12 Aralık 2015 Cumartesi

Kerâmet öptüğün taşta değil



Hararet narda dır sac'da değildir
Kerâmet sendedir tac'da değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs'te Mekke'de hac'da değildir
Hacı Bektaşı Veli

İnsanlıktan al nasip eyle gayret
Boşa mı sandın bunca bin bir ayet
Haccedip de arınmadıysan şayet
Kerâmet öptüğün taşta değildir

Aslan yok kral sanır kendin çakal
Fakihmolur kıylukal ile nakkal
Nice cehli katmer görün ak sakal
Bilmez akıl koca yaşta değildir

Ağlasa bir öksüz göz yaşın silmez
Akrana somurtur hiç yüzü gülmez
Huri gılman ister lakin yolun bilmez
Uçmağın yolu firaşta değildir

Ayrım yaparsın bakıp da rengine
Fakire horluk itibar zengine
Daha söz geçiremezsin kendine
Pehlivan yıkan güreşte değildir

Mamelek havzına lağım sızanda
Hiç huzur olur mu gözün yumanda
Helal lokmana haram katanda
Katlin ağuda bil aşta değildir

Garibceye ne lazım servetü saman
Adını bizzat Allah koymuş Müslüman
Müseyyeblik mi aman aman el aman
Bezm-i elestten beri boşta değildir

Dua ile!
12.12.2015

GARİBCE

Fitne ateşin salar bağnazlık



Ebu Hanife hadis bilmezdi
Bilse de hem işine gelmezdi
Adı anmaya bile değmezdi
İşte böyle yaftalar bağnazlık

Nursuzdur aklı karanlık zifir
Farklı olanlara hazmı sıfır
Damga hazır basar alna kafir
İşte böyle softalar bağnazlık

Allah yaratmış farklı farklı
Kimi düzdür kimi yandan çarklı
Kimi çarıklı olur kimi sarıklı
Bilmez tahammül dalar bağnazlık

Yoktur davası ki çeksin çile
Özde zehri var akıtır dile
Nice canlar masum olsa bile
Fitne ateşin salar bağnazlık

Bilmez ki gözünde at gözlüğü
Kendinde sanır hakkın sözlüğü
Vuslatı Hakka varan düzlüğü
Aşılmaz yokuş kılar bağnazlık

Odun çokmuş hiç korkar mı ateş
Nice harabe üzre doğar güneş
Fitne katilden beter olur mu eş
Toprağı kanla sular bağnazlık

Garibce hak söyler tut sözünü
Gerçekliği gör aç da gözünü
Çevirirsen bil Haktan yüzünü
Din olur kalbe dolar bağnazlık

Dua ile!
12.12.2015

GARİBCE

11 Aralık 2015 Cuma

İşte erdik gene geldi Cuma gecesi



İşte erdik gene geldi Cuma gecesi
Kefaret olması mümine güvencesi
Mahşer olur camiler  Beytullah şubesi
Sarar cümleyi haftalık bayram olur

Cuma olmalı vesile sılayı rahma
Ey dost başka yerde zinhar huzur arama
Bugün bile yok mu merhem olmak yarama
Bayramda küslükler katmerli haram olur

Davran biraz koşup tahsil eyle sevabı
Kulak kesil de  hutbeye  anla hitabı
İbret al oku  düşürme elden kitabı
Felah budur ve illa sonu dram olur

Cuma da olsa yok tatil işine yürü
İza kudiyetü’s-salatü fenteşirû
Yatmak niye yarım kalmış işler bir sürü
Üstesinden gelmek saye ancak ram olur

Garibceyim alırım öğüt verdiğimden
Lal olsa da dilim söylerim derdimden
Fezekkir fahvasına başlarım kendimden
Yolumda lütfuyla belki ışıyan çıram olur

Dua ile!
09.12.2015

GARİBCE

10 Aralık 2015 Perşembe

Hangisi daha sevap? Hacamat olmak mı? Kan vermek mi?


Bu günlerde Kızılayımız Fakültemizde kan alma hizmeti veriyor. Buna sebep ben de öğrencilerime tavsiye de bulundum, onları teşvik edip yüreklendirmeye çalıştım. Çıkarken sınıftan bir öğrencimiz “Hocam! Hacamat olmak mı daha sevap yoksa kan vermek mi?” diye sordu.
Cevaben dedim ki: Kıyas bile kabul etmez. Kan vermek, belki bir insanın yeniden hayata dönmesini temin etmek demektir. Bir insana hayat vermek ise bütün insanlığa hayat vermek gibi sevaplı bir amel-i salihtir.
Hacamat olmaya gelince, kimileri bunu her ne kadar sünnet diye lanse etse de  bir kere Hz. Peygamber’in tıp alanında yapmış olduğu uygulama ve tavsiyeler Şah Veliyyullah ed-Dihlveî’nin de dediği gibi risaletin tebliği kabilinden değildir. Bu itibarla bunların risaletin tebliği kabilinden olan tasarruflarıyla eşdeğerde tutmak doğru olmaz.
Diğer yandan Hz. Peygamber’in tıpla ilgili tavsiyeleri üzerine kuruludur. Bu itibarla bunlar içinde modern tıp teknikleri karşısında eskimiş, devrini tamamlamış yöntemler de olabilir.
Buna rağmen haydi diyelim ki hacamat vücuda yararlıdır ve yapılmasında fayda hasıl olmaktadır. Bu haliyle o yıkanmanın ve ekzersiz yapmanın vücuda yararlı olması gibi bir özellik taşır ve faydası kişinin kendisi ile sınırlıdır. Oysa kan vermek vücuda yararlı olduğu gibi daha çok başkalarının hayatını kurtarma ve nicelerini hayata yeniden tutunma ve döndürme işlevi görür. Yani faydası sadece verenin kendisinde kalmayıp başkalarına da sirayet eder. Hal böyle iken bu ikisi nasıl kıyas edilebilir ki?
Şu da var: Vermenin en yücesi yüce değerler uğruna canı feda etmektir ki ona şehadet denmektedir ve onun dengi başka bir sevap yoktur.
Ondan sonra geleni de insanın, kendisinin artık ihtiyaç duymayacağı ya da onsuz bir şekilde idare edebileceği organlarını bağışlamasıdır. Beyin ölümü halinde organların bağışlanması ya da karaciğer, kemik iliği gibi yenilenebilir organlarından bir kısmının bağışlanması gibi.
Ondan sonra da kan gibi insan vücudunun ürettiği bir başkaları için hayat verici şeylerdir.
İhlasa göre bire yedi yüz ve daha fazla veren mal vermek ise ancak onlardan sonra gelebilir.
Şahsen ben böyle inanıyor ve öyle biliyorum. Ne dersiniz?
Bu arada kan verdiniz mi?
Dua ile!
08.12.2015

GARİBCE 

9 Aralık 2015 Çarşamba

Hayat dediğin bir oyun ve eğlence.



Hayat dediğin bir oyun ve eğlence.
Biraz da biz eğlenmişiz sanki çok mu.
Neme lazım yok hesaptır yok güvence
Şöyle gamsız geçen bir günümüz yok mu

el-malu ve’l-benun ziynetü’l-hayat
Hayrolansa el-bakiyâtu’s-sâlihât
Yığılınca mallar esirgenip de zekat
Fitne olup kalbe saplanan ok mu

Ve kadın aldı aklını başından ademin
Ve oldu sonra her daim gündemin
Bilmen dilin düğüm olur söz demin
Anı çözdürmeye lazım gelen şok mu

Kadındır hep fitne aklını alanda
Pakdır özü necaset bile dolanda
Nice cürufat var ateşe dalanda
Çıkar Garibce anda cevher mi .ok mu

Dua ile!
09.12.2015

GARİBCE

Ah Huzur ah!



Huzur arıyorum huzur çıkmışım damda
Hazır kaçırmışım da elimden yuvamda
Ah benim aptal başım zehreyledin aşım
Şimdi yollara saldın ardından rüyamda

Avcumun içindeydi bakmadım yüzüne
Meramın bilemedim bakıp da gözüne
Ne devletmiş meğer yüzüm sürmek dizine
Kayıp da elimden yadın kaldı hülyamda

Ah huzur nerdesin şimdi çölde serap mı
Fidye-i necatın cehennemde azap mı
Kadir bilmezlere Rahman’dan gazap mı
Yetmez mi hasretin gel gayrı dünyamda

Ah huzur ben ettim sen etme rahmeyle
Garibceyim lâlım bana dilimle söyle
Eziğim, hak ettim, lakin gel, bakma öyle
Minnetim hep anmak olur seni duamda

Dua ile!
09.12.2015

GARİBCE 

8 Aralık 2015 Salı

Öğrencimin paltosunun düğmesini diktim


İğnenin yurdu mu dedin? O da ne?


Bir kaç gündür aynı öğrenciyi görüyorum. Bugün de geldi. “Hocam siz ne hocasısınız” dedi. Ben de “neye benziyorum” dedim. “Tefsir” dedi. “Yok” dedim. “Fıkıh” dedi “He” dedim. “O zaman size bir soru sorayım hocam” dedi ve sorusunu sorarken ben de biraz takılır gibi ederken paltosunun düğmesi düşüverdi.  Eğildi aldı. “Ne yapacaksın onu şimdi” dedim. “Diktireceğim” dedi. “Kime” dedim “Terziye” dedi. “Sen niye dikmiyorsun” dedim. “Ben dikemem ki” dedi. “Nasıl yani bir düğmeyi dikemez misin?” dedim. “Evet!” dedi. Hocalık/ babalık duygularım kabardı, çekmecemden hemen çıkarıp aldığım iğne ipliği eline verdim. “Çıkar paltonu, otur şuraya ve dik bakalım” dedim. “Bilmem ki” dedi. “Öğrenirsin” dedim. Eline iğneyi verdim. Bir süğüm/ uçluk da iplik kopardım. “Tak bakalım şu ipliği şu iğneye” dedim. “Bilmem ki” dedi. Sonra ipliği eline aldı öbür elindeki iğneye dolamaya başladı. Hayret ettim, inanamadım. Resmen ipliği iğneye sarmalıyordu. “Ne yapıyorsun” dedim. “Bilmiyorum ki” dedi. “Ula oğlum iğnenin yurdu olur. Oraya taksana ipliği?” “Ne yurdu hocam!”. “İğnenin deliği, iplik geçecek deliği hani”. Neyse sonunda iğnenin bir yurdu olduğunu gördü ve gözleri keskin ya ilk hamlede de hemen takıverdi. Sonra otur yanıma dedim ve paltosunu çıkarttırdım ve düğmesini hemen dikiverdim. Önce nasıl ipliğin ucuna düğüm çalacağını, iğneyi nasıl batıracağını, iğnenin zor girmesi halinde başparmağının tırnağı ile nasıl ittireceğini, sıkı olmasın diye düğmeyi her tutturuştan sonra altından bir iki kez ipliği nasıl dolayacağını ve sonunda da uçluğu berkiterek işi bitireceğini bir güzel anlattım.
Az önce sorduğu soruya cevap verirken aldığım hazdan da daha çok haz aldım. İyi mi?
Ona gelince epey sevindi belli ki garibim.
İyi hoş güzel de nasıl çocuk yetiştiriyoruz ki üniversite çağındaki bir öğrenci iğnenin yurdu olduğundan habersiz. Hayatında hiç eline iğne iplik almamış, bir kez olsun kendi söküğünü, düşen bir düğmesini dikememiş… Tuhafıma gitti doğrusu.
Sonra geriye doğru ben hatırladım, ilkokulda iken yumurta ile çorapların söküklerinin nasıl dikileceğini uygulamalı olarak öğrenmiştik biz. Şimdilerde belli ki hayatın içinden bir öğretim verilmiyor mu ne?
Geçenlerde de çarpmanın sağlamasını sordum sınıfta bilen olmadı.
Büyükçe bir sayıyı altına bir çizgi çekerek belli bir sayıya nasıl bölersiniz dedim. O nu da bilen olmadı.
Küçüklere takılıyorum. Kerrat cetvelini öğrendiniz mi diye. Daha oraya gelmedik diyorlar. Çarpım tablosunu biliyor musun dediğimde de evet diyorlar.
Nesiller belli ki ortak bir zeminde buluşamıyor.
Ya dil engel oluyor.
Ya görgüsü, tecrübesi, ilgisi, eğlencesi, ülküsü bakımından farklılaşma hatta belki de yabancılaşma oluyor.
Bu gidişata tabi ki gene en büyük görev bize düşüyor. Üniversitede öğrencisine düğme dikmeyi öğretmek de kaderde varsa elbette ki severek yapmamız gerekiyor.
Dua ile!
08.12.2015
GARİBCE 

Kimi gemiye bindik ya maksat hasıl sanır



Kimi yolda ne adap bilir ne erkan tanır
Kimi gemiye bindik ya maksat hâsıl sanır
Gemi sahilde bağlıyken Hakka nasıl varır
Bilmez ki gaye deniz aşrı yelken açmaktır

Açıldın denize tamam macera mı derdin
Hani benim bir vuslat özlemim var derdin
Ne zaman aşıp engelleri sahile erdin
Muştu sana ol demde varış yerin uçmaktır

Dua ile!
08.12.2015

GARİBCE 

5 Aralık 2015 Cumartesi

Sor ki nerde Salahattinler çıkaran ümmet




Şeb-i yeldayı müneccim muvakkit ne bilir,
Müptela-yı gama sor kim geceler kaç saat.
(Sâbit)
------oOo------

Bombalar altında vatan elden ne gelir
Mustazaflara sor ki nasıl içre bir hayat

Alevler içinde yanar nice masum canlar
Yıkmaya gelen canavar eder mi hiç abat

Lime lime yavru bedenler süsler medyayı
Gök ehline sor ki bu nasıl bir kıyamet

Kuds-i şeriftin ağdı göğe ahu enînin
Sor ki nerde Salahattinler çıkaran ümmet

Garibce bir avazım var sessizce ağar
Binlerle ah ile elbet dağılır bu zulmet

Dua ile!

05.12.2015

Mülkü tahammülde bir sabır bin çeker



Yolun keser ise her gün bin bir surat
Vermeseler sana bir an bile rahat
Tutsa da her bir yanı hepten kazurat
Aldırma ha er geç tarih sifon çeker

Nice müptezel sözde geçinir entel
Eski kötü yeni her ne olsa güzel
Sanma bu kavgada düşen sana özel
Mülkü tahammülde bir sabır bin çeker

Dua ile!
05.12.2015

GARİBCE 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...