20 Nisan 2013 Cumartesi

Bir Hilfu’l-Fudûl Kursak Gelir Misin?




Hicretten otuz üç yıl (bazı rivayetlerde yirmi sekiz veya on sekiz yıl) önce Mekke’de yapılmış bir bir pakt vardı; adı hilfu’l-fudûl idi. Mekke’de kabileler arasında zaman zaman çekişme ve çatışmalar oluyor, ayrıca dışarıdan hac ve ticaret için şehre gelen zayıf ve güçsüz kimselere haksızlık ve zulüm yapılıyordu. Haram aylardan zilkadede vuku bulan böyle bir olay bu paktın kurulmasına sebep olmuştu. Rivayete göre Zübeyd kabilesinden bir kişi umre için Yemen’den Mekke’ye gelmiş ve bir alıcı ile âdet olduğu üzere yanında getirdiği malların pazarlığını yapmıştı. Fakat alıcı malların parasını yapılan pazarlık üzerinden ödemek istememişti. Alıcı nüfuzlu bir kimse olan Âs b. Vâil es-Sehmî idi. Yemenli tacir hakkını aramak üzere çeşitli teşebbüslerde bulundu ise de muvaffak olamadı. Çaresiz kalmıştı. Bunun üzerine Ebu Kubeys tepesine çıkıp yüksek sesle mağduriyetini dile getiren bir şiir okudu. Bu insanların vicdanlarında rahatsızlık meydana getirdi. Hz. Peygamber’in amcası Zübeyr b. Abdülmuttalib’in öncülüğünü yaptığı teşebbüs şehrin en yaşlı, zengin ve nüfuz sahibi kabile reisi Abdullah b. Cüd’ân et-Teymî’nin bir toplantı yapmasını sağladı. Toplantıda hazır bulunanlar her ne haksızlık olursa ona karşı çıkmayı ve zulmü önlemeyi amaçlayan “hilful-fudûl = erdemliler paktı” adıyla bir ittifak oluşturmayı kararlaştırdılar. Paktın kurucuları arasında o sırada yirmi veya otuz beş yaşlarında bulunan sevgili peygamberimiz de vardı. Yapılan yemin şöyleydi: “Allah’a and olsun ki Mekke şehrinde birine zulüm ve haksızlık yapıldığı zaman hepimiz, o kimse ister iyi ister kötü, ister bizden ister yabancı olsun, kendisine hakkı verilinceye kadar tek bir el gibi hareket edeceğiz; deniz süngeri ıslattığı ve Hira ile Sebir dağları yerlerinde kaldığı sürece bu yemine aykırı davranmayacağız ve birbirimize mali yardımda bulunacağız”. Paktı kuranlar, yaptıkları işe bir kutsiyet atfetmek üzere de ahitleşmenin ardından Hacer-i Esved’i yıkadıkları mukaddes suyu içmişlerdi.
Tarihi kayıtlar, bu paktın kuruluş sebebi olayı halletmenin ardından daha bir çok haksızlık ve zulmü ortadan kaldırdığını göstermektedir. Bu paktın ihtarına muhatap olanların kimliğine baktığımızda, hepsinin de -aldığı malın bedelini ödemeyen Übey b. Halef ve Ebu Cehil, bir hacının kızını kapatan Nübeyh b. Haccâc gibi- nüfuzlu kişiler olduğu ibretle görülmektedir. (Muhammed Hamidullah, “Hilfu’l-fudûl”, DİA, XVIII, 31-32).
Ey sevgili peygamberim, ey bi’setten sonra bu ittifaktan her vesile ile övgüyle bahseden, bu yemini kızıl tüylü bir deve sürüsüyle de olsa asla değişmeyeceğini ve tekrar çağrıldığı takdirde de tereddüt göstermeden derhal icabet edeceğini söyleyen (Ahmed, I, 190, 317) yüce hamiyet sahibi yürekli insan, ne olur gel, sızlayan vicdanımızın çıkmayan sesini, sessiz çığlığımızı duy da gel ve ruhaniyetinle aramıza katıl, bize önder ol. Her tarafı zulüm ve haksızlıklar aldı, adalet hakimlerin vicdanı ile cüzdanı arasına sıkıştı kaldı, her tarafta mafya kol gezer oldu. Nüfuzlu kimseler kanunları örümcek ağını bir çırpıda delen sinekler gibi takmıyor, bir şekilde işin içinden çıkıyor. Takılanlar zavallı kolu kanadı kırık olanlar. Açlıktan ekmek çalana aslan kesilen yargıçlar, deveyi havutu ile yutanlara, büyük hortumculara bir şey yapamıyorlar. Kümesteki tavuklar, tilkiye emanet edilir oldu. Vaktiyle bir baş “Verdimse ben verdim” dedi. O akşam bir yorumcu “derdimi kime şikayet edeyim ki anamı eden kadı” diye bütün millete dert yandı. Ama sonunda kim duydu kim anladı. Herkes üç maymunları oynuyor; duymadık, görmedik, bilmiyoruz.
XIX. asırda Develi’li Seyrani (ö. 1866) şöyle diyordu:
Eyvah fukaranın beli büküldü
Meded ticaretin gücüne kaldık
Eyiler âlemden göçtü gitti
Bizler zemanenin piçine kaldık

Rüşvet ile yazar hâkim hücceti
Hüccet ile alır kadı rüşveti
Halk bilmiyor dini, şer’i sünneti
Bozuldu sikkenin tucuna kaldık

Sene bin iki yüz altmış beş tamam (1849 ?)
Okunur ezanlar boş bekler imam
Seyranî bu nutkun sonu vesselâm
İnanın dünyanın ucuna kaldık[1]
Sen çağdaş dünyamızda bu hilfu’l-fudullara ister sivil örgüt de, ister demokratik tepki de… adı her ne olursa olsun, insaniyetimizle ilgili, içimizdeki vicdanımızın sesini duymakla ilgili olarak iyiliklere destek, kötülüklere köstek olmada ortaya çıkmamız ve gerektiğinde öncülük etmemiz, o cesareti kendimizde göremezsek, hiç olmazsa bu tür öncü hareketlere destek olmamız gerekmez mi? İnsani değerlerimiz birer birer elden gidiyor, kıymetlerimiz çiğneniyor, şerefler ayaklar altına alınıyor. İnsanlar değer olarak paradan başka bir şey bilmez hale geldiler. Ona ulaşmak için her yola girdiler, para eden ne varsa pazara sürdüler. Bundan ırzlarımız, namuslarımız da payını aldı. Mutlaklaştırılan ve tapınılır hale getirilen parayı kontrol altına almak için kullanılan güç meşruiyetin de ölçütü oldu. Amerika, İsrail yaptıysa haklı; Irak, Filistin halkı yaptıysa haksız oldu. Ne uluslararası hukuk, ne şu ne bu? İşte böyle bir ortamda, size o hilfu’l-fudulları kurdurtan ruha ne kadar çok ihtiyacımız var ya Rasûllah! Eğer senin kutlu soluğun bu tür oluşumlara can vermezse, bizde o kudret hiç olmayacak Ya Rasûllah!
Ne olur gel, yeniden aramızda ol! Aramızda ol ki hep beraber ant içelim ve diyelim ki her ne zulüm ve haksızlık yapılırsa hepimiz ona karşı çıkacağız, haksızlığa uğrayanın aidiyeti, dini, ırkı, ülkesi, ülküsü ne olursa olsun, kendisine hakkı verilinceye kadar tek bir el gibi hareket edeceğiz; dünya durdukça bu yemine aykırı davranmayacağız ve her konuda birbirimize yardımda bulunacağız, dayanışma içinde olacağız.
Gelin Rabbimizi de buna şahit tutalım. Bize güç ve kudret vermesi, sabır ve metanetimizi artırması için O’na dua edelim.
Rabbimiz, bizi Hak’tan hakikatten ayırma!
Ayağımızı doğru yoldan kaydırma!

Eski bir yazı idi. Kutlu Doğum vesilesiyle paylaşmak istedik.
Dua ile!
20.04.2013
GARİBCE



[1]     H. Avni Yüksel, Âşık Seyranî, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1987, s. 79.

1 yorum:

  1. herdogan38@.
    Garibce'm! Bu günler de aklıma iki şey takılıyor: 1. Günün müslümanını Allah Ve Peygamberine uymak kesmiyor gibi geliyor bana. İlla ki, bir üsdat, bir âbi, bir efendi bulmak mı gerekir, ne dersiniz?
    2. Dün akşam Mevlid kandili dolaysıyla, 'Muhammd'ül-Emîn' olan Efendimize inananların coğrafyasına bakıp, insanlara şöyle bir soru sorulsa: 'İnancınızın,canınızın,malınızın ve de namusunuzun güvende olduğu hangi İslam Ülkesinde (!) yaşamak istersiniz'* dense, cevap ne olabilir? Evet Üsdat, lütfen siz söyleyin, hangi ülkede yaşamak isterdiniz...?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...