9 Eylül 2018 Pazar

Limeni’l-mülkü’l-yevm



Vurdum da yanıma kaldı sandım
Hak yedim canıma değdi sandım
Buyurdum başın eğdi sandım
Ne ki hatiften geldi bir ses
Başlar döndü tutuldu nefes
Açtı perdeyi anda Settâr
Döküldü sahte yaldızlar
Şimdi hesap dedi Gaffâr
Limeni’l-mülkü’l-yevm
Lillâhi’l-vâhidi’l-kahhâr[1]
09.09.2018
GARİBCE


[1] يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَۚ لَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْهُمْ شَيْءٌۜ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَۜ لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
"O gün onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. Bugün mülk (hükümranlık) kimindir? Tek olan, her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah'ındır"  (Mü'min 40/16)

8 Eylül 2018 Cumartesi

Ya Rabbi!


 

Rahmetin üzerimizde
İnayetin özümüzde
Yazımızda güzümüzde
Muînimiz ol Ya Rabbi

Dermanın dizimizde
Ferinse gözümüzde
Aklıkla yüzümüzde
Yolunda kıl Ya Rabbi

Hikmetin dilimizde
Sadaka elimizde
Sadakat belimizde
Rahmete sal ya Rabbi

Kaptırma bizi sele
Koma ömrü erzele
Hüsnü hatime ile
Yanına al Ya Rabbi

Dua ile!
08.09.2018
GARİBCE
Kıbrıs Hala Sultan Camii

5 Eylül 2018 Çarşamba

Ufuk ve Vakıf İnsan Ali Özek Hoca’yı ziyaret



Bugün Ali Özek hocamı -daveti üzerine- ziyaret ettim. Talebelik yıllarımızdaki sessizliğime rağmen hatırladığını ve benim yüksek puanlar alır olduğumu söyledi. Soyadımla hitap etti.  Baş başa iki saatten fazla konuştuk. Kayda da aldım.
İki defa "İslam aklî değil, makûldür" dedi.
 “Araştırmalarına göre” varmış olduğu birçok konuyu değerlendirdi.
Fukahanın pek çok dünyevî şeyi dinî alana çektiklerini ve bunun yanlış olduğunu söyledi: Mesela sigara, uyuşturucu gibi şeyler zararlıdır, ama haram değildir, dedi.
Yanlışlarımızı vurguladı. Özellikle de birtakım usul kaidelerinin bu sonuçta etkili olabileceğini, o yüzden bu konuda bir çalışma yapılması gereğinden söz etti. Beni davetindeki benden beklentisi galiba buydu.
Allah’a ve peygamberine itaat vurgusundan, bizim  o dönemi esas almamız gerektiği sonucunu çıkardı. Araştırma ve konular üzerinde kafa yormamız gerektiğini ısrarlı biçimde söyledi. Başarının istikrâî mantıkta olduğunu, Aristo mantığını terk etmek gerektiğini yineledi.
Selef vurgusu, zamanla ortaya çıkmış olan mezhep ve tasavvuf gibi kurumlara olan bakışı bir tarafa hoca ile anlaşamadığımız konu sanki yok gibiydi.
Zaten ben hep dinlemedeydim. Arada şekeri düştüğü için yemek yerken ben de asıl sorunun sebebinin değişim olduğunu, öküzün boynuzunda duran bir dünyadan “finansın güdümünde motorun gücünde yepyeni bir dünya”ya evrildiğimizi ve bu yeni dünyanın fıkhını mevcut kitaplarımızda bulamayacağımızı, kitabın  tam ortasından konuşanların insanları yaşadıkları çağdan geri çağlara çekmeye çalıştıklarını, bunun ise esasen imkânsız olduğunu, Kur’an ve sünnet vurgusu yaparken bunların bir zaman ve zemin içinde nâzil ve vârid olduğunu da göz ardı etmemek gerektiğini, aksi takdirde ideal olanın olması gereken değil, “olan” olacağını vb. söyleyiverdim.
Hoca, ilginçtir “el-Hayru fî mâ vaka‘a” “Olanda hayır vardır!” fehvasınca olumsuz sayılabilecek bir takım gelişmeleri iyimserlikle yorumladı.
Atatürk’ün Diyanet İşleri Reisliğine getirdiği Rifat Börekçi’nin protokoldeki yerinin Başbakan İnönü’den önce ikinci sırada olduğunu ve maaşının da onunkinden fazla olduğunu söyledi. Doğrusu bunu bilmiyordum. Şeyhulislam’ın yeri ve önemine değindi. Günümüzde de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dinî otorite olarak güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Seksen altı yaşında olan hocamızı çok iyi gördüm, hafızası müthişti. Allah hayırlı uzun ömürler versin.
Ufuk insanlara çok ihtiyacımız var.
Bizim çoğu âlimlerimiz derinliklerinden hayata kuyunun dibinden seslenir gibidirler.
Oysa derinlik ve ufuk dengelenmelidir.
Garibce olarak deriz ki:
Derinlik bilgi ile ufuk görgü ile!
İnsan ne kadar çok tahsil eder ve okursa o kadar derinlik kazanır. Ne kadar çok gezer; enfüs ve afakta binlerle ayetin kodlarını çözer, hayat tecrübesi kazanır, değişik bakış açısına sahip insanlarla hem hal olur ve böylece dünyanın dört bucağına açık sayısız pencerelere sahip olur ise o kadar çok ufku açık olur.
Fazla derinlik iyidir, ufku kaybetme riski vardır.
Ufku geniş olmak da iyidir, lakin sığ kalma riski vardır.
Derinlik ve ufku bir araya getirmek, işte zor olanı budur.
Onu başarmış olanlar da ne azdır!
Dua ile!
04.09.2018
GARİBCE




25 Ağustos 2018 Cumartesi

Adalet ve mahkeme kapılarında sürüm sürüm sürünmek!



Rahmetli Torosların Ehmeti Ahmet Fırat vefatından önce tamamlamış olduğu Yargı Etiği ve Mesleki Kimlik (Türkiye Adalet Akademisi, Ankara 2017) adıyla yayınlanmış. Bu değerli eseri, en verimli çağında elim bir trafik kazasında kaybımızın ardından acımıza bir nebze teselli oldu.
Torosların Ehmeti adlı ödül de kazanmış olan hatıratının ardından baskı ile gün yüzüne çıkmış olan kitabında Ehliyet ve Liyakat başlığı altında Turan Çınar’a da atıfla şöyle diyor:
Hâkim mahkeme kararlarının verilmesi de dâhil tüm yargısal görevlerini etkin bir şekilde, adilane ve makul bir süre içerisinde yerine getirmelidir. Geciken adalet adalet değildir. “Adaletin gecikmesi adaletsizliktir” (Landor). Vatandaşın biri öbürüne kızınca; “Seni mahkeme kapılarında sürüm sürüm süründürürüm” demektedir. Oysa doğrusu, “Seni dava eder, hakkımı söke söke alırım” demek olmalıydı. (s. 137)
Aslında vatandaş teşhisi yapmış. Adalet aramak demek mahkeme kapılarında sürüm sürüm sürünmek demektir.
Hastaneler için de benzer şeyler söylerler: Allah muhtaç etmesin, yokluğunu da vermesin. Derde düşenin derman araması da zor bir süreçtir. Allah dert verip derman aratmasın!
Rahmetli Abdurrahim Karakoç şiirinde geciken adaletten dert yanar[1].
Adalet mülkün temelidir.
Ehliyetli ve liyakatli hâkimler elinde vücut bulur.
Ehliyet ve liyakate bakılmaz, emanetler (kamu yetkileri) ehline verilmezse, kıyamet de orada hazır bekler.
Diyeceksiniz ki neyin kıyameti?
Hakkın ziyanı kıyameti.
O hak ki, özellikle İslam değirmeninin mihveridir. Dönen dünyamız o eksen etrafında döner. O yoksa mihver etrafında dönen bir dünya da yoktur. Orada her şey yerinden kopmuş, mülk yıkılmış, değirmen viran olmuştur.
Sevgili Torosların Ehmeti, eserinin elimize geçmiş olmasına bilsen ne kadar sevindim. Ne ki kardeşine ithafın ve imzan yoktu.
Allah seni sevdikleri ile beraber etsin.
Bu eserin de ahiretine azık olsun.
Dua ile!
25.08.2018
GARİBCE



[1] Gene tehir etme üç ay öteye
Bu dava dedemden kaldı hâkim bey
Otuz yıl da babam düştü ardına
Siz sağolun o da öldü hâkim bey

Kırk yıl önce yani babam ölünce
Kadılıklar hâkimliğe dönünce
Mirasçılar tarla takım bölünce
İrezillik beni buldu hâkim bey

Yaşım yetmiş iki usandım gel git
Bini geçti burda yediğim zılgıt
Eğer diyeceksen bana ne öl git
Oğlumun bir oğlu oldu hâkim bey

Sekiz evlek tarla bir geverlik su
Yüz yılda hüküme bağlanmaz mı bu
Kazanmasam da hu kazansam da hu
Canım ta bunuma geldi hâkim bey

Keşife meşife damgaya harca
Kanımız kurudu harca da harca
Sayenizde avukatlar yıllarca
Fakiri yoldu da yoldu hâkim bey

Mübaşir itekler katip zırvalar
Değişti bizde de güya devirler
Yüz yıl önce adam yiyen gavurlar
Tapucuyu aya saldı hâkim bey

Kabahat sizde mi kanunlarda mı
Şaşırdım billahi yolu yordamı
Kızma sözlerime alam kadanı
Sıkıntıdan içim doldu hâkim bey

Mülkün temeliydi adalet hani
Bizim hak temelde saklı mı yani
Çıkartıp da versen kim olur mani
Yoksa hırsızlar mı çaldı hâkim bey

Hem davacı pişman hem de davalı
Bu yolda tükettik çulu çuvalı
Sabret makamından çalma kavalı
Sürüler ekine daldı hâkim bey

19 Ağustos 2018 Pazar

Ticaret, ticarettir. Kimi burayı kimi orayı ister!



وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزٰىۙ ﴿١٩﴾ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلٰىۚ ﴿٢٠﴾ وَلَسَوْفَ يَرْضٰى ﴿٢١﴾
Onun üzerinde birine ait olup karşılığı verilecek bir lütuf yoktur. (19) Ancak yüce rabbinin rızâsını kazanmak için verir. (20) Bu hoşnutluğa da mutlaka erecektir. (21)(Leyl 92/19-21.
Bu âyetin inmesine sebebin şu olduğu söylenir: Ensârdan birinin hurma ağacı varmış. Meyvesinden fakir komşusunun avlusuna düşeni onun çocukları yerlermiş. Hurma sahibi, bunu Hz. Peygamber’e (s.a.s.) şikâyet etmiş. Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.s.):
«O hurmayı bana ver! Sana, onun yerine cennette bir hurma verilsin!» demiş: Fakat Ensârî buna razı olmamış. Ondan sonra Ebû'd-Dehdâh nâmında bir zât bahçesini vererek o hurmayı satın almış. Ve: «Yâ Resûlallah! O hurmayı benimle cennetteki hurma ağacına değişir misin?» demiş. Hz. Peygamber (s.a.s.): «Değiştim.» demiş ve o hurmayı çocuklu fakire hediye etmiş. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Cennette Ebu’d-Dahdâh’a ait nice salkımlar var!” buyurmuştur.
Ebu’d-Dahdâh, bu işlem sonrası hemen bahçeye varmış ve içindeki karısına hemen oradan çıkmasını, çünkü bahçeyi Allah’a sattığını söylemiş. (bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 146, V, 364).
Ticaret ticarettir. Kimi rant peşindedir, bir ağacını bahçe yapmaya çabalar. Kimi de kalıcı olana taliptir; cenneti ister. Kimi de isteyene ver anı der, Rıdvan ister.

Dua ile!
19.08.2018
GARİBCE


11 Ağustos 2018 Cumartesi

Hak hep yerini bulmalı


Kirli oluklar soğulsun
Haram lokma ırak olsun 
Ekmek emeğe denk olsun
Hak hep yerini bulmalı

Allah cezbeli kıldı diye
Gördüğüne akının niye
Eş olmalı saygı sevgiye
Eşler tam dengini bulmalı

Rahat olmak için  mezarda
Dürüst ol seferde hazarda
Olmasın gıllu gış pazarda
Mal tam değerini bulmalı

İbret alması için özün
Hikmet diyende olsun gözün
Varsa söyleyecek bir sözün
Meclis  ahengini bulmalı

Çıkıp da yola ta Maçin'de
Huzur arama boşa Çin'de
Şad olmaya akran içinde
Garib yarenini bulmalı

Dua ile!
11.08.2018


7 Ağustos 2018 Salı

Öğütname-i Garibce




Emek verdim ekmek hak oldu
Ana sütü gibi ak oldu
Rızkım anda peri pak oldu
Özüm Hakk'a durur giderim

Emek ekmek dengi dengine
Ayrım yok fakire zengine
Ölçüt takvâ bakmam rengine
Hak mizana vurur giderim

Bulur zalim ettiğinden beter
Tuttuğu yol cehenneme gider
Anda nice pişmanlık eder
Garibce öğüt verir giderim
06.07.2018



Siyasetname-i Garibce




Dalkavukluk sağlarsa fazla çıkar
Erdem naçar duramaz ordan kaçar
Erdem ile payidar olur ülke
Erdemsiz mi ülke illaki batar
----oOo----
Layık olmayanı getirme işe
Sonra şaşarsın sen de bu gidişe
Yerine getirmektense buyruğu
Asta hırlar üste sallar kuyruğu
----oOo----
Adalettir mülkün temeli
Hukuk ona hizmet etmeli
Suçun cezası dengeli
Gören hak etti demeli
----oOo----
Adalet kutup yıldızı
Zulümdür vicdanda sızı
İğne sokmadan özüne
Gayra dürtme çuvaldızı
----oOo----
Utanmaz yüzü hak etmez ister
Sen etme tamah adlini göster
Ne bir eksik olsun ne bir fazla
İhsan isteme hakkın al yeter
06.07.2018


11 Temmuz 2018 Çarşamba

Siyaset-i Garibce: Vasiyetimdir!



 Ey millet!
Hayırlı olsun yeni sistem ve yeni hükumet!
Kimsenin elinde tılsımlı değnek yoktur. Bilin ki iş sizin işiniz, yük sizin yükünüzdür. Bu itibarla eğer siz öğrenmezseniz kimse size öğretemez.
Eğer siz çalışmaz ve işinizi yapmazsanız kimse sizin işinizi yapamaz.
Eğer siz kendinize iyi bakıp sağlıklı olmaya çabalamazsanız, kimse sizi sağaltamaz.
Eğer siz hareket etmezseniz, berekete eremezsiniz ve kimse size tabakta hazır ikram etmez. Kendi aşınızı kendiniz taşırın!
Beklentilerin çok olduğunu görüyorum.
At sahibine göre kişner. Elhak doğrudur. Lakin at kim, sahip kim?!
Gelin hep birlikte kendi işimizi yapalım, hem de en iyi şekilde yapalım.
Ben öğretmen isem öğretmenliğimi en iyi yapayım.
Danışman isem danışmanlığımı en iyi yapayım.
Temizlik elemanı isem temizlik işimi en iyi yapayım.
Çocuk bakıcısı isem en iyi bakıcı olayım.
Ve bakan isem tabii ki en iyi bakan olayım.
Sade bakmamalı aynı zamanda görmeliyim. Hem de hikmet sahibi olarak bir öngörüm olmalı. Ona göre de tedbirim bulunmalı.
Kalkınacaksak işte o zaman kalkınacağız. Uçacaksak da o zaman uçacağız.
Lakin benim temennim, az da olsa ayakları yerde sürekli olan çalışmalardan yanadır.
Bir sene boyu yat, Kadiri tut ve işi bitir. Dindarlık anlayışı bu olan bir insanın dünyalık anlayışı da ona benzer bir şey olur. Hesabîdir, hak etmediği alacağını yapacağından düşer. Bin bir iştahla başlar, çok sürmez, usanır boşlar. Ya da yanlış başlamıştır, boşlamak zorunda kalır. Daha bitirmeden yaptığını yıkmaya kalkar.
Öyle olmasın. Dindarlığımız yıl boyu beş vakit namaz gibi, beslenmemiz her gün üç öğün yemek gibi çalışmamız da düzenli ve sürekli olsun. Bir işimiz olsun ama bir olsun, pir olsun. Elimiz onda yatkın, özümüz yetkin olsun, sevgisi yüreğimize dolsun.  Her işten anlarım, ne iş olsa yaparım, illaki bir köşe kaparım gibi de olmasın.
Kurtuluş için merhum Hamidullah Hoca’nın vaktiyle Hayrettin Karaman ve Bekir Topaloğlu’na “Ne olacak bu ümmetin hali?!” diye sorduklarında dediği gibi cevap basit:
“Siz okulunuzda en iyi asistan olun, ben de burada en iyi hoca olayım. Hepsi bu!”
Öyle ya ne zaman hizmeti olan hizmetini, himmeti olan himmetini ortaya koyar  her şeyi hikmet sarar işte o zaman topyekun millet düze çıkar.
Benim Garibce amentüm böyledir.
“Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa!”
Biri bizi kurtarsın!
Yok öyle bir şey.
Dua ile!
11.07.2018
GARİBCE



3 Temmuz 2018 Salı

Ay mı faydalı Güneş mi?



Efendim bir hikmet vardır, anlatırız, hoşumuza da gider. Nasreddin Hocaya sorarlar: "Hocam! Ay mı daha faydalı Güneş mi? diye. O hiç tereddüt etmeden "Elbette ay daha faydalı. Çünkü güneş zaten aydınlıkta doğar. Oysa ay öylemi. O gece karanlıkta doğar!" demiş.
Tevilat'ta aşağıda tercüme ettiğim kısmı görünce Hocanın hikmeti aklıma düştü. Dedim onun da imamı varmış ve o da bizden. ☺
"Gece ve gündüzün güneş ve ayda olmayan bir takım fazladan güçleri vardır. Çünkü gece ve gündüzün gücünün etkisi sonucu eceller tükenmekte, ömürler bitmektedir. Hiç kimsenin onların tahakkümünden kaçınma ve korunma imkânı yoktur.
Buna mukabil insanların güneşin ve ayın vereceği sıkıntılardan birtakım çarelere ve sebeplere başvurarak korunma imkânları vardır. Ama gece ve gündüz için bu mümkün değildir. O yüzden burada gece ve gündüzü ayrıca zikretmiş olmasında güneş ve ayın zikrinden elde edilen nüktelerden fazlası mevcuttur." (Maturidî, Te'vîlât, XVII, 220)
Sahi bir de bizim Abdulaziz Hocanın gecesi gündüzü vardı!

Dua ile!
03.07.2018
GARİBCE



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...