20 Eylül 2017 Çarşamba

Göğe bir türlü ağmayan dualarımız ve amel-i salih



Aynı ayete iki ayrı meal: Birincisi Diyanet’e ait. İkincisi Elmalılı’ya:
"Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah'a aittir. Güzel sözler ancak ona yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar."[1]  (Fâtır; 10)
Fâtır Sûresi  (10 - 10)
Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah’ın’dır, ona hoş kelimeler yükselir onu da ameli sâlih yükseltir, kötülükler kuranlara gelince onlara şiddetli bir azâb vardır ve onların tuzakları hep tarumar olur. (10)
Bu iki mealden bizim tercihimiz Elmalı merhuma ait olanıdır.
Buna göre başta dualarımız olmak üzere İslam namına olan her sözümüz amel-i sâlih’e iktiran etmedikçe yani önünde  ya da sonunda ona eşlik edecek bir amel-i salihimiz olmadıkça O’nun katına yükselmeyecek dolayısıyla  da kabul görmeyecektir.
“Bunca dua ediyoruz neden kabul edilmiyor?”, “Bunca zulümler var? Allah neden sesimizi duymuyor?” diyenlerin çok olduğu günümüzde nedense Garibce olarak bu ayet aklıma geldi. Hangi salih amel ile eş ettik de dualarımız göğe ağıp katında kabul ile rahmete dönüşüp üzerimize yağmadı!
Galiba kendimizi aldatıyoruz.
“Amel-i salih nedir?” derseniz en ednası yaralı bir parmağa işemektir. Onu bile esirgeyen bizler mi dualar edeceğiz de dualarımız kabul edilecek. Hem Akif’in dediği gibi ecîr-i hâsın[2] olarak Allah ne güne duruyor. Ne yapmak gerekiyorsa yapsın a! Açlar doyurulacaksa doyursun, mazluma yardım etsin, zalimi kahhar ismiyle kahretsin, savaşılacaksa da Musa ile gitsin savaşsın…
Vaktiyle İsrailoğulları böyle bir tavır göstermişlerdi.
Şimdi ise biz.
Tarih demek ki böyle oluşuyor.
Sahi İsrailoğullarının başına gelen bir şeyler olmuş muydu?
Benzer durumlar bizim de başımıza gelebilir miydi?
Sen de diyeceksin ki: “Daha ne gelsin be Garibce!”
Öyle ya, dünya sıralamasında fezailde (erdemlerde) son sıralarda, rezailde ise hep ön sıralardayız. Hangi izzet, hangi şeref!?
Yetmez mi!?

Dua ile!
20.09.2017
GARİBCE





[1] مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعاًۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِـحُ يَرْفَعُهُۜ وَالَّذ۪ينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ
[2] O ihtişâmı elinden niçin bıraktın da,
Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?
"Kadermiş!" Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru:
Belânı istedin, Allah da verdi... doğrusu bu.
Talep nasılsa, tabîî, netîce öyle çıkar,
Meşiyyetin sana zulmetmek ihtimâli mi var?
"Çalış!" dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,
Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!
Sonunda bir de "tevekkül" sokuşturup araya,
Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!
Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,
Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!
Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini,
Birer birer oku tekmîl edince defterini;
Bütün o işleri rabbim görür; vazîfesidir...
Yükün hafifledi... Sen şimdi doğru kahveye gir!
Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak...
Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak!
Onun hazîne-i in'âmı kendi veznendir!
Havâle et ne kadar masrafın olursa... Verir!
Silâhı kullanan Allah, hudûdu bekleyen O;
Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O!
Çekip kumandası altında ordu ordu melek,
Senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek!
Başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin:
"Yetiş!" de, kendisi gelsin, ya Hızr'ı göndersin!
Evinde hastalanan varsa, borcudur: bakacak;
Şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak.
Demek ki: her şeyin Allah... Yanaşman, ırgadın o;
Çoluk çocuk O'na âid; lalan, bacın, dadın O;
Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O;
Alış seninse de, mesûl olan verişten O;
Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O;
Ya ordu lâzım imiş... Askerin, kumandanın O;
Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O;
Tabîb-i âile, eczâcı... Hepsi hâsılı o.
Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!
Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu!
Hudâ'yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;
Utanmadan da tevekkül diyor bu cürete... Ha?

..........
Mehmet Akif Ersoy (1873  - 1936)
(Safahat - Dördüncü Kitap (Fatih Kürsüsünde), s .267-8 )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...