Corana münasebetiyle halimizi bir daha gözden geçirelim.
Bizim bir inancımız vardı: Hayy’dan gelmek ve Hû’ya gitmek.
Beşikten mezara uzanan hayat çizgisinde tükenmez kalemle yazılmış
kaderimiz vardı, onları değiştirmenin imkânı yok. Ne zaman, nerede ve nasıl
doğduğumuz gibi ne zaman, nerede ve nasıl öleceğimiz de bunlardandı.
Kimi de elimize verilen yazısız deftere kendi elimizle
yazdığımız yazgılardı.
Birinci kısımdan sorumlu değiliz. Değiştirmek için çabalamak
sadece bizi yorar.
İkinci kısım ise zaten bizim kendi elimizle karaladıklarımız.
Bunların silinmesi, değiştirilmesi mümkün gözüküyor. Telafi imkânları her zaman
var.
Umut kapısı hiçbir zaman kapalı değil.
Mesela defterimizde kara bir leke mi gördük, silmek
elimizde. Yolu ise: İyilik. Evet, yapacağımız bir iyilik önceden yaptığımız bir
kötülüğü silebilmemizin imkânı oluyor.
Helalleşme.
Sıla-yı rahim.
Sadaka.
Öze dönme. “Kad eflehâ men tezekkâ”. Arınma. Gönül
aynasını saflaştırma.
Enseyi karartmama!
İmdi şunu bil ki ey dost, hiçbir gece sonsuza kadar sürecek
değildir. “Karanlık gecelerin nurlu sabahı” vardır. Daha önceki bütün
musibetler gibi, bu musibet de elbet bir gün gider, kıyamet sahnelerini andıran
fırtına, tipi, bora, sağanak ardında güneşin yeniden açmadığı bir zaman olmuş
mudur hiç?
O halde güneşin yeniden doğacağı o zaman gelmeden, o zaman
için şimdiden hazır ol.
Ev de mi kaldın. Bunu fırsata çevir. İç dünyana dön, öz
muhasebe yap. Kime ne kötülük ettin hatırla, telafi yolları ara, hak sahipleri
ile helalleş.
Eksiklerini gidermenin yollarını ara.
Allah ile olan gönül bağını sağlamlaştır. İbadetlerine daha
bir sıkı sarıl.
Uzak yakın üzerinde hakkı olan herkesi ara, hal hatır sor.
Oku! Oku! Gene oku!
İnternetin imkânlarını zorla.
İnternet gibi bir kıyamet alameti (dâbbetü’l-arz!) olan bir evimiz
dört duvarla çevrili olsa bile bize zindan olabilir mi?
Hava gelen bir penceren de varsa, nimet olarak yetmez mi?
Bir de evine ekmek getiren birileri varsa.
Bu kadar nimetin şükrünü nasıl eda edersin?!
Unutma, bu fırtına elbet bir zaman sonra dinecek ve her şey
eskisi gibi olacak. Ama sen bu geçen zamanı değerlendirmemiş isen, zamanın
gerisinde kalacaksın.
Geçen Feys’te paylaştım:
Garibce’nin çalışma odasının beş makamı/ zaviyesi var diye:
18 m2lik bir çalışma odam var. Odam dediysem de hanımın mutfak zamanları
dışında hiç çıkmadığı, aileden gelenlerin de eğleştiği bir oda. Çalışma odam
demem kendimi avutma içindir. Her neyse işte bu odamda Bilgisayar masam var ve
bu benim Garibce olarak da size ve dış dünyaya, bilimsel kendi öz geçmişime ulaştığım
pencerem oluyor. Hemen sağ tarafımda Gülistan’dan hatıra kalan bir sandık var,
yanında bir yer minderi. Orası benim namazlarımın ardından Kur'an okudum köşem
oluyor. Sonra sol tarafında bir puf var, oturanın şeklini alıyor. O da roman
okuma köşem. Bir de rahatça bir koltuğum var, her iki tarafında iki sehpa
üzerlerinde daha çok usule dair kitaplar var. Bir diğer köşem de divan, uzanmalı
düdük öttürme köşesi. Resmini görenler benim ney üflediğimi sanıyorlar. Nerde?!
Vaktiyle söğüt dalından düdük kavlatır ve öttürürdüm. Şimdi ise Nuri Hocamdan
hatıra olan neyi –o duymasın- gene söğütten düdük gibi öttürüyorum. Bizimkisi devenin
terziliği gibi bir şey. Bu arada TRT Belgesel ve TRT2 de televizyon kanallarım.
Haberleri oldukça az izliyorum. Mecid Mecidi’nin filimlerini de keşfettim. Ha
bu arada söylemeyi unuttum. Garibce’nin 2014’ten sonrası -öncesini üç büyük
cilt halinde toplamıştım- yayımlamış olduğu yazıları bir araya getirip yayına
hazır hale getirmeye de çalışıyorum ki asıl meşgalemin bu olduğunu
söyleyebilirim.
Sizin anlayacağınız ömrüm sözünü ettiğim zaviyeler arasında seyahatle
geçiyor!:
Allah’tan daha ne isterim? Zamanım yetmiyor bile!
Şu günler geçsin şöyle şöyle yapacağım diyenler bilsinler ki
yarın olunca da kendileri için gene bir mazeret bulacaklardır. Çünkü her
yarının getirdiği illa ki bir meşgale, bir musibet olacaktır. Allah, yeminle
bizi sınayacağını buyuruyor. Ama şöyle ama böyle. Şimdiye kadar nice bireysel
sınavlar vermişizdir. Bugünün farkı şu ki küresel bir sınav ile karşı
karşıyayız.
Bu hengâmede bize düşen Corona virüsüne karşı ilaçlar,
alternatif efsunlu yollar falan keşfetmek değildir. Onları yapacak erbabı
vardır ve onlar zaten büyük bir fedakârlıkla bu yolda uğraşmaktadırlar. Bize
düşen onlara yardımcı olmaktır. Nasıl yardımcı olacağımızı da söylüyorlar, “Gölge
etmeyin, fazla ihsan istemeyiz!”, yeter ki evde kalın diyorlar.
Biz de evde kalalım gayri.
Bu şekilde insanlığa hayrımız olsun bari.
Dua ile!
27.03.2020
GARİBCE
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder