Celalettin Karakılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Celalettin Karakılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2022 Cuma

Celalettin Karakılıç hocamız da vefat etmiş.


Öğrencilik yıllarımızda yaz tatili genelde Talas'ta Ali Sâib Paşa Camii'nde imamlık yapmakta olan Ağabeyim Hüseyin Erdoğan'ın yanında geçerdi. Cami bizim için tatbikat alanı gibiydi. Ezan okumalar, yanık yanık sala vermeler ve hatta vaaz etmeler... Celalettin hocamız da cami cemaatinden sayılırdı. Sık gelmese bile evi yakındı ve ara sıra uğrardı.
Birinde bir cenaze salası verdim ve ardından da ismini anarak "Rahmet-i Rahmânâ kavuştu" diye anons ettim. Rahmetli hocam beni sonra uyardı dedi ki: "Nereden biliyorsun Rahmet-i Rahman'a kuvuştuğunu, öldü ya da vefat etti de!"
Öğrenciyiz ya işte ne bilelim. Sonunda da öğrendik. Her ölenin Rahmet-i Rahman'a kavuşmayacağını.
Ama umuyorum Sabahat hoca annemiz ve ardından Cemalettin hocamız Rahmet-i Rahman'a kuvuşmuştur. Pek çok eser verdi. Talebeleri de dahil. Allah gani gani rahmet eylesin. Ailesinin ve talebelerinin başı sağ olsun!

Dua ile!
GARİBCE



4 Eylül 2014 Perşembe

Sala sala üstüne!


Bugünlerde salalar veriliyor; sala sala üstüne! Mevsim hasat mevsimi midir bilinmez.
Hani genelde hayvanlar kış boyu açlık ve susuzluğa, soğuğun şiddetine dayandıkça dayanırlar da tam bahar yaklaşmışken  tüm enerjileri biten ve ölürler. Ölümlerin çoğu böylesi bir mevsime rast gelir.
İnsanlar için de ölümün öyle bir mevsimi var mı bilmem.
Ama bildiğim bir şey var ise bugünlerde çokça sala duyduğum. Üst üste mi geliyor ne?
İstatistiklere bakmak lazım.
Şöyle ya da böyle denilebilir, ama sanıyorum benimkisi algıda seçicilik ile ilgili olsa gerek.  Belli ki bu salaların ardı arkası öteden beri kesilmiyor. Doğumlar gibi. Hatta ben kendim de nice sala vermiştim talebe iken. Talas Merkez’de Ali Saib Paşa namında küçük ve şirin tarihi bir cami var. Ağabeyim orada imam idi. O sırada ezanın minareye çıkıp şerefeden okunması emri vardı. Müezzin hocamız çıkmaya üşenir ve orada olduğumda beni çıkarırlardı ve ben de buna sebep bol bol ezan okurdum. Severdim de. Öyle bir de çekerdim ki, ağlamaklı yanık bir ses ile… hoşuma da giderdi hani.
Birinde salayı gene ben vermiştim ve ilan sırasında “Falanca kişi Rahmet-i Rahman’a kavuştu” demiştim. Daha sonra eski İmam-Hatip Okulu müdürümüz Celalettin Karakılıç Hoca beni uyarmış ve “Rahmet-i Rahman’a kavuştuğunu nereden biliyorsun, öldü, ya da vefat etti!’ deyiver!” demişti. Öyle ya adamın nereye gittiği ancak O’na malum. Ama biz belli ki iyi niyetimizden “Rahmet-i Rahman’a” gönderiyorduk.
Neyse bu bir bahs-i diğer.
İmdi dedim ya bizimkisi galiba algıda seçicilik.
Muhtemelen benim duyduğum bu salalar nice gençler tarafından duyulmuyor ya da öylesine bir prosedür gibi tabii görülüyor.
Ölüm bir gerçeklik olarak ürkütmüyor.
Bazen olgunlaşmış meyvelerin hasadı gibi vaktinde gerekli gibi geliyor. Lakin gök ekinin yolunması gibi olunca acı veriyor.
Ve ardından gelen yalnızlık korkutuyor.
“Ölüm ölüm nedir ki gülüm, biz senin için yaşamayı göze almışız!” diyen canlar çıkıyor.
Buradan bakınca hayat daha zor mu ne?
Zorluğu şuradan belli ki, sonsuz bir hayata karşılık geliyor.
Ne diyelim hayatı da ölümü de yaratan O!
Ve her bir şeyle bizi sınayan da O!
Ha bir de tadılan bir şeymiş ölüm.
Tadı da nasıl ola ki!
Dua ile!
04.09.2014

GARİBCE
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...