3 Kasım 2013 Pazar

Ben de bir insanım!


Yediğinize siz kendiniz bakın! Hakkınız mı ateşten bir parça mı?
Ümmü Seleme annemiz anlatır: Hz. Peygamber kapının önünde bir davalaşma sesi (cangama) duydu ve yanlarına çıktı. Onlara şöyle dedi:
“Bakın ben de nihayet bir insanım. Bana davalarınızı getiriyorsunuz. Olabilir ki taraflardan biri diğerinden  daha dilbaz olur, iddiasını  daha açık bir şekilde ortaya koyar. Ben de onun doğru söylediğini sanabilir ve  dava konusu şeyi onun lehine hükmedebilirim.  Bu şekilde her kime,  aslında başka birine ait olan bir hakkı hükmetmişsem, sakın ola ki onu almasın. Zira aslında ben ona ateşten bir parça hükmetmişimdir. Bu durumda ister alsın, isterse hakkı sahibine terk etsin!”[1] (Buhârî, Mezâlim, 16)
Birçokları, müridan tarafından uçurulan şeyhlerinin gaybı bildiğini sanırlar. Çoğu müteşeyyih de onların içinde olduğu bu inancı düzeltmez çünkü işine gelmez ve bu durumu istismar eder. Hatta öyle olduğu imalarında bulunur.
Yeryüzünde gaybı bilecek tek bir kişi olsaydı herhalde o Hz. Peygamber olurdu. Buna rağmen o ısrarla (kasr sîgasıyla “İnnemâ ene beşer” diyerek) kendisinin de nihayet bir insan olduğunu ve gaybı bilemeyeceğini ifade ediyor.
İnsanlar haklarını aramak üzere mahkemeye başvuruyorlar. İnsanların ahlakî kaygıları yeterli olsaydı, iman tek başına saik olarak kifayet etseydi haksız olduğunu bilen çoğu insan mahkemeye zaten düşmezdi. Ama maalesef insan bencil ve menfaatine düşkün. O yüzden de kendi haksızlığını bile bile niceleri mahkemede kendisini temize çıkarmaya çalışır. Avukatlar tutar. Bunun için büyük paralar harcar. Ne var ki bunlar, aslında hak etmediği şeylerin yanında devede kulak bile değildir. Sonra mahkeme safahatı başlar, uzar da uzar. Hak sahibi canından bıkar. Sonunda hâkim o delilleri değerlendirir ve  delillerin sonucuna  göre karar verir. İçinden bir ses dese ki öteki haklı, yine de delillere göre hükmetmek durumundadır.
İşte Hz. Peygamber  yukarıdaki hadisinde kendisinin de bir insan olarak delillere bakarak karar vermek durumunda olduğunu ifade ediyor ve hilaf-ı hakikat karar verme ihtimalinin bulunduğuna dikkat çekiyor. Sonunda mahkeme karar vermiş olsa bile bu kararın gerçekte hakkı değiştirmeyeceğini, hakkın ilelebet baki olacağını, mahkeme kararı ile elde edilen ama aslında karşı tarafa ait olan şeyin kişiye asla helal olmayacağını, onu alması halinde ateşten bir parça almış olacağını dikkat nazarlarımıza veriyor.
Fıkhımızı, pozitif hukuk sistemlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri hükümlerinin hem diyanî hem de kazaî boyutunun olmasıdır.
Helal haram gibi hükümler diyanî boyutu ifade eder ve ahrete bakar. Sahih, fasit, batıl, nafiz, mevkuf gibi hükümler ise kazaî boyutu ifade eder ve dünyaya bakar.
Dünyevî açıdan kazaî yönden bir hakkın size ait olduğuna hükmedilse bile, bu uhrevî yönden o hakkın size helal olmasını gerektirmez.
Hak ilelebet bakidir ve asla hak zayi olmaz.
Mahkeme-i dünyâ hakkınızı size veremediyse mahkeme-i kübrâ elbet onu size ulaştıracaktır.
Yediğinizi bir daha düşünün.
Gerçekten hakkınız mı? Yoksa avurtlarınızda gevişleyerek tadını çıkardığını sandığınız şey cehennem ateşinden bir parça mı?
Dua ile!

03.11.2013
GARİBCE



[1] صحيح البخاري ـ حسب ترقيم فتح الباري - (9 / 89) أَنَّ أُمَّ سَلَمَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهَا عَنْ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ سَمِعَ خُصُومَةً بِبَابِ حُجْرَتِهِ فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ فَقَالَ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ وَإِنَّهُ يَأْتِينِي الْخَصْمُ فَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَنْ يَكُونَ أَبْلَغَ مِنْ بَعْضٍ فَأَحْسِبُ أَنَّهُ صَادِقٌ فَأَقْضِي لَهُ بِذَلِكَ فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ بِحَقِّ مُسْلِمٍ فَإِنَّمَا هِيَ قِطْعَةٌ مِنَ النَّارِ فَلْيَأْخُذْهَا ، أَوْ لِيَتْرُكْهَا.

3 yorum:

  1. Glbeyaz yazmış: Selamün aleyküm hocam
    “Ben de Bir İnsanım” başlıklı yazınızı okudum. Bir kadı olarak Peygamberimiz, kendisinin gaybı bilemediğini, hükmü ancak tarafların argümanlarını göz önüne alarak verebileceğini ifade ettiği halde bir takım müteşeyyihin gaybı bildiğini iddia ettiğini söylemişsiniz. Hocam, aslında bu durum bizim gibi mütedeyyin ailelerden gelmiş birçok ilahiyatçının karşılaştığı bir durum. Daha bu yaz, böyle bir olaya yakından şahit oldum. Bir ailenin evinde hırsızlık vakıası meydana gelmiş, bu aile polise başvurmadan meseleyi mürşidlerinin çözüme kavuşturmasını istiyor. Mürşid de istihareye yatarak ya da bilemiyorum hangi yollarla kimin suçlu olduğunu tespit edecekmiş. Yani müdahale etmek istiyorum, eğer böyle bi’ şey mümkün olsaydı hukuk denen şey ne diye var, diye; ama öyle inanıyorlar ki ve bu hep böyle süregelmiş, hiçbir şey diyemiyorum. Doğrusu ben dahi acaba bilebiliyor mu diye düşünmeye başlamadım değil. Gerçekten böyle bişey mümkün mü, mümkün olsa dahi mürşidlerin buna müsaade etmeleri, böyle bir vazife(!)yi icra etmeleri doğru mu? Yazınızdan bunun mümkün olmadığını belirtmişsiniz; ama rica edersek biraz daha açabilir, bizi aydınlatabilir misiniz, hocam?
    Yazılarınızdan epey istifade etmekteyiz, teşekkür ederiz. Allah kolaylık versin.

    YanıtlaSil
  2. herdogan38@.

    'Nerde bizde müslümanlık, geçmiş insanlık bile;
    Adem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nafile!
    Kaç hakiki müslüman gördümse, makberdedir,
    Müslümanlık, bilmem ama, galiba göklerdedir..!'
    Selam ve rahmet Koca Akif Dede'ye...
    Ve selam hayatın içinde yürüyen akademisyenlere..!

    YanıtlaSil
  3. Şahin Ozyurek: Ömrünüze bereket hocam, müsadenizle paylaşalım da belki okuduğunu bizden daha da anlayan birileri okur. Kimbilir?


    Hüseyin Erdoğan Kütüphane dolusu bir bilgi..Müslümanların müslümanlaşması açısından..

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...