23 Kasım 2014 Pazar

Yeter oyalandığın gayrı, çalışsana öllüğün körü!

 

Feys’de şöyle bir muhabbet geçmiştik az önce.
Garibce, belki iki saattir başına tebelleş olmuş uyuşuk güz sineklerini kovmaya çabalıyor. Feys de diyor ki: Ne düşünüyorsun? Elinin körünü.
 “Elinin körü!” dedimdi ya daha buğusu üzerinde iken can anamın diline hıyanetlik ettiğimi hissettim. Çünkü ben bu tabiri hep “Öllüğün körü” diye duyar ve öyle bilirdim. “Niye öyle dedim ki?” diye hayıflandım. “Bu tavır, hiç Garibce’ye uyar mı?” diye kendi kendime sitem ettim. Sonra Herbilen’e sordum: Yahu bilmediği yok arkadaş: Aynen öyle imiş. Üstelik “öllüğün körü” diye Ankara bölgesinde meşhur bir yemek de varmış. İsim de nereden geliyormuş biliyor musunuz?
Kıymalı veya peynirli erişte pişirilirken komşu sormuş. “Hu! Komşu! Ne yemeği yapıyorsun?” Yorgun ve sinirli olan kadıncağız da alıngan bir tavırla  “öllüğün körü” demiş ve böylece o yemeğin adı “öllüğün körü” olmuş. Yedin mi? Ben yemedim.
İnsan bu ya, üç boyutlu zamanı bir anda yaşayabiliyor. Geçmişi hatıralarıyla, anı içinde yapmakta oldukları ile ve geleceği de hayalleriyle.
Ben de bu tabirin kullanım şekillerini hatırlamak için hatıralarıma gittim.
Hemen bir kadın düştü aklıma. Tam on tane hayatta çocuk anası, üç de öylesine telef olmuş. Hepsi de yiyici. Kadıncağız koca kazan ile yemek pişiriyor, koca leğen ile ortaya servis ediyor, hemen her gün bazlama pişiriyor ama gene de baş edemiyor. Ayrıca bir sürü iş var ve hiç bitmiyor. Haliyle yorgun  düşüyor. Üstelik herif de, avratlık bekliyor…
-Ana!
-Ne var gene!
-Acıktım, gıı!
-Zıkkımın kökünü ye! Teştte bazlama var, alıp yesene de  ana diye adımı üzberliyon. (Bu n sesi genizden gelir ve eski dilde sağır kef ile yazılır)
Ya da şöyle:
-Ana gı!
-Öllüğün körü! Ne var gene?
Köy şartları o zamanlar gerçekten çok zordu. Arapların bir sözü var: Hadis diye de rivayet edilir: “Men sekene fi’l-bâdiyeti cefâ!” diye.  Bâdiyede yani zor hayat şartları altında yaşayanlar kaba saba/ acımasız olurlarmış. Sözün anlamı bu.
Acaba diyorum köyün o günkü şartları -bugünü çok iyi bilmiyorum- insanlarımızı katı ve sevgisiz mi yapıyordu. Tabii her zaman böyle  de değildi.
Bazen de seslenmelerde şöyle denebilirdi: “Haydi bir su getiriver, gadasını aldığım!” “Gurban olduğum!” “Bilmem neresini yediğim!” (Yenilecek yer her neresiyse olduğu gibi söylenirdi.)
Ama hatıralarda kalanlar daha çok “Öllüğün körü” gibiler sanki.
Anamın dilindeki bu tabiri TDK’ya sordum, bilemedi, daha dorusu sahip çıkmadı. Peki, “elinin körü’nü biliyor musun dedim. Onu bildi ve  “Bıktırıcı, usandırıcı durumlarda bir azar sözü” diye açıklama getirdi.
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü’nde Kızınca söylenilen sövgü” diye açıklanmış ama kanaatimce bu bir sövgüden çok azar olmalı.
Bu tabir “Yeter yaptığın gayrı öllüğün körü!” gibi hitap şeklinde de kullanılabiliyor.
Tabir sağlam ve yüzde yüz bize ait. Anadilimizde (yazı dilinde) olmasa da analarımızın dilinde mevcut. Ama nereden gelmiş, ilk çıkış öyküsü nasılmış, onu bilemedim ve de bulamadım.
İşte böyle!
Feys’in halden anlamazlığı başımıza bak neler açtı.
Güya oturacak ve ders çalışacaktım.
Ama tembel talebeler gibi bahane arayıp duruyorum. Biri çıksa da şimdi keşke:
“Sabahtan beri ne oyalanıp duruyorsun, çalışsana öllüğün körü!” dese. Ve bu ses tanıdık olsa, yürekten gelse, özlem dolu bir ses olsa: Azar dolu anamın sesi olsa!
Heyhat! Olmayacak dua.
Rahmet olsun!
Dua ile!
23.11.2014

GARİBCE

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...