3 Nisan 2013 Çarşamba

Ah bir önceliklerimizi belirleyebilsek!




Ubade b es-Sâmit anlatıyor:
Ben Birinci Akabe Beyatı’nda bulunanlardandım. On iki adam idik. Rasûlullah’a (sav) “kadın beyatı” yaptık. Bu olay henüz savaş farz kılınmadan önceydi.
Beyatımız şu şartlar üzere yapılmıştı:
1. Allah’a hiçbir şey ortak koşmayacağız.
2. Hırsızlık yapmayacağız.
3. Zina etmeyeceğiz.
4. Çocuklarımızı öldürmeyeceğiz.
5. Ellerimiz ve ayaklarımız arasından uydurmak suretiyle iftira yapmayacağız.
6. Marûf olan (yani ortak akla ve insanlığın genel vicdanına ters düşmeyen, güzel karşılanan) konularda ona isyan etmeyeceğiz.
Hz. Peygamber bizim verdiğimiz bu ahde mukabil şöyle buyurdu: “Eğer bu ahdinize riayet eder ve verdiğiniz sözü tutarsanız size cennet vardır. Yok sözünüzü tutmayıp bunlardan bir kısmını işleyecek olursanız durumunuz Allah’a aittir; diler sizi affeder ve dilerse de azap eder.”[1]
Bu beyata “Bey’atu’n-nisâ = Kadın beyatı” denmesinin sebebi Mümtehine suresinde kadınlar tarafından yapılan beyat ile aynı içeriğe sahip olmasıdır.[2] Bilindiği gibi Hicret öncesinde henüz cihad farz kılınmamıştı. Zaten Müslümanlar kendi canlarının derdindeydiler. Savaş bir tarafa canlarını kurtaramıyorlardı ve birçoğu öncesinde Habeşistan’a ve şimdi de topluca Yesrib’e (Medine) göç etmenin yollarını arıyorlardı.
Allah dinine elbette yardım edecekti.
Yesrib’li Evs ve Hazrec adlı iki kardeş kabile yıllarca birbirlerini yemişler ve adeta tükenmişlerdi. Kendilerini bir araya getirecek ve yeniden sulh ve sükunu sağlayacak bir otoriteye ihtiyaçları vardı. Onların bu ihtiyaçları ile Hz. Peygamber’in kendisine ve müminlerine yeni bir yurt arayışı içine girmiş olması buluşmuş ve yapılan beyatlar sonucu Yesrib’e göç edilmesi kararlaştırılmıştı.
Hicret ile birlikte Yesrib, Hz. Peygamber’in şehri anlamında el-Medine adını alacak ve İslam’ın nuru işte bu yeni merkezden yayılacaktı.
Peki, İslam’ı ve Müslümanları güçlü kılan neydi?
Kanaatimce o gücü bu beyat metninde de görmek mümkündür.
Can derdine düşmüş ilk Müslümanların ve onların aziz peygamberinin bu yeni kavmin Müslüman olması sırasında ileri sürmüş olduğu şartlar bu gücün ipuçlarını veriyordu.
Tevhid elbette her şeyin başıydı. İman başlı başına bir güçtü.
Bunun yanında iman etmiş biri olarak Müslüman asla hırsızlık etmeyecek, zina yapmayacak, açlık vb. korkular yüzünden çocukları öldürmeyecek, iftira atmayacak, herkes onun elinden, dilinden ve belinden emin olacaktı.
Çocukların öldürülmesinden maksat, cinsiyet ayrımcılığının sonucu kız çocuklarının öldürülmesi olabileceği gibi, (el-Enâm 6/151; el-İsrâ 17/31) ayetlerinde de atıfta bulunulduğu gibi açlık korkusu yüzünden çocukları özellikle de “kaşık düşmanı” kız çocuklarını öldürmeyi murat olabilir.
Hz. Peygamber diğer yandan itaati “mutlak, sorgusuz sualsiz bir itaat” değil, marûfa itaat şeklinde de kayıtlamıştı.
İşte bu ahlâkîlik, işte bu ilkeliliktir ki Müslümanları ve İslam’ı güçlü yapmıştı.
Bu ruhtan uzaklaştıkça, ahlaken değer kaybettikçe Müslümanlar zelil olmuşlardır.
Onları bir arada tutan en güçlü bağ işte bu ortak ahlakîlik esaslarıydı.
Her şeyi kaybetsek de bunları kaybetmememiz gerekirdi.
Çünkü Müslümanlığın asgarî koşulları bunlar demekti.
Sağlam ve sahih bir inanç düzlemi üzerine bina edilen ibadetlerimiz bile işte bu ahlakîliği sağlamak ve sürdürmek içindi.
Dua ile!

03.04.2013
GARİBCE




[1] البداية والنهاية - (ج 3 / ص 184) عن عبادة - وهو ابن الصامت - قال: كنت ممن حضر العقبة الاولى، وكنا اثني عشر رجلا. فبايعنا رسول الله صلى الله عليه وسلم على بيعة النساء، وذلك قبل أن يفترض الحرب، على أن لانشرك بالله شيئا، ولا نسرق، ولا نزني، ولا نقتل أولادنا ولا نأتي ببهتان نفتريه بين أيدينا وأرجلنا، ولا نعصيه في معروف. فإن وفيتم فلكم الجنة، وإن غشيتم من ذلك شيئا فأمركم إلى الله، إن شاء عذب وإن شاء غفر.
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَنْ لَا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (12)
“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek,[2] hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (el-Mümtehine 60/12)

1 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...