25 Haziran 2018 Pazartesi

Hükmün uygulanmasının zamanına merhun oluşu: NES’/ İNSÂ




Nesih, bilindiği gibi hükmün yürürlüğünün ebedi olarak durdurulması anlamındadır. Bu konuda herkes bir şeyler söylemektedir. Hatta o kadar ki Meselâ İbnu’l-Arabî âyetü’s-seyf diye bilinen فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ ayetinin[1] 114 ayeti neshetmiş olduğunu söylemiştir. İlginçtir ki bu ayetin sonunun da {فَإِنْ تَابُوا وأقاموا الصلاة وآتوا الزكاة فخلوا سبيلهم}  başını neshettiği ifade edilmiştir.
Bir başka tuhaf görülen ayet de {خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ}  ayetidir[2]. Bu ayetin başı ve sonu neshedilmiş ortası muhkem kalmıştır.
Biz bu konuya girecek değiliz. Sadece pek bilinmeyen bir kavram üzerinde duracağız.
O da  Zerkeşî’nin el-Burhân[3] adlı eserinde ele aldığı nes’ kavramıdır.
Nes’ hükmün yürürlüğünün o hükmün uygulanmasını gerekli kılacak bir illetin varlığına ertelenmesi/ bağlanması demektir. Hükmün uygulanmasını gerekli kılan illet/gerekçe varsa hüküm uygulanır, gerekçe yoksa ertelenir, durum hakkında başka bir hükme intikal edilir. Müellefe-i kulûba zekattan fon ayrılması hükmünü[4] müslümanların zayıf olması gerekçesine bağlamak ve güçlenmeleri halinde ise uygulamamak gibi.
Bir sebebe mebni emredilen hükmün sebebinin zail olması o hükümde ısrar etmemeyi, aksine yeni duruma uygun başka bir hüküm aramayı gerekli kılar. Mesela müslümanlar zayıf ve sayıları az iken sabır ve tahammül göstermekle emredilmişler, emri bi’l-maruf ve nehyi ani’münker ve cihadla memur edilmemişlerdi. Sonra güçlenince onlara bunlar emredilmiştir. Kimileri bunu hemen nesh ile izah etmeye kalkışmakta ve bu anlayışın sonunda Kur'ân bir sürü mensuh / kadük ahkamla dolu bir hal almaktadır. Oysa bu gibi yerlerde  Zerkeşî’nin de dikkat çektiği gibi  nesih değil “Nes’ / İnsâ” yani erteleme söz konusu olmalıdır. Nitekim “مَا نَنْسَخْ مِنْ اٰيَةٍ اَوْ نُنْسِهَا …”[5] ayetinde de bu kavrama atıfta bulunulmuştur.  Bu durumda ertelenen hüküm  Müslümanların güçleninceye kadar savaşmaları hükmüdür.  Zayıflık halinde hüküm  sabır ve tahammül göstermenin vacip oluşudur.  Buna göre  tahfif[6] ayetinin Kılıç ayetiyle mensuh olduğunu söylemek isabetli olmayacaktır, aksine söz konusu olan nesh değil nes’idir.
Konunun özeti şudur: 
Hükmün uygulanması  zamanına merhundur: 
el-Müsâleme ‘ınde’d-da‘f ve’l-müsâyefe ‘ınde’l-kuvve[7]. Yani Müslümanlar olarak zaaf içinde iseniz hüküm sulh ü selamet, güçlü iseniz hüküm cihad ve i‘lâyı kelimetullahtır. Bu itibarla ne barışın ne de kılıcın işi bitmiştir. Her birinin yeri vardır. Yeter ki hikmet ile yeri ve zamanı bilinsin.
Bu reel siyasette de öyle mi ne!!
“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!”
“Yurtta sulh cihanda sulh!”
Yani gücümüz yok; dolayısıyla da Musul ve Kerkük’te bir talepte bulunabilecek durumda değiliz!
Zaman olur, olur. Niye olmasın?
Hikmetli siyaset neyi gerektiriyorsa vacip olan da odur!

Dua ile!
25.06.2018
GARİBCE





[1] فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَب۪يلَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
"Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, esir alın, kuşatın ve onları her geçit yerinde gözetleyin. Şayet tövbe ederler, namazlarını kılarlar ve zekâtlarını verirlerse artık onları serbest bırakın. Allah yarlığayıcıdır, bağışlayıcıdır."  (Tevbe 9/5)
[2]"Sen afiv yolunu tut, urf ile emret ve kendilerini bilmezlerden sarfı nazar eyle."  (A'râf 7/199) (Elmalı)
[3] (bk. Zerkeşi, Burhân fî ‘ulûmi’l-Kur'ân, İsa Halebi Tab’ı, thk. Ebu’l-Fadl İbrahim, 1957,  II, 42-43).
[4] اِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَـرَٓاءِ وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْعَامِل۪ينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَ۬لَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِم۪ينَ وَف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَابْنِ السَّب۪يلِۜ فَر۪يضَةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ
"Sadakalar (zekatlar), Allah'tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslam'a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."  (Tevbe 9/60)
[5] مَا نَنْسَخْ مِنْ اٰيَةٍ اَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَٓا اَوْ مِثْلِهَاۜ اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
"Biz bir âyetden her neyi nesih veya insa edersek ondan daha hayırlısını yahut mislini getiririz, bilmez misin ki Allah her şeye kadir, daima kadirdir."  (Bakara; 106)
[6] يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلَى الْقِتَالِۜ اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفاً مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ ﴿٦٥﴾  اَلْـٰٔنَ خَفَّفَ اللّٰهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ اَنَّ ف۪يكُمْ ضَعْفاًۜ فَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفَيْنِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ ﴿٦٦﴾ 
Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkar edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir. (65)  Şimdi ise Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah'ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfâl 8/65 - 66)

[7] الْمُسالَمةُ عِنْدَ الضَّعْفِ وَالْمُسَايَفَةَ عِنْدَ الْقُوَّةِ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...