28 Mayıs 2020 Perşembe

Türkçemiz Arapçamızdan daha mı iyi?




Dil hassasiyeti genelde birbirine yakın kelimeleri ayırmada kendini ele verir. Özellikle nesne isimlerinin karşılıklarını bulmak her zaman kolay değildir. Söz gelimi Kur'an’da geçen el-Hayt ve el-Habl kelimelerini ele alalım. Bunun her ikisine de ip manası verirsek bu olur mu?
Diyeceksiniz ki ha ip ha iplik ne fark eder?
Doğru etmez. Zaten bizim TDK da ip’e birinci anlam olarak iplik manası vermiş.
Madem ki biri diğerinin yerine kullanılabilir, o takdirde “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın!” yerine “Allah’ın ipliğine” mi diyeceğiz.
Yoksa ip başka iplik başka mı? Cin başka şeytan başka demek gibi.
Bunu aslında bizim halkımız ayırıyor ve her ikisini de kendi yerinde kullanıyor da, Hocalar olarak biz pek ayıramıyoruz galiba: Mesela şu ayetin (Kur'an Yolu’ndaki) çevirisine bakalım: “Fecirden siyah ip beyaz ipten sizin için ayırt edilir hale gelinceye kadar yiyin ve için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın.” (Bakara 2/187)
Aradaki fark Garibce nazarımda şudur: İplik; lif, yün, kıl, tüy, pamuk gibi nesnelerden eğirilerek elde edilen ince uzun nesnenin adıdır. İp ise ipliklerin bükülmesi sonucu elde edilen uzun, kalın ve sağlam nesne olmaktadır. Adamı iplikle asmazlar. İpe verirler. Bağlı hayvanlar ipliğini değil, ipini koparırlar.
Biz Türkçemizi çok iyi bilmiyoruz. Arapçamıza gelince onu da Allah biliyor vesselam.
Ama öğreniyoruz. Yanlış bildiğimiz nice doğrularımız, doğru bildiğimiz nice yanlışlarımız var(mış). Öğreniyoruz. Zülfünün teline kurban olduğum diyen ozanın yıllar sonra: “Zülüf zülüf dedikleri meğer saç imiş, tel tel dedikleri de meğer kıl imiş!” diye geçmişine hayıflanması gibi. Biz de öğreniyoruz.
Rahatız, çünkü dinde ve dilde ne çamlar devirdik bilmiyoruz.
“Destursuz Bağa Girenler” gibiyiz, uyaranımız yok. O yüzden asudeyiz.
Bunu derken Molla Kasım’lık yapılsın anlamında bir şey de istemiyoruz.

Dua ile!
28.05.2020
GARİBCE


12 Mayıs 2020 Salı

Saray harap padişah konar mı sandın




“Gönül yıkanın ey can tutmaz abdesti”
Su tutar mı hiç çatlak olan da testi
Usulsüz vusul umduk boşa hevesti
Saray harap padişah konar mı sandın

Garibce’yim vardır elbet bir sahibim
Zikrullahla ancak huzur bulur kalbim
“Fezkürûnî ezkürküm”[1] buyurur Rabbim
Sen anmadan O seni anar mı sandın

10.05.2020
GARİBCE



[1] فَاذْكُرُون۪ٓي اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا ل۪ي وَلَا تَكْفُرُونِ۟
“O halde siz beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin ve sakın nimetlerime nankörlük etmeyin.” Bakara 2/152.


Fotoğraf: Nebi

9 Mayıs 2020 Cumartesi

Aklı vahiyle birlikte koşmadıkça bu işin olacağı yok!




Ey aklından zoru olanlar! İnsaf edin, zira insaf İslam’ın altıncı şartıdır.
Yahu hiç olmazsa şu aklınıza insaf edin, adaletli davranın.
Yıllardır bir vahiy akıl ikilemidir gidiyor. Sanki bunlar birbirinin alternatifi imiş gibi.
Oysa bunlar üzerimize yüklenen emanet denilen o ağır yükün, hilafet denilen mesuliyetin yerine getirilebilmesi için birlikte koşulması gereken iki değer.
Eskiden kağnılara öküz koşardık. Birini bir tarafa diğerini öbür tarafa. İkisi bir olur boyundurukla kağnının bütün yükünü üstlenirler, sizi ve yükünüzü gideceğiniz yere götürürlerdi.
Bunlar birbirinin rakibi değildi. Arada birbirlerine tor bakışları olurdu ve o zaman kağnıyı yardan düşürmelerine ramak kalırdı. Bazen de düşürürlerdi.
Oysa bir ahenk içinde birlikte hamle yaptıkları ve birlikte yüklendikleri zaman en zor yerlerden bile kağnıyı çıkarırlar, düz yolda ise zorlanmadan taşır giderlerdi. Keyif de verirlerdi. Hele bir de kağnının tekerleri ötüyorsa. Sahibinin kağnı cızıltısına eşlik eden bir ıslık ya da türkü keyfine diyecek olmazdı.
İmdi size sadece iki ayet vereceğim. Konuya ışık tutacaktır. Gözümüz varsa görmemizi basiretimiz varsa hakikate ermemizi sağlamaya yetecektir.
Bunlardan biri Davud peygambere hitapla şöyle diyor:
يَا دَاوُودُ إِنَّا جَعَلْنَاكَ خَلِيفَةً فِي الْأَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوَى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّ الَّذِينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ
"Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde halife yaptık; onun için insanlar arasında hak ile hükmet; nefsin isteklerine (hevâ) uyma, sonra seni Allah yolundan saptırır. Kuşkusuz, Allah yolundan sapanlara, hesap verme gününü unutmaları yüzünden çok ağır bir azap vardır." (Sâd 38/26).
Bu ayette Hak ile hükmetme emrediliyor. Hak ile hükmetmek, bir şeyin gerçekliğine uygun karar vermekle olur. Bir şeyin gerçekliği ise sağlam duyularla, akıl ile ve haberle bilinir. Ayette Hak ile hükmetmenin zıddı olarak Hevâ gösterilmektedir. Hevâ, arzu ve heves demektir. Hastanın canının kar istemesi, gıdaları ise yemek istememesi gibi. Şimdi bu aklın işi mi? Ağustos böceğinin yaz boyunca saz çalması, tembel tembel yatması gibi (Aslında bu ona bir iftiradır ama yaygın kanıya biz de uymuş olduk). Hal böyle iken Hakk’ın karşıtı hiç akıl olur mu? el-İnsaf yani. Akıl, sözlük anlamının da ifade ettiği gibi, insanı bağlayan, iyiye, güzele, doğruya rapteden, seçim yapabilen yeti demektir. Ne var ki gözün ancak ışıkla görmesi gibi, onun da seçim yaparken, tercihte bulunurken, değerlendirirken bir takım ölçütlere ihtiyacı vardır. Ve onu da ona vahiy verir. Bunun sonucunda akıl ve vahiy birlikte insanı düze çıkarır ve emanetin hakkını vermeyi, hilafet görevini bihakkın yerine getirmeyi mümkün kılar.
İkinci ayetimiz de Casiye suresindendir:
ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ 
“Sonra biz seni el-Emr’den bir şeriat üzere kıldık, sen ona uy, bilmeyenleri heva ve heveslerine uyma!” (Câsiye 45/18)
“El-Emr” Allah’ın teşri iradesidir (Yarattığı mülkünü yönetme erki). Ondan bir ruh (öz) olmak üzere şeriat oluşturulmuş ve bizim dünyamıza indirilmiş, insanlığa mal edilmiştir. Bu şeriatın muhatabı, anlayıcısı, yorumlayıcısı ve uygulayıcısı insan aklı olmaktadır. Bunlar arasında rekabet ve zıtlık ilişkisi olabilir mi? Ayette şeriatın alternatifi olarak da akıl değil, “ehvâ” yani heva ve heves gösterilmiştir. Bilmeyenlerin heva ve hevesleri, ihtiraslarıdır şeriata alternatif kılınan. Bu itibarla aklını kullanarak bilenlerin bilgileri, her yerde bir olan aklın yolu şeriatın zıddı değil, birlikte koşulması gereken  bir değer olmaktadır.
Hal böyle iken gelin ey akıllarını aşağılayıp da onu iğdiş edip, ondan sonra da bütün yükü şeriatın omuzlarına veren insanlar!
Biraz insaflı olun!
Dininize yazık değil mi?
Tek öküzün kağnıyı çektiği görülmüş mü?
Akıl ile heva ve hevesi birbirine karıştıracak kadar basiretimiz mi kör oldu?

Dua ile!
09.05.2020
GARİBCE  

Etiketler: Akıl-vahiy, şeriat, heva ve heves



6 Mayıs 2020 Çarşamba

İbret nazarımızda fıkhın belirleyiciliği




İmam Ebu Hanife’nin de ders halkasından fıkıh nasibi almış İbrahim b. Edhem ile ilgili bir menkıbe.
Olay aynı ama bakışlar ve değerlendirmeler farklı.  
Şöyle ki:
Şakik Belhî, rızık temin etmek için çalışmaz, sebeplere tevessül etmezdi. Bir ara hac dolayısıyla Mekke’de İbrahim b. Edhem ile karşılaştı. İbrahim b. Edhem ona, bunun sebebini sordu. Şakik Belhî anlattı:
“Bir çölde yolculuk yapıyordum. Çölde bir yerde iki kanadı kırık bir kuş gördüm. Kendi kendime, “Bak bakalım, bu kuşun rızkı nereden geliyor?” dedim ve hizasına oturdum. Derken ağzında bir çekirge bulunan bir kuş geldi ve çekirgeyi iki kanadı kırık kuşun ağzına bıraktı. Bundan sonra ben de kendi kendime: “Ey nefis, bu sağlam kuşa, bu iki kanadı kırık kuşu besleten Allah, her nerede olursam olayım bana da rızık verir!” dedim ve çalışmayı bıraktım, sırf ibadetle meşgul olmaya başladım.”
Bunun üzerine İbrahim b. Edhem şöyle dedi: “Niçin sakat kuşu besleyen sağlam kuş olmuyorsun ki ondan daha faziletli olasın! İşitmedin mi Rasûlullah (s.a.v) ne buyuruyor: “Veren el, alan elden hayırlıdır.” Her işte iki dereceden daha yükseğine talip olmak müminin şanındandır. Mümin bu sayede Allah’ın iyi kulları (ebrar) mertebesine ulaşır.”
Bu sözler üzerine Şakik Belhî, İbrahim Edhem’in elini öptü ve: “Ey Ebû İshak, sen bizim üstadımızsın!” dedi.
(Ebû Bekir ed-Dineverî (v. 333), el-Mücâlesetü ve Cevâhiru’l-İlm, VIII, 42-43.)
Öyle ya Allah herkesin rızkına kefildir. Ne var ki kimini kanadı kırık kuş, kimini de o kanadı kırık kuşu besleyen kuş yapar.
Hangisi olmayı seçim de bize düşer.
Biz Müslümanlar bazen mütevekkil olmakla müteekkil= yiyici/ asalak olmayı karıştırıyoruz.
Sözde Allah’a kulluk edeceğiz diye yükümüzü bir başkalarının üzerine yıkıyoruz.
Olmadı. Hem de hiç olmadı.
Veren el olmak varken alan el olmaya razı olmak bize hiç mi hiç yakışmadı.
Dua ile!
06.05.2020
GARİBCE

Resimdeki: Ağacın gövdesine yapışıp onu sömüren asalak güvelek/ ökse otu.



21 Nisan 2020 Salı

Din Ne ister?




Din ne ister?
Din hallenmek ister.
Din ab-ı hayattan içmemizi ve kanmamızı ister. Hem de iliklerimize kadar. Ve de başka bir şeye ihtiyaç duymayacak kadar kanmamızı ister.
Hallenmek, farkındalık ile ancak hasıl olan bir halettir.
Söz gelimi yalnızsınız ve gayet pervasız rahat tavırlarınız var. Fark ettiniz ki sizin mekanınızı paylaşan hem de karşı cinsten biri var. Bir anda duyu dünyanız farklılaşıveriyor. Varlığınız onun varlığı ile alakadar olmaya başlıyor. Hallenme oluyor.
Aynen bunun gibi din enfüs ve afakta binlerle ayete bakışlarımızı çevirerek onların Sânii’nin varlığını özümüzde duymamızı, O’nunla hem hal olmamızı istiyor.
Tüm insanlığa rahmet ve hayat menbaı olan dinin su gibi görülmesini ve kana kana içilmesini istiyor. Suyun analizini yapmamızı ve onun gerçekliğini öğrenmemizi değil. Zira ikincisi bir bilim faaliyeti olarak gerekli olsa da din/dinlenme için gerekli değildir.
Din mahza hayırdır.
Din dünyada salah ahrette felah içindir.
İster ki kana kana içmeniz sonunda hem dünyanız onsun/ gönensin, abat olsun, hem de ahiretiniz felaha evrilsin; böylece korktuklarınızdan emin, umduklarınıza da nail olasınız.
O yüzdendir ki din yaşanmak için vardır ve dinin yaşanması için fıtratı bozulmamış, aklı başında sade bir insan olmak yeterlidir.
Varlık aleminde varlığınızın varlığından haberdar oluşu ile hallenebilmek için ne felsefeye, ne tasavvufun felsefeye taş çıkaran öğretilerine ve ne de hatta kelama ihtiyaç vardır.
“Biz ümmî bir ümmetiz…” Bize, dinlenmek için gökten indirilmiş ab-ı hayat olan dinin içimi yeter. Ve de bu gerek.
Aynı vardan var olduğumuz insanların oluşturduğu kulluk ikliminde, bizi var edenin varlığının bilincinde, her dem O’nunla hallenme lazım, dinlenmek için.
Bizi insan eden analiz yapan, bilimsel bilgiyi üreten salt akıl değildir, bizi insan yapan daha çok duygu boyutumuzdur. O yüzden de din “Ey akıl sahipleri!” derken bile daha çok duygularımıza hitap eder (hatabî bir dil kullanır).
Suyun analizini bilime bırakın, siz onu için ve hayat bulun, kanın. Hem de iliklerinize kadar. Hallenin ve öylece dinlenin.
Garibce nazarımda sanki böyle gibi.

Dua ile!
21.04.2020
GARİBCE


15 Nisan 2020 Çarşamba

Fıkıh Mıkıh Hak Getire Siyaset-i Râşide İşi Bitire




Garibce derim: Fıkıh mıkıh hak getire
Siyaset-i Râşide işi bitire

Cemi-i nâsa lazımdır illâ adalet
Hem mazluma insaf hem zâlime celâdet

Elde kitap, hem kılıç, hem terazi
Hakça paylaşım, herkes hakkına razı

Fıkıh değildir sade ahkâm bilgisi
Bilmektir nedir ahkâm bağlam ilgisi

Fıkıh yolda olmak, yolda yol almaktır
Nâsa aslah evfak olanı bulmaktır

Ey fıkıh sen ışık ol ufukta hele
Sorunlar bir bir çözüle, ele gele

Hem siyâset-i râşide önün göre
Hem çatışmaya zalâmda nasla töre

Garibce çok oldun gidişata örnek ver
İşte İmam Azam önde koca Ömer[1]

Dua ile!
15.04.2020
GARİBCE



[1] Cemi nâs: Bütün insanlar. Celâdet, Sağlam duruş, sert, katı. Nâsa aslah ve evfak olan: Bütün insanların yararına ve onların hallerine uygun olan. Zalâm: Karanlık

14 Nisan 2020 Salı

Döndüm dolaştım geldim Sana



Nice yollara başım koydum
Dost sandım erazile uydum
Kâh oda yandım gâhi buydum
Döndüm dolaştım geldim Sana

Nice tökezledim çok toydum
Aklım vardı mizana koydum
Özümde Tanrım sesin duydum
Dinleyip koştum geldim Sana

Işık olanda görür gözüm
İçim pak ise ışır yüzüm
Hakka tuttum Garibce özüm
Benlikten geçtim geldim Sana

Dua ile.
14.04.2020
GARİBCE


13 Nisan 2020 Pazartesi

Sen ivme işin ivsin!




Geçen cuma günü (10.04.2020, Ferah Mah.) elektrik kesildi. Aynı anda cep telefonları da kesildi (AVEA). Sonra geldi. Canlı yayın dersimiz var. Sevindik, dersimiz aksamayacak diye. Sonra bir baktım fare çalışmıyor. Damatta kablosuz fare vardı onu getirttim, dedik bu iş oldu. Olmadı. Bu kez klavye çalışmadı. Kapat yeniden başlat. Ihhh! Gene olmadı. Ön tarafta iki USB deliği var. Ona taktım baktım çalıştı. İyi, dedim anlaşıldı ki arkadaki USB bağlantı noktaları yanmış. İyi de önde iki USB var, birine fare, öbürüne klavye... Eee, kamerayı nereye takacağız. Hemen USB çoğaltıcı siparişi verdim. Bugün Pazartesi oldu hala gelmedi. Bugün canlı dersimin olduğunu da saat 11.00 gibi öğrendim. Ben şimdi nasıl edeceğim! Eski garsambayı[1] karıştırdım, bir şey bulamadım. Komşuyu aradım, yok dediler.
Sonra akıl başa düştü, sanal klavye var dedim. Ders esnasında onu kullanırım, zaten klavyeye fazla ihtiyaç olmuyor. İyi de bu kez bilgisayarı açarken şifre girmek lazım, girmeden sanal klavye çıkmaz. Bu arada bilgisayar ikide bir kendini kapamaya başladı mı? Belli ki elektrik güç aparatında da sorun oluşmuş. Haydeee! Vakit geldi. Cep ile yaparım dedim, yapamadım. Ağlayayım dedim ağlayamadım. Bir gerildim bir gerildim.
Gene masaüstüye yöneldim. Öndeki USB leri münavebeli tak çıkar tak çıkar usulü ile kullanarak canlı yayın platformuna girdim. Makine de uslandı, ders boyu kendini kapatmadı. Ve dersi sonunda yaptım, tamamladım.
Amma lakin dokuz doğurdum. Yoruldum. Bittim.
İmdi elektrik kesildi, olabilir de, evde âlât edevat bozuluyor, ne olacak?!
Bugün hakikaten yoruldum.
Ders mi?
Ne çıkaracağım onu da bilemedim.
Dua ile.
13.04.2020
GARİBCE



[1] Garsamba: Ardıyeye atılan öteberi. Gereksiz eşya kalabalığı.

12 Nisan 2020 Pazar

Sana da kıran girer bir gün! Corona!





Dışarıya gelmiş de bahar
Bu iş hep böyle gitmez zahar
Ahu enin göğe ağar
Sana da kıran girer bir gün!

Bak gör! Tedbiri bildik kader
Tevekkülse ardından gider
Tarih bugüne bilmem ne der
Sana da zeval erer bir gün.

Rabbime ağar ahu zarım
Tedbirde ihmalden bizarım
Sonunda Garibce nazarım
Seni de ayet görür bir gün.

Dua ile!
12.04.2020
GARİBCE 



11 Nisan 2020 Cumartesi

Corona Günlerinde Pend-Nâme’den Garibce Eğlence




Bugünkü Corona günümüzde zaman darlığı içine Güvâhî’nin Pend-Nâme’sini[1] de sıkıştırdım. Merhum Güvâhî 2133 beyitlik manzum öğütnamesinde yüzlerce atasözüne yer vermiş, tabii manzum olduğu için hep aynı biçimde kullanmamış ama, hangi atasözünü kastettiği anlaşılıyor.
Şöyle bir baktım. Çoğu kendi kültür havzamda kullanılan türden. Ama bir şey dikkatimden de kaçmadı. Müellif merhumun bizim kaynana gibi bir kaynağı yokmuş galiba. Çünkü çok eksiği var, hem de çoook! Mesela “Utanmak bazar, dostluğu bozar” gibi.
Rahmetli Torosların Ehmet’i bu işe başlamıştı ve bizim yörenin (Orta Toroslar) sözlüğünü hazırlamış ve hatıratının arkasında da yayınlamıştı. Trafik kazası sebebiyle ömrü vefa etmedi, arkasını getiremedi.
Kültür işi başka. Bizzat o havza içinde yaşamış olmak gerekiyor. Aksi takdirde hata yapmak ya da yanlış anlamak da mümkün oluyor. Öküzü göbe ettirmek yerine “küpe ettirmek” gibi.
Her ne ise Garibce olarak bunlardan bir kaçını sizinle paylaşmak istedim. Şu meşum Corona günlerinde belki çitleyecek çekirdeği olmayanlara yarenlik olur.
Not: Bizzat kendi sözü olarak aldıklarımı  tırnak içinde verdim.
“Verilmez oğlan ağlamazsa emcek.”
Al malın iyisini, çekme kaygısını.
Altın pas tutmaz. Deli yas tutmaz.
Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.
At et ile, adam don ile.
Avrat var er yapar, avrat var ev yıkar.
Aza demişler “Nereye?” “Çoğun yanına!” demiş. (Para parayı çeker! gibi)
Bal bal demekle ağız tatlanmaz. (Kur'an’ı sırf okumakla, öpüp, ele yüze sürmekle maksat hasıl olmaz, demek ki!)
Bekârın parasını it yer, yakasını bit.
Bey aşı borç, düğün aşı ödünç. (Düğünlerde takıların deftere kaydedilmesi demek ki eskiden beri töre imiş!)
Bin tasa bir borç ödemez.
Bir kişinin yediğini iki de yer, ama ikisi de aç kalır. (Merhum bu sözü şöyle düzeltmiş: “Taâmı bir kişinin kıl kanaat/ İder iki kişiye de kifayet”. (Nitekim hadiste de böyle olacak. Tam da günümüze uygun bir söz.)
Buğday ekmeğin yoksa buğday dilin de mi yok!
Can vermeyince canan ele girmez.
Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme. (Güvâhî bunu şöyle söylemiş: “Varup okunmaduğun yire yendek/ Demesünler sakın güc ile gökçek”. Anadolu’da davet etme fiili “okuma” ile karşılanır ve davetiye yerine “okuntu” denir. İnsanlar düğüne vb. okunur.
Çalma elin kapısını, çalarlar kapını.
Çatal kazık yere batmaz (Bir işiniz olsun pir olsun.)
Çıra dibine karanlık olur.
Dağ dağ (taş taş) üstüne olur, ev ev üstüne olmaz. (Nice boş evler vardır, buna mukabil kaç göçmen aile tek gözlü bir sığınakta hayatta kalma mücadelesi verir.)
Dağ ne kadar yüce olsa yol üstünden aşar (gider).
Davacın kadı olursa yardımcın Allah olsun!
“Gümansuz çomağ uçmaktan çıkubdur”. (Dayak cennetten çıkmadır).
Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan!
Deli alacayı sever.
Deli deliden hoşlanır, imam ölüden! (Bu eskiden böyleymiş. Hala öyle midir? Bilmiyorum).
Devlet olmayınca başta, rastık neylesin kaşta.
Dost dost gerek, muamele dürüst gerek.
Dost ile ye iç, alış veriş etme!
Dostuna seyrek git kalksın ayak üstüne. (Zür gıbben tezden hubben! Tatlı gel! demek)
Hele bir düş de gör!
Düşmanı sen kendinden yeğin (güçlü) gör, zayıf çıkarsa bahtına. (Coronaya uygula!)
El eli yur, iki el de yüzü!
Elin işte gözün eşte/ oynaşta olsun.
Er fakir olsa avrat yüzsüz olur.
Erlik on, dokuzu oyun.
Gizlide gebe kalan aşikârede doğurur.
Göregelen süregider.
Gözün ile gördüğünü eteğin ile ört.
Güzel ondur, dokuzu dondur.
Hayır dile eşine, hayır gele başına.
Âdem alası içinde, hayvan alası dışında.
İslam’ın şartı beş, altıncısı insaf demişler.
“Tonuza minnet etme çalı tolaş!”
İyiliğe iyilik olsaydı, koca öküze bıçak olmazdı.
Kar susuzluk kandırmaz, kavurga karın doyurmaz.
“Zevalidür kanatlansa karınca”.
Kime hacı dersin, haçı koltuğundan çıkagelir.
“Olur komşu kızı ekser çapaklu”.
Mazlumun ahı, indirir şahı.
Geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni.
“Ki olur omçada oduncu gözi” (Omça: Tomruk, kütük)
Oynaşına inanan avrat, ersiz kalır.
Öküzün çektiğini kayışa sor!
“Karar eylemez akça, el kiridir”.
Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı atlas.
“Eger peri ise  sevgil seveni/ Olursa huri sevme sevmeyeni”
“Gerek uslu, virenden sözi alan”.
“Yanılıp satma bostancıya tarhun” (tere)
Tamah taş yara, taş baş yarar.
Terziye “göç” demişler. “İğnem başımda!” demiş.
“İt içer bil ucuz et şorbasın”.
Yağlı kazan, yağlı kazana.
Hemin gölge kovan irdükte yaza /Kışın ağzın açar poyraza.
Ve daha neler neler!
Rahmet olsun Güvâhî’ye.
Öğüt vermek kolay hem vereni de çok ey Garibce!
Tutmasına gelince. Bu yol bir hayli uzun ince!
Lakin tutan gark olur sevince.
Dua ile!
11.04.2020
GARİBCE  Etiketler: Güvahî, Pend-Nâme, Atasözleri


[1] Güvahî, Pend-Nâme (Öğütler ve Atasözleri), Hazırlayan: Mehmet Hengirmen, Kültür Bakanlığı, Ankara 1990.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...