9 Kasım 2012 Cuma

TEBERİK





Köyümüz, Toros Tahtalı Dağları içinde dört taraflı vadi yamaçlarıyla ve dağlarla çevrili, uzaktan bıkılınca vadi içinde olduğu için görülmeyen, ancak üzerine gelindiği zaman görülebilen kuytu bir yer. Köyün kuzey tarafını Bayraklı dedikleri yamaç oluşturur. Sığırların geliş gidişiyle oluşan cılgaların (patika) üzerinde biri aşağıda biri yukarıda iki tane  ardıç/andız ağacı vardı. O ağaçlar her nasılsa yerlerinde hâlâ duruyor.  
O iki ağaca teberik derlerdi ve ben anlamının ne olduğunu bilmezdim.

Köyümüzde kullanılan dil içinde kök itibariyle  Arapça olan ancak zamanla Türkçe’nin fonetiğine ve yapısına uygun hale gelen çok kelime vardır. Bu sadece bizim köye aittir de denemez. Muhtemelen Anadolu’nun pek çok yerinde benzer durum vardır.

Sonra tabii okuduk ve Arapça’yı da öğrendik.  Zamanla Esmâ’yı öğrenen babamızdan intikal eden genetik bir özellik sebebiyle olmalı ki isimler ile müsemmaları arasında ilgi kurma arayışı ve merakı bende de uyandı. Ayağa giyilen şeye neden “ayakkabı” dedikleri, anahtara neden açkı, kağnının okunu havada askıda tutan dikece neden “dayak” dediklerini irdelemek ilgi duyduğum bir husus oldu. Belki yıllar boyu hayatımı kazanmak için dil öğretmemin de bunda bir etkisi olmuştur.

Sonra dikkat ettim. Sohbet meclislerinde insanlar “teberrüken” bir âyet ya da hadis okurlardı. Ya da meclis dağılırken teberrüken Asır suresini okuyuvermek adettendi.
Böylece öğrendik ki bizim “teberik” meğer Teberrük’ün Türkçeleşmiş şekli imiş.

Teberrük” ise bereket kelimesinden türetilmiş ve “bereketlenmek, uğurlu olmak, feyz almak gibi anlamlara geliyor. Bereket ise sözlüklerin derlemesine göre,  bolluk, gürlük, ongunluk, feyz, feyezan, yağmur; meymenet, saadet, mutluluk, Allah vergisi gibi anlamlarda kullanılıyor.

Vaktiyle bizim köy halkı Bayraklı’nın yüzündeki tüm ağaçları kesmişler, yok etmişler. Eskilerin anlattığına bakılırsa davar sürüsü içine girse görülmeyecek şekilde ormanmış vaktiyle oralar. Hep kesmişler, yok etmişler. Şimdi oraların bir zamanlar orman olduğuna delalet edecek ağaç kökleri bile yok. Ama sonunda köyün maşerî vicdanı sızlamış olmalı belli, demişler ki bari şu ikisine dokunmayın, teberik kalsın.

Ve o iki ardıç/andız teberik kalmış. Şimdi biz bir yadigar olarak, bir uğur, bir yümn ü bereket olarak o ağaçları seyrediyor, yamacı inerken çıkarken dibinde gölgelenip, dinleniyor ve  mutluluk duyuyor, Allah’ın bu ağaçlar sebebiyle üzerimize indireceği sekinesini, feyz ve bereketini umuyoruz.
Kala kala bir onlar kalmış teberik.
Gene de büyük adamlarmış, hiç teberik de bırakmasalar kim ne diyecekti ki.

Onlar geçimlerini ormandan temin ediyorlardı, nüfus azdı, doğal dengeler buna rağmen bozulmamıştı. Ama şimdi nüfus normalin üzerinde çoğaldı. Her taraf kirletildi. Bakir alan kalmadı. Dengeler bozuldu. Bu dengeleri yeniden tutturabilmek için ağaç kesen o dedelerin torunları olarak bizlerin, biraz da ruhları şad olsun, kemikleri az sızlasın diye en az onların kestikleri kadar ağaç yetiştirmeliyiz. Dikmek yetmiyor, onları asıl yetiştirmek, büyütmek lazım geliyor.

Videosunu internete koymuşlar. Bir tanesi geceleyin Darıca’da yol kenarında kocaman olmuş bir ağacı uzunca bir uğraş sonucu kırıyor. Ne azim ne azim! Artık belli ki fidan olmaktan çıkmış, kendisini kurtarmış olan koca ağacı kırıyor; adamın ayı gücü var, ispat etmek istiyor. Ağaca karşı deve kini var, belli ki onu kusuyor.

O yüzden eskiden ağaçları keçilerin ayaklamasından, eşeklerin kemirmesinden korumak için özel çaba gösterirlerdi. Şimdi bir de bu türden kendini bilmezler çıktı.

İşte böyle.
Siz de evinizin önü ya da arkasına hiç olmazsa bir tane teberik olsun diye bir ağaç dikin. Yümn ü bereket olsun; onu büyütmenin huzurunu görün.
Dua ile!

10.11.2012
GARİBCE

2 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...