28 Ocak 2016 Perşembe

Ha ham sofu ha ham armut!


Ha ham sofu İslam adına nasa etkisi
Ha ham armut boğazda, verilen tepkisi

Hayırlı işler mi basmaz asla kafası
Ama yazık boynunda İslam yaftası

Örneklik mi, sözde o biçimdir fiyaka
Lakin görüp bakan haline silker yaka

Keşke olsa yüzündeki kazan karası
Olacağına pak İslam’ın yüzkarası

Garibce illa ki ufukta temsil lazım
Temsil olmadan tebliğ olmaz cancağızım

Dua ile!
28.01.2016

GARİBCE 

26 Ocak 2016 Salı

Kar yağıyor kime rahmet kime zahmet!




Kar yağıyor dualar göğe ağıyor
Çocuk gözünde karla tatil yağıyor
Tek tük tezgah açmış pazarcı esnafı
Kuşlar gibi günlük rızkını arıyor

Kar yağıyor örtüyor hemen her yanı
Kuşlar çırpınıyor kurtarmaya anı
Ne içecek var ne bir lokma yiyecek
Görmez mi Allah onları kollayanı

Kar yağıyor oh evde kebap kestane
Neme soğuktan donan evsiz kaç tane
Kim verir bunun hesabını ya Deyyan
Bomboş dururken hem de binlerle hane

Kar yağıyor toprak oluyor pür neşe
İster ki bereket içine erişe
Bilemedim kime rahmet kime zahmet
Garibce aklım ermedi gitti bu işe

Dua ile!
26.01.2016

GARİBCE 

Karne Heyecanı




Çocuk büyüdü yeni bir eşik atladı
Bu yeni dünyasının okul idi adı

Annesi babası gayrı gölgede kaldı
Onların yerini şimdi öğretmen aldı

Her gün sırtında çantası okula gitti
Böylece günler geçti koca dönem bitti

Gün geldi ve bir heyecandır sardı onu
Aldı karnesin bunca yorgunluğun sonu

Baktı süzdü yukardan aşağı karneyi
Buldu notlarını hepsi de çok çok iyi

Kaldırdı karnesini sevinçten havaya
Diyerek ey millet bakın bakın buraya

Bakın işte karnem bugün benim günüm
Bir dönem yorgunluğuma sebep dünüm

Neşeyle koştu hemen aile ocağına
Atıldı karne elinde anne kucağına

Sevindi anne babası bağra bastılar
Karneyi görünsün diye duvara astılar

Gelenler gördü dediler yok bunda kırık
Hepsi de eylediler onu candan tebrik

Bir de tembel mi tembel bir öğrenci vardı
Karne dağıldı ya onu bir kaygı sardı

Kırıktı bütün notları ta baştan beri
Telafisi de yoktu gayrı bundan keri

Bir kabus çöktü üstüne, ne bahaneyle
Nasıl eve dönecekti ki bu karneyle

Gösteremedi onu kimseye sakladı
Çekildi bir köşeye sessizce ağladı

Ey insan sen de şimdi aynısın dünyada
Sana da verecekler bir karne ukbada

Hayır işlerde yorulmuşsan eğer burda
Sağından vereceklerdir karneni orda

Sallayıp da karneni gösterip işte diye
Gelin diyecek hâumukraû kitabiye
(hâumukraû kitabiye: İşte kitabım gelin okuyun!)

Solundan verilense  ah yandım diyecek
Bin bir kez dönmeyi dünyaya dileyecek

Pişmanlık diz boyu oldu nice ah etti
Lakin yok ki telafi  sınav çoktan bitti

Sırat kurulmuştu bile cehennem üstüne
Bileti kestiren gitsin dendi cennetine

Bil ki sırat kılıçtan keskin kıldan ince
Düşen cehenneme düşer ordan düşünce

Ehli cennete vardır hüsna ve ziyade (Hüsnâ: Güzellik, cennet. Ziyade: Cemalullaha mazhariyet)
Cennet şarabından içerler türlü bade

Ehli nara da denir tıkının zıkkımı
Üstüne de için hamimi şürbe’l-himi
(hamimi şürbe’l-himi: Suya kanmayan devenin kaynar suyu içişi gibi)

O gün adli ilahi ile hüküm oldu
Herkes ne ekti ise sade onu buldu

Eden bulur hayır şer karşılığını görür
Herkes kendi od’unu burdan kendi götürür (od: ateş)

Ne cennet umudu ne cehennem korkusu
Garibce saik olmalı cemal tutkusu

Dua ile!
25.01.2016
GARİBCE


24 Ocak 2016 Pazar

Koç’un ölümü ardından!



Bir kış günü mevsim, güneş açmış mı ne
Görünen bir alamet yoktu sanki hüzne

Ölüm bir gerçek her can tadacak onu
Ve değildir bilene her şeyin  sonu

Dediler Koç ölmüş ey dünya durma ağla
Holdingi vardı ardından karalar bağla

Dünya döndü gene aldırmadı bile
Dedi dedesi de göçmüştü vaktiyle

Ben bir değirmenim canda olmaz hakir
Vakitse yok bizde ayrım zengin fakir

Ben bir sınav arenasıyım bilen bilir
Soru faslında gör başa neler gelir

Kimi kimsesizdir kılar imam tek başına
Kiminin bir namaz bile düşmez naşına

Öbür yanda tekmil hazır olur ekabir
Ne var ki ikisini de bekler aynı kabir

Şaşalar debdebeli merasimler kalır burda
Sade iman ve salih amel eşlik eder orda

Bir de ardından sadaka-yi cariye varsa
Ve de bıraktığı ilim, gayra yarar sağlarsa

Bir de ardından varsa evladın hayırlısı
Dürülür defterin fayda vermez gayrısı

Kimsesizlikte işte ararsan  eğer örnek
Umuda yolculukta karaya vuran bebek

Ve birlikte  kıyıya vuran yüzlerle ceset
Ruhlar gibi bedenler de Allah’a emanet

Şimdi Allah’a ayan bize ise karanlık
Kimin ahireti öbüründen daha aydınlık

İman kimde bilinmez lakin amelleri
Hayrına şahit kılar ardından binleri

Allah Adem’e tüm esmasını öğretti
Tecellisine de kendini memur  etti

Kim daha çok esmayı indirdiyse yere
Cennet ona hazırlanıyordur habire

İş ver binlere tecelli etsin sende Rezzak
Bir de ihlas, gerisini sen Allah’a bırak

Ve esma tecelli edecek sende bende
Melekler anlayacak hilafeti o demde

Ya Rab sebkat eyle bize de rahmetin
Garibce kuluna da aç sırr-ı hikmetin

İnna lillah O’ndan geldik O’na döneriz
Cümle geçmişlerimize rahmet dileriz

Dua ile!
24.01.2016

GARİBCE 

Bozulmuş bağlara döndün mü gönül



Yiğitliğin elden gittiği yel gibi
Damağın tadı kaldı bal gibi
Hoyrat eli değmiş gonca gül gibi
Bozulmuş bağlara döndün mü gönül (Karacaoğlan)

Kendini büyük adam bilirdin
Böbürlenip alemde gezinirdin
Bakmazdın sansağına şişinirdin
Aldılar havanı söndün mü gönül

Zahmetsiz bekledin öyle rahmeti
Bilmedin sahip olduğun devleti
Kıskandın hep, gayra Haktan nimeti
Haset narıyla göğündün mü gönül

Benim sandın makam mevki bulunca
Gider sandın eskisi gibi yolunca
Dizin tutmaz gözün görmez olunca
Bin bir nedamet dövündün mü gönül

Garibce küllü fani hüve’l-bâkî
Dünya yalandır bel bağlayan şaki
Hayat bir serap mey sunsa da saki
Boş hayal ile övündün mü gönül

Dua ile!
24.01.2016

GARİBCE 

İncecikten bir kar yağar


İncecikten bir kar yağar
Tozar tatil tatil diye
Cümle nas ehl-i keyf olmuş
Azar tatil tatil diye

Dört mevsim kış ardından yaz
Zengin olana farkı az
Karın sefası beyaz
Gezer tatil tatil diye

Gelinlik giyer kış beyaz
Soğuğu yoksula ayaz
Garibce der insaf biraz
Bezer tatil tatil diye

Dua ile!
24.01.2016

GARİBCE 

22 Ocak 2016 Cuma

İstikamet özü Hakk’a tutmaktır!


Bugün cumadır, mübarek bir gün. Garibce olarak dün ve bugün itibariyle rahmet çisiltisi altına tuttuğumuz kabımıza bir iki not düştü. Sizlerle paylaşalım dedik:
“Öksüz ve köksüz kaldık”. Öksüz kaldık (mecliste isimleri zikredilen hocalardan Ömer Çam gibi) rol modellerimiz yok oldu. Köksüz kaldık mazi ile bağlarımız koparıldı. (Prof. Dr. Ahmet KOÇ)
“Karşılaştığımız engeller  bizleri hem eler hem biler!
Elenenlerden değil bilenenlerden olalım!” (Medeniyet Ü. Tıp Fak. Dekanı Prof. Dr. Mustafa Samastı)
Ve bugün Fakültemiz Tatbitat camiinde Ali Bardakoğlu hocamızı vaaz kürsüsünde dinledik. Sıratı müstakim üzere olmaktan bahsediyordu. Ez cümle Hz. Peygamber’in hadislerinden hareketle müminin dört şeye benzetildiğini anlattı:
1. Güzel koku satıcısı; bir şekilde herkesin kendisinden istifade ettiği kimse.
2. Temiz yiyen ve temiz üreten arı. (Mümin hem temiz olmalı, temiz /helal şeylerle beslenmeli ve insanlara yararlı işler yapmalı, üretken olmalı).
3. Rüzgara karşı eğilip onu sühuletle savdıktan sonra doğrulan bereket sembolü yeşil ekin.
4. Altın; ne ateşten etkilenir ne de kir pas tutar, hiçbir ortamda değerini yitirmez.
Hocanın dikkat çektiği aklımızda kalan bir diğer husus da şuydu: Namaz bizatihi amaç değil araçtır. Namazda okuduğumuz “ihdinassırâta’l-müstakîm” ile namazın kıyamı arasında bir bağlantı var (İstikamet ile  kıyam aynı kökten) Namazın rüknü aslîsi kıyamdır. Hocanın anlattıklarından buradaki kıyamdan ayakta durmak anlamı değil de, kişi özünü Hakka tutmak manası anlaşılmalıdır. Hak ile olmak, Allah ile hemhal olmak. İşte namazın özü budur. Bu bilinç halinde olunmalıdır. Namazımız yatıp kalkmadan ibaret kalmamalı bizi bu bilince ulaştırmalıdır…
İşte böyle. Kısa günün kârı.
Cumamız mübarek olsun.
Dua ile!
22.01.2016

GARİBCE 

21 Ocak 2016 Perşembe

Neden insanlar hep birbirlerini alt etmek için çalışırlar? Bu fıtri bir durum mudur?


İnsanlar şirin varlıklardır, sempatiktirler, sevecendirler, hoşturlar… Ama bunların yüzlerinde bir maske olup olmadığından hemen emin olmamak gerekir.
Hz. Ömer, bir kimse hakkında ismine ve simasına bakarak bir fikir edinebileceğimizi ancak gerçek kanaatin oluşması için “ille de insanın denenmesini…” belirtir.
Anadolu irfanı da bir kimseyi tanıdım diyebilmek için onunla yolculuk yapmayı, onunla  ortak olup iş yapmayı, komşuluk yapmayı gerekli görür.
Bu demektir ki insanların davranışlarını büyük ölçüde çıkar ilişkisi belirliyor.
Size karşı hep hoş görünen bir kimsenin gerçek yüzünü onun nasırına bastığınızda ya da çıkarına halel getirecek bir davranış içine girdiğinizde ancak öğrenebilirsiniz.
Kötü olmak da iyi olmak da insanın fıtratında belki eşit derecede var olan özellik olmalıdır. “Her doğan fıtrat üzere doğar” denilirken kastedilen insan olarak yetkinlik değil, aksine sadece ve sadece yatkınlıktır. Bu yatkınlık iyiye olduğu kadar kötüye de olabilir.
İnsanın özünde iyilik duyguları olduğu gibi kötülük meyli de vardır.  Yaratılıştan bahsedilirken el-A'raf 7/152’de şeytanın Allah’ın doğru yolu üzerine oturacağını ve onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından sollarından geleceğini ve bunun sonucunda onların çoğunun şükreden kullardan olmayacaklarını ifade ediyor.
Şeytan insana hariçten gelen iğvalar olabileceği gibi Nâs suresinde ifade edildiği gibi insanın içinden gelen iğvalar/ vesveseler şeklinde de olabilir. Bunlar insan içinde bulunan nefsani arzular, şehvetler,  kaprisler, saplantılar, kuruntular… gibi kötücül dürtülerdir. İnsan Rabbanî bir terbiye (eğitim) yoluyla fıtrî olan yatkınlığını iyi tarafa doğru ağdırmadıkça, pekâlâ belki de kolayca kötüye doğru da meyledebilir. Bu itibarla insanların yaratılış itibariyle iyi ya da kötü olduğunu söylemek doğru değildir ve koyu bir kadercilik inancını gerekli kılar. Özünde kötü olan bir kimsenin,  yapabileceği kendi elinde bir şey yoktur. Keza öyle birine başkalarının da yapabileceği bir şey yoktur. Bu itibarla nerede görülürse bir tekme de biz vurmalıyız gibi bir anlayışı besler.
Öbür taraftan yaratılış itibariyle özünde iyi insan da yoktur. Belki  iyi işler yapan insan, kötü işler yapan insan vardır. Hep iyi şeyler yapan bir kimsenin bazen kötü bir iş işlemesi, her zaman kötü şeyler yapan kimsenin bazen de iyi bir iş yapması mümkündür. Değerlendirme işte yapılan bu işler itibariyle olmalıdır.
Hesap gününde de insanlar tartılmayacak; onların imanları ve amel-i salihleri tartılacaktır. İyi amelleri kötü amellerinden ağır basanlar (ashabu’l-yemîn) cennete gidecek, öyle olmayanlar da cehenneme sürüleceklerdir. Allah’ın geçerli olan sünnetullahı böyledir.
Hal böyle olunca bizim sorumlu insanlar olarak hiç kimseden ümidimizi kesmememiz gerekir. Keza hiç kimseye karşı da yanlış yapmaz diye kefil olmamız uygun değildir.
Dua ile!
21.01.2016

GARİBCE 

20 Ocak 2016 Çarşamba

Lokman Hakîm’den Öğütler



Lokman Hakîm’den Öğütler (Lokman 31/12-33)

Allah Lokman Hakîme bilgelik verdi
“Allah’a şükredesin” diye emrederdi

Kim şükrederse, kendisi için şükreder
Kim de inkâr ederse, Allah’a ne eder

O ganidir ihtiyacı yoktur hiç bir şeye
Sadece lâyık olan Allah’tır övgüye

Hani Lokman, oğluna öğüt vermişti
 “Yavrucuğum! Allah’a şirk koşma” demişti

Çünkü şirk, gerçekten büyük bir zulümdür
Sıfırlayan her şeyi, şirk üzere ölümdür

Allah’a ve ana-babana şükret... dedi
Yalnız O’nadır çünkü nihaî avdet dedi

Ana-babana iyi davran dedi insana
Her daim sahip çıkmasını emretti ona

Zorluk üstüne zorlukla anan taşıdı seni
Tam iki yılını aldı seni sütten kesmesi

Şirk içinde olsalar da ata hakkı için
Dünya işlerinde oğul onlarla iyi geçin

Ama asıl sen hep hak ve hakikati gözle
Sen sade O’na yönelenlerin yolunu izle.

Üzerinde hakkı olan, olsa da baba ana
Sonuçta, dönüş olacaktır yalnızca O’na

Yaptıklarımızı bir bir verecektir haber
Hesaba çekmeye Habîr olan Allah yeter

 “Yavrum! dedi Lokman O kadiri mutlak
Mümkün mü hesap vermekten kaçınmak

Hayır şer ne varsa konur teraziye hepsi
Velev olsa bile tek bir hardal tanesi

Gizli kapaklı bir şey kalır sanma sakın
 İçinde olsa da işlediğin bir kayanın

Ya da bulunsa bilmem hangi göklerde
Ya da yedi kat yerin ta derinliklerinde

Ne eder eder, yüce kudret esbabı yetirir
İyi kötü her ne ise Allah önüne getirir

Bilir kim bize yârdir kimler ağyardır
Allah latiftir, ‘her şeyden haberdar’dır

 “Yavrucuğum! Namazı kıl; eyleme gaflet
Kötülüğe karşı dur, iyiliği emret,

Başıboş bırakma dizgin vur iradene
Sabreyle bu uğurda başına gelene

Öyle kolay değildir bilesin bu işler
Bunlar gerçekten büyük azim ister.”

Yavrucuğum “İnsanlara karşı şişinme,
 Yeryüzünde böbürlenerek gezinme.

Kendini beğenip böbürlenen had bilmez
Böyle birini kulu da Allah da sevmez.”

 “Yürüyüşünde orta yolu tut, alçalt sesini.
Bil ki eşek sesidir seslerin en çirkini

Rabbinize karşı verin hakkını saygının
Ve de hesap günü dehşetinden sakının

O günde ne baba oğula verebilir fayda
Ne oğul ödeme yapabilir baba adına

Allah’ın va’di gerçek, yücedir hakikat
Sakın aldatmasın şu yaldızlı hayat!

Dua ile!
19.01.2016

GARİBCE 

19 Ocak 2016 Salı

Hakim bey boşa beni yetim kalayım Babamdan kalma yetim aylığı alayım


“Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), yetim aylıklarındaki usulsüzlüklerin peşini bırakmıyor. Denetimlerde, Türkiye genelinde 22 bin kadının devletten yetim maaşı alabilmek için anlaşmalı olarak boşandığı ancak ‘evliliklerinin devam ettiği’ belirlendi. İzmir’de ise bu iddiaya ilişkin 7 bin ihbar geldi, 3 bini incelendi ve bin 700 çiftin bu şekilde resmi olarak boşandığı saptandı. SGK denetmenleri, polis eşliğinde boşanan kadınların kapısını çaldı. Eve giren ekipler erkek ayakkabısı, vitrin ve masa üzerinde bulunan fotoğraflara bakarak, evde kocanın yaşayıp yaşamadığını belirlemeye çalıştı. Bu yönde bilgiye ulaşılması durumunda çift hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Maaşları kesilerek, ödenenlerin de geri alınması için dava açıldı.
Anlaşmalı boşanmaları ihbar edenlerin çoğunun ise maaşları düşen anne ve kız kardeşler olduğu ortaya çıktı. Eşinden ayrılan bir kadın yetim aylığı aldığında, annesi ve kız kardeşlerinin aldığı maaşlarda da düşüş oluyor. Maaşı düşen anne ve kardeşler ‘Alo 170’i arayıp ihbarda bulunuyor. İhbarcılar, kocanın eve ne zaman geldiğini ve hangi saatlerde çalıştığını da bildirerek, yakalanması için yardımcı oluyor.” (Milliyet)
Bu haberin geçtiği yer Türkiye ve burası Müslümanların ülkesi. Müslümanlıkta ahlak nihaî gayedir. Hukuk ve benzeri kurumlar da olabildiğince bu gayeyi gerçekleştirmeyi amaçlayacak şekilde düzenlenir.
Gelelim bizim fıkhımıza.
Bizim fıkhımız a’dan z’ye her şeyi düzenlemekle bilinir. Evlilik ve boşanma ile ilgili bölüm ise son derece geniş ele alınır ve çoğu kez de hemen ibadetlerin arkasında düzenlenir, ona bir tür kutsiyet verilmek istenir. Çünkü sonuçta evlilik misak-ı galiz ile yapılan bir akit sonucu hayatı birlikte yaşamaktır. Haliyle, rıza, irade ve bu iradenin dil ile ifadesi ve de sosyal bir kurum olması hasebiyle –veli, şahitler, ilan, tescil gibi toplumsal yönü önem arz eder.
Fıkhımız, teşekkül dönemi toplum ve aile yapısını dikkate alarak –her alanda olduğu gibi- evlilik hukukunu adalet esası üzerine tesis eder. Yükümlülükleri dikkate alarak karşılığında da o kadar hak belirler. Hem kadının hem de erkeğin durumu böyledir; Kadının (erkek kadar değil) kendi yükümlülüğü kadar hakkı vardır, erkeğin de keza yükümlülüğü kadar hakkı vardır. Bu ilkeden hareketle evliliğin her türlü umurundan ve nafaka yükümlülüğünden sorumlu olan erkeği ailenin reisi/ kavvam olarak tayin eder ve dolayısıyla aile içi düzenin korunmasında ve gerektiği halde nikâh bağının çözülmesinde yegâne yetkili kavvam olması hasebiyle erkeği belirler.
Zaman geçer derelerden sular akar ama her şey gene aynı kalır. Yani adalet ilkesi gereği belirlenen hükümlere zemin teşkil eden olgunun aynı olup olmadığına bakılmaksızın  hep mevcut hükümlerde ısrar edilir ve günümüze gelinir.
İmdi evlilik müessesesinin kuruluşunda ve sürdürülmesinde kadın ve erkeğin yetki ve sorumlulukları mevcut fiili duruma bakılarak yenilenmez.
Mademki erkek kavvamdır, öyle ise boşama yetkisi de onun elindedir. Ancak koca boşayabilir ya da onun tevkil ettiği kimseler ya da tefviz-i talak söz konusu olmuşsa yani evlenilirken kadın boşama hakkını kendisinin de kullanabilmesini şart koşmuş ve koca da bunu kabul etmişse o takdirde kadın da bu yetkiyi kullanabilir.
Bu durumda mahkeme de kim oluyormuş.
Mahkeme varsın boşasın, biz birbirimizi boşamadıktan sonra başta Allah’a verdiğimiz o misak-ı galize bağlı olduğumuz sürece birlikte karı koca olmaya devam eder ve bu şekilde rahmetli babamızdan kalan dul ve yetim aylığı ile de gül gibi yaşarız. (Ah bir de bizi çekemeyip şikâyet eden şu annem ile kız kardeşim de olmasa!)
Ha dersen ki Mahkemenin boşaması fıkha göre de boşama olur. O takdirde onun verdiği hüküm üç talaktan birini götürür, geriye kalan iki talak hakkımızla da –gerekirse imam nikahıyla- biz bu işi yine kotarırız.
Bizim Hanefi fıkhında istihsan diye bir şey vardır.
Önce mesele genel olarak ele alınır ve fıkıhtaki yerleşik kurallara göre değerlendirilir. Varılan sonuç adalet kıstasına vurulup, verilmek istenen hükmün sağlıklı olup olmadığı, adalet ilkesini zedeleyip zedelemediği, genel ahlaka uygun olup olmadığı, insanların yaygın ihtiyacını karşılayıp karşılamadığı gibi açılardan irdelenir ve onun yerindeliğine kani olunmazsa o takdirde yeniden ele alınıp başka açılardan değerlendirilir ve yerleşik kurallara muhalif de olsa adalet ilkesine uygun farklı bir sonuca ulaşılır. Fıkhımızı bir süreç olarak hep hayatta ve canlı tutan önemli özelliklerinden biri de işte bu istihsan ilkesidir.
Geline ey ehl-i diyanet ve ilahiyat! Resmî olarak yapılmayan evlilikleri fıkhımıza göre de geçerli görmeyelim, keza mahkemelerin boşama kararlarını da fıkhımıza göre geçerli boşama sayalım. Fıkhımızın ahlaksızlıklara kılıf edilmesine müsaade etmeyelim.
Garibce de olsa istihsan bunu gerektirir diyelim.
Dua ile!
19.01.2016
GARİBCE 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...