23 Temmuz 2013 Salı

Görücülükten zumlamacılığa değişim


“Ne olacak bizim bu oğlanların hali!” başlıklı yazımızda hem oğlanların hem de kızların evlenmelerinin giderek zorlaştığından söz etmiş ve “Fuzûlî” olarak da olsa gençlere yardım etmek gerektiğinden söz etmiştik.
Hayat öyle bir şey ki su gibi akıyor ve bu akışla birlikte her şey değişiyor. Bugünkü akan su dünkü akan su değil, bu kesin. Fakat, “bugünkü suyun dünkünden farkı nedir?” diye sorduğunuzda da alacağınız cevap hemen çoğu kez bir “Hiiiç!” oluyor.
O zaman ne değişti ne değişmedi.
Aslında oyuncular değişiyor, araçlar, yollar, usuller bunlar hep değişiyor. Fakat bunların gerisinde duran asıl saikler, bizi harekete geçiren ihtiyaçlar değişmiyor.
Evlilikle ilgili eskiden evlenecek adayların birbirlerine akın edebilmeleri için illa ki birinin “elbir”lik yapması gereği vardı. Çünkü çoğu kez oğlan kızı göremezdi. Kızların oğlanları görme şansı daha fazlaydı.
Biri kızın ya da oğlanın dizinin dibine oturur ve onun kulağına falancanın oğlunun ya da kızının adını fısıldardı. İçlerine aşk ateşi düşmesi için bazı kereler adı bile yeterdi. Kızlar köylerde su getirmek için köy meydanındaki çeşmelere giderlerdi. Oğlanlar bu anları bir fırsat bilirlerdi. Yahut düğünlerde,  şenliklerde göz göze gelirler birbirlerine vurulurlardı. Geleneklerin katı olduğu yerlerde ya da ailelerde oğlanın evlendiği kızı ancak gerdek gecesinde gördüğü bile olurdu.
Hayreddin Karaman (kendisi benim doktora danışman hocam olur)  Konya’da İmam Hatip Okulunu okurken (1953) habersizce nişanlamışlar ve durumu mektupla kendisine yazmışlar, hocayı çok seven kayınpeder öyle numaralar çekmiş ki iki yıl süren nişanlılık döneminde hoca kızı asla görmeye muvaffak olamamış. Ebesine yalvarmış bari cansız bir hayalini göreyim diye. Ebesi bu işin bir şekilde üstesinden gelmiş ve kızın üç yaşında iken elinde bir üzüm salkımı ile çekilmiş fotoğrafını getirmiş. Ne yapsın, başkası yokmuş. Sonrada gripin kapağının üzerindeki başı ağrıyan bayanın resmini gösterip, “Aha böyle biri!” demiş Hocanın merakını giderebilmek için. Hoca 1956’da İmam Hatip orta kısmını bitirmiş olarak yirmi iki yaşında evlendiğinde ancak zifaf gecesinde hanımının yüzünü görebilmiş. Tepkisi “Kardeşine benziyormuşsun!” olmuş ve beğenmiş ve hep beğenmiş. (bk. Hayreddin Karaman, Bir Varmış Bir Yokmuş Hayatım ve Hatıralar, İz Yayıncılık 2008, I, 159)
O dönemlerde aile büyükleri ya da yakın dostlar araya giriyor ve işi bitiriyorlardı. Tabi dışarıdan bir gözle her iki ailenin birbirlerine denkliklerini dikkate alarak bu işi yaptıkları için asırlar boyu bu iş sağlıklı neticeler vererek yürüyordu. Hem evlenme yaşı oldukça küçüktü, kızlar ayrı bir eve değil, ailenin yanına gelin geliyorlardı. Üstelik nikahta da keramet vardı.
İhtiyaç vardı ve bunu karşılamanın yolu da işlek bir biçimde çalışıyordu.
Şimdiye gelince artık herkes meydanda. Hem oğlumuz hem kızımız sosyal hayatın içinde. Otobüste, caddede, okulda, camide, sinemada… kısaca her yerde. Kimsenin kimseden kaçtığı, göçtüğü yok.  Kimsenin bir başkasını görememe diye bir derdi yok. Herkes ve her şey ortada. Sosyal Medya evin mahremiyetini de bitirdi.  Dolayısıyla böyle bir ortamda evlilik için artık görücü usulüne ihtiyaç kalmadı. Elhak bu doğrudur, fakat bu kez de bir başka sorun vardı: Herkesin ve her şeyin meydanda olması, herkesin birbirine benzer bir hal alması.
Mezuniyet hatıra fotoğrafları vardır. Öğrenciler merdivene boy boy dizilirler ve topluca fotoğraf çektirirler. Bakınca herkes meydanda ve ortalıkta, ama hepsi birbirinin aynı.
Alta not düşülür: İkinci sırada sağdan üçüncü kişi benim diye.
Temel, Hollanda da iki cins inek arasında boynuzlarından tutarak fotoğraf çektirmiş ve Fadime’ye göndermiş: Altına da yazmış: Ortadaki benim!
İşte böylesi bir durumda herkesin flu bir görünüm arz ettiği ortamlarda zumlama ihtiyacı belirdi. Öyle ya herkesin görünür olduğu bir ortamda özel olarak bizim dikkat nazarlarımızı üzerine çekeceğimiz kişiyi nasıl belirleyeceğiz.
Eskiden görücülüğü bir yol olarak doğuran ihtiyacın bir benzerinin burada da kendisini hissettirdiği gözüküyor.
Bu zumlama işini ya evlenmek isteyen adaylar kendileri yapacaklar. Ulaşmak istedikleri kimselerin dikkatini çekebilmek için gerekirse dokuz tombalak atacaklar.
Ya da gene bu iş büyükler/ dostlar olarak bize düşecek.
Görülüyor ya her şeyin değiştiği bir dünyadayız ama aslında saikler değişmiyor.
İhtiyaçlar hep aynı duruyor ve ihtiyaçlar kendi usul ve yollarını da oluşturuyor.
Dua ile!
23.07.2013

GARİBCE

1 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...