alışırsın
Naçar kalıp bilmediğin
Limanlara yanaşırsın
Ak saçlarım oldu kârım
Bitmedi hiç ahu zarım
Duamdır Hakk’a ağsa da
Sılada olsa mezarım
Dua ile!
08.11.2020
GARİBCE
Özel adıdır Allah
Bir tek Çalap’tır ilah
Tüm putlara illallah
Yücedir Rabbim benim!
Esması vardır cemal
Esması vardır celal
Kullukta olmaz melal
Yücedir Rabbim benim!
Allah ahad hem samed
Lütfuna yoktur aded
Nebimiz adı Ahmed
Yücedir Rabbim benim!
Nurudur yerin göğün
Namazımız beş öğün
Övmeye O’nu övün
Yücedir Rabbim benim!
Halku emr O’na özgü
Rahmeti bize bürgü
Kulluk bir ömür örgü
Yücedir Rabbim benim!
Dua ile!
14.10.2020
GARİBCE
Rahmân’dır sevgi dolu
Her şeyden O’dur ulu
Affeder daim kulu
Yücedir Rabbim benim!
Rezzâk’tır verir rızkı
Rızık her kulun hakkı
Ne ki esbabda saklı
Yücedir Rabbim benim!
Settâr’dır örter aybı
Bağışla, çekme kaygı
Affeden bulur saygı
Yücedir Rabbim benim!
Hâlık’ımız var eder
İmanla olmaz keder
Tüm yollar O’na gider
Yücedir Rabbim benim!
Vedûd’dur kulun sever
Sevgi her şeye değer
Varlığın sen O’na ver
Yücedir Rabbim benim!
Rahîm’dir kılar inayet
Gazabını örter rahmet
Affıdır en büyük devlet
Yücedir Rabbim benim!
Selâm’dır esen kılar
Özlere güven salar
Gönül huzurla dolar
Yücedir Rabbim benim!
Gaffâr’dır hem Tevvâb’dır
Hem mebde hem meâddır
Aczin bilen evvâbdır
Yücedir Rabbim benim!
Garibce kul adın anar
Rahmet bürür özü kanar
Gaflet eden odda yanar
Yücedir Rabbim benim!
Dua ile!
13.10.2020
GARİBCE
«زر غبا تزدد حبا»
"Zür gıbben tezded hubben"
"Tatlı gel!"
Bizim kültürde kayınvalide nişanlı/acer damada “Tatlı gel!”
demiş. O da durur mu ertesi günü elinde tatlı çalmış kapıyı. Kayınvalide bakmış
bakmış, "Evladım tatlı gel, tatlı gel!" demiş.
Hadis Ebu Hüreyre için söylenmiş, deniyor. (Usûlü's-Serahsî, I, 340)
Kelime kelime çevirirsek manası şöyle olmalı:
“Ziyaretini eyle seyrek, sevgin artsın giderek!”
Her şeyde olduğu gibi ziyaretlerde de ölçü gerek.
Sevgimiz eksilmesin, artsın diyorsak sevdiklerimizi,
dostlarımızı usandırmamak olmalı erek.
Dua ile!
26.09.2020
GARİBCE
Bizim fukahanın derinliğine kimsenin diyebileceği bir söz yoktur. Ama ne yazık ki bu sadece teşri alanında olmaktadır. Fıkıh kitaplarını mütalaa edenler bunu açıkça görürler.
Ne var ki bu derinlik bir tür körlük de doğurur. Oysa
arzulanan şey, teşriin tekvin ile birlikte ele alınması ve tekvinin öncelenerek
teşriin onun üzerine bina edilmesi olmalıdır.
Mesela “İkra’” oku emrini ele alalım. Bu emir sonucu Kur'an-ı
Kerîm öyle derinlemesine okunmuştur ki yüzlerce ve ciltler dolusu tefsirler
yazılmış ve bir türlü dibi de bulunamamıştır. Hala da yazılmakta ve
anlatılmaktadır.
Okunan kitap teşri’e aittir. Fıkıh alanında ihtiyaç duyulan
şerî ahkam ondan çıkarılmıştır ve hala da çıkarılmaktadır.
Diğer konular da öyledir. Söz gelimi tarih, bilim gibi
konular bile onun derinliklerinden çıkarılabilmektedir.
Oysa bizden asıl istenilen önce tekvini ayetlerin okunması,
onların üzerine kurulu olarak da teşrîî ayetlerin okunması ve yorumlanmasıdır.
Konuyu bir örnekle açıklamak istiyorum:
Bizim kimi fukaha susuzluktan ölme durumunda olan bir kimse
içkiden başka bir şey bulamasa onu içmesi zarurete sebep mubah olmaz, çünkü
içki susuzluğu gidermez, aksine artırır, derler.
Bunu ilk okuduğumda acaba öyle mi diye aklıma bir soru
gelmişti de kendi kendime bir espri ile “Bizim fakihler bu mereti içmemişlerdir
ki gerçekten susuzluğu gideriyor mu, gidermiyor mu bilsinler!” diye geçiştirmiştim.
Sonra tekvinde bunun yeri nedir diye Herbilen’e sordum. O da doktorların
ağzından fukahanın bu tespitini teyit etmez mi? Fukaha adına sevindim. Fakat
fukaha bunu içkinin doğası ve vücuttaki etkisi ve tepkimeler üzerinden
değerlendirmiyor, aksine hadiste içki hakkında kullanılan “dert” oluşu
nitelemesinden hareketle bunu söylüyor. Teşrie mesnet olarak gene teşrie
yaslanıyor.
Sonra içkinin tedavide kullanımı konusunda gene bunun caiz
olmayacağını söylüyorlar. Tedavi olmayı fukaha zaruret olarak görmez. Haydi
diyelim bir ihtiyaç olsun. Dolayısıyla ihtiyaç halinde kullanımına bir kapı
aralanamaz mı? Buna da hayır diyoruz ve hükmümüze Hz. Peygamber (s.a.s.) içkinin
tedavi amaçlı kullanımını yasakladığını ve onun deva değil dert olduğunu
söylediğini gerekçe yapıyoruz.
Bu yazının dert edindiği sorun şu: Susuzluk zaruretine
binaen içki içmenin mubah olmayacağını, içkinin ancak boğaza bir nesne durması
halinde onu aşırmak için başka bir sıvı olmaması halinde zaruret miktarınca
içiminin mubah olacağını söylüyoruz. Tedavi amaçlı kullanımına da izin
vermiyoruz ve gerekçe olarak da gene hadisi delil olarak kullanıyoruz. O yüzden
de içki içeren ilaçların kullanımını da onaylamıyoruz. Aslında içki denilince
içkinin içerdiği etkin madde olan alkolü kastediyoruz. Alkolün ilaç olarak
içimi kabul edilemez. Ancak alkol içeren ilaç vb. olamaz mı? İşte fukahanın
buna da karşı çıkışını hadise dayalı olarak ileri sürmesini tekvinin göz ardı edilerek
sadece teşrie dayalı olarak hüküm verilmesi olarak görüyoruz. Oysa fukaha şöyle
diyebilirdi: Evet hadiste böyle bir niteleme var. Ama dilin değişik amaçlı
kullanım şekillerini dikkate alarak bundan neyin kastedildiğini, alkolün
doğasını öğrendikten ve ilaç yapımında kullanılması halinde de gerçekten her
zaman fayda yerine zarar vermesi özelliğini öğrendikten sonra hadisi âmm bir hakikat
anlamında alır ve hükmümüzü tekvin ile de pekiştirmiş oluruz; içkinin susuzluğu
gidermemesi örneğinde olduğu gibi. Yok, öyle değil de tekvin/ bilim gerçekten
alkolün ilaç ve benzer alanlarda kullanımı halinde insanlık için bir takım yararlı
sonuçlar elde edildiğini ortaya koymuşsa, o takdirde biz hükmü alkolü de içine
alacak şekilde genelleyip her türlü alkol içeren sınai ürünü haram görmek
yerine hadisin bizzat içkinin kendisi ile tedavi olmaya kalkışan kimselerin
tavrını kastettiğini, yani tedavi niyetine rakı/ bira vb. içmeyi anlarız.
Teşrii ona yorarız. Bugün bazı Helal gıdacıların yaptığı gibi alkol ve
türevlerini içeren her türlü ilaç, kozmetik ürün… gibi esas itibariyle ibaha-yı
asliye gereği helal olması gereken nesneleri haram kılmayız.
Hem Allah’ın yerde ve gökte ve bu ikisi arasında her ne
varsa bize lütfetmiş olduğu nimetleri haram kılmak bizim ne haddimize!?
Dua ile!
19.09.2020
GARİBCE
Etiketler: Tekvin teşri, alkol, zaruret
Müstefti yani dini bir sorunu olup da cevabını arayan ve
müftiye halini arzeden kimse için de ilimde rüsuh sahibi, rabbanî ve bilge âlim
gerek.
Tıbbı ezber bilen ve fakat insanı tanımayan doktor olur mu?
İnsan dediğin anı anını tutmayan canlı bir varlıktır. Bugün
sapasağlamdır yarın bakmışsın hasta, eli ayağı tutmaz olmuştur.
Bilge hekim muhatap aldığı hastasını, içinde bulunduğu
duruma göre değerlendirir ve vereceği reçetenin onda ne gibi sonuçlar doğuracağını
hesaba katarak ilaçları ve dozlarını, kullanış biçimlerini vb. belirler.
İnsanlara verdiğiniz din, onlarda ne gibi etkiler
oluşturacak, ne gibi sonuçlara müncer olacaktır?
“Din/ şeriat bu ise ben yokum!” diyen insanların çoğaldığı
bir zamanda sözünü ettiğimiz durum daha bir önem kazanıyor.
Hz. Peygamber (s.a.s.) insanların içinde bulunduğu durumları
değerlendiriyor ve atacağı adımların ne gibi sonuçlara müncer olacağını hesaba
katıyordu. Bunun sonucuna yapmak istediği bazı şeyleri yapmıyor, yapmak
istemediği bazı şeyleri de yapmak zorunda kalıyordu.
Hudeybiye musalahasında sonuçları hesaba katarak ilk etapta
hiç de lehte görünmeyen bazı şartları kabul etmiş ve ihramdan kerhen çıkmıştı.
Aşikâre münafıklık yapan ve Müslüman toplumunun devamlı
huzurunu kaçıran insanları öldürmesini talep edenlere “İnsanların, Muhammed adamlarını
öldürüyor!” diye konuşmalarından endişe ettiğini söylüyor ve isteklerini yerine getirmeye yanaşmıyordu.
Kabe’nin Hz. İbrahim tarafından atılan temelleri üzerinden
yeniden inşa etmeyi arzuluyor ama cahiliye devri anıları henüz taze olan
kavminin tepkisini hesaba katarak buna yanaşmıyordu.
“En faziletli amelin ne olduğu” sorusuna, farklı cevaplar
veriyordu. Çünkü soruyu soranların durumu, kendileri için en hayırlı amelin ne
olduğunu belirlemesini gerektiriyordu. Yani mutlak bir en hayırlı amel yerine
soruyu soran kişinin ihtiyacına uygun düşecek, onun hakkında daha güzel bir
sonuç verecek cevaplar veriyordu.
Bu tavır ashabınca da sürdürülmüştü. Söz gelimi İbn Abbas’a
bir adam gelmiş ve “Bir Müslümanı kasten öldürenin tövbesi kabul olur mu?” diye
sormuştu. İbn Abbas da “Asla olmaz, onun yeri cehennemdir!” diye kapıyı
kapatmıştı. Soru soran ayrılınca yanındakiler: “Sen böyle mi fetva veriyorsun?
Oysa sen bize kâtilin de tövbesinin
mümkün olduğunu söylerdin”? dediklerinde “Öyle ama ben bu adamın bir mümini
öldürmeyi aklına koymuş öfkeli biri olduğunu gördüm, düşüncesinden vazgeçirmeyi
amaçlayarak öyle söyledim!” demiştir. (Kurtubî, IV, 97).
Abdullah b. Mugaffel’e (ö. 59/679) bir kadın gelmiş ve ona “Zina
etmiş, gebe kalmış ve doğurunca da durumunu örtbas için çocuğunu öldürmüş bir
kadının durumu nedir?” demiş, İbn Mugaffel de “Ne olacak? Tabii ki Cehennem!”
demiş. Bunun üzerine kadın ağlayarak oradan ayrılmış. Kadının bu tepkisi
üzerine İbn Mugaffel kadını geri çağırmış ve “Ben senin hakkında şu iki
durumdan birini düşünüyorum” demiş ve şu ayeti okumuş:
وَمَنْ يَعْمَلْ سُٓوءاً اَوْ يَظْلِمْ
نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّٰهَ يَجِدِ اللّٰهَ غَفُوراً رَح۪يماً
"Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra
Allah’tan mağfiret dilerse, Allah’ı çok yarlığayıcı ve esirgeyici
bulacaktır." (Nisâ 4/110)
Bunu duyan kadın gözyaşlarını silmiş ve oradan ayrılmış. (Taberî)
İbn Mugaffel, kadının fuhuştan uzak durması ve tövbe etmesi
için verdiği sert cevaba beklemediği tepkiyi göstermesi üzerine, onun cevabı
sebebiyle tümden umutsuzluğa düşüp ya intihar edeceği ya da fuhuş bataklığına
sürükleneceği endişesine kapılmış ve ilk cevabını terkederek kadının içinde
bulunduğu duruma ve haleti ruhiyesine daha uygun düşen bu ikinci cevabı
vermiştir.
Demek ki, her yer ve zaman için geçerli tek cevap yok.
Müfti fetvasını verirken mutlaka işin sonunu düşünecek.
Verilen fetvanın müsteftide ne gibi etkisi olacağını, nasıl bir sonuç
doğuracağını hesaba katacak.
Türkümüz bile bize böyle söylüyor:
Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi?
Sen bu işin sonunu düşünmedin mi?
Dua ile!
08.09.2020
GARİBCE