9 Temmuz 2016 Cumartesi

Babamın çömçe balıkları!


Köyümüzün içinden iki dere akar, aşağısında birleşirler ve Kıpız’da menderesler çizerek, muhteşem manzaralar oluşturarak akarlar ve sonra da ırmağa karışırlar.
Haliyle dere kenarlarında cıbıl su birikintileri olur. İçlerinde de pek çok çömçe balığı.
Bu çömçe balığı, aynen kepçe gibi olduğu için halkımız böyle isimlendirmişler. Simsiyah kocaman bir başı ve bir de kuyruğu olur. Halk da benzerliği sebebiyle ona çömçe balığı der.
Babam rahmetli ile pek nadir olan muhabbetlerimizden birinde ben kendisine çömçe balıklarının aslında kurbağa yavrusu olduğunu söyledim. Babam yılların birikiminin kendisine verdiği güvenle: “Olur mu çocuk?” dedi “Onlar çömçe balığı”. “Baba!” dedim “Bunlar kurbağa yavruları. Kurbağaların yumurtadan çıkması ve büyümesi aşamaları olur. Bu da bir aşaması. Bir süre onun o kuyruğu düşecek kepçe gibi olan o koca yuvarlar siyah kafa da şekillenecek ve küçük bir kurbağa olacak, sonra da büyüyecek …” dedim. Babam benim dediklerime bir türlü inanamadı, “Hiç çömçe balığından kurbağa olur mu?” diye hayretini belirtti.
Babam zeki bir adamdı, gün görmüş, tecrübe sahibi biriydi. Ama benim daha ilkokulda öğrendiğim bir bilgiyi bilmiyordu ve bu benim hayretimi mucip bir durumdu. Koskoca adam, nasıl olur da daha kurbağa yavrusunu bilmez, onu çömçe balığı sanırdı.  Anladım ki tahsil başka, bilgiye dayanmayan gözlem başka…
Bir de o askerlik hatırası olarak şöyle anlatırdı: “Sıhhiye bölüğüne yazıldık. Bizi topladılar ve özel sağlık eğitimi vermeye başladılar. Komutan doktor bir soru sordu: “İçtiğimiz su nereye gider?” dedi. Ben “Ciğerimize gider!” komutanım dedim. Arkadaşlar içinde benim durumum da iyi idi. Ben öyle deyince komutan doktor bozuldu, “Hayır evladım! Midemize gider!” dedi. Ben “Hayır komutanım ciğerimize gider!” diye ısrar ettim ve çünkü dedim: “Halk arasında sıcakta su içince “Ciğerimin başı buz gibi oldu!” derler diye de iddiamı ispata kalkıştım. Doktor bana epey kızdı ve halkın neden öyle dediklerini izah etmeye çalıştı… Dayak yemedim ama, belli ki gözünden de düştüm.
İşte böyle!
Askerlik çağındaki üstelik sıhhiye bölüğüne seçilmiş akıllı zeki biri içtiğimiz suyun nereye gittiğini bilmiyor. Oysa biz bunu daha ilk mektepte öğrenmiş idik.
Gördüm ki bilgi üzerine kurulu bir hayat çok çok başka. Bilgi de ancak tahsil ile elde edilebiliyor. Biz bunu millet olarak çok geç kavradık galiba. Köyümüzün ilk okuyanları Torosların Ehmeti, müftü ağabeyim ve akranları ilk açıldığında mektebe gittiklerinde neredeyse ergenlik çağına gelmişlerdi. Hala da durumun önemini kavradığımızdan pek de emin değilim. Çünkü bakıyoruz hiç bilgi sahibi olmayan insanlar hemen her konuda özellikle de din konusunda oldukça rahat fikir ileri sürebiliyorlar ve Oğuz isminin “Eûzü”den gelmesi gibi bir sürü çömçe balığı üretebiliyorlar.
Mala davara zararı olmadığından mıdır nedir belki de!
Allah akıbetimizi hayr eylesin.
Dua ile!
09.07.2016

GARİBCE


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...