18 Mart 2018 Pazar

Kadınım, yumuşak karnım!



Garibce nazarında günümüzün İslam adına en büyük problemi Kadın sorunudur. Kadın İslam’ın ve Müslümanların “yumuşak karnı”dır; en hassas ve savunmasız olan yerimizdir. O yüzden de hem içeriden hem dışarıdan hücum eden herkes “Kadın!” diye diye vuruyor. Çok da etkili oluyor, hani.
Hani bir hikâye vardır ya, baba çocuğunu parka götürmek istemez, fakat söz vermiştir. Aklına bir fikir gelir ve dünya haritası yapbozunu çocuğa verir eğer yaparsa götüreceğini söyler. Kendince bahanesi güçlüdür, nasıl olsa yapamaz, koskoca dünya haritasını kendisi bile ha deyince düzeltemez. Çocuk nereden yapabilsin düşüncesiyle rahat eder. Lakin çok sürmez çocuk gelir, “Baba yaptım, haydi gidelim!” diye tutturur. Baba inanmaz, ama çocuk gerçekten yapmıştır. “Oğlum nasıl yaptın?” der, hayretle! Çocuk haritanın arkasındaki bir insan fotoğrafını keşfetmiş, onu düzelterek de dünya haritasını yerli yerine koyuvermiş. Bilgiç bir eda ile de “Ne var baba. Ben insanı düzelttim, dünya düzeldi!” demiş.
Aha ben de diyorum ki, “Siz kadını düzeltin. İslam da kendiliğinden düzelecektir.”
Kadını düzeltin derken, sağını solunu yontun anlamında değil elbet. Kadınlarla ilgili sorunları kastediyoruz.
Ama derseniz ki “Kadınla ilgili ne sorun olacak ki?! Kadın kendini düzeltmeli!” O başka.
“Yahu tamam, biraz o kendini düzeltsin biraz da biz düzgün bakalım olmaz mı?”
“Olmaaaz!”
“Neden olmaz!”
“Çünkü kadın eğe kemiği gibi özünde eğri. Eğrinin hiç doğru gölgesi mi olur? Onu yola getirecek tek şey, sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmemek!”
“Vay, vay vay!”
“Ne olmuş yani, bizde daha ne alası var!”
“Merak işte. Bir an ‘bunu diyen yoksa o sıpaların büyümüş hali mi?’ diye düşündüm de.”
----
Atadan tevarüs edilen bakış bu olunca haydi çöz bakalım nasıl çözeceksen.
Sahi bu kadın kimdi? Düşündüm: Beni dokuz ay karnında, iki yıl kucağında ve bir ömür boyu yüreğinde taşıyan canım annemdi, koklamaya kıyamadığım ciğerparem kızımdı, anne yarısı halamdı, teyzemdi. Ve ömrüne mukabil ömrümü verdiğim eşimdi.
Neresinde eğrilik diye baktım. Mücessem bir şefkat gördüm. Yavrusunu bağrına basıp üzerine eğilmesi miydi, eşine sarılması mıydı, karındaşına kanat germesi miydi sözü edilen eğrilik, bilemedim. Hal böyle iken hala var diye düşünüyor idiysem eğer bu benim bakışımda olmalı dedim ve utandım.
Cümlesine selam olsun!
Dua ile!
18.03.2018
GARİBCE



17 Mart 2018 Cumartesi

"Atıyorum!"



“Atıyorum!”
“Oğlum/ kızım, neyi atıyorsun?”
Afallıyor.
“Ne yani?”
“Yahu iki de birde atıyorum diyorsun ya, ben de merak ettim, soruyorum neyi atıyorsun, hem niye atıyorsun?! diye?”
“İlahi hocam!”
“İlahi oğlum/ kızım!”
Biz bu dil ile nasıl ifadeyi meramda bulunacağız bilmiyorum.
“-Aynen!” dediğinizi duyar gibiyim.
“Evet aynen! Aynen öyle işte!”
Yahu biz bu trentlerin elinde kedinin oyuncağı olmuş fare gibi mi olacaktık.
Bir ara “Hocam!” hitabı yaygınmış, tanımadığım bir esnafın iş yerine girdiğimde beni “Buyur Hocam!” diye karşıladığında epey bir sevinmiştim. Nihayet hoca olduğumu anlayanlar da çıkıyor diye, lakin sevincimiz kursağımızda kalmıştı, zira çok geçmeden gördüm ki adam herkese “Hocam” diye hitap ediyor.
Dün bana ne yapmalarını tavsiye etmemi isteyen Şehir Üniversitesinden gençler geldi. Talip olmaya hevesli gençlerdi. Onlara din tahsili namına ne tavsiye ettim biliyor musunuz?
“Her şeyden önce dilinizi öğrenin!” dedim.
İçinden “Aynen!” diye mukabele eden oldu mu hatırlamıyorum, ama ben deyim:
“Aynen böyle dedim, işte!”
“Ana dilinizi öğrenin, bir de analarınızın dilini öğrenin. Gerisi kolay!” dedim onlara.
Hadiste de geçtiği için, çocuk annesinin memesini emerken ne yapar dedim, Arapçası Mass etmek olan fiilin Türkçesini sordum. Bilen çıkmadı. Müslim tercüme ve Şerhini yapan A. Davudoğlu hoca merhum biliyor muydu, o da bilmiyordu. Çünkü “La tuharrimü’l-massatu vela’l-massatêni” hadisini “Bir veya iki massa hürmet ispat etmez”[1] diye çevirmişti.
Hoca bilmezse talebesi nerden ve nasıl bilecek?
Sonra Abdest ayetindeki “Ka’beyn”i sordum, topuk deyiverdiler. Çünkü ilmihallerde/ meallerde hep topuk diyordu. Onlara ayakkabımı çıkarıp ayağımın arkasındaki topak kısmı göstererek “topuk işte burasıdır!” dedim ve ayette geçen yerin bileklerdeki çıkıntı kısım olduğunu gösterdim. (Laf aramızda Türkçesinden ben de emin olmadığım için onlara söylemedim) .
Abdestte “el ve ayak parmaklarını hilallemek” nedir diye sordum, hepsi de biliyordu. Hemen gösterdiler. İye de bunun “hilal” ile ilgisi nedir dedim. Tabi bilemediler. Gökteki hilalle ne ilgisi olabilirdi ki. Aslının noktalı Hı ile “Hılâl” olduğunu, ama çevirenlerin yeterli Türkçe bilmedikleri için kelimeyi olduğu gibi alıp Türkçe ekle anlam vermeye kalkıştıklarını, arkadan gelenlerin de aynı şeyi hep sürdürdüklerini söyledim.  Oysa kelimenin Türkçe karşılığı parmak aralarının ovulması idi. Bunu ilk duyan da anlardı. Ama hilallemeyi ilk kez duyan bir çocuk ne kastettiğini nerden bilsindi…
İşte böyle.
Herkes din alıp din satıyor.
Uydu mu uymadı mı kimse bakmıyor.
Din diye de, mutlak itaati gerekli görüyor.
 Ve kimileri de kendi karın gurultusunu din diye sunup insanlardan mutlak teslimiyet bekliyor.
Din adına zartasına “Yerhamükallah! bekleyenler bile çıkıyor..
Ey Talip! İşte durum böyle. Ben derim ki ana diliniz olan Türkçeyi çok iyi öğrenin. Analarınızın dili olan (Peygamber hanımları müminlerin anneleridir) Arapça’yı da çok iyi öğrenin.
Gerisi kolay!
Dua ile!
17.03.2018
GARİBCE




[1] Bir sonraki hadisi de “Bir ve iki imlâce hürmet ispat etmez” şeklinde çevirmiştir. (bk. Sahih-i Müslim Tercüme ve  Şerhi, VII, 366)

Şehadet/ şehitlik



Şehadet/ şehitlik tanıklık demektir. Hak davanın can bahasına ardında durmaktır. Ama hiçbir zaman hayatın amacı değildir. İnsanın varoluş amacı, halife olarak insanca yaşamak ve varlık amacını gerçekleştirmektir. Şehadet, bu uğurda gerekirse canın ortaya konulmasıdır.
Şehadetin bu dünyada bedeli, geride kalanlara bedeli canla ödenmiş bir vatan bırakmaktır. Öbür dünyadaki bedeli ise Allah’ın satın aldığına bedel kıldığı cennetlerdir, sonsuz bir hayattır.
Dua ile!
17.03.2018
GARİBCE

8 Mart 2018 Perşembe

Bir Bütünün Boyutları Olarak İnançlar, Eylemler Ve Erdemler

Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Erdoğan, “Bir Bütünün Boyutları Olarak İnançlar, Eylemler Ve Erdemler”Başlıklı Konferans Verdi
Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Erdoğan, Küreselleşen Dünya’da İslam İmajı III isimli proje kapsamında, ilahiyat fakültesi Mavi Salonda bir konferans verdi.
Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre,“Bir Bütünün Boyutları Olarak İnançlar, Eylemler ve Erdemler” başlığını taşıyan konferansta önemli başlıkların ele alındığı belirtildi.
Prof. Dr. Mehmet Erdoğan ; “Din İnsanı Bir Bütün Olarak Ele Alır”
Prof. Dr. Mehmet Erdoğan konferansında; “Din insanlığa cevap olmak üzere gelir. İnsanın doğasına ve tür olarak tüm ihtiyaçlarına ayna tutar. İnsanın inanç, eylem ve erdem olmak üzere üç boyutu vardır. Allah. Lutf-ı ilahi olarak insanlığa iki safhada hidayet eder. Birincisi halk/tekvin yani yaratma aşamasında donatarak. Diğeri de el-emr/teşri aşamasında katından indirdiği ile yol göstererek. Bu ikincisi birinciye kullanım kılavuzu yazmak kabilindendir. Din insanı bir bütün olarak ele alır ve onu her an yemiş veren hoş / görkemli ağaç gibi erdemli bir insan olmasının imkanlarını sunar.
Bu gerçeklikten hareketle İslam adına oluşan ilimler de bu üç boyutlu ağaç (şecere-i tayyibe) metaforu üzerinden temellendirilmeli ve iş bölümü yapmalı. Usule tekabül edenler inançları, gövdeye tekabül edenler davranışları, yemişe tekabül edenler de erdemleri esas ve hedef almalıdır. Erdemler, ilk ikinin hem tabii sonucu hem de nihai amacı olmalıdır.
Din bizden insanı inançları, eylemleri ve erdemleri ile bir bütün olarak ele almamızı ve gelişim süreçlerini bu kabule göre tamamlamamızı istemektedir. Aksi halde peygamberliğin nihai amacı olan insani erdemlerin (mekarim-i ahlak) tamama erdirilmesi mümkün olmayacaktır.” Dedi.

4 Mart 2018 Pazar

Acırsanız acınırsınız!



Acırsanız acınırsınız!

Rahman ve Rahim olan Allah adına/ adıyla!
Geçenlerde bir arkadaş sanki bir kaziyyeyi muhkeme imiş gibi “Acırsanız acınırsınız!” dedi.
Ben de “Sadakallahulazîm!” deyiverdim.
“Yok ya ayet değil!” dedi.
Dedim: Öyle ise “Sadaka rasulullah!”
Dedi: “Hadis de değil.”
Dedim: “Ne o zaman?”
“Bilmem! Bugünlerde herkes söylüyor ben de söylüyorum” dedi.
Garibce olarak bu sözü düşündüm, düşündüm, tarttım, ölçtüm, biçtim. Ne kitapta ne Sünnette yerini bulamadım. Bu söz bana Müslümanca gelmedi.
Bir kere gelenekte adaletten öte ihsan diye bir mertebe var.
Affetme var.
Hoşgörü ve bağışlama var.
Peki, kimi hoş görüp, kimi bağışlayacaksınız?
Elbette size kötülük edenleri bağışlayıp, size iyi davranmayanlara karşı hoş görülü olacaksınız.
Dostlarınıza ve size iyilik edenlere değil herhalde. Onlara karşılığınız olsa olsa teşekkür ve mükâfat olur.
Hem gelenekte şefaat diye bir şey var. “Peki, kime?” denilecek olursa cevabı da hazırdır: “Ümmetimden büyük günah işleyenlere!”[1]
Ya şefaat yok, ya da şefaat iyi bir şey değil!
Eğer var ve iyi bir şey ise yukarıdaki söz Müslümanca değil.
Siz Uhud’da canlarını size siper edenleri bağışlamayacaksınız. Bağışlayacaksanız sizin canınıza kastedenleri, Can Hamzaların karınlarını deşen Vahşileri affedip bağışlayacaksınız. Bağışlayacaksınız ki sizin için erdem olsun, ihsan olsun, davanız izzet bulsun.
Kimse İslam adına suçluyu, suçu miktarınca cezalandırmayın, diyemez. Çünkü bu adalet olur. Cezalandırmaz, kayırır, geciktirir, sümenaltı ederseniz adaletsizlik olur.
Ama bu tecziye, suçun tam teşekküllü olarak işlendiğinin ispatı halindedir. Bu durumda yani suçun kesin olarak ispatı halinde cezalandırma gereklidir ve sınır çizgileri mesabesinde olan Allah’ın hadlerinin uygulanmasında kimsenin acıyacağı da tutmamalıdır. Bu konuda ayırdım yapılmaksızın herkese karşı kesin bir tavır ve kararlılık gösterilmelidir. Muhammed’in kızı Fatıma da olsa hak eden, hak ettiği cezayı hem bilmeli hem de bulmalıdır. Bu Allah’ın bir emridir[2].
Buna mukabil suçun ispatı öncesi Müslümanca tavır olabildiğince örtücü ve şek ile (% 50’lik bir bilgi olması halinde) hadlerin defedilmesi tavrıdır.
Müslümanca tavır: “Affetmede edeceğiniz hatanın, cezalandırmada edeceğiniz hatadan daha hayırlı olduğuna”[3] inanmanız ve gereğini yapmanızdır.
Hem siz yeryüzündekilere merhamet edin ki, gökteki de size merhamet etsin.[4]
Bu itibarla yukarıdaki sözü her kim telkin ve terviç ediyorsa yanlış yapıyor.
Allah’ın doksan dokuz güzel ismi var; bunlardan kimi cemal kimi celal tecellisi içindir. Ama Müslümanın hayatının her anında ve her davranışında şiarı ona besmele yani Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla/ adına başlamasıdır.
Kuşatıcı olan budur.
“Müntakim” ismini bile Rahman ve Rahîm Olan’ın ismi bilmektir.
Müslümanca olan tavır budur.
Garibce bir avazdır.
Duyan duyar, uyan uyar.
Duyanlara, uyanlara selam olsun!
Dua ile!
04.03.2018
GARİBCE




[1]  شفاعتِي لأهلِ الكبائرِ من أمتي
[2] اَلزَّانِيَةُ وَالزَّان۪ي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍۖ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۚ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَٓائِفَةٌ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ
"Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüz sopa vurun. Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dinini uygulama hususunda o ikisine karşı merhamet duygusuna kapılmayın."  (Nûr; 2)
[3]  ادرؤوا الحدودَ عن المسلمين ما استطعتم ، فإن كان له مخرجٌ فخلوا سبيلَه ، فإن الإمامَ إن يُخْطِئْ في العفوِ خيرٌ من أن يخطئَ في العقوبةِ
[4] من لا يَرْحَمْ مَن في الأرضِ لا يَرْحَمُهُ مَن في السماءِ




[1]  شفاعتِي لأهلِ الكبائرِ من أمتي
[2] اَلزَّانِيَةُ وَالزَّان۪ي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍۖ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۚ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَٓائِفَةٌ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ
"Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüz sopa vurun. Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dinini uygulama hususunda o ikisine karşı merhamet duygusuna kapılmayın."  (Nûr; 2)
[3]  ادرؤوا الحدودَ عن المسلمين ما استطعتم ، فإن كان له مخرجٌ فخلوا سبيلَه ، فإن الإمامَ إن يُخْطِئْ في العفوِ خيرٌ من أن يخطئَ في العقوبةِ

21 Ocak 2018 Pazar

Can pazarında can satana!



Pak izinden gidip de atanın
Uğrunda bu güzelim vatanın
Şu can pazarında can satanın
Ufkunda hayran ne şehitler var

Şüheda etmiş yurdum hediye
Erat koşar cepheden cepheye
Bari canına can katam diye
Ardında kan veren yiğitler var

Bilmesem de hoş Fizan neresi
Nerem acısa canım orası
Hıyanetin onulmaz yarası
Sarmaya müheyya Mehmetler var

Dua ile!
21.01.2018
GARİBCE



18 Ocak 2018 Perşembe

Ya sen olmasaydın şeytanım!


Bazen geliyor da hatıra
Ettiklerim sığmaz satıra
Kimlere ederdim fatura
Ya sen olmasaydın şeytanım

Bir de söverdim zamana
Şer akıtıyor diye bana
Şu kalbim hayra idi ayna
Ger sen dolmasaydın şeytanım

Madem ki sen oldun kaderim
Sen fitle, ben onu ederim
Bahanem hazır, şeytan derim
Şerri hep sen yaydın şeytanım

Zehrinle acır da aşlarım
Seni aramaya başlarım
Cemeratta bulur taşlarım
Gayrı gözüm aydın şeytanım

Dua ile!
18.01.2018
GARİBCE



14 Ocak 2018 Pazar

El ile gelen düğün bayram



Derdim var diye inlersin
Gayrı asude bilirsin
Ne zaman gayrı dinlersin
Derdime bin şükür dersin

Çınladı kulağıma erdi
Rahmetli babam şöyle derdi:
Her kulunun bir derdi vardır
Değirmencinin de su derdi

 Özlem koksa da buram buram
Yansa da anam aha şuram
Madem herkesin derdi var
El ile gelen düğün bayram

Garibce gel edelim şükür
Nankör mahluk yüzüne tükür
Hem eşlik etsin hamdimize
Akılda fikir dilde zikir

Dua ile!
14.01.2018
GARİBCE



1 Ocak 2018 Pazartesi

Selam olsun bizim illere Türkümüz söyleyen dillere




Selam olsun bizim illere
Türkümüz söyleyen dillere
Yarin bekleyen güzellere
Geçit bellere selam olsun


Dert daüssıla kime soram
Anınca sızlar aha şuram
Yurt kokusuyla buram buram
Esen yellere selam olsun

Çırpınır ihtiras ağında
Umut biter gençlik çağında
Diken sarmış viran bağında
Açan güllere selam olsun


Boyun verir mi sandın yılkı
Ahlar ağar da bulur yankı
Ceberut sultanlara hakkı
Diyen dillere selam olsun

Güven verir daim işinde
Canısını arar eşinde
Bir ömür hep sevda peşinde
Göynük dillere selam olsun

Garibce’yim aynadır özüm
Cümleye güven vermek ülküm
Elbet benim de var bir türküm
Çalan tellere selam olsun

Dua ile!
01.01.2018
GARİBCE


Zamana olur mu baha Alında bir çizik daha



Gitti sene geldi sene
Bilsem ki acep farkı ne
Ne götürdü geçen sene
Ne getirir gelen sene

Zamana olur mu baha
Alında bir çizik daha
Yenisini beklerdin ya
O da geldi işte aha

Kutladım bildin mi niye
Bak hesabı verdim diye
Karalandı koca defter
Yeni bir defter hediye

Gidenle hep bitsin acım
Yeni yıl sen ol baş tacım
Avansa pek bir alıştım
Tatil olsun başlangıcım

Garibce netsin neylesin
İbretle nazar eylesin
Geçen nasıl geçti ise
Bu da öylece bilesin

Dua ile!
01.01.2018
GARİBCE


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...