12 Nisan 2017 Çarşamba

Gidişattan Garibce bizarım Vallah ben bu FEYS’e sitemkârım



Ah Feys, ah! Kaçın kurası cindin ve söyle hangi lambadan çıktın. Sahip kimdi ve sen neydin? Ahir zamandır, dünyamıza girdin, bir kara delik gibi bizi dipsiz bir kuyuya çektin. Üst üste, yan yana, alt alta, kol kola bir ağ içinde bizi birbirimize, hepimizi de kendine bende ettin.
An itibariyle beş bin arkadaşım var, yüzlerce de bekleyenim. Bencileyin asosyal bir ilim talibinin bu denli sosyal olması senin kerametine burhan olmaya kâfi değil midir? Hal böyle iken sana nasıl minnet etmeyeyim? Bir an sensizliği düşünüyorum, kendimi boşluğa düşüyor görüyorum. Belli ki artık sensiz edemez olduk. Senle birbirimizi bulduk, uzakları yakın, yakınları uzak ettik.
Bak şimdi bunca arkadaşım var, lakin nedense yalnızlık girdabı beni daha da beter sarar. Sabah yataktan kalktığımda o beş bin kişiden bakarım eser yok. Kahvaltımı her daim yalnızlığımı paylaştığım kırk yıllık eşim hazırlar, beni o yolcu eder. Yolumu o bekler. Dönüşümde karnımı o doyurur. Her ne zaman hastalanıp yatağa düşsem başımı o dizine alır, boncuk boncuk terlerimi o siler, kuruyan dudaklarımı o ıslatır, üzerime o titrer. Çalışırken üşümeyeyim diye beni o kollar, her ne canım çekse söylemeye bile hacet kalmaksızın kendiliğinden o tedarik eder.
Acil bir durumda imdadıma senin yüzünden artık kapılarını çalmayı unuttuğum komşum koşar.
Gözlerim derdimi dinleyecek, bana katlanacak gözler arar. Yaramı hala kaldıysa -biraz da senin yüzünden- gerçek dostlar sarar. Senin dipsiz kuyundaki beş bin kişi var ya onlar ne arar ne sorar.
Eskiden düşünüyorsanız vardınız. Şimdi sayende görünüyorsak varız. Eğer görünmüyorsak zaten yokuz. O halde niye sorsun ki zaten. Falanca lüks mekânda yediğimiz yemekleri, içtiğimiz kahveleri, höpürdettiğimiz nargileleri, yaktığımız mangalları sende paylaşmazsak yemiş içmiş sayılmazdık ki? “Yediğin içtiğin senin olsun gördüğün güzellerden/ güzelliklerden bahset!” diyen atalara inat her ne yedi ve içti sek sende onları paylaşmadıkça ne yemiş gibi ne de içmiş gibi olduk.
Hz. Ömer’in gözünde kadın nasılsa sen de bizde öylesin; ne senle oluyor ne de sensiz!
Bizi öğüterek, bizi tüketerek besleniyor ve her gün ahtapot gibi bizi sarmalına alıyor, varlığımızı yokluğumuzu sen kendin üzerinden gerçekleştiriyorsun.
Bilemedik sen salih bir eş gibi dünya metaının en hayırlısı mısın? Yoksa hayırsız eş gibi en belalısı mısın?
Yavuz hırsız mısın? Getir, gelmiyor, kov gitsin, gitmiyor. Bırak sen gel? Bırakmıyor.
Sana ve paylaşımlara bakınca dünyanın cennet, arkadaşlarımın da hep cennetlik oluğunu düşünüp zaman zaman kendimden utanıyorum. Hikmet çağlayanı gibi bin bir oluktan hikmet akıyor, bilgi sağanağı afakı tutuyor. Ama bunlar kendi gerçekliğimize yansımıyor. Neden diyorum? Zaten sanal diyorlar.
Bilemedim vesselam. İyi misin kötü mü? Sarmalındaki ben, sahip miyim, sıradaki kurban mı, tükettiğin bir nesne mi?
Dünya gibisin; talak-ı selase ile kaç defadır boşayayım aramızda beynûnet-i kübrâ[1] oluşsun dedim; ne dilim vardı ne elim. Ben de hakkında “Lâ hayra fîhâ velâ büdde minhâ”[2] dedim. Başka da bir şey edemedim.
Bakalım akıbet ne ola!
Kıyamet alameti misin?
Yoksa kıyametimizin kendisi mi?

Dua ile!
12.04.2017
GARİBCE






[1] Eşlerin yeniden bir araya gelmesine imkan vermeyen kesin boşama şekli.
[2] Onda hayır yok lakin onsuz da bir türlü olmuyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...